4. Pembe Wolkswagen

1770 Kelimeler
Laurent'in yatağının hemen üstünde bir pencere vardı. Akşam perdeyi kapatmayı akıl edemediğimden bütün güneş ışığı şimdi suratıma yansıyordu. Sıcaklık yüzünden daha fazla uyuyamayacağımı fark ettiğimde yatakta doğruldum. Her tarafım sızlıyordu. Üstelik dün gece dişimi fırçalamadan yattığım için ağzımda kötü bir tat vardı. Kapıya iki kez tıklatılmasıyla dikkat kesildim. "Kahvaltı hazır Faith!" Neyse ki Laurent'ın sesiydi peki neden kalp atışlarım bir anda şahlanmıştı? Gelip de Alec'in kapımı çalmasını beklemiyordum öyle değil mi... Sızlanarak yataktan kalkıp paytak adımlarla kapıyı açtım. Alec ile burun buruna gelmeyi beklememiştim. Üstelik henüz yüzümü bile yıkamamış bir halde bana bakıyordu! Hemen göz temasını kesip kendimi en yakın boş alana fırlattım. Ayağım ani darbemle acırken inilti çıkarmamak adına dişimi dudağıma bastırdım. Lavabo olduğunu düşündüğüm yere neredeyse koşarcasına girdiğimde kalbim ağzımda atıyordu. "Kendine gel!" Kalbime bir kaç kez vurup soğuk suyu yüzüme defalarca çarptım. Diğer işlerimi de halledip saçlarımı ellerimle taradım. Aynadaki görüntüm mide bulandırıcı duruyordu. Dün gece Sam yüzünden ne uyuyabilmiş ne de uyuduğum anlarda düzgünce nefes alabilmiştim. Gözaltı morluklarımı kapatmak için bile hiçbir şeyim yoktu. Bozulan kâküllerimi suyla yana yatırıp alnımı açtım ve nihayet kalp atışlarım düzene girdiğinde salona çıktım. Alec ve Laurent kahvaltı masasına oturmuş gülerek yemek yiyordu. Sessiz adımlarla boş kalan sandalyeye oturdum. "Bugün yurda gidip eşyalarımı almam gerekiyor." "Gideriz." diyerek kısa bir cevap verdiğinde Laurent tabağıma yumurta koyuyordu. Alec suratıma bile bakma zahmetine girmemişti. "Eşyalarımı aldıktan sonra kendime kalacak bir yer bulurum." "Sahi yanlış anlama ama Alec ile aranızda bir şey yoksa neden?" "Şey ben..." Yutkundum. Gergince çatalı elime alıp yumurtayı didiklerken Alec olaya müdahale etti. "Yurttan çıkış yaptıktan sonra okulla sorun çıkmış. Halletmesi gereken işler var henüz eve dönemez." "Ah anladım. Kendine kalacak bir yer bulmana gerek yok burada kalabilirsin. Burası bazen can sıkıcı olabiliyor." Dalgınca pencereye doğru baktı ve derin bir iç çekti. Ne zaman bu hale geldiğini merak ediyordum. Onunla beraber parkta oyun oynadığımız zamanlarda bir sorunu yoktu... "Bıdık buraya gel kızım!" Kedi adını duyduğu anda uykusundan uyanıp koşar adımlarla Laurent'in yanında bittiğinde istemsizce tebessüm ettim. Bıdık bembeyaz tüyleriyle çok tatlı bir kediydi fakat oyun oynamayı pek sevmiyordu anlaşılan. Laurent'in verdiği yumurtayı havada kapıp yediğinde Alec umursamazca kahvaltısını ediyordu. "Bir köpeğiniz vardı ona ne oldu Faith?" "O dokuz yıl önce öldü." Tıpkı duygularım gibi Daha fazla konuşmayıp tabağıma konan yemekleri yedim. Laurent çoktan yemeğini bitirmiş televizyonun karşısına geçmişti bile. Bir komedi programı seyrediyordu. Neşeli ve pozitif bir çocuktu ne var ki Alec onun tam zıttıydı. Belki biraz pozitif olabilmeyi başarsaydı şimdi... "Kıyafetlerin kurudu giyinip hazırlan götüreyim seni yurda." "Tamam." Bu sefer uzatmayıp masadan kalktım ve tabakları tezgaha bıraktım. Laurent çıkan şangırtı sesiyle kafasını bize çevirmişti. "Ben hallederim sen hazırlanmana bak. O pantolon ve ceketle harika görünüyordun dün!" Bana göz kırptığında şaşkınca bakakaldım. Hemen ardından utançla üst kata kaçtığımda burada kalmanın bir işkenceden farksız olacağını biliyordum. Kendime acilen bir yer bulmalı ve asıl odaklanmam gereken meseleye odaklanmalıydım. Kurumuş kıyafetlerimi giyerken vücudumun çoğu yerinde morluk olduğunu fark etmiştim. Annem şu halimi görse kim bilir ne düşünürdü? Acınacak haldeydim. Dar siyah pantolon yıkandığı için daha da daralmıştı ve canımı yakıyordu. Yine de mızmızlanmadan giyindim. Topuklu botlarımın içine çorap giymemek tamamen sabah acelesi yüzünden olmuştu. Şimdi ceremesini çekiyordum işte. Alec'in kıyafetlerini hızla kirli sepetine fırlatıp aşağı kata indim. Merdivenleri bu ayaklarla inmek öyle zordu ki neredeyse gözümden yaş gelecekti. Merhametsiz Alec'in insafına kalmıştım. Bir dakika o da neydi? Alec elinde bir çift mavi plastik terlik mi tutuyordu? Şaşkınca terliklere bakarken onları bana doğru uzatmasıyla virüsten kaçar gibi geri kaçtım. "Saçmalama giy şunu yedek ayakkabım yok." "En azından plastik olmayan bir terlik olabilirdi!" "İstemiyorsan sen bilirsin." Terlikleri atacağı sırada hızla elinden kaptım. Elbette sadece arabada giyecektim. Topukluları ayağımdan çıkarıp terlikleri giydiğimde uzuvlarım bana teşekkür ediyordu. Arabaya bindiğimizde geri geri gitmek için kolunu benim koltuğuma dayamıştı. Şu temas bile tenimi ısıtırken... Hayır hayır sadece uzun süredir kimseyle çıkmadın Faith. Hepsi bu kadar tekrar ret yemek istiyorsan buyur aşık ol işte karşında Alec! "Biraz olsun gülümseyemez misin Faith?" "Gülümseyebilecek bir konumda mıyım sence?" Bir hah sesi çıkarıp kollarımı göğsümde kavuşturdum. Bunu söyleyen Alec hayatında benim kadar fazla gülebilmiş miydi acaba? "Tamam haklısın yine de... Her neyse boş ver eminim yine geçerli bir sebep bulursun." "Evet bulurum." Emniyet kemerimi hışımla takıp penceremi açtım. Alec de nihayet anayola çıkabilmeyi başarmıştı. Ayağımda bana en az üç numara büyük terliklerle yurda gidiyordum ve birini öldürmekten suçlanıyordum. Ne kadar da harika bir gün geçiriyordum! Yolda tamamen sessizdik. Bu sessizlik beni hiç olmadığı kadar fazla yoruyordu. "Hiç arkadaşın yok mu?" "Yok." Arkadaşımın olup olmaması onu neden ilgilendiriyordu sanki? Ah tabi evinde kalmamı istemiyordu ne de olsa sabah Laurent evde kalabilirsin dediğinde Alec tamamen sessizdi. "Yine de birilerini bulurum." Mesela beni pijama partisine davet eden o kızlar mesela... Mesela mesela hiç kimse... "Bulsan iyi edersin Laurent'in tehlikeye girmesini istemiyorum." Sözleriyle canımı ne kadar çok yaktığını fark edemiyor muydu? Yutkundum. Boğazıma kocaman bir öküz oturmuştu. Aslında haklıydı Laurent'in zarar görmesini bende istemezdim. "Benden ayaklı bir bombaymışım gibi bahsetmeyi bırak. Laurent tehlikede değil hatta bende değilim." "Öyleyse dün bana yalan mı söyledin yani?" "Neden benimle konuşmak için bir konu açıyorsun ki konuşmak istemiyorum." "Seninle konuşmak için yapmıyorum bunu. Laurent için söylüyorum." "Tamam her neyse beni yurda bırak ve çek git tamam mı?" Sinirle soluyup gözlerime kadar gelen gözyaşlarımı geri kovaladım. "Peki ne halin varsa gör." Ne halim varsa göreyim... Kesinlikle göreceğim Alec kesinlikle! Yurda geldiğimizde terlikleri çıkarıp hemen botlarımı giyindim ve yüzüne dahi bakmadan arabadan çıktım. Kapıyı sertçe kapattığımda bundan gurur duyuyordum. Arabadan indiğim dakikadan itibaren kendimi güvensiz hissetmiştim. Her şeye rağmen dün gece şehirden uzak ve güvendeydim oysa şimdi... Sakin ol Faith. Kamera açısından düzgün görünmemiş olabilirsin üstelik parmak izin kayıtlı değil. Kendimi bir şekilde telkin edip bavulumu aldığımda tamamen ortada kalmıştım. Şimdi nereye gidecektim? Koca valizle dolmuş durağına gittiğimde yaz yağmuru atalamaya başlamıştı. Ahmak ıslatan yağmur... En azından param vardı bir otelde falan kalabilirdim ah hayır hiçbir yere kayıt yapamazdım. Lanet olsun! "Faith!" Bana seslenen kişiye göz ucuyla baktım. Çılgın kızlar durakta durmuş bana bağırıyordu. Pijama partilerini reddettiğim kızlar şansıma karşıma çıkmıştı. Pembe wolkswogen karşısında yüzümü buruşturmadan edemedim. Arka koltukta sıkış tepiş oturan kızlar bana yer açmak için birbirinin üstüne çıkıyordu. Daha şimdiden arabanın kokusunun üzerime sindiğini hissedebiliyordum. April arabadan inip bana sormadan valizimi bagaja koyduğunda kol gücüne hayran kalmadan edememiştim. Sarı saçlarını savurup elimden tutarak arka kapıyı açtı. Ağzımdan tek kelime bile çıkmıyordu ne de olsa yardıma muhtaçtım. Kızların benim için boş bıraktığı o küçücük yere oturup kapıyı kapadıktan sonra hemen pencereyi açtım. "Faith! Olanları bilmiyorsun çok şaşıracaksın!" "Şaşırmayacağımdan eminim..." Kendi kendime fısıldadığımda April ile dikiz aynasından göz göze gelmiştik. Kahverengi gözleri beni baştan aşağı süzdüğünde kendimi rahatsız hissettim. "Pijama partisini yapamadık dün o yüzdeeeeen bugün telafi edeceğiz!" Ön koltuktaki kız cıvıldayarak konuşup radyoyu açtı. Çıkan hareketli şarkıyla beraber yanımdaki kızlar dans etmeye başladığında acıyan yerlerim sızlıyordu. Bütün yol boyunca dirseklere maruz kalmış, April'ın tuhaf kıskanç bakışlarını üzerimde hissetmiş ve kusacak gibi olmuştum. Neredeyse üç saattir şehri turluyorduk ve bundan kesinlikle yorulmuş değillerdi. Midem ayağa kalkmadan hemen önce kendimi arabadan atmam gerekiyordu. Bir benzinlikte durduğumuzda April bir şeyler almak için arabadan indiğinde ben de kendimi dışarı attım. Nefes nefese ceketimi çıkardım. Kızlardan da bazıları arabadan inmiş ne danstı ama diye eğleniyorlardı. Kafamı kaldırıp da Sam'in dairesini gördüğüm an alnımdan soğuk terler süzülüyordu. Bu da neydi? April onca yer varken beni neden buraya getirmişti? Dehşet içinde arkamı dönüp bir şeyler satın alan April'e baktım. Burada ne haltlar dönüyordu böyle? "Kaç Faith kaç..." Kendi kendime mırıldanıp geri geri giderken yutkundum. Bu işin içinde April ve çetesi de olabilir miydi? Hemen bagajı açıp valizimi çıkardım. Kızlar bana soru dolu gözlerle bakıyordu. "Tuvalete gidip üzerimi değiştirmeliyim çok terliyim." Bahaneme inanmış gibi gözükseler de onlarında April şeytanından bir farkları olmadığını biliyordum. Bu bir kumpastı! "Bavulu neden götürüyorsun içinden çıkarsana şurada." "Tonla erkeğin olduğu bir alanda bavulumu açmak mı hadi ama Veronica!" Kuşkulu gözlerle beni süzdükten sonra omuz silkti. April gelmeden kendimi lavabolardan birine attım. Kalbim küt küt atıyordu. "Bana mesaj atan kişi April olabilir mi?" Paranoyaklaşma Faith bu sadece bir tesadüf... Hayır değil üç saat dolanıp da bu benzinliği bulmak üstüne bir de şaşıracağım bir şeylerin olduğunu söylemeleri. Hiç mantıklı değil kesinlikle değil. Lavabonun kapısını yavaşça aralayıp pembe arabaya baktım. Kızlar oradaydı fakat April görünmüyordu. Yavaşça kapıyı aralayıp bavulumu sürükledim. Ses