Hayatta bizleri en çok gaflete düşürüp hata yapmamıza sebep olan temel yanlış ön yargıdır.
Genç adam Nilay'ı, Nilay'a rağmen hastaneden çıkartmayı başarmıştı. En büyük arzusu bundan sonrasının zor olmaması Nilay'ın kendisine biraz yardımcı olmasıydı. Akıcı trafikte ilerlerken araç içinde yanı başındaki kızın içli hıçkırıkları hakimdi.
Nilay bir girişiminin daha sonuçsuz kalmasıyla bilmediği yollarda ilerlerken her bir uzvu kızgın demirle dövülüyormuşçasına canı yanıyordu. Akan gözyaşları dertlerini çözüme ulaştırmamıştı. Zaten ağlamak hiçbir zaman hiçbir şeye ağlamak deva olmazdı. Her zerresine karışan çaresizliğin zehri doğru dürüst nefes almasını dahi izin vermiyordu. İyi yada kötü dilinin kıyısına vuran isteklerinin kabul görmesini istiyordu. Yakın çevresi elbirliğiyle ruhunu ayrı bedenini ayrı paramparça etmişti. Günler önce hastane odasında karşısına çıkan varlığına saygı duyan adamın kararlarına anlayış göstermesini bekliyordu. Sevgi şefkat ilgi gibi insanlığın getirisi hisler umurunda değildi. Kara gözleri şelale misali çağlarken kalbine keskin bıçak darbeleri indi. Sanki ruhu bedeni gözle görülmeyen demir parmaklıklar ardına hapsedilmişti.
Ve ruhu bedeninden sıyrılıp özgürce bilinmez sonsuzluğa kanat çırpmak istiyordu.
Kızın perişan vaziyeti Hatice'yi mahvetti teselli sözcüklerinin hükümsüz olduğunu bildiğinden sessizdi. Nilay'a yanında olduğunu hissettirmek için kıpırdandığında gözleri dikiz aynasında beliren koyu kahvelerin sert ikazına takıldı. Hakan'ın gözlerini saran alevlerin kıvılcımı sırf Nilay'a sıçramasın diye isteğine gem vurdu. Gün gibi ayan beyan ortadaydı Hakan'ın elle tutulur cinsteki öfkesi Nilay'ın kaçma eğiliminden kaynaklıydı. Adamın gözleri keskinleşmiş sert yüz hatları bıçak gibi sivrilmişti. Ufacık bir hareketliliği lime lime ederek paramparça eden türdendi. Aracı esir alan gözle görülür gerginlik kadının elini kolunu bağladı.
Bir süre sadece susmak olayları akışına bırakmak gerekti.
Hakan hıçkıra hıçkıra ağlayan kıza ara sıra saliselik bakışlar attı. Göz pınarlarından süzülen saydam tanecikler öfke katmanlarını yükseltti. Temeline öfkesinin barutunu döşediği devasa büyüklükte göğe yükselen yapıtlar inşa etti. Yollar gibi akan dakikalara Nilay gözyaşlarıyla eşlik ettikçe hırçınlaştı. Hiddetini dışa vurmamak adına kendiyle savaşıp çetin mücadeleler verdi. Eğer sustuklarını dile dökerse içindeki şiddetli kasırga dışa aksettiği gibi kum fırtınası misali tozu dumana katardı. Genç adam şakağına saplanan ağrıyla dişlerini sıktı. Dirseğini cama yaslayıp parmak uçlarıyla masaj yaptı. Ağrı gittikçe şiddetlenirken tüm dikkatini yola verdi. Nefes almak için aralanan dudakları ortaya saçılmayı bekleyen kelimelerin zehrini dışarı akıttı. Bir an önce Nilay’ın yaşayacağı ev için gerekenlerin alışverişini en kısa zaman zarfında tamamlayıp evine gidip kabuğuna çekilmek istiyordu. Tüm iyi niyetiyle uğraşırken tek istediği Nilay’dan yalnızca küçük bir adım atmasıydı. Kendince haklı olduğunu düşünen Nilay’ın en büyük haksızlığı asıl kendisine yaptığını görsün istiyordu.
Kişilik ve duruşundan haddinden fazla ödün vermesine karşın Nilay'dan zerre çaba görmeyişi Hakan'ı çileden çıkartıyordu.
Hatice alnının köşesini cama yaslayıp sessizce akıp giden yolu izlerken telefonunun melodik sesiyle irkildi. Çantasından çıkardığı cihazın ekranında beliren isimle iç çekerek gülümsedi. Açmadan evvel sorarcasına dikiz aynasına baktı. Koyu kahvelerin verdiği olurla kahramanının aramasını yanıtladı. Bulunduğu ortam sebebiyle cevaplarını kısa tuttu. Bir gündür görmediği aylarca hasret kalmışçasına özlemden kıvranan kahramanıyla aynı duyguyu bölüşüyordu. Eve geliş vaktini sorgulayınca telefonu kulağından uzaklaştırdı. Ön yolcu koltukları arasındaki boşluğa yaklaştı. "Hakan Bey eşim merak ediyor evime ne zaman gidebilirim?"
Hakan dikiz aynasından merakla bakan kadına kısa bir bakış atıp odağına tekrar yolu aldı. "Hep birlikte halletmemiz gereken birkaç işimiz var." Sinyal verip şerit değiştirdi. "Evinize gidişinizle ilgili net saati benim belirlemem imkânsız."
Hatice'nin kaşları hafif meyille çatıldı. "Anlamadım nasıl yani? "
Genç adam sıkıntıyla nefesini verip ensesini ovuşturdu. "Nilay'ın kalacağı ev için alışveriş yapacağız." Keskin bakışlarını yoldan çekip dikiz aynasına dikti. "Ayriyeten kıyafet alışverişi de var bu yüzden evinize gidişinizi ben belirleyemem," kısa bir es verip kıza kaçamak bir bakış atıp kinayeyle ekledi. "Malum Hanımefendi burnunun dikine gidiyor işlerimiz ne kadar sürer bilinmez."
Hakan'ın evine gittiklerini zanneden Hatice şoke oldu. Adamı kızla aynı evde yaşamayacağı için bir kez daha takdir etti. Her şeyi tasarlayan adamın önceliği alışverişe vermesi normaldi. Kahramanının merakını tahminleri doğrultusunda giderdi. "Akşamüzeri evde olurum Hasanım, görüşürüz"
Hakan'ın içine su serpen cümleleri kadının keyfini yerine geldi. Yorgun bedeniyle koltuğa iyice yayılıp sessizce yolu izledi. İçten içe Hakan'a övgülerini sıraladı can çekişen insanlığın ölmediğini hatırlatan ender insanlardandı.
Nilay gözyaşları akıp giderken karmaşık düşünceleriyle haşır neşirdi. Hakan ve Hatice'nin konuşmalarına kayıtsız kalmak için direndi. Yeni kararlar verilmiş üstelik fikri sorulmamıştı. Sinir sitemi alt üst olurken buhran geçirmenin eşiğindeydi. Başını hafif yana çevirip ağlamaktan sislenmiş odağına Hakan'ın yan profiline sığdırdı. Adamın seğiren yanak kaslarına kaşlarını çattı. Asıl öfkelenmesi gereken kişi kendisiydi, Hakan'a ne oluyordu? Anlamazdan gelerek sordu. "Kimin evi için alışveriş yapılacak, kimin?"
Hakan ağlamaktan kısılmış sesle dişlerini sıkarken bakışlarını yoldan ayırmadı. Her kelimeyi tek tek vurguladı. "Senin bundan sonra yaşayacağın ev için gerekenleri bizzat senin seçeceğin alışveriş."
Nilay sindiği koltukta bedenini dikleştirip Hakan'ı taklit ederek karşılık verdi. "Bana sormadan benimle ilgili kararlar almaktan vazgeç."
Hakan sabrının sınırlarını zorlayan kızla direksiyonu sıkıca kavradı gevşemek için alıp verdiği gürültülü nefesler kâr etmeyince gaza yüklendi. Aynalardan trafik akışını kontrol ederken inatla kendisini anlamayan Nilay'a göz ucuyla baktı. Direksiyonu ani manevrayla emniyet şeridine kırdı. Dinmeyen fırtınasının hiddetiyle frene asıldı. Şiddetle sarsılan araçta emniyet kemerlerinin takılı olması savrulmalarına engel olurken acıyı sırtlanan inilti kulağında çınladı. Öfkesine yenilen Hakan pervasız davrandığını acıyla bezeli sesle idrak etti. Uyarılmış sinir uçlarının mantığını devre dışı bırakmasıyla içinden küfretti. Avuçlarını direksiyona geçirip emniyet kemerini çıkarttı. Gövdesini hışımla yan koltuğa çevirip hırsla soludu "Bana bak kızım." Olduğu yerde sıçrayıp ürkek ceylan yavrusu gibi savunmasız kızla yutkundu.
Nilay beşik gibi sallanan araçta tazeliğini koruyan bazı yaraların gerilmesiyle iniltisine engel olamadı. Kulağının dibinde gürleyen sesle irkilerek son günlerde yakınında olan adama baktı. Düz uzun kirpiklerinin gölgelediği kahveleri simsiyahtı. Alnın kenarındaki damarlar kabarmış dişlerini sıktığı seğiren çene kaslarıyla tescilliydi. Dibine kadar giren Hakan aynı zamanda kırmızı görmüş boğa misali öfkeliydi. Görünüşü itibariyle ondan kaç gündür ilk defa fazlasıyla korktu.
Genç adam damarlarında gezinen yaşamsal sıvıya karışan öfkesiyle cayır cayır yanarken Nilay'ın halini görmezden geldi. İkna etmek için sakince yaklaşmaktan bir defaya mahsus vazgeçip işaret parmağını salladı. "Benim sabrımı sınamaktan vazgeç Nilay! Sen mantıklı karar vermeyi öğrenene dek yararına olan kararları ben alacağım!" Göz bebekleri titreyen Nilay'la tokat yemiş gibi irkildi. "Sikeyim senin inadını kızım ayarlarımla oynama işte oynama!" Sığ nefeslerle göğsü körüklenmiş gibi dalgalanırken tişörtü dar geliyor bulunduğu ortama sığmıyordu.
Nilay öfkeyle soluyan adamla nefes almayı unutmuş üzerine beton dökülmüşçesine kıpırdamıyordu.
Her şeye rağmen günlerdir sakinliğini sükunetini koruyan adamın hâli Hatice'yi dehşete düşürdü. Sesi araçta gök misali gürleyen Hakan'ın öfke gözünü kör edip sağ duyusunu köreltmişti. Nilay'ın içinde bulunduğu psikoloji nedeniyle zamana ihtiyacı vardı. Adam onun hakkında olumlu sonuca ulaşmak istiyorsa daha alttan almalı tepkilerini yumuşatıp kendisini dizginlemeliydi. Uyarmak maksadıyla Hakan'ın kaya gibi sert koluna dokununca yayından fırlayan ok misali koyu kahvelerin hedefi oldu. Peş peşe yutkunarak elini ateşe değmiş gibi geri çekti. Kısa süre de tanıdığı genç adama yalvarırcasına bakıp içine kaçmış titrek sesiyle fısıldadı. "Lütfen sakinleşin." Hakan'ın gözlerinde anlık dalgalanma yakalayınca Nilay'ı işaret etti.
Hakan'ın gözlerine çekilen öfke perdesi aralanırken kısılan bakışlarını kızda gezdirdi. İri berrak boncuk taneleri göz pınarlarından darp izlerine sağanak yağmur misali yuvarlanıyordu. Olduğu yerde taş kesilen çelimsiz gövdesi büzülmüş minicik kalmıştı. Gözlerini sıkıca yumup açtı geriye çekilip sırtını koltuğuna yasladı. Bir anlık gaflete düşen benliğine küfürlerini sıraladı. Kendisine olan hıncını almak ister gibi yumruğunu direksiyona geçirdi. Kontağı çevirip aynaları kontrol edince mobilya mağazası güzergâhında ilerledi.
Hatice olayın durulmasına sevinse de Nilay'ın hâli içini burkuyordu.
Bir süre sonra mağazaya ulaşan Hakan aracı uygun alana park edip kendisini dışarı attı.
Hatice yolculuğun bitmesiyle kapısını açtığı Nilay'ın duruşuyla iç çekerek hafifçe omuzuna dokundu. "Hadi in ablacığım."
Tüm kavramları yitiren Nilay omuzunda hissettiği dokunuşla irkildi. Feri kaçmış gözleri sorgularcasına Hatice'ye değdi ılıman tavırla konuşan kadını başıyla onayladı. Kalkmaya yeltenmesiyle üst gövdesindeki baskının oluşturduğu keskin acı dudaklarından fırladı.
Hatice acı yüklü sesle kapıyla arasında oluşturduğu boşluğu kapattı. "Ablam ne oldu?"
Hakan kalçasını jeepin kaportasına yaslayınca sigaranın ucunu tutuşturdu. İnce cılız dumanı içine çektiği esnada Hatice'nin panik yüklü sesiyle kaşları merakla çatıldı. Omzu üzerinden ardına baktığında siması derin acıya ev sahipliği yapan Nilay’la endişelendi. Sigarasını yere atıp Hatice'nin yanında belirdi.
Nilay acısının bir nebze dinmesiyle ne yapacağını bilmez hâlde omzundan çaprazlama inen şeride baktı. Sıkıntıyla soluğunu verirken göz ucuyla Hatice'ye baktı. "Abla kemeri çıkartır mısın?" Utançla başını öne eğip mırıldandı. "Ben nasıl çıkarıldığını bilmiyorum." kadın anlayışla gülümseyip isteğini hemen yerine getirdi.
Hakan kızın mırıltısıyla şoke oldu emniyet kemerini küçük çocuklar bile zorlanmadan çıkarttırdı. Nilay'ın basit eylemi bilmediğini dile getirmesiyle derinden sarsıldı. Karşısındaki gözüne yeni doğmuş bebek gibi göründü masum ve yardıma muhtaç bir bebekti
Nilay, Hatice'nin yardımıyla dışarı çıkınca yerden milim kıpırdamadı. Direniş bayrağı sancaktan yarıya inmiş robot gibi yönetilip yönlendirilmeye aşinalığıyla gelecek komutu bekledi.
Hakan bir müddet sonra şaşkınlığı üzerinden atıp Hatice ve Nilay'a gidecekleri yönü işaret etti. Tutuk hareketlerle aracı kilitleyip kol kola giden ikiliyi takip etti.
Nilay içeriye adım attığında ilk kez geldiği farklı mekâna şaşkınca baktı. Bir ilki daha yaşamak içinde buruk bir mutluluğa sebep olurken Hatice'nin yardımıyla ilerledi.
Hatice temkinli adımlarla ilerlerken gözleri sıkça Nilay'a değiyordu. Kızın titreşen harelerin de beliren cılız ışıkla burukça tebessüm etti. Omzu üzerinden peşlerinden gelen Hakan'a baktı. Rahatlaması için Nilay'ı işaret edip dudaklarını kımıldattı. "Sorun yok."
Hakan'ın gerginliği bir nebze azalırken hatırlı müşterisi olduğu mağaza müdürü birkaç çalışanla yanında belirdi. Kısa selamlaşma faslı sonrası söze girdi. "Yeni baştan düzenlenecek ev için gereken şeyleri alacağız.” Biraz ötedeki Nilay'ı işaret etti, "Siz gerekenleri Hanımefendiye gösterin yaptığı seçimlere müdahale etmeyin. Seçtikleri biz çıkınca adrese teslim edilsin." Etrafındakiler onaylayan kelimeler sıralayıp hemen yanından ayrıldı.
Nilay duyduğu otoriter tonla ardına dönüp odağına Hakan'ı aldı. İtiraz etmek için huzursuzca yerinde kıpırdanırken adamla bakışları kesişti. Çatık kaşları altındaki kahvelerin ikazıyla yutkundu. Yanına gelen kişilerin yönlendirmesiyle Hatice'nin kolunda isteksiz adımlar attı. Hakan'ın keskin bakışlarını sırtında hisseden genç kız kattaki koltuklara göz atarken eli ayağına dolandı. Sorular silsilesi zihnini işgal ederken gözleri çaresizliğini lanse ediyordu. ‘Ben ne seçeceğim hadi seçtim cebimde su alacak param yok. Alacaklarımın parasını nasıl ödeyeceğim?’ İşin içinden çıkamayınca Hatice'nin kulağına fısıldadı. "Abla cebimde beş kuruş param olmadan nasıl bir şey seçerim? Hem kiminle nerede kalacağım?"
Hatice omzu üzerinden ardına kaçamak bir bakış attı. Hakan sırtını kolona vermiş kollarını göğsü hizasında katlayarak pürdikkat kendilerini izliyordu. Nilay'a dönüp teminat verircesine gülümsedi. "Ablacığım o senin paranın olmadığının farkında kendisi halledecektir." Alt dudağını sarkıttı. "Nerede kalacağın konusunda hiçbir fikrim yok." anaç tavırla kızın eline hafifçe vurdu. "Eminim senin rahat edeceğin güvenli bir yerdir."
Belirsizliğin çıkmazında debelenen Nilay cesaretini topladı soruların asıl muhatabına ilerledi.
Hakan gözünü kırpmadan yanına gelen Nilay'ı izlerken huysuzca homurdandı. "Geliyor baş belası inatçı keçi. " kollarını serbest bırakıp elini pantolonun cebine soktu. İki adım uzağında durunca konuşmasına fırsat vermeden atıldı. "Eğer itiraz cümleleri kuracaksan sakın ağzını açma."
Nilay omuzlarını düşürüp yakınırcasına tek nefeste soludu. "Allah aşkına nasıl itiraz etmem?"
Hakan sabır dilercesine gözlerini yumup açtı kısa kesim dalgalı saçlarına karıştırdı. Saatine ilişen koyu kahvelerine kaşlarının gölgesi vurdu. Tuzla buz olan sıkılgan tavrı evhama devretti. "İlaç saatin yaklaştı alışverişten önce bir şeyler yemen gerek. O sırada seninle sakince konuşalım olur mu?"
Nahif sesin ricası Nilay'ın bilinmezliğine ışık tutarken bakışlarını kaçırdı. "Olur gidelim."
Hakan'ı itirazsız kabulleniş şaşırtsa da tepki vermedi. Yana kayıp önden geçmesini işaret ederken yakınındaki çalışana en fazla bir saate döneceklerini Hatice'yle bu süreçte ilgilenmelerini söyledi. Peşinden mağaza çıkışına yönelen Nilay'ı bir adım gerisinden takip etti.
Hatice ikilinin ardından bakarken tek dileği Hakan'ın öfkesine yenik düşememesiydi. Yanına gelen çalışanın yönlendirdiği alanda oturup ikram edilen çayını yudumladı.
Hakan işlek sayılan caddede mekân arayışına girerken rahatsız etmemek için aralarında belli bir mesafe bıraktığı Nilay'a göz ucuyla baktı. "Ne yemek istersin?”
Nilay yemek yiyecek durumda olmadığından dingin görünen adamı geçiştirdi. "Fark etmez." Aklından geçenler istemsizce dile geldi, "Her konuda olduğu gibi kararı senin."
Hakan'ın mırıltıyla adımları duraksarken usançla soludu. "Bak ben kalbini kırmak istemiyorum." Bedenini Nilay'a çevirip sakinleşmek adına gözlerini kapatıp açtı. "Lütfen rica ediyorum beni zorlama. Sadece sen bir şeyleri kabul etmediğinde fikrini sormuyorum." Burun kemerini sıktı. "Bu şekilde hayatta kalıp hırslanırsın. Sonra söz hakkı senin." Kömür karalarında beliren ışıkla dudağı kıvrılır gibi oldu. "Tabii önce bazı şeyleri ispatlaman gerek." Kızın yüzünün aldığı ifadeye gülmemek için bakışlarını kaçırınca karşı çaprazındaki kafeyi gözüne kestirdi. "Hadi daha fazla oyalanmayalım."
Nilay duyduklarının şaşkınlığını üzerinden atamazken Hakan'ın geniş mesafeli adımlarına ayak uyduramadı. Çekimserce seslendi "Sana yetişmekte zorlanıyorum. Yavaş yürüsen olmaz mı?"
Soluk soluğa kesik cümleleri işiten Hakan düşüncesizliğine küfretti. ‘Aklımı siksinler.’ ardına dönüp mahcubiyetle Nilay'a baktı. "Tam olarak iyileşmediğin aklımdan çıktı. Lütfen kusuruma bakma Nilay özür dilerim."
Görünüşü yırtıcı kaplanı anımsatan adam resmen yavru kedi gibi miyavladı.
Nilay'ın göz bebekleri büyürken görmezden geldiği gerçekler yüzüne tokat gibi çarptı. Bugüne dek aşağılayıcı sıfatlarla hakaret edilmişti. Hakan mağazada çalışanlara kendisinden Nilay Hanım diye bahsetmişti. Üstelik esip gürleyen emirler yağdıran aynı adam birde kendisinden özür dilemişti.
Herhangi birisi için sıradan basitti lâkin Nilay için derin anlamlar içermekteydi.
Hakan yerinden kıpırdamayan kıza endişeyle yaklaştı. "Ağrın mı var? Eğer zorlanıyorsan destek almak için bana tutunabilirsin?" kulaklarına ilişen son söylediğine kendisi de hayret etti.
Nilay endişeli sesle düşüncelerinden sıyrılırken son işittiğiyle şaşkınlık nidası attı. "Hah ne (!) ?" çabucak kendisini toparladı. "Şey kendim yürürüm yavaş yürümen yeterli."
Hakan gözleriyle onay verdiğinde uyumlu adımlar ikiliyi belirlenen mekâna ulaştırdı. Sıcak tonların hâkim olduğu yazın bunaltan sıcağına tezat içerisi gayet serindi. Sağ kolunda bulunan alçının ağırlığı Nilay'ın zayıf bedenini epey zorluyor İstanbul'un nemli havası eklenince iyice katlanılmazdı. Girişte karşılayan genç garson eşliğinde cam kenarındaki boş masada karşılıklı yerlerini aldılar. Menüyü bırakan garson ikilinin yanından uzaklaştı.
Nilay menüde yazan yabancı kelimelere boş boş baktı. Menüyü inceliyor gibi duran Hakan kaçamak gözlerle kızı inceledi. Menüye göz ucuyla baktığında anlamını bildiği yabancı dille yazılanlarla memnuniyetsizliğe büründü. Emniyet kemerini çıkartmayı bilmeyen Nilay'ın yabancı kelimelerle süslenmiş yiyecekleri çözümlemesi imkânsızdı. Elinde tuttuğu menüyü bıraktığında kızın önündekini de çekip aldı.
Yemek yemeyi zaten istemeyen Nilay ani gelişen harekete hiçbir tepki vermedi.
Hakan oturuşunu dikleştirip masaya koyduğu ellerini kenetledi "Ekmek arası bir şeyler mi, tost mu yemek istersin?”
Nilay gözlerini kaçırıp mırıldandı. "Sen bilirsin zaten açlık hissetmiyorum."
Hakan'ın kaşları hafif meyille çatıldı. "İlaçlarını içmeden bir şeyler yemen gerek. Ayrıca senin ne yiyeceğine karar veremem.”
Nilay inanmaz tavırla başını iki yana çevirdi. "Unuttun mu? Benimle ilgili tüm kararları almaktan çekinmeyecektin. "
Hakan nefesini sesli verdi. "Ben söylediğim hiçbir sözü unutmam ufaklık. Sonuçta senin damak tadını bilemem."
Nilay bir an önce Hakan'la esas konuyu konuşmak için uzatmadı. "Ekmek arasını bitiremem küçük bir tost yeterli."
Hakan kızın haline hafifçe gülümserken hayıflanamadan edemedi. "Hep böyle uysal olsan söyledikleri mi ikiletmesen olmaz mı?"
Nilay durgunlaşırken burukça gülümsedi. "Başıma ne geldiyse uysal olduğum için geldi."
Hakan işittikleriyle yutkunamadı kahvelerini hızla Nilay’dan kaçırdı. Garsona siparişleri verince içinde fırtınalar koparken sükunete büründü.
Nilay boğazını temizleyip belirsizliğini adamın görmezden geldiklerini dile getirdi. "Başıma gelenleri biliyorsun durumum ortada. Mâlum çalışmıyorum bir süre daha iş bulsam bile çalışacak vaziyette değilim. Ne kalacağım evin kirasını ne mağazadan alınacakları öde...."
Hakan kirpikleri altından Nilay'a bakarken devamını getirmesine fırsat vermedi. "Senin ödeyeceğini kim söyledi?"
Nilay yaralarının el verdiğince üst gövdesini dikleştirdi. Kömür karalarını çekimserce adamın sıkılgan yüzünde gezdirdi. "Hastane masrafları yüzünden sana yeterince borçlandım." Bakışlarını kucağına indirip suç işleyen çocuk edasıyla boynunu büktü. "Nasıl ödeyeceğimi de bilmiyorum."
Para Hakan için çocuk yaşlarında üniversite zamanlarında hayata tutunmak için amaçtı. Sonrasında anlaşmalar haricinde parasal mevzuda konuşmaktan hoşlanmazdı. Kaldı ki Nilay'dan hayata tutunması dışında bir beklentisi yoktu. Kızın sessiz kalıp dışarıyı izlemesiyle mantığı kontrolü ele aldı. İş adamı kimliğine bürünen genç adam mantığının yükselen sesini doğru kelimelerle telaffuz edip şartları belirlemeye karar verdi. Nilay yapılacak anlaşmayla kendisini daha rahat hissederdi. İnat etmeyi bırakmasa dahi zaman ilerledikçe direnci kırılırdı. Her şeyin düşündüğü gibi olmasını umarak kaba taslak anlaşmayı büründüğü kimlikle dillendirmeden huysuzca söylendi. “Para konusu canımı sıkmaya başladı.” iri gövdesiyle öne eğildi. “Anladığım kadarıyla sende rahatsızsın.” Tek kaşını kaldırıp gelecek yanıtı bekledi.
Hakan’ın ilk defa bir olaya kendi açısından bakmasıyla genç kız bir hayli şaşırdı. Hafifçe silkelenip hızla yanıtladı. “Hem de tahmin ettiğinden daha fazla.”
Hakan aldığı yanıtla geniş omuzlarını dikleştirdi. “Öncelikle şu konuda için rahat olsun senin için yaptığım harcamalar. Benim için sorun değil, madem sen kendini kötü hissediyorsun. O hâlde bir anlaşma yapalım.”
Nilay’ın kirpikleri kısılırken merakla adama baktı. ”Nasıl bir anlaşma?”
Hakan gülümser gibi oldu çabucak toparladı. Çehresini mesken edinen katı ifadesinden taviz vermedi. “Şartları senin en azından madden kendini rahatsız hissetmeyeceğin bir anlaşma.”
Nilay başını hayret eder gibi salladı hafif bir alayla gülümserken tek kaşı alnına kavislendi. “Benim kendimi maddi olarak rahat hissedeceğim, kuralları senin belirleyeceğin bir anlaşma.”
Hakan kızın meydan okuyan tavrına sabır çekerken sessiz kalıp başıyla onayladı.
Nilay sakin adamı kısa sürede öfkelendirmeyi başarmasıyla huzursuzca yerinde kıpırdandı. “Özür dilerim.” Masada gezinen bakışları Hakan’a yönlendirdi. “Lütfen devam et.”
Hakan kızın değişkenlik gösteren tavırlarına hayretle baktı. “Vay canına ufaklık sen iyi misin?”
Nilay anında yanıtladı. “İyiyim merak etme.”
Hakan kızın masumluğu karşısında ilk defa simasında beliren gülüşünden habersizdi. Nilay ise fazlasıyla tuhaf tavırlar sergileyen adamla kaşlarını çattı.
Genç adam inanmazcasına başını iki yana çevirip çayını yudumladı. Ardından ciddiyete büründü. “Her neyse konumuza dönelim. Şu andan itibaren tüm harcamaları not edeceğiz kabul mü?” kızın başıyla onaylamasıyla geriye yaslandı. “Alçı çıkarılınca işe girip borçlarını yavaş yavaş ödeyeceksin.”
Nilay pürdikkat karşındaki adamı dinlerken aklında eğitimsiz ve tecrübesiz oluşu vardı. Usulca yanağına yuvarlanan gözyaşlarını hissetmedi. “Bu benim kendimi rahat hissetmemi sağlar, ama..”
Hakan fısıltılı sese eşlik eden gözyaşlarıyla ellerini yumruk yaptı. Nilay’ın devam etmesi için kenetli dişleri arasından yineledi. “Ama?”
Genç kız değişmesi mümkün görünmeyen ukdesini ağlamaklı sesiyle dile getirdi. ”Ne eğitimim var.” Buğulu gözlerini kaçırdı. “Ne iş tecrübem aylardır iş için çaldığım kapılar bu sebeple yüzüme kapandı.” Kederle gülümseyerek kara gözlerini Hakan'a çevirdi. “Beni ilk bulduğun gün en son Demir Mimariye başvurdum.” Ruhu harabe olan genç kızın kederli gülüşü silindi. Çocuksu yara bere içindeki simasında alaycı bir ifade belirirken sözlerine kendisi de inanmaz gibiydi. “Hem de öyle bir şirkete alınmayacağımı bile bile ne cesaret değil mi? Marketler bile işe almazken gidip öyle bir yerde iş başvurusunda bulunacak kadar aptalım.”
Hakan duyduklarıyla bozguna uğradı. Nilay şirketine çalışmak için başvurmuş ancak durumu sebebiyle reddedilmişti. Tuhaf tesadüf karşısında kirpikleri kısılırken çenesini sıvazlayıp sessiz kaldı.
“Bu nedenle ben iyileşsem bile iş bulmam çok zor” mahzunca boynunu bükerken gözlerini kaçırdı. “Hatta imkânsız.”
Hakan her anlamda boynu bükük bırakılan Nilay'ın haline daha fazla katlanamadı boğazını temizleyip kızın dikkatini çekti. “Önce bir silkelen kendini toparlayıp iyileş.” Keskin cümleleri siması kadar sertti. “Açık öğretime kaydını yaptırırız yarım gün çalışacağın eğitimini olumlu yönde etkileyecek bir iş buluruz.”
Nilay açık öğretim kaydını duyunca güneşin sıcaklığını sönük bırakacak derecede gülümsedi. Sonra hemen yine hüzünlü haline bürünüp başını öne eğdi. “Beni bu vasıfsız hâlimle kim işe alır?”
Hakan aklından geçenlerle çarpıkça gülümsedi. “Ben çalışacağın işi çoktan buldum. Sen bir an önce iyileşmeye bak.”
Nilay’ın kucağında oyalanan kara gözlerini içini saran merakı bürürken şaşkınca adama baktı. “Nasıl yani?”
Hakan her zaman var olan ciddiyeti kendinden emin duruşuyla yanıtladı. “Nasıl olduğunu boş ver bir şekilde ayarlarım.” Kendisine sorgulayan bakışlarını diken kıza cevap vermedi. Kol saatini kontrol edip Nilay’a tabağını işaret etti. “İlaç saatin geçmek üzere yerken teklifimi düşün.”
Aralarında yeniden sessizlik oluştu buz olan çayları tazelendi. Nilay yemek için kendisini zorlarken Hakan çekinmeden yemesi için dışarıyı izledi.
Aldığı lokmaların çiğnedikçe çoğaldığını hisseden Nilay’ın aklı edilen teklifle meşguldü. Kimseye yük olmayacağına sevinmişti. Ama en önemlisi yarım kalan eğitimine devam etme şansı olacağı için heyecanlı mutluydu. Hakan’ın teklifi kendisi için büyük şans abartısız nimetti.
Hakan çayından son yudumu alıp göz ucuyla Nilay’a baktı. Masaya bırakılan ıslak mendil paketini dişleri arasına kıstırmış açmaya çalışıyordu. Kendisinden yardım istememesine sinirlense de tepki vermedi. Çaresiz bir o kadarda güçlü kızı izlerken düşüncelerin boşluğuna savruldu.
Meğer ufaklık demekle ne kadar haklıymışım. Bu kız cidden kirletilen dünyaya yeni gelmiş bebek gibi bilgisiz bebek kadar masum yardıma muhtaç.
Nilay ıslak mendil paketini açmayı başardığında keyifle gülümsedi. İşini tamamlayınca oturuşunu durumunun el verdiğince dikleştirip Hakan’a baktı. “Teklifini kabul ediyorum bulduğun işte çalışırken yüzünü kara çıkartmayacağıma emin olabilirsin.”
Nilay’ın kendisi için ilk adımı dolaylı yoldan bile olsa kendi isteğiyle atmasını sağlayan Hakan’ın günler boyu süregelen gerginliği nihayete erdi. Ahmet’e uyguladığı işkence bile bu denli rahatlamasını sağlamamıştı. Belirli belirsiz gülümserken hoşuna gitmeyen hususla kaşlarını çattı. “Yüzüm kara çıkmış, çıkmamış umurumda değil! İnsan hata yaparak doğruyu bulur önce her şartta kendine güvenip kendin için çabalamalısın, benim veya bir başkası için değil.” Saatin ilerlediğini fark edince ayağa kalktı. “Kalkmamız gerek çok işimiz var.” Kızın kendisine uyum sağlamasıyla gerekli ödemeyi yaptı ikili mağazaya gitmek için mekândan ayrıldı.
Hakan adımlarını Nilay’a göre atarken mağazaya giriş yapıldı. Hatice’nin oturduğu koltukta uyuyakaldığını görünce ikisi de suçluluk duydu. Etraflarını saran satış temsilcilerinin yönlendirmesiyle genç adam Hatice yerine Nilay’a eşlik etmeye karar verdi. Birçok renk ve model seçeneğinin bulunduğu koltuklar arasında tereddütle gezinen kızı birkaç adım gerisinde durup gözlemledi. Çekimser haline dayanamayıp aralarında ki mesafeyi kapattı. ”Eğer eşyaları kendin seçmezsen,” dediğinde kara gözlerin hedefi oldu. Başıyla arkalarındaki kadını işaret etti. “Uykusuz yorgun demem sana onun yardım etmesini sağlarım..”
Genç adam “Ama” diye başlayan kızın itiraz edeceğini anlayıp devam etmesine fırsat vermedi. Hatice’nin olduğu yöne döndü yapacağının Nilay’ın vicdanının el vermeyeceğine emindi. Nitekim saniyeler sonra beklediği gibi oldu. “Dur dur uyandırma kadıncağızı gerekenleri seçeceğim.” Arkasından gelen paniklemiş öfke kokan sesle çarpıkça gülümsedi. Her zamanki sert ifadesine büründü arkasına dönüp mobilyaları işaret etti. “O halde buyur seçmeye başla ufaklık.”
Nilay usançla nefesini verip başını salladı önce kendi iç dünyasını yansıtan gri renk L koltukla aynı renk kadife başlıklı tek kişilik baza seçti. Mağaza içindeki katlarda ev için gerekli olanlar çalışanların yönlendirmesi Nilay’ın tercihine göre belirlendi. Hakan bir adım gerisinde gölgesi gibiydi. Genç kızın ikinci kez deneyimlediği alışverişte ilk etapta zorlandı. Lâkin bir süre sonra kendisini öyle bir kaptırdı ki, seçtiği ürünler hakkında bilgi aldı. Bazılarının özelliklerine şaşırıyor fiyatı görünce geri çekiliyordu. Hakan tam karşısına geçip kaşlarını çatınca el mahkum ürünler alınanların arasına ekleniyordu. Nilay’ın işin maddi boyutunu düşünürken şakaklarına saplanan ağrıyla ev için gereken ne varsa seçti. Hakan ödemeyi yapmak için muhasebe bürosuna gidince, yorgun ve ağrılı bedenini hâlâ uyuyan Hatice’nin yanına bıraktı. O kadar parayı nasıl öderim diye kara kara düşünürken alıp verdiği sıkıntılı nefeslerinin haddi hesabı yoktu.
Hakan gerekli ödemeyi yaptığında Nilay’ın bulunduğu kata indiğinde kızın durumdan hoşnutsuzluğunu yansıtan ifadesiyle başını olumsuzca çevirdi. Karşısına geçip tek kaşı alnına uzanırken elleri cebinde fark edilmeyi bekledi.
Hatice yediği yemek sonrası beklerken uykusuzluk ve yorgunluğun etkisiyle kapanan gözlerini boynunun gerilmesiyle araladı. Yerinde doğrulduğunda Hakan’ın avını parçalayacakmış avcı ifadesiyle baktığı noktaya başını çevirdi. Nilay başını öne eğmiş oflayıp puflarken bulduğunda hızla ayağa kalktı. Mahcubiyetle soluksuz sözcükleri sıralarken muhatabı genç adamdı. “Özür dilerim ben uyuyup kalmışım şimdi gerekenleri hemen çabucak seçeriz.”
Hakan ve Nilay hızla kadına dönüp aynı anda yanıtladı. “Gerek yok her şeyi hallettik.”
Hatice’nin bakışları ikili arasında mekik dokurken oluşan sessizliği bozan taraf Hakan’dı. “Hadi çıkalım tamamlanması gereken son bir alışveriş kaldı.”
Nilay’ın gözleri adamın söylediğiyle dehşetle büyüdü. Afallayıp kalan genç kız kalkması için yardımcı olan Hatice'ye zorluk çıkartmadı. İkili tek kelime etmeden aralarında bir hayli mesafe açan Hakan’a yetişme telaşesine düştü. Nilay kadının seri adımlarına yetişmekte zorlanınca duraksadı. Kesik nefeslerini dizginlemeye çalışırken merakla bakan Hatice’ye isyan edercesine soludu. “Abla Allah aşkına ne demeye ona yetişeceğiz diye kendimizi paralıyoruz. Nasıl olsa bizi burada bırakıp hiçbir yere gitmeyecek."
Hatice onaylarcasına başını sallarken gelişigüzel etrafa bakındı. Odağına Hakan'ın jeepe yaslanmış çenesini sıvazlarken ok fırlatan bakışları düşünce yutkunup Nilay’a döndü. “Ablam haklısın bizi burada bırakıp gitmez ama o gözler biraz daha oyalanırsanız ben yapacağımı biliyorum diye resmen tehdit ediyor.” Nilay kaşlarını çatıp duyduklarını idrak etmeye çalışırken kadın koluna girmiş kaldığı yerden çekiştirmeye devam ediyordu.
Hakan iki kadının ne konuştuğunu duymasa bile Nilay’ın şaşkın vaziyeti komiğine gitti. Aradaki mesafe azalınca şoför mahalline geçti. Emniyet kemerine uzanırken Nilay yanı başında Hatice arka koltuktaki yerini aldı. Genç kızın ne yapacağını bilmez halde emniyet kemerine bakınca birkaç saat evvelini anımsayınca iç çekerek kıza döndü. “Şimdi kendini korumayı öğrenmek için ilk adımı atacaksın.”
Nilay kara kara nasıl yapacağını düşünürken bakışları emniyet kemeriyle bütünleşti. Yanaklarına doldurduğu havayı usançla bıraktı Hakan’ın dingin söylemini anlamlandıramadı. Kemerle bütünleşen bakışlarını kopartıp merakla adama döndü. “Nasıl?”
Hakan'ın küçük gelişmelerin baş göstermesiyle cılız görünen ışığın her yeri zamanla aydınlatacağına inancı tamdı. Gelişmelere şükreden genç adam gözlerini yumup açtı. “Emniyet kemerini takman gerek.”
Nilay bakışlarını kaçırıp sessizce mırıldandı. “Ama ben.”
Hakan mırıltılı sese kulak asmayıp kızın yarım bıraktığı cümlesini tamamladı. “Biliyorum nasıl takıldığını bilmiyorsun ancak bu öğrenmeyeceğin anlamına gelmez.”
Nilay mahcubiyetini belli eden tonlamayla duyduklarına olur verdi. “Haklısın “
Hakan’ın aldığı nefesle göğsü yükselirken belli belirsiz gülümsedi. “Nilay sana hayata yeniden başlaman için yardım etmem her an yanında olacağım anlamına gelmiyor. Ben tüm olanakları sağlayacağım elbette ancak çoğu şeyi sen kendin başaracaksın.“ Genç kız yeniden sözlerini onayladığında ilk direktifini verip kendi emniyet kemerine uzandı. “Beni dikkatle izle.” Nilay’ın anlaması için ağırdan alıp hareketlerini kısıtlı tuttu. Diğer yandan yeni konuya geçiş yapan öğretmen edasıyla yapması gerekenleri anlattı.
Nilay her hareketi görsel ve işitsel olarak belleğine kazıdı. Hakan’ın yaptıklarını birebir uygulayınca yola çıkıldı. Araç seyir halinde ilerlerken kimseden ses çıkmazken genç kız küçük başarısıdan doğan gururu sevinci yaşıyordu. Giyim mağazasının önünde durduklarında Nilay başını yan çevirip Hakan'ın emniyet kemerini yuvasından çıkarışını izledi. Birebir uygulandığında Hatice’nin yardımıyla araçtan indi.
Hakan çoğu konuda kendisiyle inatlaşan Nilay’ın çabuk kavrayan yanını bir hayli sevdi. İkiliyi mağazaya önden giriş yapmaları için yönlendirdi. İçeriye giriş yaptıklarında yavaş adımlarla etrafa bakınan Nilay’ın halinden yararlandı. Usulca Hatice’ye yaklaştığında bilgilendirip yanlarından uzaklaştı. “Her şeyi kolaylıkla bulabilirsiniz hiçbir şeyi almaktan çekinmeyin. Nilay'ın kendisinin seçmesini sağlayıp etiketlere bakmasına elinizden geldiğince izin vermeyin. Birde unutmadan yedekte almayı ihmâl etmeyin.”
Nilay bu süre zarfında başını öne eğmiş utançtan kıvranmakla meşguldü. Bugün ne kadar süre kalacağı belli olmayan bir ev için yeterince para harcanmıştı. Bu kadarıyla yetinilmeyip harcanmaya devem edilecekti. Sonuçta kendisine şiddet uygulayan aşağılayarak aç bırakan babası yaşındaki o adamla evliydi. Hastanede kendisini nasıl bulduysa illâki yeniden bulacaktı. Belki bir gün belki bir saat için bu kadar harcama yapamaya gerek yoktu. Gün boyu telaşeyle geçerken kendisi bile bu gerçeği unutmuştu. Hakan'ın da unuttuğu düşünüp hatırlatma gereği duydu.
O adamın yanına gitmeye mecbur oluşu hakikatiyle tüyleri diken diken oldu. Tüm uzuvları korkudan ayazda kalmış gibi titremeye başladı. Sanki zehirli bir sarmaşık ruhu ve bedenine dolanmıştı. Boğazı görünmez bir çift el tarafından sıkılıyormuş gibi nefes alamıyordu. Tepeden tırnağa korkuya bulanmış kalbinin sert darbeleri kulakların da yankılanıyordu. Ayakları altından zemin kayar gibi olurken parlak ışıkların hakim olduğu mekân bir an zifiri karanlığa bürünür gibi oldu. Ayakları sanki olduğu noktaya kuvvetli yapıştırılmış kıpırdayamıyordu. Yüzünde duyumsadığı sıcak temasla karanlığına ışık huzmeleri akın etti. Aydınlığa kavuşan bakışları çatık kaşları altında titreşen koyu kahvelere tutunup biraz aşağı kaydı. Hakan’ım durmaksızın hareket eden dudaklarından bir şeyler dökülüyordu. Lakin şiddetle çarpan kalbi davul misali kulaklarından gümbürdüyor başka bir ses duymasına olanak tanımıyordu. Vaktini bilmediği süreç sonrası ciğerlerine nüfuz eden nefesle uğultular duydu.
“Nilay, Nilay bir şey söyle ufaklık senin için endişeleniyorum.”
“Ablam güzelim hadi bir şey söyle bir tepki ver lütfen bizi korkutuyorsun.”
Tek kelime edecek gücü kendisinde bulamayan genç kız odağına Hakan’ı aldı. Onun telaşlı hâli zihnine derin bir çizik attı. Öz annesinin zayıf bedenine uygulanan bir çok zulme sessiz kalışını yalnızca izlediğini anımsadı. Bastıran ağlama hissini yutkunup bertaraf etmeye çalıştı dudaklarını güçlükle araladı. “İyiyim, sorun yok.” Karşı taraftan bakıldığın da nasıl göründüğü hakkında en ufak bir fikri yoktu. Sanki tüm enerjisi vakumla çekilmişçesine fazlasıyla bitkindi bir an önce yatıp uyumak istiyordu.
Hakan biraz uzağında izlediği kızın anbean değişen ifadesiyle paniğe kapılıp aradaki mesafeyi koşarak kapattı. Vücuduna sirayet eden korku ve endişe saniyeler içinde benliğini ele geçirdi. Masum izlerle bezeli çehreyi avuç içine sığdırdı. Asır misali geçmek bilmeyen dakikalar sonrası Nilay'ın fısıltısıyla gözlerini kapatıp açtı. Sert simasına gizlenmiş hafif alay gür kirpiklerinin çevrelediği göz bebeklerinde duyduğu öfke hakimdi. Bir nefes uzağında yaprak misali titreyen bedene bakışlarını sabitledi.
Aniden bir çok duyguya ev sahipliği yapan ortamda elle tutulur gerginlik hakimdi.
Hatice bir anda gözlerinin önünde solan kızın yanıtıyla başını olumsuzca çevirdi. Ağlamaklı sesiyle itiraz etti “İyi değilsin.”
İç çeken genç kız Hatice’ye bakıp hafifçe tebessüm etti. “Gerçekten” kadın devamını getirmesine fırsat vermeden atıldı. “Yaprak gibi titriyorsun yüzün sapsarı oldu her an yere yığılacak gibi duruyorsun ablacığım.” Vaziyetini dile getiren Hatice ardından bakışlarını Hakan’a çevirdi. “Sanırım tansiyonu düştü.”
Nilay'ın gözleri Hakan ve Hatice arasında mekik dokurken gücünü biraz olsun toparladı ikilinin endişesine sonlandırmak adına duruşunu dikleştirdi.
Gevşeyen sinir uçları uyarılan Hakan burnundan solurken başını sabır dilercesine geriye attı Gözlerini saliselik yumup açınca hızla eğilip kaşla göz arası Nilay'ı kucağına aldı.
Bedeni aniden havalanan Nilay korkuyla çığlık atarken göz bebekleri yuvalarına dar geldi. Rüzgar hızında çıkışa doğru götürülürken kulağına çalan gülüşme sesleriyle utançla gözlerini yumdu. “Bırak beni kendim yürürüm.” Sözlerine aldırış etmeyen adamla serzenişini sürdürdü. “Herkes bize bakıyor lütfen beni indir çok utanıyorum.” söylemleri sürerken çoktan mağazadan çıkmışlardı.
Hakan kızın itirazlarına aldırış etmeden yoluna devam ederken son işittikleriyle çileden çıktı. Kenetli dişleri arasından sarf ettikleri buz gibi sesinde hayat buldu. “Yalan söylediğin için utan küçük hanım kucakta taşındığın için değil.”
Nilay süratle karşı çıkarken cümlesini tamamlayamadı. “Yalan söy...”
Hakan sabır limitinin aşılmasıyla hiddetle çıkıştı. “Kes sesini hâlâ yalan söylemeye çalışıyorsun! Eğer devam edersen kalbini kırmaktan çekinmem Nilay!” Park hâlindeki aracının yanına gelince kızın kucağından indirdi. Geride kalan Hatice'nin yanlarına gelmesiyle cüzdanından çıkarttığı bir miktar parayı kadına uzattı. “Hatice Hanım hiç oyalanmadan evde rahat giyeceği otuz dört beden birkaç parça alın. Kalanları birlikte detaylı alışverişe çıkar halledersiniz.”
Hatice tek kelime etmeden öfkeyle soluyan adamın arzusunu yerine getirmek için mağazaya koşuşturdu.
Nilay ne yapacağını bilmez halde beklerken güçlü mekanik sesi takip eden bıçak kadar keskin emirle yerinde sıçradı. “Arabada bekle daha fazla ayakta durma.” Genç kızın itiraz edecek cesareti ve takati olmadığından aracın arka yolcu koltuğuna geçip başını geriye yatırdığında düşüncelerin girdabına kapıldı. Zorlu yaşamının ağırlığı göz kapaklarına hücum ettiğinde kirpikleri kenetledi.
Ahmet kendisini rahat bırakmazdı ve ondan kurtulması imkânsızdı. En azından bulana kadar bedeni zarar görmezdi. Ruhunda oluşan eksilmek yerine artan hasardan arınmasıysa mucizeydi. Birkaç dakika sonra arabanın kapı açılma sesi zihninin gürültüsüne sızdı. Göz kapaklarını kaldıracak mecal ararken harekete geçen aracın hafif sarsıntıları ağrılarını açığa çıkarttı. Günün yoruculuğu eklendiğinde uçsuz bucaksız karanlığa koşulsuz teslim oldu.