Ufuk, Öncü’nün yanına gelmeden evvel cesedi arabanın bagajına yerleştirmişti. Dostunun, telefonun diğer ucunda karısıyla konuştuğunu, yüzündeki şekilden şekile giren ifadelerden anlamak zor olmamıştı. Son zamanlarda Öncü’nün keyfine diyecek yoktu; bu durum, sadece Ufuk’un değil, tüm ekibin gözünden kaçmıyordu. Bazen sebepsiz bir sırıtmayla ortalıkta dolaştığında, en aptal olan bile bir şeylerin yolunda gittiğini anlardı. Ufuk, dudaklarının kenarına hafif bir tebessüm yerleştirerek sordu “Yenge miydi?” Öncü, başıyla kısa bir onay verdi. Ardından bakışlarını uzak bir noktaya sabitleyip, derin bir iç çekti. “Ben bu kızı nasıl elimde tutacağım?” dedi, sesi hem ciddi hem de hafifçe yorgundu. “İyice mala bağladın,” dedi Ufuk, dudaklarının kenarında sabırsız bir alay kıvrımıyla. Bazen, kar

