30. Bölüm

1607 Kelimeler
Bir süre bekledi Feyza, beyaz büyük kapının önündeki tertemiz “Welcome” yazan paspasın üzerinde iki ayağı bitişik bir şekilde durdu. “Acaba duymadılar mı? Bir daha mı bassam zile?” düşünceleriyle boğuşurken kapı sessizce açıldı. Ona bakan poğaça yanaklı, uzun etekli ve mor dantelden örme yelekli kadını görünce afalladı Feyza. “Bu Ayça’nın annesi mi? Hiç de böyle hayal etmemiştim ama,” düşüncelerini geçirdi içinden. “Kuzum hoş geldin,” diye atıldı boynuna kapıdaki kadın. Dona kaldı Feyza, bu ani sarılma karşısında nasıl bir tepki vereceğini bilemeden gülümseyerek o da sarıldı. “Hoş buldum… annem,” dedi şüpheli bir kararsızlıkla. “Aha bir yaşıma daha girdim, annem mi!” diyerek katıla katıla gülmeye başladı kadın. “Ayvalık’da başına güneş mi geçti kuzucuğum senin, yok yok bilirim ben şaka yapıyorsun bana. Ahahah seni gidi Ayça seni!” diyerek bir kez daha sarıldı. Ne tepki vereceğini hala bilemese de karşısındaki kadının annesi olmadığını artık biliyordu Feyza. “Annesi değilse kim ki acaba?” düşüncesi zihninde yankılanırken valizine uzandı. “Aaa, dur bırak bakiyim onu kapıda. Ben alırım içindekileri yıkar kurutur ütüler asarım hemen.” Diyerek eline uzandı kadın. “Ama…” “Ne demek ama, Ayçam, kuzum iyi misin sen,” dedi kadın endişeli bir sesle. Tam bir cevap verecekken cebindeki telefonun titrediğini hissetti. Eline aldığı telefon ekranında bir yeni mesaj bildirimi vardı, üstelik Ayça’dan yani kendi bedeninden geliyordu. Mesajlar • şimdi Ayça Nil -Sana söylemeyi unuttum, Ayfer abla karşılarsa seni sakince gülümse çok yoruldum diyerek odana çık. Babamları görürsen ben geldim demen yeterli. Bu arada sizin eve ayakkabı ile mi giriliyor? Mesaj ekranını okuyunca biraz daha rahatladı Feyza, ardından gülümsedi. Az önce paspasın önünde topuklu ayakkabılarını çıkartmıştı. Ayfer ablaya gülümseyerek bir mesaj yazmaya koyuldu. Mesajlar • şimdi Feyza -Elbette ayakkabılarını çıkartıyorsun, annemi görünce onu çok özlediğimi söyler misin? Yazdığı mesajın ardından başını kaldırıp binanın, daha doğrusu villanın içine giriş yaptı Feyza. Annesini, babasını, abisini, odasını kısacası kendisine ait olduğunu düşündüğü her şeyi öyle çok özlemişti ki bu kocaman yüksek tavanlı evin girişi ona hiç de cazip gelmiyordu. Üst kata çıkan ahşap tırabzanları süslü merdivenlerden duvarlara asılı renkli ama anlamsız tablolardan her şey ona evinden çok uzaklarda olduğunu fısıldıyordu. Çıplak ayakları altındaki zemin öyle soğuk ve pürüzsüzdü ki içi ürperdi. Daha odasının nerede olduğunu bile bilmeden yürüyordu Feyza, üst katta olduğunu düşünse de bunu öğrenmek için aklına daha güzel bir fikir geldi. Mesajda adının Ayfer olduğunu öğrendiği iri ve tatlı kadına döndü. “Ayfer ablam, valizimi odama çıkartır mısın?” diye sordu. Kadın şaşkınlıkla baktı Feyza’ya. “Çıkartırım yavrum da bir sorun mu var?” diye sordu. Anlamsız bakışlarla baktı Feyza kadına. Ne olduğunu anlamıyordu oldukça kibar ve yağın bir şekilde kadından bir şey rica etmişti. “Hiç böyle soğuk yapmazdın bana küs müyüz yoksa?” diye sordu kadın. Güldü Feyza, “Olur mu öyle şey,” dedi. “Çok yorgunum sadece,” dedi. “Odama çıkıp bir an evvel dinlenmek istiyorum.” “Karnın aç olur diye sana en sevdiğin çorbayı yaptım yemeden mi yatacaksın sen de annen gibi yoksa?” diye sordu bu sefer de. Tam hayır diyecekken aslında karnının epey aç olduğunu hissederek, “Odamda yesem?” diye sordu. “Aaa olmaz, Nesrin Hanım odalara yemek çıkartmana hala izin vermiyor son tabak olayından sonra. Yine tartışmak istemezsin değil mi?” diye sordu. Şaşırdı Feyza, “Ne kadar tuhaf bir kural nu böyle,” diye düşündü içinden. Aksilik çıkartmak istemiyordu bu yüzden kabul etmeden önce “O zaman odama çıkalım bir üstümü değiştirip mutfağa gelirim,” dedi. “Mutfakta mı yiyeceksin? Salondaki masada yemek istemediğine emin misin kuzucuğum?” diye sordu Ayfer ablası. Bir süre duraksadı, mutfak dışında salonda neden yemek yendiğini düşündü. Sonra da rutini bozmamak adına başını yukarı aşağı sallayarak kabul etti. Karşısındaki kadın gerçekten şaşkınlıkla bakıyordu ona. Bir şeylerin ters gittiğini fark etmişti ama elbette karşısındaki bedende başka bir kızın ruhunun olma ihtimalini düşünemiyordu. Ayça’nın çok yorgun olduğunu bu yüzden tuhaf davrandığını düşünüyordu kadıncağız. “Hadi gel odana çıkalım o zaman, sen yokken eşyalarını düzenledim istediğin bir şeyi bulamazsan odama gel tamam mı kuzum hemen bulayım sana.” Başını aşağı yukarı salladı Feyza, bir an evvel üzerindeki civciv sarısı mini elbiseyi çıkartıp daha rahat hissedeceği kıyafetler giymek istiyordu. Üstelik kabarık saçları onu çileden çıkartıyordu, bulduğu ilk lastik toka veya kalemle saçlarını toplamalıydı. Bu düşünceler eşliğinde merdivenleri çıkmaya başladılar. Bir yandan da evin ne kadar sessiz olduğunu düşünüyordu, tepeden sarkan lambalardaki ışıklandırma da bu sessizliğe uyum sağlamıştı sanki, loş bir ambiyans vardı bu merdivenlerde. Yukarıya çıktıklarında köşedeki odaya yöneldi önündeki kadın. “Hadi geç bakalım valizini kapının yanına koydum içeriye, üstünü değiştirince nelerin yıkanacağını bana de tamam mı kuzum. Ben de aşağıda çorbanı ısıtıyorum, salona gelirsin Ayçam güzelim,” diyerek gülümseyerek odanın ışığını açıp merdivenlere yöneldi kadın. Teşekkür etti Feyza, bu teşekkür daha da ilginç bir ifade takınmasına neden oldu Ayfer ablanın. Bu durumu pek de fark edemese de bir an evvel üstünü başını değiştirme isteği yoğun basınca içeriye girdi Feyza. Bir anda geniş ve düzenli oda ile karşı karşıya kalınca şaşırdı. “Bizim salon ve odamın toplamından büyük burası yok artık!” iç sesinde yankılanan kelimeler tam olarak bunlardı. Düşündüğü kadar da vardı, bir duvardan bir duvara neredeyse stüdyo salon bir ev kadar genişti burası. Pembe çiçekli duvarlar, beyaz kocaman aynalı komodin ve iki kişilik pembelerle bezenmiş rahatlığı on metre öteden gözle seçilir yatağa rağmen odada oldukça geniş boş alan da vardı. Tavandan sarkan örme bir salıncak, duvarlara yapışmış anıları, fotoğrafları ve tam karşısındaki devasa dolapla bu oda ileride kendisine alacağı evin hayalinden bile büyüktü. Üstelik gerçekti, hemen karşısındaydı. İşin ilginç yanı bu koca odaya girince Feyza’nın içindeki heyecan azalmıştı. “Çakma sarışının odası kocaman! Şaka değil gerçekten at koşturulur burada. İnanamıyorum kemanı bile var! Yok artık daha neler, kitaplığa bak sadece romanlarla dolu bir de… Günlük mü onlar yoksa?” düşünceleriyle gezdi odayı. Kitaplığın önünde durdu. Deri ciltli el yazması pembe defterleri görünce haklı olduğunu anladı. Bunlar gerçekten günlükleriydi. İçten içe okumak istese de bunun iyi bir hareket olmayacağını biliyordu ama bir anda zihnine çöken “Ailesi hakkında bilgi toplamak için okumam daha iyi olur aslında” fikriyle karnını doyurup odaya gelince sabahın ilk ışıklarına kadar ne yapacağını artık biliyordu. Gülümseyerek dolabın önüne geçti, dolabın içindeki her şey öyle renkliydi ki güç bela beyaz bir eşofman altı bulup üstüne gri bir tişört geçirmişti. Yatağının yanındaki pofumduk terlikleri görünce onları da giydi. Ağır adımlarla odadan çıkarken omzunun arkasından odaya baktı. “Burası bir süre benim odam mı olacak şimdi? Bunu düşünmem çok ilginç ama böyle bir odada o kadar da kötü olmaya bilir. Acaba ailesi nasıl birisi?” kafasındaki fikirlerle aşağıya indi. Alt kat hala çok sessizdi, nereye gideceğini tam kestiremediği için önce sağa dönüp ilk girişten kocaman bir odaya vardı. Orada oturmuş kitap okuyan bir adamın sırtını görünce sessizce geri dönmeye karar verdi. “Merhaba demek bu kadar mı zor Ayça Nil, geldiğinin haberini vermeni tercih ederim.” Dedi tok ses kafasını kitaptan kaldırmadan. Buz gibi bu sesle olduğu yerde kaldı Feyza. Adama döndü tam özür dileyecekken söze devam etmesiyle duraksadı. “Nasıldı Ayvalık, eğlendiniz mi arkadaşlarınızla?” diye sordu ilgisiz bir sesle. Ne demesi gerektiğini düşündü Feyza, zihninde Ayça’nın babasıyla tanışma senaryosu bu değildi. Hazırlıksız yakalandı. “Güzeldi,” dedi tipik bir geçiştirme ile “biraz da yorucu,” diye ekledi parmakları ile oynayarak, “eve geldiğim için mutluyum,” dedi. İçten içe gidip babasına sarılsa mı diye düşündü, oysa oturan adam kızına bile dönmeden konuşuyordu. Bu davranış evden bile soğuk gelmişti Feyza’ya. “Tuhaf” diye düşündü içinden. “Harika, çok sevindim,” dedi, elindeki kitabın bir sayfasını daha çevirip. “Sen neler yaptın peki?” diye sordu Feyza, konuşmadıkça daha da gergin hissediyordu. “Yeni bir kitaba başladım, yine okumayacağın bir kitaba,” dedi soğuk bir sesle. Bir süre cevap vermeden bekledi Feyza, adamdan da tepki gelmeyince arkasını döndü tam odadan çıkacakken aklına bir şey takıldı. “Annem nerede?” diye sordu. Bu soru üzerine adam arkasını dönüp Feyza’ya baktı, yüzündeki şaşkınlık ifadesi kızını görünce daha da derinleşti. Baştan aşağıya süzdü kızını, beklediği gibi pembeler içinde görmeyince o da sezdi bir şeylerin ters gittiğini, parmağının ucuyla gözlüğünü düzeltip gözlerinin içine baktı. Derin ve maviydi Erdem beyin gözleri de, bir gizli bilgelik parıltısı yanında bolca küstahlık içeriyordu bakışları. Bir an evvel önündeki kitabı okumaya devam etmek istediğini belli eden tavırlarıyla cevapladı onu. “Antalya’da olduğunu unuttun mu?” dedi. “Aaa, sahi…” dedi zorla gülerek, “aklımdan çıkmış bir an,” diye ekledi. Babasının hala ona baktığını görünce “İyi geceler,” diyerek odadan çıkmaya karar verdi. “Sana da iyi geceler,” dedi ruhsuz bir sesle, kitabına döndü Feyza gittikten sonra bir süre daha o kitabı okumaya devam etti. Gözlerini pörtletip oflayarak nihayet doğru odaya geçebildi Feyza. Düşündüğünden de tuhaf gelmişti ilk karşılaşmaları. Babası ona çok uzak biri gibi gelmişti. Salondaki yemek masasına oturup etrafına bakındı. Kocaman bir piyano, duvarda şömine, daktilo ve raflar boyunca kitaplar… Öyle elit ve lüks bir salondu ki burası etkileyici gelmeliydi içeriye giren herkese, oysa Feyza şimdiden bütün bunların ardında evin içinde buz gibi bir şeyin musallat olduğunu hissedebiliyordu. Oturduğu lüks sandalye ve hatta her bir detayı onlarca para olan bu ev ona ev gibi gelememişti bu yüzden. Biraz olsun Ayça’nın neden bu kadar kaprisli olduğunu anlamıştı sanki. Yine de lüks ev, fırsatlar ve para düşüncesi aklını çelebiliyordu Feyza’nın. Ayfer abla gelip bir kase dolusu sıcak çorba getirene karar odayı seyretti. Ne kadar tuhaftı burada televizyon yoktu ama baktığı her bir detay televizyondan daha çok dikkat çekiciyi. Güzeldi de. “Kuzucuğum bak en sevdiğin mısır çorbasından yaptım,” diyerek üzerinde buhar dans eden kaseyi Feyza’nın önüne koydu Ayfer abla. Teşekkür etti Feyza, kadının arkasını dönüp gitmesiyle bir başına çorbayı yudumlamaya başladı. Daha önce hiç bu kadar yalnız ve yabancı bir gece geçirdiğini hatırlamıyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE