Güneş’in sönmeden önceki son kızıl ışıkları tüm nehri sarıyordu, Adam yine iş olmadığından erken çıkmıştı işten. Belki de iş arkadaşları başına dert açtıklarını düşündükleri için daha fazla iş yüklemek istemediklerinden erkenden gitmesine izin vermişlerdi, çok üzerine düşünmek istemiyordu. Kafasını yorması gereken daha önemli konular vardı zaten, Ethan’ın ona ettiği tehdit gibi.
Ethan’ın kendini değil etrafındakileri hedef alacağını biliyordu, yaşadığı olayın ağırlığını suçu Adam’a atarak gidermeye çalışıyordu belki de. Önemli olan neden yaptığı değil ne yapacağıydı.
‘Eğer Rose değil Ethan ölseydi daha mı iyi olurdu?’
Diye düşündü Adam, düşünceyi hemen kafasından çıkardı. Bencilce kendi iyiliği için başkasının ölmesini düşünmek kötü bir şey olduğundan değil, bu durum onu heyecanlandırdığı için. Ethan’ın bir sonraki yapacağı hamle ve vermesi gereken cevabı düşünmek bile onu heyecanlandırıyordu, son bir yılı kalan bir adam için bencillik yapmak kafasına takacağı bir şey değildi.
Nehirden evine olan yola dönerken bacağına küçük kırmızı montlu bir çocuk çarpıp yere düştü, ayağındaki kalın şort biraz yırtıldı ve bacağı yara oldu. Bacağını ve göz yaşlarını tutarak kendine bakan çocuğu umursamadan yanından geçip ilerledi.
Yoldan geçen bir adam koşup çocuğu kaldırıp evine götürdü, Adam bunu da umursamadı. Sakince evine giden yolda ilerlemeye devam etti. Hava çok soğuk olduğu için eldivenli elini cebinden çıkaramıyordu bile, tek yaptığı üzerine daha kalın bir şeyler giymediği için kendine lanet okumaktı.
Üzerinde kendisinin ve karısının fotoğrafı olan anahtarlıktaki üç anahtardan ortancasını çıkarıp kapıya soktu. Kapı açıldığında kendisini direkt olarak yatağa attı, üzerindekileri değiştirmeden yeni yükselen ayın karanlığında uykuya dalmaya çalıştı.
Gecenin köründe uykusunu almış şekilde uyandı, ne kadar uğraşsa da yeniden uyuyamıyordu. Kabus görüp terler içinde uyanmıştı şimdi de ateşi vardı, başı çatlayacak derecede ağrıyordu. Güneş doğmadan acile gitmeye karar verdi, acilin girişinde onu küçük kasabanın çalışkan hemşiresi Asia karşıladı.
“İyi mi- Tabi ya, iyi olsan burada işin ne ki…”
Basit bir soğuk algınlığıydı Adam’ın içinde bulunduğu hastalık, serum verip düzenli kullanması için ilaç yazmıştı Adam’a. Daha iyi kondisyona geldiğinde sedyeye oturdu, işe gitmeyi planlamıyordu. Evinde oturup dinlenecekti, erken ölmek gibi bir hevesi yoktu şimdilik, gitmeden önce eskiden beri arkadaşı olan Asia ile küçük bir konuşma yapmak istedi.
“İşler nasıl gidiyor?”
Asia yorgunluktan düşmüş mavi gözleri ve çilli yüzü ile Adam’a baktı, durum ortadaydı. Kasabadaki tek hastanenin sayılı hemşiresinin yorucu olmayan bir gün geçirmesi imkansıza yakındı.
“Bildiğin gibi işte, koşuşturuyoruz. İyi gördüm seni karının olayını bu kadar kolay atlatmanı beklemiyordum.”
Adam başını sallayıp çıkışa baktı.
“Tabi, komik bir olay yaşayıp hayatın daha bitmediğini farkettim denebilir.”
Asia’nın hiç ilgisi çekilmemişti ama lafı boşta kalmasın diye cevapladı.
“Ah… İlginç…”
Bu son derece sıkıcı diyaloğu bir telefon araması bitirdi, Adam’ın yüzü taş kesilmişti.
“Bab evinde ölü bulunmuş.”