çıkarmamasını istesem de bu mümkün değildi. Yine de benzinliğin arka kısmına kadar kızların ilgisini çekmeden ulaşmayı başarmıştım. Nefes nefese duvara yaslandım ve ne yapabileceğimi hesapladım. Alec'in numarasını bile almamıştım üstelik telefonumun şarjı da yoktu. Kafamı uzatıp olan biteni izlemeye karar verdim. April kızlara kızıyor yanlarındaki uzun boylu bir adam öfkeyle elini saçlarında gezdiriyordu. Neler oluyordu? Adamın kim olduğunu göremiyordum ama April bu hareketleriyle kuşkularımı doğruluyor gibiydi. Korkuyla duvara yaslayıp kalp atışlarımı dinlerken şu lanet topuklu ayakkabılardan kurtulmak istiyordum artık ama ne yazık ki bu yakın zamanda mümkün görünmüyordu. Benzinliğin içinde bavulu dağıtıp spor ayakkabılarımı bulamazdım şimdi. Az ilerde bir taksi durağı vardı oraya kadar dikkat çekmeden gidebilirsem kurtulabilirdim fakat olduğum yerden ses çıkarmadan kaçmam mümkün değildi. Bir gayret bavulu kol gücümle kaldırdım ve topuklularımın parmak ucunda benzinliğin çalılarla kaplı alanına geçtim. Her tarafı dikenli çalıların arasına saklanıp önce soluklandım. Stres içinde yere çömelip bağdaş kurduğumda olan bitenin bütün ağırlığı üzerime çökmüştü. Başım zonkluyordu. Benzinlikten bir sigara almam gerekirdi lanet olsun! Durduk yere gözlerim sulandığında bir kaç saniye sonra ağlıyordum. Bavulum ve çalılar bedenimi gizlerken salya sümük ağladım. Sam'in kanla kaplı vücudu, balkondan sürtünerek inişim camların üzerine basmam ve tüm bunların üzerine Alec ile karşılaşmam... Bir yarım saat kadar orada öylece için için ağladıktan sonra şarjı bitmiş telefonuma baktım. Tamamen çaresiz durumdaydım. Sırt çantamı alıp içini kurcalasam da kaçmak için işe yarar bir şey bulamamıştım. "Pardon?" Duyduğum sesle irkilerek arkama döndüm. Benzinlikten biri olduğunu düşündüğüm biri merakla bana bakıyordu. "Ağlama sesi duyduk da..." "Ben şey... Bana yardım edebilir misiniz?" Bir umut yerimden kalkmaya çalıştığımda elini uzatmasına minnettar olmuştum. Kibarca gülümsediğinde şiş gözlerimle bende tebessüm ettim. "Beni kaçırmaya kalkan kişilerden kaçıyorum." "Pembe walkswogenin sahibinden mi bahsediyorsunuz?" "Beni mi sordular?" Dehşetle etrafıma bakındığımda sakin ol dercesine ellerini kaldırdı. Yüz ifadesini görebilmem için şapkasını çıkarmıştı. Terden alnına yapışmış kahverengi saçlarını düzeltti ve masum görüntüsüne şirinlik katan çilleri ortaya çıktı. Çukurda kalan küçük mavi gözleri vardı ve kesinlikle ben zararsızım diye bağırıyordu. "Merak etmeyin bir saat önce gittiler. Kameraya bakmak istediler fakat mümkün olmadığını söyledik." "Peki yanlarındaki şu çocuk nasıl görünüyordu?" "Yanlarında biri yoktu." Kaşlarım çatık elimi alnıma götürdüm. Yanlış görmemiştim öyle değil mi? Hayır muhtemelen dikkat çekmemek için işini kızlara yaptırıyordu... "Biraz dinlenmek isterseniz sizi içeride ağırlayabiliriz." Pek iç açıcı görünmediğimi biliyordum ve bu teklifi nasıl reddedebilirdim ki. Hüzünle burnumu çektim. Bavulumu almak için uzanmıştım ki benden önce davranıp bavulu aldı. Bu kadar nezaket daha fazla ağlamak istememe neden oluyordu. Bir mağdur edasıyla arkasından yürürken başım önüme eğikti. Alec eğer beni kapı dışarı etmeseydi bunların hiçbiri başıma gelmeyecekti! Lanet olsun o eve tekrar gitmek istememem gerekiyordu ama deli gibi orada olmak istiyordum...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE