Durumu idrak etmek için birkaç saniyeye ihtiyacı oldu Ayça Nil’in. Silinen aynaya baktı, bir tek ruj izi bile kalmamıştı. Feyza’ya nazaran daha sakindi olsa da kalbinin hızlandığını hissedebiliyordu.
“Bak bu iğrenç bir şakaysa-“
“Ne şakası! Böyle bir şeyin şakasını yapıyor olabilir miyim?” diye hırlarcasına Ayça Nil’in sözünü böldü Feyza. “Kafayı yiyeceğim, bahçeyi gördün taş çatlasın otuz kişi vardı, kimsenin buraya gelmediğine eminim hatta buradan son çıkan kişilerin de biz olduğumuza eminim. Akıl mantık yok bu işte cinler gelip sildi sanki!”
“Dur bir, hemen panikleme sakin ol. Belki de temizlikçiler silmiştir, olamaz mı?”
“Sence temizlikçi gecenin saat 00:54’ünde gelip tuvaletleri temizler mi? Hiç sanmıyorum, üstelik alarmlar çalarken hangi iş aşkıyla gelip aynadaki ruju silecek bir temizlikçi tanıyor musun? Yok gerçekten, bir bok var bu işte…” diye söylenerek at kuyruğu topladığı saçını saldı. Sanki beynine kancalar batıyor gibi hissediyordu artık.
Açıklamalardan ve Feyza’nın söylediklerinde sonra Ayça Nil için de aynayı silenin bir temizlikçi olma ihtimali uçup gitmişti. Düşünüyordu sessizce, kimin işi olabilirdi ki bu? Hakikaten de cinler periler mi musallat olmuştu onlara? Ruhları değiştikten sonra her türlü batıla fala inanabilirdi Ayça, sonuçta her şeyin mümkün olduğunu karşıdaki aynaya bakıp da Feyza’nın bedeninde kendini görünce şaşırmaması gerekirdi.
Gergince elini ağzına götürdü, kısa tırnaklarını dişlemeye başladı farkında bile olmadan. Neler olduğunu anlamaya çalışırken hemen arkalarındaki tuvaletlerden gelen sifon sesiyle her ikisi de irkildiler.
Feyza’ya döndü Ayça Nil, kocaman açılmış mavi gözlerden okuduğu iki kelime vardı “Şimdi sıçtık!”, dişlerini sıkarak fısıldadı “Kahretsin!”
Tuvaletin kapısı açılırken ne Feyza ne de Ayça Nil panikle kaçmaya yeltenmedi. Her ikisi de birbirine iyice yaklaşmış kiminle karşılaşacaklarını bekliyorlardı. Feyza kendine sövüyordu, tuvalet kapılarını kontrol etmeden hemen Ayça Nil’i çağırmıştı. Belki de aynayı silen sadece tuvalete gelen oteldekilerden biriydi. İçten içe her şeyin suçlusu o siren sesleri olduğunu düşünerek iyice Ayça Nil’e yaklaştı. Ağır ağır kapı açılınca her ikisinin de ağzı bir karış açık kaldı, en doğru tabirle bedenleri donmuş dillerini yutmuşlardı. Aradıkları yaşlı kadının ta kendisiydi karşılarındaki.
Ağır adımlarla lavaboya yöneldi. Her bir hareketini hayalet görmüş edasıyla izleyen kızların hemen dibinde çeşmeyi açtı ellerine pembe sabundan döküp bir güzel köpürttü. Öyle aheste hareket ediyordu ki Feyza ve Ayça Nil zamanın ağırlaştığını düşündü bir süre. Yaşlı kadın ellerini yıkamayı bitirince peçeteliğe uzandı, kızlara baktı ve gülümsedi gözlerinin etrafındaki çizgiler ve kaz ayakları derinleşti bu tebessümle. Peçeteyle ellerini kurularken bembeyaz dişlerini sergileyerek kıkırdadı.
“Duvara yazdığınız onca şeyden sonra benimle bir şeyler konuşmak isteyeceğinizi düşünmüştüm,” diyerek aynadaki yansımalardan Feyza ve Ayça Nil’e baktı. Ölü balık gözleri ruhunu yitirmiş mavi irislerine mütemadiyen refakatçi olmuş bakışlar karşısında donuk birer mankenden ileri gidemedi Feyza ve Ayça Nil.
Derin bir nefes aldı Ayça Nil, onca dakikadır nefesini tuttuğunu hissettirdi ciğerlerine dolan sabun köpüğü kokusu. Dudakları titriyordu, elini kaldırdı gardını almaya çalışan bir savaşçı gibi oysa kolunu dahi kıpırdatmaya mecali yoktu. Sanki görünmez bir boğa yılanı tüm bedenini sarıp sarmalamıştı. Ağırlaştığını hissetti. Dudaklarını araladı güç bela “Yaşlı cadı! Pis aşağılık cadı!” diye fısıldadı.
Gülümseyerek elini kaldırdı yaşlı kadın uzun tırnaklı buruşukluklarla bezeli parmakları karga pençesi gibiydi. Feyza’nın bedenindeki kişinin Ayça Nil olduğunu biliyordu, ona hakaret eden bu kızın Afrodit’in ruhuyla dünyaya geldiği için bu kadar kibirli olduğunu da biliyordu. Yaşlı kadın çok şey biliyordu…
“Ah Afrodit, ne kadar üzücü o güzelliğinden uzakken bile kibir içinde boğuluyorsun. Yılanlarım sizi bıraksa beni boğazlayacağına eminim, ah ne üzücü oysa burada size yardımcı olmak için bulunuyorum.” Sözleriyle Ayça Nil’in yüzünü okşadı. Daha doğrusu Feyza’nın kurumuş sivilce izlerinin ona göz kırptığı kuru yanağı okşadı.
“Ne istiyorsun bizden! Bak bizi eski halimize çevir, bileklikler yüzünden mi bunu yaptın? Ne kadar istiyorsan sana veririm yeter ki bedenlerimize geri dönelim!” diyerek araya girdi Feyza. Tıpkı Ayça Nil gibi o da hareketten yoksundu. Aklına gelen en mantıklı şeyi söylemeye çalışıyordu, bu durumdan bir an önce kurtulmak için yaşlı kadının huyuna değil de suyuna gitmeleri gerektiğini fark etmişti.
“Tam da zeki Athena’dan beklendiği gibi, mantıklı bir yol arıyorsun ama bazen bedeller paralarla altınlarla veya değerli taşlarla ödenmez. Bazı isteklerin bedeli bazen bedenler olabilir tıpkı şu anki gibi.” Kafasını hafifçe sola yatırdı, başının iki yanından ördüğü gümüş saç tutamları iki yılan gibi sağına ve soluna aktı.
“O zaman neden geldin? Bizi eski halimize getirmeyeceksen neden geldin?” tıslarcasına sordu Ayça Nil.
“Size yardım etmeye geldim, oysa siz bunu istemiyor gibisiniz. Eğer halinizden memnun iseniz tam şu anda gidebilirim,” diyerek arkasını döndü yaşından beklenmeyecek kadar ani bir hareketle.
“Dur, gitme.” Dedi Feyza, titreyen bir sesle.
“Her ikiniz de istemelisiniz yardımımı, yoksa burada olmamın hiçbir anlamı yok Athena,” diye karşılık verdi yaşlı kadın.
Bir süre bekledi Feyza, kocaman açtığı mavi gözlerini Ayça Nil’e kenetlediği yaklaşık 15 saniye boyunca sadece tek bir kelime bekledi.
“Bir şey de be Çakma Sarışın! Konuş artık, bak senin yüzünden her şey mahvolacak yine!” diye bağırdı Feyza.
“Of tamam ya,” diyerek dişlerini sıktı. “Bize yardım et! Oldu mu mutlu musun ucube kadın?”
Kıkırtı sesleri duyuldu arkası dönük yaşlı kadının olduğu yerden. Tıpkı bir cadı gülüşü gibiydi işittikleri sesler. Gerçi şaşırmaları yersiz olurdu bu sese keza Feyza’da Ayça Nil de karşılarındaki kadının bir cadı olduğunu çoktan anlamışlardı.
“Bu size yardım etmem için yeterli olsun, bu seferlik.” Gülümsemesi eşliğinde onlara döndü. “O zaman gelin, lobiye geçelim. Böyle önemli şeyler tuvalette konuşulmamalı,” kinaye mi yapıyordu yoksa ciddi miydi Feyza da Ayça Nil de bunu anlayamadı.
Yaşlı kadının peşinden sakin adımlarla ilerlediler. Artık üzerlerine baskı kuran bir güç yoktu yine de kafalarına göre hareket edemiyorlardı. Yaşlı kadına arkasından saldırmaya kalkıştığında bunu fark etti Ayça Nil. Sanki bedeni yürümek dışında bütün yetisini kaybetmişti, bir kukla gibi kadının peşinde yürüyorlardı. Lobinin önündeki kalabalığın yanından geçerken bu yüzden kimseye hiçbir şey diyemediler. Mehmet Hoca deri koltuklarda misafirleri ile konuşarak onları sakinleştirmeye çalışıyordu. Bir grup tatilci de şu an girmekte oldukları yerdeki kafeteryada bir şeyler içerek siren seslerinden sonra yaşadıkları panikle kaçan uykularının yerini sohbet ederek dolduruyorlardı. Biraz daha ilerlediklerinde nispeten karanlıkta kalan bir masaya geçtiler. Eğer önlerindeki kadını takip etmeselerdi bu durumu tuhaf bulurlardı, masada üç sıcak ve sütlü kahve onları bekliyordu. Dumanı üstünde dans eden krem renkli içecekler birazdan onları içecek üçlüyü bekliyordu.
“Lütfen oturun,” dedi yaşlı kadın dudaklarını kıvırarak karşılarındaki tek kişilik sandalyeye yerleşirken Ayça ve Feyza’nın yan yana oturmasını keyifle izledi.
Kadının karşısına oturdular, sanki bu kez de bedenleri sadece oturmayı biliyordu. Kalkıp gitme yetisinden yoksun bir bedenle kadının insafına kalmışlardı. Bu durum Feyza’yı korkuturken Ayça Nil ise gittikçe sinirleniyordu. Doğaüstü güçlere oldu dolası asla inanmamıştı Feyza, onun için matematik ve mantık dışında hiçbir safsataya yer yoktu. Burçlara bile inanmazdı, tam da şimdi korkudan titremesinin nedeni beden hâkimiyetini hiçbir hareket yapmadan ele geçiren yaşlı kadının yapabileceklerini düşünmekti. Ne bir söz ne bir fısıltı, bir matematik denklemi bile kurmadan zihniyle onları yönetebiliyordu yaşlı kadın. Ya şimdi ne yapacaktı? Onların balkondan atlamasını istemesi ikisinin de tam karşılarındaki terastan atması için yeterli olur muydu? Ya da herkesin ortasında aptalca bir hareket yaptırmaya kalkarsa onlara?
“Endişelene gerek yok, ne sizin ölmenizi istiyorum ne de rezil olmanızı. Bu yaptığım davranış için beni bağışlamanızı rica edeceğim. Çünkü korkan veya öfkeli bir insanın neler yapabileceğine akıl sır erdirmek mümkün değildir. Sizin güvenliğiniz için geçici olarak beden hakimiyetinize ve zihninizden geçenlere el koymam gerekiyor.” Dudakları bile kıpırdamadan bu sözleri Feyza ve Ayça Nil’in zihnine fısıldamayı başardı yaşlı kadın.
Bu sözler üzerine öfkeyle histerik bir kahkaha attı Ayça Nil, ama bu kahkahası da tıpkı kadının sözleri gibi sadece zihinlerinin içinde yankılanan bir sesten ibaret kaldı.
“Bunu yaparak esas korkağın sen olduğunu anlıyorum ben de,” dedi Ayça Nil. Kıpırtısız bedenlerinden de anlaşılacağı gibi bu konuşma sadece zihinlerinin arasında gerçekleşiyordu. “Bizi bıraksan yaşlı demeden sana bir güzel bu yaptıklarının haddini bildirirdim biliyorsun!”
“Afrodit, her zamanki gibi olayların sonuçlarına göre yargı dağıtıyorsun… Hatırlatmam gerekir ki ben sadece üzerime düşen vazifeyi yerine getirmekle yükümlüyüm. Bu duruma ben sebep olmadım, sonucunda bu bileklikleri takma veya takmama özgürlüğünüz de vardı. Oysa siz kendiniz seçtiniz bunu…” zihinleri arasından konuşurlarken önündeki leziz kahveden küçük bir yudum aldı.
“Bunu telefonda konuşurken de söyledin,” diyerek aralarına girdi Feyza. Ayça Nil’in aksine kavga istemiyordu, mantıklı düşünüp bu durumdan kurtulmaya odaklanacaktı. “Madem bunu sen yapmadın, böyle bir büyüyü kim istedi neden buna izin verdin?”
“Bileklerinize bakın,” dedi zihinler arası konuşma sırasında. Kelimeler zihinlerine ulaşırken her ikisi de bileklerindeki yılanlara ve parıl parıl parlayan taşlara bakmaya başladı. “Bu bir büyü değil, bu bir lanet. Bunu isteyen kişi gerçek nefret ile istemiş olmalı bunu. İçinizde bir yerlerde düşünün, kim sizin böyle unutulmaz bir acı çekmenizi ve pişman olmanızı istemiş olabilir?”
Yaşlı kadının sorusundan sonra Ayça Nil ensesinde buz gibi bir soğukluk hissetmeye başladı. Boğazındaki kuruluğu gidermek için bedenindeki kısıtlı yeti ile önündeki fincana uzattı ellerini. Sıcak olmasını aldırmadan lıkır lıkır şekersiz sütlü kahveyi içmeye başladı.
“Anlamıyorum, birinin böyle bir laneti yapmasını geçtim sen neden buna razı oldun ki? Neden bileklikleri bize verdin?” diye sordu Feyza, Ayça Nil’in tuhaf hareketlerine aldırış etmedi.
“Bir düşün, okulunun sana verdiği sorumlulukların var değil mi? Yapman gereken şeyler, görevlerin ve işin… İşte tam da bu yüzden. Eski bir falcı da olsan bazen işini bıraksan da emekli olamazsın. İş için sorumluluklarımız vardır ve kendi aramızda da görev ayrımımız. Kısaca eğer bir falcı veya büyücüden bir şey istersen o kişi bir başka falcıya görev verebilir. Hele ki borçlu olduğun biri varsa ondan gelen isteği geri çeviremezsin. Ölümcül lanetler olmamak şartıyla eskiden bana yardım eden falcı ve büyücülere karşı kalan borçlarımı ödemek için yaptığım anlaşmanın karşılığı olarak bu bileklikleri size verdim.”
“Borç için mi, buna değdi mi peki? Şu an iki kızın hayatını mahvettin!” diyerek zihinleri arasında yankılanan bir sesle bağırdı Feyza.
“Hayatlar ancak siz kabullendikçe mahvolur,” diye karşılık verdi yaşlı kadın. “Üstelik burada olmamın nedeni size yardımcı olmak. Athena ve Afrodit’e saygısızlık etmek istemem lakin size bilekliği verirken bu durumla başa çıkabileceğinize inanarak oldukça yanıldım. İkiniz de gözünüzün önündeki çözümü anlamakta düşündüğümün çok daha gerisinde bir seviyede olduğunuzu bugün tuvaletteki aynaya ruj ile yazdıklarınızla kanıtladınız bana. Eğer alarmı çalıştırmasam tuvalete girecek olan sınıf arkadaşınıza yakalanmanız işten bile değildi. Bana karşı kızmayı tercih etmenizi, güvenmemenizi anlayabiliyorum ama gerçekten size yardım etmek için buradayım.”
Yaşlı kadının sözlerinden sonra bir aydınlanma yaşadılar. Alarmın bir eşek şakası olamadığını onu çalıştıranın karşılarında oturan kadın olduğunu ve tuvalette yakalanmamaları için yaşlı kadının bir işi olduğunu fark ettiler. Peki ya cadının dediklerine inanmalı mıydı Feyza ve Ayça Nil? Karşılarındaki her ne kadar kendisini bir Falcı olarak nitelendirse de lanetlerle büyülerle haşır neşir bir yaşlı kadındı. Böyle bir insana güvenmek ne kadar doğru olurdu ki? Bilhassa ona güvenmediklerini bildiğini söyleyen bu kadına nasıl güvenebilirlerdi?
“Sana güvenmemizi istiyorsan bize bu durumdan nasıl kurtulacağımızı söyle,” diyerek bir teklif sundu Feyza. Göz ucuyla dakikalardır tek kelime konuşmayan Ayça Nil’e baktı. Kendi bedeninin içindeki kızın yüzünün solgun olduğunu fark etti, ayrıca bir o kadar da tedirgindi hareketleri. Bir avcının namlusunu doğrulttuğu bir ceylanın yavrusu gibi gözüküyordu Ayça Nil. Daha birkaç dakika öncesine kadar kükreyen aslan tacını fırlatıp firar olmuştu içindeki ormanda.
“Size bunu söyleyeceğim,” dedi yaşlı kadın “Ama öncesinde…” diyerek zihinleri arasında her ikisinin de dikkatini çektiğine emin olana kadar bir süre bekledi.