24. Bölüm

2238 Kelimeler
Yaşlı kadının son sözleri üzerine masadaki sessizlik zihinlere de taşındı. Bütün gözler kenetlenmiş, düşünceler susmuştu. Bu durumdan kurtulmak için neler yapmalarını söyleyecek kadını bekliyorlardı. “Sırayla söyleyeceklerimi bölmeden dinlemelisin,” diyerek zihinleri arasındaki iletişim köprüsünün gişesini bir kere daha açtı Feyza ve Ayça Nil’e yaşlı kadın. “Bu bilekliklerin lanetinden bahsetmeliyim, her ne kadar laneti ben yapmasam da yılanlar ve taşlar iki şeyi sembolize eder, uyumsuzluğu ve düşmanlığı.” Bunu bilmeleri için mitoloji veya tarihi bilmeleri gerekmiyordu Feyza ve Ayça Nil’in, zira her ikisi de tıpkı bileklerindeki gümüş yılanlar gibi hem düşmanlardı birbirlerine hem de bir o kadar uyumsuzlardı. Feyza’nın aklında hala tek bir soru vardı, iyi de biz birbirimizden bu kadar nefret ederken kim böyle bir lanetle her şeyi daha da mahvetmiş olabilir ki diye sorguluyordu içinden. Kimse gelmiyordu aklına. Ayça Nil ise hala sessizdi, sanki deniz fenerine oturmuş da kıyıları yakıp yıkması kaçınılmaz bir düşman gemisini görmüş çaresiz bir martı gibiydi. Feyza için bu durumda sorun yoktu keza hemen dibinde oturan kızın çenesinin kapalı olması, kendi bedenine ait kendi sesiyle nefret ettiği insanın düşüncelerini duymamak her şeyden daha iyiydi. Şimdilik, olacakların sadece binde birini bilse hemen oracıkta yanındaki kızı balkondan denizin gece ayazına karıştırırdı. Nadir de olsa böyle anlarda bilmemek öğrenmemekten daha iyi olabiliyordu. “Bu lanete daha sonra döneceğiz ama ilk olarak bilmeniz gereken şeyleri anlatmalıyım,” diyerek kısa süren sessizliği zihinlerden def etti yaşlı kadın. “Birbirinize sırtınızı dönmemelisiniz ilk önce, şu an bile zorunda olduğunuz için birbirinizin yanında oturuyorsunuz. Unutmayın ki bu lanet yüzünden pek çok şeyi paylaşıyorsunuz ve paylaşmak zorunda kalacaksınız.” “Nasıl yani? Ne demek paylaşmak zorunda kalacağız?” duydukları ile sessizliği bir anda bozdu Ayça Nil, sakin bedeninin içinde zihni köpüklü dalgaları döven bir deniz gibi gümbür gümbürdü bu soruyu sorarken. Göz uzuyla Feyza’ya baktı ve kaşlarını çatarak zihnindeki haykırışa kaldığı yerden devam etti, “Bedenimde olmaya deva mı edecek yani? Onun bedeninde kalmaya devam mı edeceğim?” dedi. Başını sağa sola sallayarak kıkırdadı yaşlı kadın. Bu durumdan keyif aldığı için mi böyle kıkırdıyordu yoksa Ayça Nil’in sözleri asabını mı bozmuştu orası meçhuldü. “Eminim bu kaygıları yalnız başına hissetmiyorsun, bedeninde olan kişiye kızmadan önce olduğun bedene bakmalısın. Ne yazık ki siz böyle davranırsanız bu süreç hemen düzelmeyecek. Size neler yapacağınızı anlatmama izin verirsen söyleyeceğim demiştim. İlk olarak bu tavırlardan uzaklaşıp birbirinizi anlamak için birbirinizin hayatını yaşamalısınız.” “Bu hareketler durumu nasıl çözecek?” diye sordu Feyza. “Bu durumu çözmeyecek elbette,” dediğinde her ikisinin de alınlarında kırışıklıklara yer açarak kaşları havalandı hemen ardından dudakları büküldü. “Eğer böyle yapmazsanız birbirinize hayatını zehir etmekle kalmayacaksınız, birbirinizin hayatlarının da sonu olacaksınız.” Demesiyle her ikisi de gözlerini pörtletti. “Bakın, lanetler sadece yapılan kişinin hayatını mahvetmekle kalmaz, lanetlenen kişilerin davranışlarına göre hayatlarının sonunu da getirebilir. Size bu durumdan kimseye bahsetmeyin dediğimi hatırlıyor olmalısınız,” diyerek ölü mavi gözlerini Ayça Nil ve Feyza’nın şaşkın suretlerinde gezdirdi. Bir çeşit şaşkınlık şokundaydı iki kızda, tepki vermeden yaşlı kadının bir an evvel söze devam etmesini bekliyorlardı. Bunu biliyordu yaşlı kadın, sanki inadına aheste aheste devam ediyordu sözlerine. Keyif alır gibi bir hali vardı bu durumdan. “Bir falcı hariç herhangi birine bu durumdan bahsederseniz lanet sonsuza dek kilitlenecek ve bu durumu bozamayacaksınız,” dedi tek tek birbirine eklediği durağan kelimelerle. Zihinler arasında birbirlerine ulaşan sözcüklere kısa bir ara verdi ardından bu durumu iyice algılamalarını istiyordu. “Ailenize, arkadaşlarınıza, herhangi bir tanıdığınıza ve hatta sağır ve dilsizlere dahi bu durumu anlatamazsınız.” “İnternette anonim olarak da mı anlatamayız yani şimdi?” diye sorguladı iç sesiyle Ayça Nil, bu içsel sorgulamasının hem yaşlı kadın hem de Feyza tarafından duyulduğunu henüz bilmiyordu. “Ah Afrodit,” diyerek kıkırdadı yaşlı kadın, “Yeni teknoloji olsa dahi lanet her türlü durumu kapsıyor. Ne yazık ki bu konuda tweet de atamazsınız, anonim,” duraksadı bu kelimenin anlamını bilip bilmediği şüpheliydi yaşlı kadının, “veya sahte hesaplarla bu durumu yazamazsınız. İçinizi dökmek istiyorsanız sadece birbirinizle konuşmalısınız.” “Yani anladığım kadarıyla,” diye araya girdi Feyza, daha fazla saçmalık dinlemek istemiyordu, “Bu durumdan kimseye bahsedemeyiz. Beden değiştirdiğimizi söylersek bu durum kalıcı mı olur?” “Çok doğru anlamışsın,” diyerek iç çekti, bir yaşlı kadın ne kadar zihninden hüzünlü olduğunu ifade edebiliyorsa o kadar hüzün dolu gelmişti sesi. “Ama belli ki anlatmam gereken ve sizin de anlamanız gereken şeyler var. Bu durumdan başka kimseye bahsetmemeniz gerektiğini her ikiniz de anladığına göre diğer hususlara geçebilirim.” “Seni dinliyoruz,” dedi zihninden yankılanan tok bir sesle Feyza. “Her lanetin bir çözüm yolu vardır, bu laneti ben yapmadım ama lanetin yapıldığı cisme yani aracıya bakarak bu durum için çözüm yolu aramalısınız.” “Bilekliklere mi bakmalıyız yani?” diye sordu Ayça Nil, “İyi de onları bileğimizden çıkartamıyoruz bile!” “Bakmak için her zaman için bir şeyi ellerinize alıp incelemeniz gerekmez,” diye kısa ve öz bir açıklamada bulundu yaşlı kadın. “Parlamalar, renkler, ışıklar ve hareketler bazen de yazılar… Onalar size yol gösterecek. Unutmayın, lanetli aracı lanetini yapan kişiye giden yolda sizin rehberiniz olacak. Bakın bileklerinize, şu an ne durumdalar?” “Parlıyor ama o kadar da çok değil,” diye cevapladı Feyza. “Eğer dediğin gibiyse bunun nedeni senin bize yardım edebilecek olman mı?” Bu soru karşısında çarpık bir gülümseme yer etti Yaşlı kadının suretine. “Buna inanırsan bu yüzden parlar, kendi bedenine yakın olduğun için de parlıyor olabilir. Zamanla bunu anlarsınız ama ne yazık-“ “Şu hale baksana, senin de pek bir şey bildiğin yok sanki,” diyerek burun kıvırdı Ayça Nil. “Her neyse bize başka bir büyü yapıp eski halimize çeviremez misin onu söylesene sen?” sorusuyla araya girdi. “Böyle bir gücüm olsaydı bile karşımdaki bu kibirli tanrıça ruhu nedeniyle bunu yapmazdım,” diyerek kıkırdadı yaşlı kadın. “Çakma Sarışın, çeneni iki dakika kapat sadece. Az önce ne güzel çıt çıkarmıyordun sus da kadın anlatsın bilmemiz gerekenleri,” tıslarcasına araya girdi Feyza. “Seni dinliyoruz,” diyerek gözlerini yaşlı kadına çevirdi. “Laneti bozmak için,” tok sesiyle sanki hiç ara vermemiş gibi söze başladı orta yerden, “Size bunu yapan falcıyı bulmalısınız. Bu yolda iyice düşünün ve bileklikleriniz size rehberlik etsin.” “En baştan söylesene bunu,” diye oflarcasına zihnindeki sesle homurdandı Ayça Nil. “Ne yazık ki falcıyı bulunca bu lanetten hemen kurtulamayabilirsiniz.” Diyerek karşılık verdi yaşlı kadın bu can sıkıcı kıza. “Neden?” sorusuyla donuk bir şekilde cevap bekledi Feyza. “Laneti yapan falcının insafına bağlı veya lanetten kurtulmak için yapacağınız şeylere bağlı. Bu yaşlı gözlerimin şahit ettiği manzaraya bakarak büyük bir hüzünle bu davranışlarınıza devam ederek laneti baki kılacağınızı düşünüyorum Athena,” diye kendi öz düşüncesini de paylaşmaktan geri çekinmedi yaşlı kadın. “İnan bana bu durumundan bir an önce kurtulmak için ikimiz de her şeyi yaparız,” dedi Feyza. Ayça Nil’in de onunla bu konuda hemfikir olduğuna emindi, bunun için ondan teyit alması gerekmemişti. “Al benden de bir o kadar, sonsuza kadar Feyza Akdeniz olamam ben!” diye çıkıştı Ayça Nil. “Sonsuza kadar mı?” tek kaşı havalandı yaşlı kadının. “Bu durumun sonsuza kadar süreceğini mi düşünüyorsunuz yoksa, ah yılanlar aşkına…” elini alnına dayadı iç çekti yaşlı kadın. “Bir dakika, bir dakika…” gözlerini kısıp öne eğildi. Dakikalardır masadan çıt çıkmasa da zihinler ve mimikler arasında süren bu iletişimde Ayça Nil’in takındığı ifade ilk kez bu kadar şaşkın gözüküyordu. “Ne demek istiyorsun sen?” diye sordu. “Bileklikleri taktığınız zaman Ay’ın gökte parladığını gördünüz değil mi?” dedi yaşlı kadın sorusundaki bıkmış bir tını gizlenmeye gerek duymadan yer bulmuştu kendine. “E-evet, dolunay vardı servis ile otele dönüyorduk.” Düşünceli bir sesle cevapladı Feyza. Başını sağa sola salladı yaşlı kadın. “Siz hiç fal baktırmadınız mı acaba? Üç vakte kadar nedir bilmez misiniz?” sitemle sordu. “Üç vakte kadar dediğin hep değişir ki! Ne demek üç vakte kadar ya çıldıracağım!” yersiz bir öfkeyle sorguluyordu yaşlı kadını Ayça Nil. “Üç dolunay demektir üç vakte kadar. Lanetler, iksirler hep ay ışığı ile yapılır, ay üç kere gökte tamamlanınca üç vakit geçmiş olur ve lanet de ebediyen bozulamayacak halde kalır. Sonuçta-“ “Bir saniye,” bu kez araya giren Feyza oldu. “Üç vakte kadar dediğin sıfır, bir, iki, üç olan üç mü yoksa bir iki üç mü?” diye sordu. Bu tuhaf soruyu algılayamadı yaşlı kadın. Oysa Feyza kendince gayet açık bir soru yöneltmişti kadına. Mantıksal sayma mı yoksa lojik saymadan mı bahsediyorlardı bunu anlamaları gerekirdi. Şayet yaz boyu hazırlandığı sunumda bu konulara da değineceklerdi ama sağ olsun yanında oturan kız her şeyi mahvetmişti. Ama Feyza’nın bilediği yanında oturan ve bütün sunumu mahveden kız bunu anlamıştı. “Ne fark eder ki lojik olarak da mantıksal olarak da üç yine üç.” Dedi Ayça Nil. Güldü bu cevaba Feyza, öyle bir gülüştü ki bu zihni içinden birisi ancak bu kadar eziklenirdi. “Sıfır, bir, iki, üç ile bir iki üç arasında bir sayı fark var. Ah tabi ama derslere gelseydin bunu bilirdin,” dedi ukala bir tavırla Feyza. “Ha ha ha, bir de kendine matematik dâhisi mi diyorsun sen? Lojik olarak sıfırdan başlıyorsan iki ye geldiğinde üç e geçmeden sayma biter dahi kız!” diyerek kendisine ukalalık yapan kıza cevabı yapıştırdı Ayça Nil. “Bir saniye,” diyerek kaşlarını çattı, eğer sesli bir laf dalaşı olsaydı bu ağzı açık kalan Feyza olurdu, nasıl olduğunu bilmiyordu ama biraz daha düşününce Ayça Nil’in haklı olduğunu fark etti. “Nasıl olur bu?” diye sorgularken kaşlarını çattı. “Neden bahsediyorsunuz siz?” anlamadığı her halinden belli yaşlı kadın karşısında iki kaçık varmış gibi ablak ablak baktı kızlara. “Sanırım durumun ciddiyetinin farkında değilsiniz. Üç ay zamanı geçince lanetin baki kalması ne demek bilmediğiniz aşikâr,” diyerek soludu burnundan. “Bedenlerine kavuşamayan ruhlar bir başka bedende hayata tutunamaz ve lanet süresi bitince bileklikler üzerindeki lanet sizi başka bedenlere tutamazlar.” “Yani ne demek bu?” diye sordu Ayça Nil. “Bedenleriniz ebedi uykuya dalar demek Afrodit,” diye cevapladı yaşlı kadın. “Ebedi uyku derken neden bahsediyorsun?” diye sordu Feyza. “Gayet açık, duyduğun gibi Athena. Ruhu olmayan bir beden hayattan kopar zamanla. Hayatlarınızın sonuna kadar uykuya mahkum olursunuz. Rüyasız, bedeninizden ayrı kaldığınız bir uyku-“ “Bitkisel hayat gibi mi?” anlamak için daha açık bir soru sordu Feyza. “Öyle de denilebilir,” diyerek bitmek üzere olan kahvesinden son yudumu da içti yaşlı kadın. “Ne yani biz-“ “Eğer ciddiye almazsanız ne yazık ki düşündüğünüz gibi hayatlarınız da sona erecek, sizi bunun için uyarmaya geldim.” Diyerek Ayça Nil’in sözünü kesti yaşlı kadın. Sandalyeyi geriye çekerek ayağa kalktı “Ne yapıyorsun? Dur girme ama bize daha anlatacakların var falcıyı nasıl bulacağız? Bileklikler bize nasıl yön gösterecek? Üç Ay…” derken kadın ile göz göze geldi Feyza. “Size diyebileceğim her şeyi dedim. Birbiriniz ile iyi geçinin, bileklikleriniz size rehberlik etsin, bu durumdan kimseye bahsetmeyin ve falcıyı bulun. Bir de bilekliklerinize zarar vermemeye çalışın o zaman üç ayınız da olmaz,” sözleriyle gülümseyerek elini uzattı Feyza’ya doğru. Bir söz söyleyemeden bedeni kendi kendine hareket etmeye başladı Feyza’nın neler olduğunu anlayamadı. Eli çantasına gitti, parlak pembe cüzdanı eline aldı ve içeride ne kadar kağıt para varsa hepsini tutup yaşlı kadına uzattı. Kaşlarını çatmak dışında bu duruma karşı hiçbir tepki veremiyordu Feyza. “Bu da bugün size yardım etmemin karşılığı olsun,” diyerek yaklaşık altı yüz lirayı saymadan Feyza’nın elinden kaptığı gibi cebine attı. Masadan uzaklaşırken kızların bir süre daha yerli yerinde oturacağını bilmenin verdiği rahatlıkla kafeteryaya yöneldi. Bileklikler için hiçbir şey alamamış olsa da buraya gelip kızlara yardım ederek yol parasını çıkarmış oldu bu sayede. Şimdi gideceği yere rahatça varabilirdi yaşlı kadın. Ne de olsa yaptığı bu iyiliğin yanında paranın lafı mı olurdu? Her ne kadar falcılığı bıraksa da para alma huyundan vazgeçmeye niyetli değildi yaşlı kadın. Kıkırdayarak çağırdığı taksiye yerleşirken Feyza ve Ayça Nil’i düşündü. İşleri zordu her iki kızın da, üç dolunay vakitleri vardı bu durumdan kurtulmak için, hele böyle nefret beslerlerken birbirlerine bu durumdan kurtulmak çok daha zor olacaktı. Kıkırdadı, gideceği yeri fısıldadı kapıyı kapattı. Onun için Ayvalık’ta geçecek vakit sona ermişti. Bir süre daha masada oturan iki kız baş başa kaldı. Artık bedenlerinin kontrollerini tekrardan ele aldıklarında birbirlerine bakarak az önce olan biteni düşündüler. Aynaya bakmak gibi bir histi bu her ikisi içinde. Akıllarında bir dünya soru işareti ve yüreklerini ağızlarına getiren üç dolunay vakti sonrası olacaklarla birbirlerine bakıp öylece kaldılar. “Şey,” diye araya girdi bir garson, “otelimizin kafesi olarak kapatma saatine geldik. Burada vakit geçirdiğiniz için teşekkür ederiz, yarın sabah sizi ağırlamaktan mutluluk duyacağız.” Garsonun sesiyle daldıkları korku girdabından çıktılar. Ağır adımlarla lobiye yöneldiler oradan da asansöre geçtiler. “Şimdi ne yapacağız?” Uzun süren sessizlik sonrasında titreyen bir sesle sordu Ayça Nil. Feyza’nın bir kelime dahi bir şey söylemesini istiyordu sadece. “Yaşlı kadının dediğini yapacağız,” Ayça Nil’e göre nispeten daha kendini bilir bir sesle konuştu Feyza. “Bize bu laneti kimin yaptığını bulup falcıya gideceğiz,” diye ekledi. “Sence her şey düzelecek mi?” süt dökmüş bir kedi gibi çıkan sesiyle asansörün kapısı açılırken sordu Ayça Nil. Başını sağa sola salladı Feyza. Bunun cevabını bilmiyordu, artık mantığı da cevap veremiyordu ona. “Umalım da düzelsin,” diyebildi sadece. Yan yana sessizce koridor boyunca illerledirler. Karşılıklı duran odalarına geldiklerinde sırtlarını döndüler birbirlerine, dönüp arkasına bakmadan odanın içine girdi Feyza, Ayça Nil ise bir süre kapının önünde dikildi öylece. İçeriye girmek istemiyordu, hele şu an içini kemiren söylemek istediği şeyler varken nasıl uyuyabilirdi ki? Ayaklarını sürüyerek odaya girdi. Kendini yatağa attı. Aklından tek bir şey geçiyordu. “Böyle olacağını bilmiyordum…”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE