21. Bölüm

2249 Kelimeler
“Yine mi Nil?” dedi tok bir ses, bir o kadar şefkatli ve neşeliydi sesin sahibi. Arkasını dönüp bu sesin kime ait olduğuna bakması gerekmeden Yağız’ı tanıdı Feyza. Ardından Yağız diz çöküp yanına yaklaştı. Atkuyruğu saçını yüzünün önünden çekip mendil uzatarak gülümsedi. “Gerçekten iflah olmuyorsun, içtikten sonra böyle çılgınca dans edersen kusacağını unuttun mu yine? O kadar içmedin bu gün Nil, galiba buranın havasızlığı da kötü yaptı seni. Hemen yanda lavabo var bir elini yüzünü yıka terasa hava almaya çıkalım sonra.” Yağız’ın sözleriyle toparlandı Feyza, lavaboya gidip elini yüzünü yıkadı. Soğuk suyu yüzüne çarpınca kendisine geldi ama midesi hala berbat durumdaydı. Lavabodaki kalan bütün peçeteleri eline doldurup dışarıya çıktı. Yağız’ın yanına giderken aynaya baktı hızlıca, saçlarından bile sarı gözüküyordu teni. Yoldan geçen biri görse bu bedeni hasta olduğunu düşünüp ambulansı arardı şüphesiz. Oysa sadece birkaç bardak kokteyl ve aptalca dans etmekten bu hale gelmişti. Makyajsız kalan yüzü çok tuhaf gözüküyordu, çirkin denemezdi bu haline ama eksik kelimesi daha doğru tabir edebilirdi. Peçeteyle yüzünü bir kez daha sildi ve daha çok oyalanmadan Yağız’ın yanına gitti. Birlikte terasa çıktılar. Burası kafenin içine göre epey serin olsa da çok daha sessizdi. Üstelik ışık ve ses kirliliğinden de arınmıştı. Yağmur yağarsa diye ters çevrilmiş iki sandalyeyi alıp oturacakları yeri ayarlarken Yağız’ı izledi Feyza. “Gerçekten çok değer veriyor Ayça Nil’e. Onu böyle görünce neden bilmem ama abim geliyor aklıma. Ne kadar şanslı olduğunun farkında mı Ayça? Nasıl oluyor da onu bu kadar önemsiyor Yağız? Hadi tamam yaşadıkları bazı ortak acılar var bunu anlarım da böylesine itici bir kızı kim sever Allah aşkına?” düşünceleriyle sessizce ayakta dikildi bir süre. “Hadi gel Nil, çok güzel bir manzara yakaladım burada oturalım bir süre.” Yağız’ın sesiyle sandalyelere ilerledi Feyza. Yumuşak minderli sandalyelere oturunca gerçekten de manzaranın ne kadar güzel olduğunu gördü. Neşeyle aralanan dudakları, parlayan gözleri eşliğinde teninin sarılığı uçup gitti. Şimdiden daha iyi hissediyordu. “Çok güzel,” dedi gecenin karalığı altında bir parlayıp bir yok olan denizdeki dalgalara bakarak. “Sanki karanlıkta gece ile yarışıyor deniz, baksana yıldızların parıltısından bile güzel dalgaların ışığı. Ah be Nil, hayat da böyle değil mi? Hep bir şeylerle yarıştık hep kıyaslandık ne zaman bitecek?” dedi Yağız, kibar ses tınısının içindeki hüzün neredeyse elle dokunulacak kadar somuttu. Başını çevirip Yağız’a baktı Nil. Yağız’ın bu kadar felsefi düşünceleri olacağını asla tahmin edemezdi. Masmavi gözleri denize odaklanmış tıpkı dalgalar gibi bir parlıyor bir kararıyordu. Nasıl olabilirdi ki bu? Zengindi, arabası vardı, iş kaygısı asla olmayacaktı ama Yağız mutlu değildi. Şımarıklık mıydı bunun adı? Her istediği olmuş bir çocuk değil miydi Yağız? Rahat bir annesi olsa da cebinden para eksik kalmamıştı, ne isterse hemen olmuştu ama yine de mutlu değildi. Gözleriyle görebiliyordu bunu Feyza. O ana kadar durumu iyi olan insanların üzülmelerini çok saçma buluyordu, ne de olsa paraları vardı veya canları ne isterse yapabiliyorlardı. Hatta kendisiyle bile dalga geçmişti Yağız, onu sınav notları için kullanmıştı ama Yağız’ın üzgün olduğunu görmek Feyza’yı da üzüyordu. Bir cevap vermek istiyordu ona ama ne demesinin gerektiğini bilemiyordu. Durdu, bilmesi gerekmiyordu çünkü bugün Ayça Nil’di o. Ne isterse onu söyleyecekti. Derin bir nefes aldı ve tekrar geceye karışan denize baktı. “Bu yarış bitmeyecek Yağız. Söylesene ne zaman elimizdeki ile yetindik? Veya ne zaman her şey dört dörtlük oldu? Benim dediğin bir şey var mı diye sormalıyım? Söylesene Yağız bedenin bile ne kadar senin ki şu dünyada?” “Yine aynı frekanstayız Nil seninle. Hiçbir şey bizim değil gibi ama her şeye de sahip olacakmışız gibi bir hayatımı var. Senle rehabilitasyon merkezinde tanıştığımızda bu düşünceler bizi bir araya getirmişti. Biliyor musun Nil…” dedi Yağız, gülümseyerek başını eğdi. Daha çok şey duymak istiyordu Feyza. İstediği şeyin yanlış olduğunu en yakın iki arkadaş arasındaki konuşmalara dahil olduğunu bilse de Yağız hakkında her şeyi bilmek istiyordu. “Neyi?” diye sordu merakla. “Eğer senle o gün tanışmasaydık, bence ikimiz de şu an olduğumuzdan çok daha farklı insanlar olacaktık.” diyerek gülümsedi. Ama bu gülümseme sevinç veya mutluluktan değildi, kafasının içinde bir şeyler düşünen ve acı çeken insanlara ait bir tebessümdü bu. “Nasıl bireyler olacaktık sence?” “Hemen aşağıdaki alkolle tatmin olan bireyler veya şu karşımızdaki restoranda hocaların götünden ayrılmayan Feyza ve Atakan gibi bireyler belki de…” “Ne? Nasıl yani,” sözleriyle sandalyede doğrularak rıhtımın solunda kalan restorana baktı. Şaşkınlıkla Pudra ceketini giymiş kendi bedenini ve etraflarındaki insanları görünce “Ne arıyorlar orada? Yoksa…” diye gevelendi. “Her zamankinden daha çok takıyorsun bu kızı Nil, bırak bugün hocalarıyla eğlensin biraz.” “Her şeyi mahvedecek yine!” dedi bir anlık gafletle. “Fena mı olur bize daha çok eğlence malzemesi çıkar.” “Yağız, şu an onun yaptığı şeyin nelere sebep olacağını bilmiyorsun, senin için hava hoş…” dedikten sonra kendine geldi. Bu sözleriyle bile dikkat çekmişti. “Hadi ama annenin babanın hayranları ile aynı masadaki Nifak Tanrıçası senin için nasıl korkunç olaylara sebep olabilir ki?” diye sordu. “Hem bu sabah heyecandan sunumu mahvetmiş, büyük ihtimalle ikinci bir şans için Mehmet Hoca bu akşam yemeğini ayarlamış olmalı. Bırak daha çok batırsın her şeyi. Bize ne bundan demiyor muydun? Daha az önce aşağıda bana onu savunan Nil ile şimdiki dostum arasında dağlar kadar fark var yine.” “Masadaki kişiler, annesinin babasının arkadaşları demek…” diye fısıldadı. “Bir şey mi dedin?” diye sordu Yağız. “Yok hayır, burası biraz fazla mı soğuk oldu?” “Biraz esiyor galiba, burada bekle çalışanlara bir sorayım şal veya örtüleri var mı diye.” “Olur, teşekkürler.” Diyerek oturduğu yerde büzülerek karşılarındaki restorandı izlemeye koyuldu Feyza. Yağız giderken sahte bir titreme ile abartılı bir üşüme gösterisi de yapmayı ihmal etmedi. Yağız merdivenlerden iner inmez gözlerini kısarak tam karşılarındaki katta gülüşerek etrafındaki insanlarla konuşan kendi bedenine kenetledi bakışlarını. Gerçekten güzel gözüküyordu, üstelik dimdik oturuyordu ve her bir hareketi kibardı. “Bu işi batırmasa bari Çakma Sarışın,” diye mırıldandı Feyza. Orada olsaydı şu an inanılmaz bir stres içinde kekeleyerek konuşacağını aşırı kasılacağını biliyordu. Şu an Ayça Nil’in bedeninde olduğu için gerçekten mutluydu. Birkaç saniye düşündü, “Peki ya o da bu durumdan memnun mu acaba?” *** İlk kez bir masada sığıntı gibi hissetmeden kendi kelimeleriyle özgürce kendisini ifade etmenin tadına varıyordu Ayça Nil. Ne tuhaf bir şeydi, karşısındaki insanları tanıyordu ama sanki ilk kez konuşuyorlarmış gibi birbirlerine sorular soruyorlardı bambaşka cevaplar veriyorlardı birbirlerine. En tuhafı da bu kez bütün gözler onun üzerindeydi ve bu Ayça Nil’e inanılmaz bir özgüven veriyordu. Ailesinin yanında yemeğe gelen misafirlerle nasıl konuşması gerektiğini iyi öğrenmişti çocukluğundan beri, gereksiz ve yersiz hareketlerden sorulardan kaçınarak dimdik bir duruşla yüzündeki parlak gülümsemeyle cevaplıyordu ona sorulanları. Hatta araştırma görevlilerinden birisi şöyle bir konuşma bile yapmıştı: “Ah Feyza, bu sabah başına gelen talihsizlik ne kadar da kötü. Ama üzülmemelisin ben de ilk sunumumda bir açılış konuşmasında sayın Rektörlerim dermek yerine sayın rekortmenler demiştim…” bu sözler üzerine masadaki herkes gülmüştü. Ardından bir başka profesör de ek olarak. “Siz en azından kendi salonunuza karşı hata yapmışsınız, bir keresinde bir üniversiteye konuşma yapmaya gittiğimde beni bambaşka bir fakültenin konferans salonuna yönlendirdiler. Son dakikada yetiştiğim yanlış konferans salonuna girip iki saat sunum yaptım. Tamam bu konuda sorun yok belki ama sunum yaptığım kişiler yabancı ülkelerin öğrencileriymiş iki saat anlamadıkları bir dilde konferansa başladığım için zavallı gençler bütün eğitim hayatları böyle geçecek sanmışlar. Üstelik bu durumu öğrencilerden birisi el kaldırıp ‘Sory Prof, we aren not understant you!’ diyene kadar anlayamadım. Bu sabah yaşananlar da talihsizlik Feyza, kendine yüklenmemelisin.” Konuşmalardan sonra bir süre gülüşmelerle yemeğe devam edildi. Ayça’nın sözleri öyle yerli yerindeydi ki masadaki bütün uzmanlar, profesörler ve araştırma görevlileri bu kıza hayran olmuşlardı. Feyza ile tanıştıkları için Mehmet Hoca’ya teşekkür ettiler. Yemek boyunca Atakan biraz sönük kalsa da genç adama da teşekkür ettiler ve sabahki sunumunun ne kadar güzel olduğunu söyleyerek övgülerde bulundular. Bu sözlerden de anlaşıldığı gibi yemeğin sonu gelmek üzereydi. Mehmet Hoca masadaki herkesten ricada bulunarak kısa bir konuşma yapmak istediğini söyledi. Sakince yerinde doğrulup ayağa kalktı. “Bugün beni kırmayıp buraya gelen bütün meslektaşlarıma teşekkür ediyorum. Çok keyifli bir akşam yemeği yedik hep birlikte. Tatlıların yanında her birinizin anılarından bahsetmeniz hep beraber gülmemiz benim için gerçek bir ziyafetti. Buraya gelen sizlere teşekkür etmenin yanı sıra masamızda bizlere eşlik eden iki genç öğrencimize de ayrıca teşekkür etmek istiyorum,” diyerek sırayla Ayça Nil’e ve Atakan’a baktı. “Bütün yazlarını bu etkinliğe çalışarak geçirdiler, ne zaman okulda bir yardıma ihtiyacım olsa hemen yanıma geldiler. Atakan’ın araştırmaları ve anlatım yeteneği, Feyza’nın zekası ve hızlı düşünme yeteneği ile bu seminer gerçekleşti diyebilirim. Küçük aksilikler yaşanır elbette, bir bakarsınız hiç beklenmeyen bir şekilde kolunuz kırılır sonra bir de bakarsınız bütün yaz çalıştığınız sunumda bocalarsınız. Bunlar hayatın bizlere birer meydan okumasıdır. Her ne olursa olsun bu iki genç insanın hayata meydan okuyacağına ben kefilim. Yaşadıkları zorluklara rağmen güçlüler ve geleceği onlara emanet etmekten çekinmeyeceğim kadar da sağlam adımla ilerliyorlar. Feyza ve Atakan ikinize de teşekkür ederim.” Sözleriyle öğrencilerine gururla baktı. Ayça Nil kalbinin çok hızlı attığını hissediyordu. Mehmet hoca az önce Feyza’yı tebrik etmişti, şu anda içinde bulunduğu bedene teşekkür etmişti… Mehmet Hoca ona teşekkür etmişti… Daha önce hiç kimsenin ona teşekkür ettiğini hatırlamıyordu. Bu sözler üzerine yemekteki herkes onları alkışlamaya başlayınca içindeki coşku daha da arttı. Masadaki herkese teker teker baktı Ayça, evlerine gelen bu insanlar hiç tebrik etmemişti onu. Ailesi için sevimlilikler ikramlar ve övgüler ile gelen insanların içtenlikle onu alkışlaması gözlerinin buğulanmasına neden olmuştu. Herkes onlara bakarken bir şeyler demek istedi. Mehmet Hoca gibi o da sakince ayağa kalktı. “Değerli Mehmet Hocamız, bu sözlerinizi duymak bu yemek sayesinde bizleri böyle harika kişilerle tanışmak bizim için en büyük onur ve ödül. Bütün yaz sizinle birlikte çalışmaktan büyük keyif aldık Atakan ile birçok şey öğrendik. Bu gece de sizlerin sayesinde yaptığım hatalara sadece pişmanlık duymamayı hem gülmeyi hem de ders çıkarmam gerektiğini öğrendim. Esas teşekkür etmesi gereken biziz, sizin sayenizde böyle nadide insanlarla bir arada olabildik. Teşekkür ederiz Mehmet Hocam,” sözlerinden sonra Mehmet Hoca’yı alkışlamaya başladı Ayça Nil. Alkışlarına önce Atakan eşlik etti, ardından masadaki herkes ve restorandaki garsonlar. Bir süre herkes Mehmet Hoca’yı alkışladı. Yarınki kapanış töreninden önce böyle bir gece geçirdiği için herkes çok menün kalmıştı, içtenlikle gülümseyen suratlara bakınca anlaşılıyordu bu durum. Böyle parlak öğrencileri olduğu için tebrik etti herkes Mehmet Hocayı, masadan birer birer eksildi gelenler. Gece sonunda Mehmet Hoca ve öğrencileri kalınca bir çay istediler otele geri dönmeden önce. “Valla nasıl konuştun öyle kanka helal olsun sana!” diyerek söze dalan ilk kişi Atakan oldu. “Gerçekten çok iyi konuştun Feyza, ağzına sağlık.” Diyerek de Atakan’ın sözlerini destekledi Mehmet Hoca. “Senin çok yetenekli biri olduğunu biliyoruz ama her seferinde şaşırtıyorsun bizi.” “Sağ olun hocam, sadece içimden geçenleri söylemek istedim. Tekrar teşekkür ederim böyle kötü bir sunumdan sonra bizim için bunca emeğe girdiniz. Yaptığınız bu ince davranış için ne kadar teşekkür etsem az.” “Olur mu hiç öyle şey, heyecan hepimize musallat olur yeter ki biz mücadeleyi bırakmayalım.” “Atakan,” diye seslendi Ayça Nil. “Efendim Feyz?” “Ben senden de özür dilerim, bu sabah seni gerçekten çok zor durumda bıraktım.” Dedi mahcupça. “Bu sabah sana çok kızsam da aslında sana teşekkür etmeliyim.” Diyerek gülümsedi. Hiçbir şey anlamadı Ayça Nil. Yüzünde soru işareti nihayetinde tek kaşı havalanmış ifadesini görünce Atakan söze girişti. “Eğer her şeyi batırmasan Mehmet Hocamız bizi bu gece bu insanlarla yemekte buluşturmayacaktı. Bak gördün mü her şerde bir hayır var. Kabus dediğim bu seminer sonunda burada oturup profesörlerle konuşamayacaktık, tanışamayacaktık. Şaşkınlıkla nereden nereye geldiğimizi izledim de, bir daha söz sana çok kızmayacağım.” Diyerek gülümsedi. Ayça Nil, Atakan’ın dediği kelimeler arasında Kabus sözcüğüne takılıp kaldı sessizce. “Kabus… Tam da içinde bulunduğum durumu nitelendirdiğim şey! Ne garip çünkü şu an korkmuyorum veya bu kabustan uyanmak da istemiyorum. Sanırım Atakan haklı, Feyza olmaktan nefret etsem de bugün onun sayesinde çok güzeldi.” Diye düşündü içinden. Bir süre Mehmet Hoca bir şeyler anlattı, çaylar yudumlandı ve saat ilerledi. Zaman akıp gidince otele dönme vakti de geldi çattı. Restorandan çıktıkları vakit karşılarında dikilen öğrencilerini görünce Mehmet Hoca yaşadığı kısa şaşkınlıktan hemen sonra esprili bir tavırda söz girişti. “Gençler burada olduğunuzu bilsem sizi de çay içmeye davet ederdim. Restoran kapandı ama hadi gelin otele gidelim lobide semaver var orada da hep birlikte çay içip son gecemizde güzelce konuşalım mı? Ne dersiniz?” “Aaa hocam!” diye arkalardan sıyrılıp öne fırladı Melih, “Nasıl ya yarın bitiyor mu seminer?” Melih’in yanında kümelenen öğrenci grubunun seminer ile alakalarını bu soru ile öğrenen Mehmet Hoca gülümsemekle yetindi. “Yani gençler ne yazık ki tatiliniz yarın sona eriyor, artık okulda da sizi böyle hep bir arada görmek isteriz.” Mehmet Hoca öğrencileriyle konuşup taksi çağırırken Ayça da göz dahi kırpmadan Feyza’ya bakıyordu. Sımsıkı atkuyruğuyla tepeden toplanmış saçları, kireç gibi solmuş yüzü ve makyajsız gözleri dudakları ile hemen anlamıştı karşısındaki bedenin sarhoş olup kustuğunu anca kendine geldiğini. Kafasını sallayarak kaş çattı Ayça Nil, gözlerini Feyza’nın üzerinden çekmeden dikildi olduğu yerde. Aynı zamanda Feyza sızlayan başıyla birlikte Yağız’ın koluna girmiş Ayça Nil’e bakıyordu. Öfkeli hissetmiyordu bu kez, tuhaftı ama Ayça Nil onun bedenin içinde olsa da karşısındaki kişiye bakarken güzel gösteren bir aynaya bakıyor gibi hissetmişti. Onun için eğlenceli geçen bir gecenin ardından Ayça için de güzel bir gece olduğunu düşünüyordu. Şimdilik sessiz kalmayı tercih edecekti. Taksi gelince Mehmet Hoca öğrencilerine baktı. “Beyler müsaade edelim sınıfımızın çiçekleri önce binsinler. Biz hemen arkalarından gidelim.” Diyerek Merve’nin, Yeliz’in Ayça Nil ve Feyza ile aynı arabaya binmelerini sağladı. Ayça ve Feyza birbirlerine bakarken Merve erken davranıp ön koltuğa yerleşti. Cam kenarını da Yeliz kapınca bu Feyza ve Ayça Nil’in yan yana gideceğinin habercisiydi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE