29. Bölüm

2121 Kelimeler
Bulutların ay ve yıldızları örttüğü bir gecede otobüsleri nihayet şehir terminaline varmıştı. Yolcuların bir kısmı toparlanırken bir kısmı yeni yeni uyanıyordu. Feyza ise tırnaklarını kemiriyordu ne yapacağını mesajla Ayça Nil ona kısaca anlatsa da hala heyecanı içindeki yerini koruyordu. Feyza’ya göre daha sakin olsa da Ayça Nil de karnındaki kelebekleri hissediyordu. Yine de kendi evine gitmeyecek olmak, Uygar ile karşılaşabilme heyecanı içindeki stresi daha olumlu bir yöne çekiyordu. Mesajla evine nasıl gideceğini Feyza’ya sormuştu o da. Kısaca babasını aramasını onu terminalde bekleyeceklerini söylemişti. O da dediği gibi yaptı telefonu eline aldı tereddüt etmeden sakince rehberden babasını aradı. “Kızım, geldin mi terminale?” kalın sesine rağmen öyle sıcacık ve babacan bir tınıyla gelmişti babasının sesi. Ayça Nil kendi babasının ketum ve soğuk sesine öyle alışmıştı ki birden duraksadı, böyle bir karşılama beklemiyordu telefonda. “Evet, geldik,” dedi bir anda titremeye başlayan sesiyle. “Çok özledik seni, terminalin 24. Peronunda bekliyorum kızım kapatayım da bir an evvel toplarlan gel hadi. Annen sıcacık kek yaptı sen geliyorsun diye hem de havuçlu kek çok seversin. Bekliyorum seni hadi bakayım.” “Tamam, geliyorum babam,” dedi dokunsalar ağlayacak bir sesle. Bir anda içinde tarifi olmayan bir düğüm koptuğunu bütün duygularının firar ettiğini hissetti. Daha önce babası ona en son ne zaman böyle içtenlikle konuşmuştu hatırlamıyordu. Atakan bile fark etmişti bu halini, sorup üstelemedi. Belki de kötü geçen seminer yüzünden bu kadar duygusal olduğunu düşünüyordu belki de yolun yorgunluğu yüzünden önemsemedi. Sadece içtenlikle sarıldı arkadaşına. “Kendine çok iyi bak, toparlan kankam. Pazartesi erkenden okula gel seninle yapacak bir dünya işimiz var. Telefonlarıma da cevap ver, Ayvalık’ta olduğu gibi boşlarsan bozuşuruz haberin olsun. Hadi görüşmek üzere.” “Gençler ikiniz için de bir şey diyeceğim hemen ayrılmayın bir dakika,” dedi bir anda Mehmet Hoca. Her ikisi de merakla gözlerini Mehmet Hoca’ya çevirince büyük bir neşeyle alçılı kolunu kaldırıp söze devam etti. “Anlaşmamızı unutmayın, pazartesi saat 10 da kitaplığımı düzenlemeye geleceksiniz.” Büyük bir neşeyle hatırlatmasını yapınca her ikisinin de oflayarak surat asması bir oldu. “Öyle üzülmek yok, size demiştim kolumun nasıl kırıldığını bilemezseniz kitaplık temizliği sizde diye. Hem güzel yanından bakın eşsiz kitaplar var içlerinden birer tanesi sizin olacak. Hadi bakalım iyi akşamlar, iyi geceler herkese. Bolca dinlenin pazartesi görüşelim. İlk hafta diye devamsızlık yapmak yok, her zamanki gibi sizi okulda görmek istiyorum.” Son sözlerinin ardından herkese veda etti Mehmet Hoca, otobüsten indi ve bütün öğlencilerine özel olarak teşekkür edip pazartesi günü okula gelmelerini teşekkür sertifikalarını almalarını söyledi. Mehmet Hoca’nın ardından Ayça Nil de indi, bu kez kırmızı valizi olmadığı için çantasını sırtladığı gibi 24. Perona yöneldi. Hafif göbekli, gözlüklü ve bıyığına rağmen tertemiz yüzü gülen adamın ona el salladığını görünce gülümseyerek o tarafa yöneldi. “Bu adam Feyza’nın babası olmalı,” dedi içinden sessizce. Ardından “Ne kadar tuhaf, koyu renk saçları var, göbekli ve siyah bıyıkları var. Gözleri ve gözlükleri hariç alakası yok Feyza ile, belki de annesine benziyordur,” diye düşünmeye devam etti. “Kızım,” diyerek sıkı sıkı sarıldı adam, “Çok özledik seni,” dedi. “Ve şu çantanı bakayım, zaten yorgunsun bir de taşıma arabaya kadar,” sözleri devam ettikçe Ayça Nil göz yaşlarına hakim olamadı. “Ne oldu kızım? Niye damlıyor gözlerin çok mu özledin bizi?” yatıştırıcı bir sesle bir daha sarıldı kızına. Saçına kibarca ve babacan bir öpücük kondurup, “Anladım ben,” dedi muzipçe bir sesle, “Çay içmemişsin yol boyunca çaysızlıktan üzüldün bizsizlikten değil,” diyerek güldü. Adam gülünce Ayça Nil de güldü. “Çok özledim sizi, çok,” dedi, göz yaşlarını parmak ucuyla silerek yürümeye devam etti. Ayça Nil en son ne zaman kendi babası Burhan Bey ile bu şekilde özlem gidermişti hatırlamıyordu. Yanında adını bile bilmese de “BABA” sözcüğüne cuk diye oturan adam vardı ve sanki yıllardır babası bu adamdı. Hiç yabancılık çekmeden özlediği ve daha çok özendiği bu hisle derin bir nefes aldı. Yüzünde temiz bir gülümseme belirdiğinde otobüs terminalinin içine giden kapıdan geçmekteydiler. Tam o anda kendi babasına, Kadir Bey’e sıkıca sarılıp neşeyle giden Ayça Nil’i görmüştü Feyza. İçinde ciddi bir kıskançlık fırtınası kopmaktaydı. Kaşlarını çattı, mavi gözleri bir ejderhanın öfkesini yansıtacak şekilde parladı. Şimdi koşup gitse bu topuklularla imkanı yok yetişemezdi onlara, bir de velev ki yetişti ne olacaktı? Hey durun Feyza benim, o ise çakma sarışın mı diyecekti? Kara büyüyü, bu laneti sonsuza kadar başlarına sarmaya niyetli değildi Feyza. Akıllıca davranması gerektiğini biliyordu ama ne hikmetse akıllıca davranmak gerektiğini bildiği bazı zamanlarda kalp buna inatla karşı koyuyordu. Derin bir nefes aldı, o yöne bakmamaya karar verdi. Üstelik bir taksi çağırıp telefon ekranındaki adrese gitmesi gerekiyordu. Hem de o kocaman kırmızı bavul ile! Şanslıydı bir bakıma, Yağız valizi tutup taşımaya başlayınca sorunlarından birisinin eksildiğini düşünüp sevindi. Ne yazık ki tam olarak tanımadığı bu çevre içinde sevinci biraz fazla erken olmuştu. “Aaa, hemen dağılmıyorsunuz değil mi?” diye neşeyle araya girdi Yeliz. “Melih ile Berkant okey dedi bize gidiyoruz siz de gelsenize,” inci gibi parlayan dişleri kıpkırmızı dudakları arasında gece karanlığına en zıt tondaydı bunları derken. “Çok yorgunum,” diyerek bir şeyler geveledi Feyza, bir yandan da yabancı bir eve gitmek ile Merve’nin evine gitmek arasında hangisinin daha kötü olduğunu hesaplamaya çalışıyordu. Tam devam edecekken Yağız’ın ona göz kırpmasıyla durdu. “Üzgünüm ama Nil bana söz verdi,” dedi. Bu sözün ne demek olduğunu düşündü Feyza, neye söz vermişti bilmeden “Evet,” diyerek dudak büktü. Böylelikle sahte mahcup ifadesini de başarıyla sunmuş oldu. “Ekiyor musunuz bizi şimdi? Yok artık ama yani Nil, bebeğim Ayvalık’a gitmeden önce sen dememiş miydin dönüşte alem yaparız siz gelin diye?” Ne diyeceğini ilemeden bir süre ağzı aralık kaldı Feyza. Dudağını ısırdı, kem küm bir şeyler geveledi. Neyse ki süper kahramanı Yağız bir kez daha yetişti Feyza’ya. “Kızlar, gelemez ne yazık ki. Bu kez acil bir işimiz var, yarın akşam damlarız size,” diyerek Feyza’yı kolundan tuttuğu gibi “İyi geceler herkese abartmayın iyi eğlenceler,” sözleri eşliğinde terminalin çıkış kapısına yöneldiler. Bu sayede Feyza’yı çok büyük bir külfetten kurtarmış oldu Yağız. Bunun için teşekkür etti. Üstelik onları almaya gelen tek bir taksiyi görünce de neşelendi. Demek oluyordu ki aynı yere gideceklerdi. Gerçi biraz düşününce hatırlayıverdi, Yağız Çakma Sarışınlara yakın bir yere taşındığından bahsetmişti. Ne kadar yakındı bilmiyordu ama bu durum biraz olsun yabancı insanlara anne ve baba diyeceğinin stresini azaltmıştı. Taksiye valizlerini koyup bindiklerinde de her nedense konuşma ihtiyacı duydu Feyza. “Annem ve babam,” dedi sanki daha en başında çok garip bir soru soracağını ifşa etmiş bir tınıyla, “sence nasıllar?” “Hımmm…” dedi Yağız, “Prof. Dr. Nesrin Hanım ve Yazar Erdem Bey hakkında ne demem gerekir acaba…” neşeyle ve muzipçe gülümsedi. “Bu hayatta tanıdığım, aynı kandan olmasak da kardeşim diyeceğim tek insanı dünyaya getirdiklerine göre özeller benim için. Her ne kadar sinir bozucu derecede seninle ilgilenmeden sadece kendi isimleri ve şanları için çabalasalar bile onlar düşündüğün kadar korkunç değil. İyi değiller, ama berbat da değiller. Hangi anne ve baba kusursuz ki?” Yağız gülümseyerek baktı ona, gerçekten de içinden geçenleri söylemişti. Bu sefer daha farklı bir soru sormak istedi Feyza, çünkü dedikleri içinde geçen kardeş sözcüğünü duyunca merak etmeden duramadı. “Peki ya Ayça Nil Özçelik sence nasıl birisi Yağız?” bu soruyu sordu şimdi de Feyza. Gözlerini kıstı, dudağının bir kısmı ile çarpık çurpuk gülümsedi Yağız. Derin bir nefes aldı gözlerinin içine bakarak söze girişti. “Farklı kandan gelen öz kardeşim, ruhumun ikizi, koruyucu şeytanım…” “Şeytan mı?” diyerek araya girdi Feyza, gülerek. “Elbette, sen melekten ötesin Nil, ancak bir şeytan hem senin kadar saf kanlı hem senin kadar korkulacak ve güzelliği ile baş döndürecek biri olabilir. Üstelik kalbinin derinlerinde sevgi var, şeytan gibi işte.” Bu tuhaf açıklama üstünde pek de durmadı Feyza, güldü. Gülmek istiyordu, sakin hissetmek istiyordu. Kendisini rahatlatmak için konuşmak istiyordu. Bu kez de muzipçe gülerek dudaklarını büktü. “Feyza Akdeniz… nasıl biri?” dedi sinsice bir tınıyla. “Nifak Tanrıçan…” diye karşılık verdi ilkin, “Kızıl ukala da diyoruz bazen veya yürüyen kibir… Ama daha çok umutsuz aşık bana göre,” diyerek sırıttı. “Sevgisini kullandığımız için çok çok çok nadiren üzülmüyor değilim ama şimdiki gibi oturup konuşacak anılar lazım bize de değil mi Nil? Yoksa yolculuklar sorusuz, sıkıcı ve uzun olurdu.” “İlk ne zaman fark ettin?” dedi alakasız bir şekilde Feyza. Duyduklarını sanki Ayça Nil –miş gibi karşılayan gayet sakin bir sesle. “Neyi?” diyerek başını çevirip soru işareti gibi parlayan gözlerle baktı Yağız. “Feyza’nın sana olan hislerini.” “Sen söylediğinde fark ettim, sanırım okulun üçüncü ayı doluyordu. Çok olmuş.” “Sence hala senden hoşlanıyor mu?” Güldü, burnundan kesik kesik soluduğu nefesiyle tıs tıs güldü adeta. “Bu da soru mu Nil? Videoyu izlemedin mi? O bakışları biliyorum, hala bana kafayı akmış durumda Nifak tanrıçan! Gerçi sorun değil, bir döneme yetecek eğlencemizin bir kısmını o karşılayacak. O ve onun karşılıksız sevgisi…” Yağız güldükçe sessiz sedasız hançerler saplanıyordu Feyza’nın yüreğine. Özgüveni saniyeler içinde alevlere kurban giden bir orman misali cayır cayır yanıyordu. Yine de bir umut, bir sakinlikle sormaya devam etti. “Dürüstçe cevapla bakalım, sence neden karşılıksız seviyor seni ve neden sen onu sevmiyorsun?” “Gittikçe zorlaşıyor bu sorular Nil, neyi amaçlıyorsun?” “Sadece merak…” güç bela gülümseyerek söyledi bunları. Kaşları havalandı, sonra daha ciddi bir ifadeye büründü yüzü. Düşünmeye başladı Yağız. Bunu daha önceden de düşünmüştü ama daha evvelinde Nil ile konuşmamışlardı. “Sanırım ulaşılmaz aşk yüzünden seviyor beni.” “Nasıl yani?” dedi şaşkınlıkla. “Bir düşün, aslında çirkin bir kız değil. Hatta Melih’e de hak veriyorum biraz insanlıktan nasibini alsa kızıl saçlı çok tatlı bir kız olurdu. Ama o herkesi ardına alıp sadece kendisini düşünmeyi tercih etmiş, seni abisinden ayıracak kadar kıskanç ve inada bindirmiş tuhaf bir kız. Hatta bizden daha çok ruh hastası diyebilirim, oturup bir arkadaşıyla konuşmak yerine makale okuyup soru çözmeye kafa patlatan bir tip Feyza. Onun açısından bakınca hayatında her şeyin planlı gitmesi gerektiğini düşündüğü belli, ama aşk denklemlere benzemez. İki bilinmeyenli soru çözmek gibi değil bu işler. Adım kadar eminim beni gözlerim, uzun boyum, çevrem, ailem veya param için sevmedi. Sevmeyi birisinin maddi bir özelliği için tercih edecek kadar da korkunç biri değil zaten. Sadece onun gibi rasyonel, uyumlu, sakin, analitik birisini istemedi zihni. Kendince onda olmayan şeyleri gizli gizli arzuladığı için bana aşık oldu. Bence hepsi bu…” Ne diyeceğini bilemedi Feyza, bir anda gerçeklerin yüzüne bir bir çarpması mı yoksa Yağız’ın dediği her şeyin nokta atışı doğru olması mıydı bu donup kalmasının nedeni çözemedi. Bildiği tek bir şey vardı haklıydı. “Belki de haklısın,” dedi sadece kırık bir sesle. Bir umut içindeki son merak kırıntısıyla tekrar ağzını açtı. “Peki ona hiç şans verir miydin?” “Sevgili olmak için mi?” dedi hayretle. “Evet, sevgili olmanız için.” Başını sağa sola salladı Yağız, “Asla,” dedi. Bir kelime ancak bu kadar nazik bir şekilde kırıcı olabilirdi. Karşısında onunla konuşan kişinin Feyza olduğunu bilse büyük ihtimalle şu cümleleri de peşi sıra söylemezdi Yağız. “Onun gibi birisi ile hayat geçmez Nil. Kim olursa olsun, kalbinde kıskançlık olan biri ile ömür geçmez. Darlar, nefret ettirir ve sonunda aşka küstürür insanı. Hem benim Deniz’im varken dünyadaki diğer hiçbir kız güzel veya özel gelmiyor gözüme. Feyza için hissedeceğim tek şey seni üzdüğü için ondan nefret etmek. Umarım soruna cevap almışsındır.” “Cevap alınmıştır,” dedi robotvari bir ses ile. “Sadece bir şey merak ettim,” diye ekledi elinden geldiğince duygusuz çıkan sesiyle. “Feyza burada olsa yine bunları ona diyebilir miydin?” “Evet, kelimesi kelimesine hem de. Belki bu sayede karşısındaki insanlarda kusur bulmayı bırakıp kendisini düzeltmeye çalışırdı. Bir de üzüldüğü zaman kaşlarını bükmesi hoşuma gidiyor sırf bunun için bile derdim bunları.” Diyerek güldü. Yağız gülünce o da güldü nezaketen. Kalbi kırılsa da bu sefer alınganlık yapmadan önce düşündü Feyza. Bütün gece de bunu düşünecekti büyük ihtimalle. Ağzını açıp bir şey daha soracakken taksinin sağa yanaşmasıyla durdu. “Nil, geldik inmeyeceksin sanırım muhabbet sardı,” dedi Yağız. Camdan dışarıya baktı Feyza, gece karanlığı içinde sokak lambalarının uzun ağaçlar arkasında kaldığı kocaman villayı görünce şaşkınlıktan ne yapacağını şaşırdı. Eli ayağına dolanmış bir şekilde indi arabadan, taksinin bagajından valizini almasına yardımcı oldu Yağız. Tekrar arabaya yönelmeden önce sıkıca sarıldı ona. “Senin evin nerede peki?” diye sordu. “Yarın sabah yürüyüşe çıkınca öğreneceksin, sürpriz olsun bu geceye bu kadar soru yeter Nil. İyi geceler eve geçince canın sıkılırsa yaz bana damlarım sana. Deniz’imi görmeye kaçıyorum hadi iyi geceler…” sözleriyle arabaya atladı. Taksi gitti, elinde kırmızı valizle evin kapısının önünde bir başına kaldı Feyza. Tedirgin birkaç adımla bahçeden içeriye girdi. Öyle sessizdi ki etraf çimenlerin üzerindeki adım seslerini bile işitebiliyordu. Kapının tam önüne gelince derin bir nefes aldı. “Güzel olacak her şey, cesur ol Feyza,” diye fısıldadı kendisine ve ardından zile bastı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE