Sessizce taksiye bindiler, önce Feyza ortaya geçti ardından kapı kenarına Ayça. Olabildiğince birbirlerinden uzak kalmaya çalışıyorlardı yine de virajlarda birbirlerine yaklaşıyorlardı.
“Biraz daha kenara kay!” diye çıkıştı Ayça Nil.
“Sen de o kadar yer kaplama!” diye karşılık verdi Feyza.
Araçtaki herkes dilini yutmuştu sanki sadece iki kızın sesi çıkıyordu.
“Üzgünüm ama bedenim çok yağlı, ne yaparsın senin gibi ince değilim.” Diyerek güldü Ayça Nil.
“Ah çok üzgünüm, bedenimin ne kadar boş olduğunu unutmuşum,” karşılığını verince Yeliz ile Merve dikiz aynasından şaşkınlıkla birbirlerine baktı.
Bu iki kız laf sokmayı mı unutmuştu, düşünceleri taksi şoförünün bile zihnindeydi. Çünkü kendisine hakaret ederek birbirlerine laf atan iki çatlak kız arka koltukta dırdırlanıyordu. Bir süre oflamalar puflamalar ve homurdanmalarla yola devam edildi. Otelin önüne geldiklerinde Ayça Nil hızla araçtan inmek için kapıya yöneldi tam kapıyı kapatırken Feyza yüksekçe bir sesle “Böyle bir şey olamaz!” dediğinde göz göze geldiler.
Bu kelimeyi boşuna dememişti Feyza. Ayça Nil ile konuşmaları gerekiyordu. Her ne kadar kızgın olsalar da birbirlerine yarın Ayvalık’tan döneceklerini öğrenmişlerdi. Bu da bir an evvel kendi bedenlerine geri dönmenin bir yolunu bulmaları gerektiği anlamına geliyordu.
“Böyle bir şey olamaz,” kelimelerinden sonra lobiye ilerledi Ayça Nil. Feyza’nın onun arkasından gelip gelmediğini teyit etmek için omzunun üstünden arkasına baktı. Arkadaşlarının yanından ayrılmış yavaşça yanına geliyordu. “Güzel,” diye düşündü Ayça Nil. Etrafa göz gezdirdi, konuşabilecekleri uygun bir yer aradı. Soldaki koridorun sonundaki “Tuvalet” yazısını görünce yönünü değiştirdi. Orada konuşurlarsa dikkat çekmeyecekleri aşikârdı.
Geriden gelen Feyza taksiden inen Merve ve Yeliz’e baktı. Yeliz ayakta zor duruyordu belli ki içkiyi fazla kaçırmıştı. Merve ise hala gayet kendinde dimdik ayaktaydı. İlginçti ki bu kız çok tuhaf geliyordu Feyza’ya. Hem sinsi hem de kendini göstermekten çekinmeyecek kadar cüretkâr… Onlara bakınca bir açıklama yapması gerektiğini düşündü.
“Lavaboya gitmem gerek.” Dedi kızlara bakıp.
“İyi, git,” dedi Merve. Umursamaz bir tavırla Yeliz’in lobideki koltuklardan birine oturmasına yardım edip eline telefon aldı ve kahkahalarla biriyle konuşmaya başladı.
Bir iki kere gereksiz bir tedbirle arkasını kolaçan etti Feyza. Kimsenin onu takip etmediğini görünce tuvaletin olduğu ışıklı kapıya ilerledi. Lavaboların olduğu kısma bakınca kollarını göğsünün önünde birleştirmiş onu bekleyen Ayça Nil ile karşılaştı.
“Bir lobideki mikrofonu kullanıp tuvalete gittiğini anons etmediğin kaldı,” diyerek tersledi.
Selamsız sabahsız doğrudan iğneleme ile karşılanmak Feyza’nın beklemediği bir şey değildi.
“Ne bileyim peşimden gelmesinler diye öyle dedim,” diye gereksiz bir cevap verdi.
“Merve ve Yeliz mi? Merve’nin flört saatleri içindesin Yeliz de köpek gibi sarhoş olmuş. Ayrıca gittiğin yerleri hep böyle söyleme, ben asla öyle davranmam! Üstelik şu yüzünün saçının başının hali ne?” bir adım yaklaşıp yüzünü buruşturdu Ayça Nil. “Leş gibi frambuazlı kusmuk kokuyorsun iğrenç! Şu yüzünü düzgünce yıka hemen.”
