25. Bölüm

2743 Kelimeler
Sabahın ilk ışıkları denize alacalı kırmızı bir renk katarken oteldeki çoğu kişi esneyerek yeni bir güne merhaba diyordu. Seminerde Mehmet Hoca’nın sunumunun son günüydü bugün, üstelik pek çok üniversite de veda konuşması ardından Ayvalık’a veda edecekti. Günün henüz aymadığı bu zaman diliminde yatağından bir ok misali fırlayıp ılık duşla güne başlayanlar arasında Feyza’da vardı. Hiç uyumadığı, bütün gece sağa sola dönüp üç dolunay içinde her şeyi nasıl düzelteceğini düşündüğü için kalkmak çok zor olmamıştı. Duş alırken düşünmeye devam etse de çözüm yolları gelmiyordu aklına. Odasındaki kızlar Merve ve Yeliz kahvaltı için henüz yeni uyanırken Feyza diğerlerini önemsemeden saç kurutma makinesini çalıştırıp saçlarının nemini gidermeye çalışıyordu. Şu ana kadar farkında olmadan yaptığı hareketler arasında en Ayça Nil hareketi belki de bu oldu. Oflaya puflaya kalkan Merve neredeyse beş uzun dakika Feyza’nın bir an evvel lavabodan çıkmasını bekledi. Saçlarını kurutunca Merve’nin iğneleyici bakışları eşliğinde dolabın önüne geçti. Üzerine giyecek temiz ve rahat kıyafetler arıyordu. Elini attığı gri bluzu ve kot pantolonu giymeye niyetlendiğinde Yeliz’in cırtlak sesiyle durdu. “Ya ne yapıyorsun sen! İyice kafayı yedin galiba onlar benim giysilerim,” diyerek elindeki kıyafetleri bir hışımda kaptı Yeliz. “Nil kuşum iyi misin sen? Ay Merve kuşum buraya gel acil çok acil! Baksana ya Nil çok tuhaf davranıyor.” “Of yine ne var Yeliz, makyajımı yapacağım bağırıp durma,” diyerek bir elinde rimel fırçası diğer elinde kapağı ile lavabonun kapısından seslendi Merve. “Bir dakika, Nil sen gerçekten onları mı giymeye yeltendin? Eve dönerken üstelik! Oha, harbiden iyi değilsin sen!” elindekileri aynanın önüne bırakıp Yeliz ve Feyza’nın yanına geldi. Neler oluğunu anlayamadı Feyza, Merve’nin elini bir anda alnında bulunca irkilerek geriledi. “Ne yapıyorsunuz siz,” diyerek ikisine de bakarak kaşlarını çattı. “Kafam karıştı yanlışlıkla aldım Yeliz’in giysilerini abartmıyor musunuz?” “Abartmıyor muyuz mu?” diye tuhaf bir soru sordu Yeliz. “Nil, bugün eve dönüyoruz, kot pantolon ve buluz giyecek değilsin değil mi? Yoksa Feyza yanına oturunca onun berbat zevki virüs gibi sana da mı bulaştı!” diyerek ellerini ağzına götürdü. “Merve biri bu kıza büyü yapmış olmasın sakın? Önce tuhaf hareketler sonra berbat saçlar şimdi de dehşet verici rüküş kıyafet giymeler!” Büyü kelimesini duyunca gözlerini pörtletti, kaşları alnında çizgiler oluşturacak şekilde havalandı. Merve’ye baktı Feyza, kuru kuru yutkunarak. “Yoksa bu aptallar mı büyü yaptılar? İyi de Çakma Sarışın onların en yakın arkadaşı değil mi… Merve amma sinsi birisi, yapar mı yapar dikkat etmeliyim ona belki de o lanetledi bizi!” düşünceleriyle temkinli bir mesafe bıraktı Merve ile arasına. Gözlerini devirdi Merve, Yeliz’e doğru oflayarak Feyza’ya döndü. “Saçmalama Yeliz, ne büyüsü ya kızım aptal saptal konuşup uğursuzluk getirme.” Derken kulak memesini eliyle tutup tahtaya vurdu ardından. Tüyleri diken diken olmuştu, bu da Feyza’nın daha çok dikkatini çekmesine neden oldu. “Son günlere bize anlatmadığı bir derdi var Nil’in canını epey sıkan bir şey var belli ki bu yüzden de kombin yapma yeteneği fabrika ayarlarına dönmüş. Şimdi bekle biz senle onun ayarlarını eski haline getiririz.” Diyerek keyifle Yeliz’e göz kırptı. Bir elinde tarak diğerinde makyaj çantasıyla Feyza’nın önüne geçti Merve. Yeliz ise dolabın önüne geçti bir düzine elbise ve ayakkabı içinden `Nil` için en güzel kombini bulmayı denedi. Bu iki çılgın ama güzel kız bir süre Feyza’yı güzelleştirmek için rehin aldı. *** Ne pencereden yansıyan taze güneşin yüzüne vuran kızıl dokunuşları ne de yan odalardan gelen gürültüler Ayça Nil’i uyandırmaya yeterli olmamıştı bu sabah. Feyza’nın aksine çok düşünüp uykusunu kaçırmamış yatağına uzandıktan sonra kısa bir süre telefonunda sosyal medyada vakit tüketip uyuya kalmıştı. Gerçi elindeki telefon tıpkı içinde olduğu beden gibi Feyza’ya aitti ama ne kadar da tuhaftı sadece birkaç gün içinde benimsemişti elindeki Xioami’yi. Kendisi IOS sevdalısı olsa da dilini ayarlardan İngilizce ’ye çevirdiği telefona şikayet etmiyordu. Gerçi şu an içinde bulunduğu durumu düşününce telefonu beğenmemek yapılacaklar listesinde en altta yer alırdı. Tatlı tatlı uyusa da başka bir bedendeydi, bedenini geri almak için sadece üç dolunay süreleri vardı. Peki ya Ayça Nil neden bu kadar rahattı? Rüyalar aleminde uyandıktan beş dakika sonra unutacağı bir düşün peşindeyken çalan alarm sesinin sinir bozucu müziğiyle gözlerini araladı Ayça Nil. Saat daha yediye çeyrek vardı, o koca kalın çerçeveli gözlükleri takmadan gözlerini kısarak telefonun ekranındaki ertele tuşunu parmağıyla kaydırdı. “Beş dakika sonra kalkarım…” diyerek telefonu komodinin üzerine atarcasına bırakıp öte tarafa döndü, uyuklamaya devam etti. Tam tekrar rüyasına kaldığı yerden devam edecekken bir kez daha telefonun itici sesiyle oflayarak komodine uzandı. “Beş dakika ne kadar çabuk geçti of ya…” diye söylenirken bulanık gördüğü telefon ekranına bakınca bunun alarm olmadığını gördü. “Öf bir de sen eksiktin Atakan.” Homurdanarak yatakta doğruldu, esneyerek telefonun yeşil butonuna basılı tutarak gelen aramayı cevaplandırdı. “-Alo,” dedi uyku dolu bir sesle. “-Gün aydı uykucu! Bu sesten anladığım kadarıyla sen hala aymamışsın kankam.” Neşe ve enerji dolu bir sesle telefona gümbür gümbür konuşuyordu Atakan. “-Atakan ya, beş dakika daha uyumak istiyorum ne olur beş dakikacık daha ya…” diyerek sitemle karışık ofladı Ayça Nil. “-Olmaz Feyz, seni hadi kahvaltıya gidelim diye aradım ne beş dakika daha uyuması? Hadi acele et, kapanışta Mehmet Hoca’nın yanında olacağız demiştik sen ala uyuyorsun. Tam sopalıksın kanka hadi bak beş dakika sana hazırlanmak için yoksa kapında şarkı söylerim. Bilirsin pek bir muhteşem sesim var ya hani.” Neşeyle karılık gelen sesin ardından musluk sesi gelinceye kadar konuşmaya devam etti Atakan. “-Tamam ya, tamam. On beş dakika sonra hazır olurum,” diyerek cevapladı Ayça Nil. Musluk sesini duysa da Atakan’ın ne yaptığını sormak istemiyordu. Daha çok bunu umursamıyordu. “-Yedi dakika,” dedi tok bir sesle. “-On beş!” üstünü çize çize söyledi bunu Ayça Nil. “-Olmaz, on dakika bak geç kalacağız.” Farkında bile olmadan beş dakikasını çoktan ikiye katlamıştı Atakan. “-Tamam, o zaman kapatıyorum telefonu hazırlanıyorum,” dedi keyifle. Bu kez homurdanarak telefonu kapatan Atakan olunca Ayça Nil yüzüne nakış gibi işlenen bir tebessümle yataktan ayrıldı. Esneyerek lavaboya gitti. Aynaya baktı, kızıl saçları öyle bir karman çorman olmuştu ki taramaya yeltense palmiye ağacı gibi olacağı aşikârdı. Üstelik beyaz yüzü uyumaktan pespembe olmuş, gözlerinin kıyılarına çapaklar oturmuştu. Aynaya bakınca dış görünüşü pek de iç açıcı durmasa da Ayça Nil yine de gülümsüyordu. Nefret ettiği Feyza’nın bedeninde hem de bu biçim bitap bir sıfatta nasıl oluyordu da mutluydu Ayça Nil, büyük bir muammaydı. Aslında büyük bir muamma değildi bu Ayça Nil için, nasıl tarif edeceğini bilmiyordu ama içinde pek de sıkıntı yoktu. “Bencilce mi düşünüyorum yoksa ben?” diye sorguladı kendisini. Ilık bir duş alıp hızla hazırlanmaya geçerken bir mühlet kendi kendine düşündü. “Hayır,” dedi saçlarını kuruturken, “bencilce düşünmüyorum!” diyerek kafasındaki olumsuzlukları silkeledi. “Ne de olsa üç dolunay süremiz var hem, hem bunu düzeltemesek bile… Bedenime dönemesem bile tekrar… Tekrar onu görme ihtimalim var…” Nemli saçlarını güzelce taradı, kaküllerini düzeltti kısacık bir sürede üstüne başına giyebileceği en güzel giysiyi geçirdi ve elindeki azıcık makyaj malzemesini kullanarak yüzündeki sivilceleri ve renksizliği gidermeyi denedi. Bir yandan hazırlanırken bir yandan da düşünüyordu. Aynadan pembe taşı parıldayan yılan bilekliğine baktı. “Bana kızacak belki, üstelik bunu nasıl ona söyleyeceğimi de bilmiyorum of of of… Bugün her şeyi ona anlatıp kavga etmek de istemiyorum ki. En iyisi söylemek aslında tek bir seferde, kızacak. Kızarsa kızsın zaten zamanında kızdığım için olmadı mı hepsi?” söylenirken rimelini sürdü. “Belki de… Yok hayır, şimdi burada bu şekilde söylememeliyim Nifak Tanrıçasına… Of Nil, aptallık etme bırak bunu daha sakin kafayla düşün. Bütün bunları kafaya takıp aklımı kaçıracağım yoksa… Yok hayır, hayır söylememeliyim. Eğer söylersem bir aptallık yapar Feyza… O zaman onu da göremem…” ofladı pofladı elindeki rujun kapağını açtı. “Kendi bedenime dönmeyi ben de çok istiyorum ama ilk kez, ilk kez evime dönüp ailemin ukala tavırlarını çekmek zorunda değilim. Dün gece o kadar güzeldi ki benim için, sadece birazcık daha bunu hissetmek istiyorum. Sırf ailesinden ibaret bir kız olmak istememek, özgür olmak istemek suç mu? Bana kızacak ama bir şekilde ona her şeyi anlatırım. Sonuçta bu işlerin böyle olması onun yüzünden. Şimdi onun yerinde onun hayatında olmak istemem suç falan değil.” Kendi sözleriyle kendisini bir güzel ikna etti Ayça Nil. Aynaya tekrar baktığında sabah gördüğü manzaradan eser yoktu. İşte şimdi içini de yansıtıyordu güzel yüzü. Ela gözleri parlıyordu, kızıl saçları bukleler halinde omuzlarından dökülüyordu ve yüzü aydınlanmıştı. Kıyafetleri de hem şık hem rahattı. Kot pantolon ve üzerinde siyah gömleğin içinde aynı renkte badi ile oldukça güzel duruyordu. Feyza’nın tarzına yakın ama çok daha şık olmuştu. Keyifle hazırlandıktan sonra kapısı çaldı. Telefonun ekranı parladı, bir mesaj geldiğini gördü. Atakan’dan geldiğini düşündü bu mesajın, açmadı o yüzden kapıya yöneldi doğruca. “Günaydın uykucu-“ diye neşeyle söze başlayan Atakan karşısındaki kızı görünce rahat tavırları bir anda donuklaşmaya başladı. “Bu hal de ne böyle ya?” dedi kaşlarını çatarak. “Sana da günaydın Atakan, ne o ne varmış halimde? Kötü mü olmuş üstümdekiler yoksa?” kaşlarını kaldırıp üstüne başına baktı Ayça Nil. “Hayır da yani lacivert V yaka tişörtü giymeyecek misin? Mehmet Hoca’nın yanına gidiyoruz da şimdi böyle sivil durunca orada çok şey durmaz mısın?” doğru kelimeleri aradı bir süre Atakan, ama bulamayınca ağzından çıkanlarla yetindi. “Elbette bunlarla karşılamaya gitmeyeceğim kahvaltıya gideceğiz dönüşte üstümü değiştiririm. Sen de amma komiksin Atakan ya…” diye güldü. “Üstüme bir şeyler dökmek istemem, zaten tek bir ceket ve kumaş pantolon getirmişim…” içten içe Feyza’ya söylenip gözlerini devirdi. “Tamam madem… Sen öyle diyorsan, hadi kahvaltıya inelim.” Dedi. “Baya bir acıktım, acele edelim de cam kenarında yer bulalım. Gitmeden önce deniz manzarasında yemek yiyecektik ya hani…” Asansör ile yemekhaneye inene kadar Atakan konuştu da konuştu. Bir an için hiç susmayacak sandı Ayça Nil, yine de ukalalık taslamamak için kinaye dolu gülümsemesiyle karşılık verdi sadece. Karnı oldukça açtı, açken de her zaman sinirli olurdu. Bu durumda Atakan kendisini fazla zorluyordu. Gördüğü rüyayı anlatması bitince geri döndüklerinde yapacakları yeni işlerden bahsediyordu. “Ne kadar da sıkıcı, of bir de Nifak Tanrıçasına dünyanın en sıkıcı insanı diyordum. Zavallı Atakan’ı da kendisine benzetmiş…” düşünceleriyle yemekhaneye geçtiler. Nispeten erken gelseler de masalardan birkaçı doluydu yine de şanslarına istedikleri gibi deniz manzaralı pencereye bakan bir masa hala boştu. Oraya geçip güzelce kahvaltı yaptılar. Sabahları evlerinde sık çay pek tüketilmezdi Ayça Nil’in, annesinin araştırmalarda öğrendiği üzerine çay kansızlık yapıyordu ve Nesrin Sude Özçelik demir eksikliği tedavisi görüyordu. Her sabah Ayfer ablanın sıktığı taze portakal suyu veya c vitamini çözeltisi ile güne başladığı için sıcak bir bardak çayı lezzetli bulmuyordu. Bu yüzden bu sabah kahvaltıda çay içmedi Ayça Nil. Atakan’ın gözünden kaçmadı bu durum. Sorgulansa da canının istemediğini söyledi, şansına tam da bu sırada yemekhaneye yeni gelenlerle muhabbetleri kesiliverdi. Merve, Yeliz ve en arkada topuklu ayakkabılarla yavru bir ceylanın ilk adımlarını atarak yürümeyi öğrenmeye çalışmasına benzer adımlarla ilerleyen Ayça Nil’in bedeni geliyordu. Keza ruhlarının beden değiştirdiğini bilmeyenler için bu durumda dikkat çeken bir şey yoktu ama Ayça Nil ve Feyza için her şey bambaşkaydı. Merve ve Yeliz’in süslediği Feyza saçlarından daha sarı dizinin hemen üzerinde biten bir elbise ve mantar topuklu sandaletlerle çok güzel gözüküyordu. Her zamanki alışılagelmiş rahatlık sınırlarının çok ötesindeydi giydiği, daha doğrusu etrafında pervane olup onu zorla süsleyen iki kızın giydirdiği, elbise ve saçı başı makyajı. Yine de tuhaf bir şekilde güzel olduğunun farkındaydı ve bir o kadar da güzel ve gergin hissediyordu. Yemekhanede Ayça ile göz göze gelene kadar yüzünde silik bir tebessüm bile vardı hatta. Kendi bedeni ile göz göze gelince yine karnında bir ağrı hissetti, ağının çöl gibi kuruduğunu düşündü Feyza. Güzel gözükmek, Yağız ile sohbet etmek ve herkes tarafından sevilmek… Bütün bunlar yalandı ona göre. Kendi bedeni tam karşısında denize bakan masada kahvaltı yaparken yanındaki süslü kızlarla boş muhabbet edip vakit tükettiğinin farkına varıyordu. Böyle olmamalıydı Feyza için, üç dolunay zamanı düşündükçe, kendi hayatına geri dönmeyi istedikçe, sorumlulukları aklına geldikçe kendine ıstırap ediyordu en doğru tabirle. “Günaydın Nil,” diyerek karşısına oturan Yağız’ın sesiyle dünyaya geri döndü Feyza. İrkilerek Yağız’a baktı bir cevap vermeden, kırılgan bir buz heykel gibi bakmıştı gözleri karşısındaki mavi gözlere. “Çok güzel olmuşsun bu sabah,” diye ekledi Yağız. “Teşekkür ederim, sen de çok hoşsun,” dedi Feyza. “Yani çok hoş olmuşsun, çok iyi, güzel gözüküyorsun…” saçmalamaya başladı kısacık bir süre içinde. Gülümsedi Yağız, yanaklarına derin çizgiler davet edercesine güldü. Teşekkür etti ardından elindeki bardağı uzattı. “Senin için, taze sıkım.” Diyerek göz kırptı. “Sağ ol,” dedi bardağı alırken. “Portakal suyu mu?” diye ekledi ardından biçimli burnunda kavisler oluşturacak biçimde yüzünü ekşiterek. “Elbette, en sevdiğinden.” Derken karşısındaki kızın suretindeki tuhaflaşmayı görünce kaşlarını büzdü. “Ne oldu Nil, bir sorun mu var içine bir şey mi düşmüş yoksa?” diye sorular sormaya başladı. “Hayır, hayır…” dedi zoraki bir gülümsemeyle. Kendini bildi bileli kızıl saçları yüzünden herkes ona portakal ve havuç dediği için portakaldan nefret ederi Feyza. Üstelik portakal suyunu da hiç sevmezdi. Yine de abisi ile Ayça Nil sevgiliyken bunu saçma sapan bir şekilde öğrenmişti, Ayça Nil portakal suyuna bayılırdı. Güç bela bir yudum içti Yağız’ın getirdiği portakal suyundan. “Harika tadı, süper.” Diyerek boğazından geçen ekşi sıvıyı zorla midesine gönderdi. “Yoksa Nifak Tanrıçan mı canını sıktı?” diye gülümsedi Yağız. “Yo, hayır. Bir sorun yok sadece…” ne diyeceğini düşündü Feyza. “Hadi ama şu haline bakılırsa canını epey sıkan bir şey var. Dur tahmin edeyim eve dönmek mi senin canını sıkıyor?” Derin bir nefes aldı Feyza, dilini dudaklarını üzerinde gezdirirken portakal tadını alınca yüzünü ekşitti bir kere daha. “Biraz,” dedi. Ne de olsa yalan değildi, bu haldeyken düşünmemiş olsa da Yağız dediğinde fark etti. “Eve dönmek,” dedi uyanan birinin vereceği ani bir tepkiyle. Sorunların arttığını ama cevapların asla bulunmadığını düşündükçe yine midesindeki o asit dolu tat ağzına tırmanıyordu. “Of… Ne yapacağım şimdi…” diye mırıldandı. “Bu kadar gergin olma, tamam eve dönüyorsun ama bu kez ders kayıtlar için hepimiz aynı yerde olacağız. Söz veriyorum her şey güzel olacak Nil, seni böyle gergin ve karamsar görmeye alışık değilim. Lütfen kendine gel. Kafanın içinde seni yiyip bitiren her neyse bir kenara at. Bana hep dediğin şeyi hatırla, anı yaşa biraz. Kendine köstek yapıyorsun. Nil birkaç gündür kötü bir şey olduğunu düşünmeye başladım sana. Yine o,” derin bir nefes aldı, “Hatırlatmak istemediğim zamanlardaki gibi bir şey mi oldu yoksa?” Gözünün içine baktı Yağız’ın, sustu ve gülümsedi. Feyza gülümserken Yağız da gülümsedi. Başını sağa sola sallayıp “Endişelenme iyiyim ben, sadece biraz…” kelimelere başlayınca daha dikkatli devam etmesi gerekiyordu ama ne demeliydi kestiremiyordu “Biraz stresliyim sanırım.” “İki kelime Nil, Anı yaşa…” diyerek göz kırptı. Yemek boyunca devam eden konuşmaların geri kalanında elle tutulur gözle görülür önemli bir şeyden bahsedilmedi. Kahvaltı biterken Feyza ve Ayça Nil göz göze geldiler. Her ikisinde de yine birbirlerine zıt ifadeler vardı. Feyza için için onlara bu laneti yapan kişinin kim olduğunu düşünmekten yanıyordu Ayça Nil ise halinden memnundu. Dışarı çıkarken yan yana geldiler, etraflarındaki kişiler yüzünden konuşamadılar ama böyle giderse her ikisi de birbirlerinin hayatlarını geçici olarak yaşayacaklarını biliyorlardı. Bu durumda Feyza korkuya yakın bir kaygı yaşarken Ayça Nil’in içinde büyük bir heyecan vardı. Bazen heyecan o kadar çok büyük olurdu ki mutluluğa hüzne ve şaşkınlığa yer bırakmazdı. Öyle bir an yaşıyordu Ayça Nil, durumundan memnundu. Kısa bir süre sonra Ayça Nil odasına çıkıp üstünü değiştirdi, ardından Atakan’ın yanına gitti. “Hayda… Şimdi de bu ne şıklık diyeceğim bana kızacaksın kanka,” dedi Atakan. “Aaa, sen üstünü değiştirmeyecek misin? Mehmet Hoca konuşma yaparken bir ceket falan giyseydin keşke.” Ayça Nil’in bu karşılığına şaşırdı Atakan. “Neden ki?” diye sordu. “Kapanış konuşması gibi resmi bir törende görevin olsa da ceket tarzında bir şey giymen gerekir,” dedi tıpkı ailesinden öğrendiği gibi. Birkaç söz daha ekleyince Atakan soru sormayı bırakıp odasına gitti bir koşuda. Üzerini değiştirmiş Ayça Nil’in tavsiyesini dinleyerek ceket gitmişti. Mehmet Hoca ile karşılaştıklarında bu kararın yerinde olduğunu anladı Atakan’da. Zira Mehmet Hocaları gülümsemişti iki gözde öğrencisini de güzelce hazırlanmış halde görünce. “Gençler harikasınız, tam zamanında geldiniz,” diyerek her ikisini de karşısına aldı. “Kapanış konuşmasını da yapınca herkesin dışarıdaki tur otobüsüne binmesine yardımcı olmanızı istiyorum.” Dedi. Lafı uzatmadan anlaştılar Atakan ve Ayça Nil, Mehmet Hoca harika bir veda konuşması yaptıktan sonra misafirlerin ve öğrencilerin tur otobüsüne binmelerine yardım ettiler. Bütün öğrencilere dönüşte valizlerini toplamak için yaklaşık yarım saatleri olduğunu da söyledikten sonra kalkmaya hazırlanan otobüste yerlerini aldılar. Mehmet hocanın hemen arkasına oturmuştu Ayça Nil, Atakan’ın yanında cam kenarındaydı. Göz ucuyla arkasına bakınca Feyza’nın kendisinin en sevdiği yerde arkada olduğunu gördü. Göz göze geldiklerinde otobüs harekete geçti. Kısa bir gezi ve veda yemeğinden sonra resmen Ayvalık macerası sona erecekti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE