Rahatsız edici bir yemekten daha rahatsız edici bir şey varsa o da reddedildiğiniz çocukluk aşkınızla yenen yemektir...
Laurent küçük televizyonu açmış talk showlardan birini seyrediyor bu sırada da kucağında durup sürekli uyuyan kediyi okşuyordu. Alec ise önündeki makarnaya çatalı batırıp batırıp alamıyor ve alamadıkça onun da içinde bir yerlerde rahatsız olduğu hissine kapılıyordum. Üzerimde Alec'in gri tişörtüyle ve dağılmış bir suratla otururken neden duş almamakta ısrarcı olduğumu düşünüp kendime kızıyordum.
"Laurent'e bu olaydan bahsetme... En azından adım temize çıkana kadar."
Sessizce fısıldadığımda bakışlarını bana dikmişti. Yorgun görünüyordu. Bana böyle baktıkça devam etmemi istiyor diye düşünerek sözlerimi sürdürdüm. "Annemlere yaz okuluna kaldığımı söyleyeceğim ve yarın buradan ayrılıp kendime kalacak bir yer bulacağım."
Derslerim biter bitmez yurttan erkenden çıkış yapmıştım yine fevri hareketlerimin bedelini ödüyordum. Şimdi kalacak yerim yoktu ve Alec'in merhametine kalmıştım. "Mantıklı." diyerek çatalını tekrar makarnaya batırmaya çalıştı. Makarnalar ona inat yapıp çatala batmayı reddediyordu ya da benimde hissettiğim o gergin duyguyu o da hissediyordu.
Beklentiyle suratına baksam da burada daha fazla kal falan da dememişti. Hem ben neden durduk yere beklentiye girmiştim ki... Hışımla makarnaları ağzıma tıktım ve kafamı başka şeylere yormaya karar verdim. Laurent ne zaman bu hale gelmişti? Ne olmuştu? Ve neden ailesinin yanında durmak yerine burada yaşıyordu...
"Ölen kimdi?"
Alec'in sorusuyla düşüncelerimden sıyrılıp ona baktım. Ölen kimdi...
"Okuldan bir tanıdığım."
"Adı neydi?"
"Tanımazsın."
"Kimdi?"
Israrla gözlerime baktığında sorun yok deyişi aklıma geliyor ve beni deli ediyordu.
"Sam Williams."
Bakışları şaşkınlığa dönüştüğünde tanıyor olduğunu fark ederek yutkundum. Ya gerçekten benim öldürdüğümü düşünüyorsa... Hemen telefonuma sarılmıştım ki küstahça güldü.
"Şu yakışıklı basket takımının yıldızı, kızların gözdesi olan makine mühendisliği okuyan çocuk değil mi?"
"Kusura bakma Alec, senin kadar çocuğu tanımıyordum."
"Yakışıklı olduğunu inkar edemezsin ama değil mi? Üstelik hiç tanımadığın birinin evine gitmek ne kadar mantıklı? Bahse varım yakışıklı ve okulun yıldızı olduğu için seni evine davet etmesi gururunu okşamıştır."
Hararetli bir şekilde konuşuyor bir de üstüne üstlük alaycı bir gülüş takınıyordu. Aptal Alec hayır hayır aptal Faith. Ona neydi de yaptığım seçimleri böyle küstahça yargılıyordu?
"Şansa bak ki şimdi de dokuz yıldır görmediğim bir çocuğun evinde kalıyorum. Ne kadar mantıklıyım..."
Çatalı tabağa sertçe bıraktığımda kedi bile ürkmüştü. Alec kaşlarını çatarak tabağa baktı ardından tuhaf bakışlarını gözlerime çevirdi. Kalkıp kapıya yöneldiğimde Laurent şaşkınca bana bakıyordu.
Ahşap kapıyı açıp verandaya çıktığımda Alec'in peşimden geldiğini duyabiliyordum. Çıplak ayaklarımla toprağa basmadan hemen önce bileğimden yakalamıştı. Bileğimi hırsla çektiğimde beraber çimenlerin üzerine sertçe düştük. Sırtım acıyla kasılırken Alec'in yüzüstü düştüğünü fark etmiştim. Daha ne kadar rezil rüsva olabilirdim bilmiyordum fakat bunları Alec'in gözünün önünde yaşamak daha da utanç vericiydi.
"Bir şey sorabilir miyim?"
Kapıdan bize bakan Laurent'e karşı acı dolu sesler çıkardım.
"Siz ne yapıyorsunuz?"
Alec homurdanarak ayağa kalktı ve üstünü başını silkeledi. Suratında toprak ve çimenlerin izi vardı. Bende sızlanarak ayağa kalktığımda her tarafım ağrıyordu.
"İçeri geç Laurent bizim konuşmamız gereken meselelerimiz var."
"Geçerim ama bir şey daha sormak istiyorum Alec."
Laurent'e karşılık öfkeyle bakıyordu. Laurent tavrını hiç bozmadan bana döndü.
"Sevgili misiniz?"
Suratıma tokat yemişçesine Laurent'e bakarken Alec bir hah sesi çıkardı.
"Asla!"
Öyle bir asla deyişi vardı ki... Gözlerime kadar ulaşan sinir gözyaşlarını geri kovaladım ve yumruğumu sıktım. Çimenlerin üzerine basan ayaklarımı hissedemiyordum.
Laurent cevabını almışçasına içeri geçip kapıyı aralık bıraktı. Alec ise itinayla bana dönmüş öfkeli bakışlarını kusmuştu. Dudaklarım sımsıkı birbirine kenetli suratına bakarken kötü bir şey söylememek için zor duruyordum. Vücudum yavaşça titremeye başlamıştı.
"Neden o eve gittin?"
Kasılmış çenesiyle ve toprak olmuş suratıyla ürkütücü görünüyordu. İçimden suratındaki toprağı silmek geçse de olduğum yerde öylece durdum.
"Önemli olan bu mu? Gittim işte!"
"Cevap ver."
"Önce düzgünce sormayı öğren ondan sonra benden cevap iste."
Eve doğru hamle edecekken durdum ve nefesimi dışarı verdim. Karanlıkta kalmıştık ve cırcır böceklerinin sesi fazlaca geliyordu. Ayaklarım toprağa basmasına rağmen sinirim geçmiyordu.
"Evet haklısın gururum okşandı ve o eve gittim. Şimdi memnun musun?"
Yutkundum. Sam'in o hali gözlerimin önüne tekrar gelmişti. Can havliyle balkondan aşağı tırmanmış ve yine can havliyle çıplak ayaklarla yolda koşmuştum. Berbat haldeydim ve şimdi de çocukluk aşkımla yüzleşiyordum. Bunu bana yapan her kimse benden ciddi anlamda nefret ediyor olmalıydı.
"Aptalsın Faith."
Bu muydu yani? Aptalsın. Beni ittirerek eve girdiğinde arkasından öylece bakakaldım. Gerçekten de dediği kadar var olmalıydım. Hırsla kâküllerimi geriye yatırdım ve eve girmeyerek nehrin kıyısına yürüdüm. Çizilmiş uzuvlarım hafiften esen rüzgarla sızlıyordu.
"Bende Faith isem asıl aptalın kim olduğunu gösteririm hepinize..."
Uzun bir süre nehrin kıyısında oturup kurbağaların sesini dinledim. En sonunda telefondan ailemi arayıp olan biteni haber vermiştim. Küçük bir kasabada yaşıyor olmamız avantajlıydı. Bu koca şehirde tek başıma ah pardon Alec belasıyla başımdan bu olayı def edip hemen eve gideceğim ve intikamı o zaman görecekler...
Eve girdiğimde Laurent'in koltukta uyuduğunu gördüm. Her zamanki gibi kedisi kucağında uyuyordu. Televizyon açık kalmıştı. Gidip televizyonu kapadım ve battaniyesini üzerine çektim. Bir kardeşim yoktu ama Laurent gibi akıllı bir kardeşim olmasını isterdim doğrusu.
Saat henüz erken olmasına rağmen bende uyumak istiyordum ve Alec ortalarda yokken bir kenara kıvrılmayı düşünüyordum. Gidip tekli koltuğa oturduğumda vücudumun her tarafı sızlıyordu.
Boş bakışlarla bir süre mutfağa doğru bakındım durdum. Ne kadar yorgun olursam olayım gözüme uyku girmeyecek gibiydi. Huzursuzca bunu yapanın kim olduğunu düşünüp duruyordum. O kameralarda ne kadar belliydim...
"Laurent'in odasında uyuyabilirsin."
Merdivende bir anda belirmesiyle sıçradım. Bana ifadesizce bakıyordu. Umursamazca kalktım ve yanından aheste aheste geçtim. "Kusura bakma evde ilkyardım setimiz de yok."
"Kusura bakmıyorum zaten gereksiz duyar kasma."
"Çok-"
"Çok ne?"
Durup dehşet saçan gözlerle ona baktığımda söyleyeceği şeyi yuttu ve sahte bir tebessüm etti. "Çok dayanıklıymışsın." diyerek devam ettiğinde gözlerime bakarak yukarı çıkmıştı. Kahrolası bana Laurent'in odasını bile gösterme zahmetine girmemişti.
"Odam yukarı katta değil Faith. Yukarı kata çıkan bir asansör yok o yüzden alt katta kalıyorum."
Bunu akıl edememiş olarak rezil olduğum için kendimi bir kez daha aptal hissetmiştim. Laurent samimi bir gülüş takındı ve yastığa kafasını yasladı.
"Teşekkürler Laurent sen de olmasan..."
Parmağıyla odasının kapısını işaret ettiğinde merdivenlerden inip odaya girdim. İçimdeki sıkıntı asla azalmıyor Alec ile birlikte daha da katlanıyordu. Kir ve ter içinde kalmama rağmen duş almadan yatağa yattım ve yorganı üzerime örtmeye gerek duymadan gözlerimi kapadım. Laurent'in küçük sevimli odası bana evdeki odamı hatırlatıyordu. Bir an önce gidip eşyalarımı almam gerekiyordu.
Gözlerimi usulca kapattığımda Alec'in asla sözünü anımsadım. Asla kadar nefret edilesi bir kelime daha var mıydı? Üstelik ciddi miydi ve ben neden Sam yerine o aptalı düşünmek zorundaydım?