Kendi kokusuna adapte olmuştu Feyza, ne kadar iğrenç koktuğunun farkında değildi. Güzelce elini yüzünü yıkamaya koyuldu bir yandan da sorular sormaya başladı.
“O restoranda ne yaptın yine beni rezil mi ettin?”
“Rezil etmek mi?” gözlerini devirip dişlerini sıktı Ayça Nil. “Bana teşekkür etmen gerekirken hala laf söylüyorsun Nifak Tanrıçası.” Cep telefonunu eline aldı son çekildiği fotoğrafları açıp Feyza’ya gösterdi. “Sayemde birçok profesörün numarasını aldın, sosyal medyada arkadaş sayını arttırdım ve daha iyisi herkes seni takdir etti. Teşekkür edebilirsin bana.”
“Aman ne güzel,” diyerek serçe peçetelikten bir peçete çekip yüzünü sildi. “Önce her şeyi mahvet sonra da benden teşekkür bekle!”
“Aaaa, hemen şimdi de her şeyi mahveden ben mi oldum? Hatırlatmamı ister misin Nifak Tanrıçası bir taksi peşinde saatlerce koşup bana haber vermeyen sendin sanki?”
“Her neyse,” diyerek sözünü kesti Feyza. “Olanlar oldu ve şu an buradayız. Uzatmayalım beni neden çağırdığını söyle dikkat çekmeden geri dönmeliyiz.”
“Hey, sen halinden çok memnunsun galiba! Farkında mısın birbirimizin bedenindeyiz hala ve nasıl bunu düzelteceğimizi bulamadık! Bu durumu ciddiye almıyor olabilirsin ama daha çok birbirimizin hayatlarını mahvetmeden eskiye dönmek istiyorum ben!”
Gözlerini sıkıca yumup açtı Feyza, elbette Ayça Nil’in bedeninde daha çok hapis kalmak istemiyordu o da.
“Endişelenme kendi bedenime dönmeyi senden daha çok istiyorum. Ama biliyor musun bu durum hoşuma gitmedi de değil…”
“Ne demek yani hoşuma gitmedi de değil?”
Çarpık bir gülümseme yerleştirdi yüzüne Feyza.
“Hep ezdiğin o Feyza olmak nasıl bir his? Sen bu hissi yaşarken ben de özgür, rahat ve keyfi ne isterse yapan bir Ayça Nil olmanın tadına varmak istiyorum. Yarına kadar da bu durum umurumda değil, hatta bunu düzeltmenin ikimizin de sorumluluğu oluğunu fark edene kadar elimi sürmek istemiyorum. Kaç gün sürerse sürsün sonuçta gideceğim yer Özçeliklerin malikanesi, benden mutlusu mu var?” dişlerini göstererek sırıttı bu kez. Dediklerinin hiç birine katılmasa da Ayça Nil’e baskı kurmaktan zevk alıyordu Feyza.
Ayça Nil de gülümsemeye başladı. Hatta bir süre sonra katıla katıla gülmeye başladı.
“Buna inansam bile,” tekrar gülmeye başladı “sen gerçekten nasıl bir hayal dünyasında yaşıyorsun Feyza? Tam anlamıyla bir hayal dünyası!”
Böyle bir tepki beklemiyordu Feyza. Gözlerini kıstı, yüzünü buruşturdu biraz, şaşırmış ve hiç hoşlanmamıştı bu duruma. Çünkü Ayça Nil’in pişman olmasını karşı çıkmasını beklemişti. Herhangi bir hayır demesine razıydı ama karşısında kahkahalar atan kız aklını kaçırmış gibi duruyordu. Kendi bedeninin delirdiğine mi şahitlik ediyordu yoksa çoktan delirmiş böylesi saçmalığın içinde mi süzülüyordu kestirmek imkansızdı Feyza için. Yine de ne o delirmişti ne de bütün bunlar sahteydi. Her şeyin bir açıklaması vardı ama birbirine düşman iki genç kadın bir saniye bile birbirlerini dinlemeye razı olmuyordu. Hal böyle olunca çıkmaza giriyorlardı.
“Bayan deha için demek istediğim bir şey var, sen benim hayatımı yaşarken ben de senin hayatını yaşıyorum unutma. Ayça Nil olmak sana iyi gözüktü değil mi şimdilerde… Ah cehalet ne güzel şey. İnan bana acaba ben de Feyza olmaya devam mı etsem? Kaç senedir Uygar’ı görmüyordum. Beni özlemiş olmalı.”
Bir anda yüzü düştü Feyza’nın. Böyle bir muhabbete girmiş olmaları bile yeterince mide bulandırıcıydı onun için. Başını sağa sola salladı. Ağzını açıp tam konuşacağı sırada onu susturdu Ayça Nil.
“İstersen ikimiz de bu yapmacık blöfleri uzatmayalım. İkimiz de kendi bedenlerimize kavuşmak istiyoruz, bunu biliyoruz. Bundan sonra beni aptal yerine koyma Nifak Tanrıçası. Her zamanki gibi birilerini küçümseyeceksen ilk önce kendine bak. Daha karşında nefret ettiğin kadını tanımadan bana karşı kullandığın kelimeleri tartmadan konuşuyorsun. Çok zavallıca, bir ara Merve ile konuş da bu konuda sana ders versin.”
“Çok düşüncelisin Ayça Nil ama ondan daha usta bir yılan tanıyorum. Tam karşımda dikilen,” diye tıslarcasına burnunu kıvırarak cevap verdi Feyza. “Bu saçmalığa devam etmek istemiyorum ama işte tam bu yüzden uzatmayacağım. Madem sen de bu durumdan kurtulmak istiyorsun o zaman çözümü benden bekleme. Çünkü ne yapacağımızı bilmiyorum!”
“O zaman o güzel kafanı çalıştır!”
“Dalga mı geçiyorsun? Gerçekten ne yapacağımı bilmiyorum! Aklıma hiçbir şey gelmiyor, taksiciyi aradık ikimizi de engelledi. Otelin lobisindeki kadın personeli sıkıştırdım videoyu izledim hiçbir şey çıkmadı. Tıkandım ben, bir çözümüm olsa şu an seninle burada konuşuyor olur muydum sence?”
“Of, şimdi ne halt yiyeceğiz biz,” diyerek gözlerini ovuşturdu Ayça Nil. Kirpiklerindeki rimel yüzüne bulaştığında ona bir peçete uzattı Feyza.
Sadece birbirlerine laf sokarak burada saatlerini tüketemezlerdi. Bir şey yapmaları gerekiyordu.
“Bak burada oflayarak bir çözüm bulamayız, birazdan lobiye gitmemiz gerekecek.” Hatırlatmasını da yapıp kollarını birbirine kovuşturdu. “En azından beyin fırtınası yapalım seninle, belki aklımıza bir şey gelir.”
“İşte bu gerçekten güzel bir fikir!” diyerek Feyza’ya yaklaştı çantasına uzandı bir hışımda.
“Ne yapıyorsun sen-“ sorusunu bitirmeden elinde koyu kırmızı bir rujla gülümsemeye başladı Ayça Nil. Gözlerini devirdi Feyza.
“Makyaj tazeleyecek değilim elbette. Söylediklerimizin akılda kalması için ruju kullanacağım.”
“Tamam,” dedi yargılamamak için kendisini zor tutuyordu Feyza.
“O zaman başlayalım, her şey nasıl başladı?”
“Sabah uyandığımızda-“
“Hayır, Nifak Tanrıçası unutma!” diyerek bilekliğini gösterdi.
“Evet, bileklikler,” diyerek bileğine baktı Feyza.
“Sahilin oradaki takıcı tezgâhlarında ametist kolyelerin olduğu askının hemen altındaki bileklik…”
Kaşları havalandı Feyza’nın üstünden birkaç gün geçse de o tezgahları nasıl hatırlıyordu Ayça Nil akıl karı değildi bu.
“O bilekliği almak için birbirimizle tartışmıştık. Sonra ise yaşlı kadın bir tane daha bileklik olduğunu söyledi. Biz kavga ederken de pembe olanı sana verdi mavi olanı ben aldım.”
“Ne kadar tutmuştu peki? Para ödedik mi?”
“Bir saniye… Hayır sen tezgahtan gittiğinde para ödemek için ısrar ettim ama bana `Bunun ücretini paranız ile ödeyemezsiniz, hediyemi ikinizin de kabul etmesi en değerli karşılık olur` demişti.”
“Karşılığı bu mu şimdi; ruhlarımızın beden değiştirmesi mi?” kaşlarını çatarak elindeki rujun kapağını açıp aynaya yöneldi.
“Belli ki yaşlı kadın bunu bilerek yaptı. Of keşke hiç orada seninle inatlaşmasaydım.” Diyerek başını öne eğdi Feyza. Tekrar kafasını kaldırdığında aynaya rujla bir şeyler yazıp çizen Ayça’yı gördü. “Ne yapıyorsun sen?” diye sordu garip bir ses tonuyla.
“Buraya bütün şüpheli durumları yazıp bir yol haritası çıkartacağım, o yüzden olan biteni anlatmaya devam edelim. Bileklikleri taktıktan sonra birden fenalaştığımı hatırlıyorum.”
“Evet! Ben de, hem uykum geldi hem de sanki bayılacak gibi hissediyordum.”
“Biliyordum! Yemekten değildi,” diyerek sevinçle aynaya yeni kelimeler ekledi. Bileklik, kavga, kadın, ödenmiş bedel ve uyku kelimelerini sırasıyla yazdı. “Sonra da sabah kalkınca,” aynaya yeni bir kelime ekledi “Değişim” ve Feyza’ya döndü. “Birbirimizin bedeninde uyandık. Bir süre sonra yanıma sen geldin.”
“Ve hala inanamıyorum kulağa çok tuhaf gelse de benim bedenimde sen senin bedeninde de ben vardım hem de ben geldikten sonra telefon çaldı. Bize bir şeyler dedi ve biz yanına inene kadar yaşlı kadın ortadan kayboldu.”
“Sonra seninle kurallar koyduk kendimize,” diyerek dudak büktü. “Şimdiden neredeyse hepsini ikimizin de çiğnediği kurallar…”
“Sen ağlarken her şeyi düzeltmek için aşağıya inip kamera kayıtlarını izledim, ama her şeyi daha çok mahvettim,” Ayça Nil’den bağımsız olan biteni söylemeye devam ediyordu Ayça Nil. “Sonra birbirimizi suçladık durduk. Yağız ile arkamdan çevirdiğin oyunlar ortaya çıktı, ne hikmetse bu kez benim bedenimde sen olduğun için derdi sen çektin.” Hem öfkeli hem de alaycıydı ses tonu.
“Sonra… Senin sonranda ne olduğunu bilmiyorum ama benim yanıma Mehmet Hoca geldi, akşam yemeğine gideceğiz dedi ve gerçekten çok güzel bir akşam yemeği geçirdik profesörlerle. Çıkışta seni görene kadar her şey harikaydı hatta.”
“Aman ne güzel,” diyerek surat astı Feyza.
“Bunu sorduğuma inanamıyorum ama sen bugün ne yaptın?” dudaklarını bükerek aynaya döndü Ayça Nil.
“Merve ve Yeliz ile oturduk, konser var diye bir kafeye gittik ve Yağız ile konuştum…” bir süre sustu. Kulakları kızardı Feyza’nın.
“Bir şeyler içip sarhoş olup kustun… Güzel anlayışın bu mu Nifak Tanrıçası?”
“Elbette ondan bahsetmiyorum, Yağız ile konuşunca biraz tuhaf ama…” gözlerini kaçırdı bu söze devam etmesi gerekiyor muydu bilmiyordu.
“Ne konuştunuz?” bir hışımda arkasına döndü Ayça Nil.
“Geçmişten bir şeylerden bahsetti,” dedi dudakları bir anda kupkuru olmuştu yine de o zaman ilk kez kendisini suçlu hissettiğini söyleyemedi. “Dertleşmek bana iyi geldi kısacası.”
“Biliyor musun, annenle konuştum Feyza. Abinin de sesini duydum,” diyebildi bu konuşmanın ona ne kadar iyi geldiğini dile getiremedi o da.
“Onlara bu durumdan bahsettin mi?” diye sordu endişeyle.
“Saçmalama, tabi ki de bahsetmedim.” Dedi Ayça Nil. “Senin Yağız’a bir şey söylemedin değil mi?”
“Elbette hiçbir şey demedim. Hala uyduğum kurallar var, bu durumdan kimseye bahsetmemem gerektiğini biliyorum.”
“Ya birine bahsedersek, o zaman ne olur peki?”
“Bunu denemeyi aklından bile geçirme Ayça Nil, bu bedene sonsuza dek hapsolmak istemiyorum ben!”
“Ya boşuna endişeleniyorsak? Yalansa, hatta bu bileklikler…” bir süre bileğini zorladı. “Kahretsin! Çıkmıyor!”
“Denemedim mi sanıyorsun, çıksaydı bileklikleri değiştirelim diyecektim ama olmuyor işte.” Bir süre sessizce arkasındaki duvara yaslandı, aynaya yazılanları okumaya başladı.
“Bileklik, bedel ödemek, yaşlı kadın, değişim, telefon, kurallar, kavga, başarısızlık son olarak da güzel bir gece… Ney eksik neyi kaçırıyoruz?”
“Ben söyleyeyim bence ikimiz de delirdik her geçen an aklımızı kaçırıyoruz!”
“Aklımızı kaçırsak bile şu an yaşadığımız şey olmaya devam ediyor Çakma sarışın. Sanırım yapmamız gereken birkaç şey buldum. Ya o kadını bulacağız, ya bileklikleri bir şekilde çıkartıp değiştireceğiz…”
“Ama bu kahrolası şey bileğimden çıkmıyor ve o cadı yer yarıldı yerin içine girdi bulamıyoruz. Ne yapacağız daha mantıklı bir şey demelisin.”
“Onun bize dediği kurallar…” aynaya yaklaştı, “Tabii ya zamanı gelince. Saçma gelecek ama belki de zamanı gelince eski halimize döneceğiz. “
Başını sağa sola salladı Ayça Nil, aynadaki yansımaya baktı. Kelimelerin ardındaki bedene ait değildi o. Zamanı gelmesini bekleyemezlerdi. Bunu her ikisi de biliyordu. Peki ya ne yapacaklardı? İşte bunu bilmedikleri kesindi. Bir süre bilekliklerden kurtulmayı denediler, çözüm yolu aradılar en sonunda ikisi yan yana geçti aynaya bakıp bir süre öylece durdular. Bileklikleri parlamaya başladı ama bunu fark edemediler. Tıpkı aradıkları kişinin de burunlarının dibinde olması gibi.
Feyza ağzını açıp bir şeyler diyeceği sırada birden bire ciyaklayan alarm sesleri duyuldu. Birbirlerine baktılar, alarm sesleri şiddetini arttırınca buradan hemen çıkmaları gerektiğini anladılar. Ayça Nil önden ilerlerken Feyza alarm seslerini bastırmak için bağırarak seslendi.
“Aynaya yazdıklarımız ne olacak?”
“Kalsınlar bir an önce buradan çıkalım, sonra geri döner sileriz hadi acele et!” sözleriyle bir dışarıya çıktı Ayça Nil. Bu kez Feyza da oyalanmadan peşinden geldi. Lobiye ilerlerken bir anda seri adımlarla dışarıya çıkan kalabalığın içinde buldular kendilerini. Ayrıca siren seslerine karışan görevlilerin “Sakin olalım, acil çıkışlara geçelim,” sesleri de nabızları hızlandırıyordu.
Herkes dışarıya çıkınca oluşan paniği gidermek de zor oldu. Bir anda Merve ve Yeliz’in Feyza’nın yanına gelmesiyle kalabalıkta yalnız hissetti Ayça Nil. Üstelik Mehmet Hoca ile taksiyle gelecek olan kimse burada değildi. Etrafına bakındı, otelde duman veya yanık kokusu da yoktu. Sadece ciyaklayan siren sesine eşlik eden korkmuş insanların sesi duyuluyordu. Bir açıklama beklerlerken giriş kapısına bir taksi yaklaştı, Mehmet Hoca, Yağız, Atakan, Melih ve Berkant ancak geliyorlardı.
Sirenleri işittiklerinde her birisinin yüzündeki gülümseme silindi. Meraklı gözlerle etraflarına baktılar. Ardından Mehmet Hoca bütün öğrencilerini belli bir noktaya topladı. Ayça Nil’e dönüp sakin ve tane tane konuştu.
“Feyza arkadaşlarının hiçbir yere ayrılmadığına emin ol biraz daha ileride bekleyin ben hemen neler olduğunu öğreneceğim. Misafirlerimizle görüşüp herkesin iyi olduğuna emin olmalıyım. Panik yapmayın sakin olun. Sorumlu sensin ona göre,” dedi ve seri adımlarla kalabalığa karıştı.
Mehmet Hoca’nın gidişinin ardından siren sesleri duyulmaya başladı. Kırmızı devasa kamyonları görünce itfaiyenin geldiğini anladı Ayça Nil.
“Herkes buraya gelsin, itfaiyeye yolu açın!” diyerek arkadaşlarını yönlendirdi.
Gelen itfaiye araçlarını gören herkes panikle otele bakmaya başladı. Hiçbir yerde duman, ateş olmadığı gibi gaz kaçağı kokusu da almıyordu kimse.
İtfaiye ekiplerinden birisi hızla içeriye girdi, dışarıda bir süre çıt çıkmayan sessizlik baş gösterdi. Herkes içeride ne olduğunu merak ediyor gelecek bir sözü duymak için soluksuz bir şekilde bekliyorlardı. Çok geçmeden gelişlerinin aksine oldukça sakin bir şekilde dışarıya çıktı itfaiye ekibi. Ekibin şefi çatık kaşlarıyla dışarıda bekleyenlere döndü.
“Endişelenecek bir şey yok, birisi yangın alarmını devreye sokmuş. Otelde yangın yok her yer kontrol edildi. Geri dönebilirsiniz.” Diyerek kırmızı araçlarına yöneldi.
Bir anda gürültüyle gelen ekipler sessizce geriye döndü. Siren sesleri kesilmişti, lobideki görevlilerin cılız bağırışları hariç sessizlik hüküm sürüyordu artık otele. Sakince herkes içeriye geçerken Ayça Nil’in gözleri Feyza’yı aradı. Feyza’nın seri adımlarla tuvalete yöneldiğini görünce lobiye ilerledi. “O aynayı temizlerken ben de burada biraz dinlenirim,” düşüncesiyle deri koltuklara yöneldi. Mehmet hoca da oradaydı üstelik seminer için davet edilen bütün misafirler de etrafında toplanmış soru bombardımanına tutuyordu adamı.
“Ah Feyza, iyi oldu seni gördüğüm,” diyerek söze girişti. “Arkadaşlarına söz verdim ama bu gece ne yazık ki burada çay içip sohbet edemeyeceğiz. Hereksin odalarına gitmesini sağlar mısın irca edersem?” diye sordu.
“Tabii Hocam.” Dedi Ayça Nil. Açıkçası bu durum bir nebze de olsa işine gelmişti. Odasına geçip biraz uyumak istiyordu.
Yağız’ı görünce Mehmet Hoca’nın dediklerini söyledi, soğuk bir tepkisizlikle başını salladı ve arkadaşlarını toplayarak odalarına yöneldi Yağız. Aynı şekilde Merve’ye seslenecekken telefonu titremeye başladı.
Gelen Arama
Nifak Tanrıçası
Hızla telefonu açtı.
“…”
“-Çakma Sarışın çabuk tuvalete gelmelisin!” duyduğu panik dolu sesle biraz şaşırdı.
“Tamam, geliyorum.” Dediği gibi doğruca 360 derece arkasına dönüp seri adımlarla tuvalete gitmeye koyuldu.
***
Tuvaletten içeriye girdiğinde şaşkınlıkla Feyza’ya baktı.
“Ne oldu?” diye sordu alelacele bir şekilde.
“A-ayna!” diye kekeledi Feyza, işaret parmağı ile aynayı göstererek.
Aynaya baktı, temiz yüzeyin ardında yansıyan yansımaları vardı. Kısacası hiçbir sorun yoktu baktığı aynada. Kaşlarını kaldırarak Feyza’ya döndü, neler olduğunu anlamaya çalışıyordu.
“Silinmiş,” dedi Feyza kuruyan boğazını zorlayarak.
“Ne? Ne silinmiş?”
“Aynaya yazdığın şeyler, biri buraya gelmiş ve her şeyi silmiş!”