Hayat başlı başına sorun iken, asıl zor olan insanlarla iletişim kurmaktır. Ve insanlar hayattan daha zordur..
Hakan ışık hızında hastanenin çıkışına ulaştığında mekanik hareketlerle telefonu kulağına yerleştirdi. Hatice'ye yaşadıkları nedeniyle sağlıklı düşünemeyen Nilay'ın yanına çıkmasını söyledi. Sakinleşmek için gideceği adres belliydi ve dönüşünü kestirmesi güçtü. Bu nedenle geri geleceği zamana dek yanından ayrılmamasını özellikle rica etti. Hemen ardından korumaya da görev alanına geçmesi talimatını verdi. Her şeyin bilincinde olan genç adam stresli olduğunda öfkesine yenik düşüyordu. Ahmet'ten öncesi bedenine sirayet eden gerginliği yoğun öfkeyi spor aktivitesiyle atardı. Son günlerde bu hâle gelmesine sebep olanların zemininde yatanlardan biri elindeyse sonuçlarına bir başına katlanmaya mecburdu.
Enstrüman telleri gibi gergin vücudunu boş banka bıraktı. Nilay'ın intiharı işaret eden sözleri ağrıyan başına balyoz darbesi gibi indikçe gün içinde süregelen baş ağrısı dayanılmaz boyuta ulaştı. Dişlerini var gücüyle sıkarken katlanamadığı sözleri susturmak adına bıçak gibi keskin bakışlarını etrafta gezdirdi. Hazmedemediği düşünceyi aklından bir türlü atamadı. Derinlerden fısıldayan sesin oluşturduğu kaygı kurt gibi mantığını kemiriyordu.
Ya engel olamazsam?
Burun kanatlarını genişleten nefesi usançla soluyup yüzünü sıvazlarken huysuzca homurdandı. "Hay ben böyle işin evveliyatını sikeyim.” Parmakları uzamış sakallarına kaşırken görüntüsünün insanların içini ürperttiğinden bir haberdi. Ne yapacağını bilmez vaziyetteyken aklına gelen işkence yöntemiyle gözleri ışıldadı. Yayvanca oturduğu banktan hızla kalkıp aceleci adımlarla aracına yürüdü. Tek eliyle yön verdiği direksiyonu depo istikâmetine çevirdi. Bilmem kaçıncı kez ucunu tutuşturduğu sigarasından derin nefesler çekti. Vaktin geç olması şehrin hareketliliğini minimuma indirmişti. Hâliyle bu durum Hakan için büyük avantajdı.
Deponun bulunduğu izbe araziye aracı gelişigüzel park edince korumaların şaşkınlığını görmezden geldi. Depoya giriş yaptığında direkt ofise çıkan merdivenleri tırmanırken genzini saran tiksindirici koku midesini kaynattı. Tüm hiddetiyle ofise girdiğinde kokuya maruz kalmamak için maske takan adama çıkmasını işaret etti. Kanalizasyon suyu kokusuna ek dışkı idrar ve kan kokusunu duyumsamaması için uzatılan maskeyi reddetti. İnsanlık yoksunu leş zihniyetiyle bulunduğu mekânı kendisine benzetmişti. Şüphesiz Ahmet ve Ahmet gibiler ortamı saran tiksinç kokudan daha mide bulandırıcıydı.
Başı yana düşmüş kenef yüzlünün suratı balon gibi şişti ve kanların bir kısmı kurumuştu. Baygın soysuza ağır adımlarla yaklaştı tüm gücüyle bacak arasına tekme attı. Bir tepki gelmeyince etrafa bakındı gözüne çarpan kanalizasyon suyu damacanasına ilerledi. İşittiği vızıltısımsı iniltiyle sinir ve öfkesi bâki olan Hakan'ın dudakları kıvrılırken damacanayı cibilliyetsizin üzerine boca etti.
Ahmet bilmem kaçıncı üzerine dökülen kanalizasyon suyuyla gözlerini zorlukla açtı. Başını güçlükle dikleştirip bulanık odağına düşen sureti süzerken alayla vızıldadı. “O kadar esip gürlemen hava cıvaymış kalıbının adamı değilmişsin.”
Genç adamın duyduğuyla alaylı dudak kıvrımı genişledi, "Ben boşa konuşmam söylediğim her şeyi istisnasız uygularım. Sen kafanı takma böyle şeylere seni biraz ihmal ettim kusuruma bakma.” Ardına dönüp raftan asit şişesini aldığı gibi Ahmet'in karşısına dikildi. Tepeden tırnağa süzdükçe koyu kahvelerine kaşlarının gölgesi düştü. "Ulan dışardakilerin hiç elinin ayarı yokmuş şuraya bak vücudunda stres atacak doğru düzgün yer bırakmamışlar.”
Ahmet sitem eden adamla kesik kesik gülerken öksürükleri aralığında konuştu. "Kendi işini kendin görecektin başkasına yaptırmayacaktın."
Hakan başını olumsuzca çevirirken asittin kapağını açtı “Yanlışın var,” birazdan olacakların verdiği keyifle gülümsedi. "Sen olmayan beynini böyle şeylere yorma. Ben en zevkli keyifli kısımları kendime saklarım.”
Adamın sözleri Ahmet'in aklına Nilay’ı getirince tek tük kalan dişlerini sıktı. "Karım nerede lan piç kurusu? "
Hakan'ın lağım çukurunun sorusuyla alaylı ifadesi bıçak gibi kesildi. Leş herif utanmadan öldüresiye dövüp işkence ettiği kıza karım diyor. Üstüne üslük nerede olduğunu soruyordu.
Ahmet dibinde boğa gibi soluyan adamın cevabını beklerken elinde tuttuğunun ne olduğunu anlamaya çalıştı.
Hakan hiddetini simgeleyen adımlarla sandalyenin arkasına geçti. Birkaç damla dökmeyi planladığı asit şişesini Ahmet’in ensesine kısmına yaklaştırdı. Huysuzca kıpırdanıp hırıldamasını umursamadan asittin tamamını ensesinden aşağı boca etti.
Ahmet görüş hizasından çıkan adamla bağlı olduğu sandalyede debelenirken ensesinden sırtına süzülen yakıcı sıvıyla haykırdı.
Hakan boşalttığı asit şişesini gelişigüzel fırlattı. Feryat figan bağıran adamın çenesini kavrayıp acıdan kasılmış darmaduman yüzüne aralıksız yumruklarını sıraladı. “Zamanı gelince senin o dilini kökünden keseceğim.” Ahmet'in kıracak kudrette sıktığı çenesini bırakıp sandalyeyi geriye iteledi.
Ahmet yanma hissiyle inim inim inlerken sırtı sert zeminle buluşunca acısı katlandı.
Hakan cibilliyetsize acı çektirmekten duyduğu hazla keyif sigarası yaktı. Ahmet'in cılız sesiyle ettiği küfürlere bacak arasına tekme atarak karşılık verdi. Yerde kıvranan insanlık yoksunu bir müddet sonra direncini kaybetti. Genç adam biten sigarasının izmaritini ayakkabısının ucuyla söndürdü. Eserine son bir kez bakıp ofisten ayrıldı. Merdivenlerden inerken başını sağa sola çevirip boynunu kütletti. Harabe mekândan çıkınca korumalara yapacakları sağlık müdahalesiyle ilgili talimat verdi. “Sakın ağrısını hafifletecek tıbbı girişimde bulunmayın ölmesine kesinlikle izin vermeyin.”
Evine gitmek için jeepin şoför koltuğuna geçti kontağı çevirecekken yan koltukta ekran ışığı aktif telefonuyla duraksadı. Hatice Hanımın aramalarıyla kaşları merakla çatıldı. Aramaya geri dönüş yaparken telefonu kulağı ve omzu arasına sıkıştırdı. Jeepi çalıştırıp gaza yüklendi aracıyla engebeli yolda tozu dumana katarak ilerledi. Cevap alamadığı aramalarla telefonu ön panele bıraktı. Çatık kaşları altındaki kahvelerini yoldan ayırmadan hızını artırdıkça artırdı.
Nilay'ı son gördüğünde genel sağlık durumu iyiydi. Teorik olarak bu kez hastanede başına bir şey gelmesi imkansızdı. Tek sorun içinde bulunduğu psikolojiydi kuvvetli ihtimal yine sinir krizi geçirmiş olmasıydı. Yeniden telefona sarılıp üst üste Hatice Hanımı aradı. Çağrıların yanıtsız kalışı muhtemel ihtimalini destekledi. Korumayı aramadı katiyen Nilay'a gözükmesi odaya girmesi yasaktı. Hastaneden en son ayrılırken beklediği konumun açı ve menzilini değiştirmişti. Issız tenha yollarda son sürat ilerlerken yeniden telefona sarıldı. Aramanın aktive olmasıyla soluk almadan sorularını sıraladı. “Nilay’a bir şey mi oldu? O iyi mi? Şimdi durumu nasıl? Neden aradınız? Aramalarıma niye geç cevap verdiniz?”
Hatice kaygılı ve panikli sesin derin nefese dönüşmesiyle adamı sakince yanıtladı. “Hakan Bey o iyi merak etmeyin genel sağlıyla ilgili bir sorun yok."
Hakan tezinin çürümesiyle azda olsa rahatlayıp usançla soludu. "O zaman neden üst üste aradınız Hatice Hanım? "
Hatice kısa mesajla durumu bildirmişti lâkin adamın okumadığı aşikârdı. “Hakan Bey,” kısa bir es verdi buluttan nem kapan adama Nilay'ın mesajını sesli iletmek güçtü.
Oluşan sessizlik genç adamı çileden çıkarırken hiddetle çıkıştı. "Ne Hakan Bey sadette gelin Hatice Hanım?”
Hatice boğazına çöreklenen yumruyu iteleyip kendisini elçiye zeval olmaz diyerek yüreklendirdi. "Nilay hastaneden çıkmak istedi zor ikna ettim. Daha doğrusu sizin hastaneye gelmemeniz şartını koştu. Bende mecburen kabul ettim pek sakin olduğunu söyleyemem aklınız kalmasın ben yanından ayrılmam.”
Hakan tek solukta konuşan kadını dinlerken çatık kaşları saç diplerine yol aldı. Nilay’ın tavrı yardımını ısrarla reddetmesine deli oluyordu. Sessizliğin hüküm sürdüğü görüşmeyi sonlandırıp son sürat ilerlediği yolda aniden frene bastı. Avuç içlerini öfkeyle sarsılan aracın direksiyonuna geçirdi. Okkalı küfürlerini soluk gibi sıraladı yegane muhatabı Ahmet’ti. Alnını hıncını almak ister gibi vurduğu direksiyona hafif ritimlerle değdirdi. Biraz olsun sakinleştiğinde söylenerek yola revan oldu. “Pekâlâ Küçük Hanım istediğin gibi olsun.” ağrının mesken edindiği şakağını ovdu. “Sen pes edeceğimi zannedip kendini avut kendini rahatça esaretinin son bulacağı gecenin kollarına bırak." Başını iki yana sallayıp gözlerini karanlık göğe dikti. “Aydınlanacak gökyüzü gün gelecek gözlerinin karasına yapışmış mutsuzluğu tükenmişliği söküp atacak."
Evine ulaşan genç adam üzerinden çıkanları atmak için poşete koydu. Kişisel bakımına önem veren Hakan aynaya akseden yansımasıyla duraksadı. Yanaklarını çevreleyen sakallarının epey uzamış hâli gözüne battı. Duştan evvel sakallarını aşinası olduğu boyuta indirdi. Gerilen kaslarını sıcak suyla gevşetip üzerine sinen pis kokudan arındı.
Çıplaklığını rahat edeceği türden kıyafetlerle kamufle etti. Hazırladığı atıştırmalık tepsisini orta sehpaya bırakıp L koltuğa yayvanca oturdu. Kafasını dağıtmak için plazma televizyonu açıp çayını yudumlayarak kanallarda gezindi. Denk geldiği gece haber bülteniyle kumandayı kenara bırakıp tepsiyi kucağına aldı. Genel gündem siyaset derken zaman geçti genç adam hazırladıklarını bitirdi. Uyumadan evvel sigara içmek için çayıyla balkona çıktı.
Ucunu ateşlediği sigara dumanını yanaklarını çukurlaştırarak içine çekti. Metal korkuluğa eğilip etrafa bakınırken zihnine üşüşen gerçekle dilinin ucunu ısırdı. Kendisine sövme merasimini başlattı, "Aklımı sikeyim ulan! Yarın ne bok yiyeceğim anasını satayım.” Nilay hastaneden çıkınca kalacağı evi ayarlamadığını yeni idrak etti. En önemli detayı atlamanın kızgınlığı aralıksız küfürleriyle can buldu. Son bir nefes çekti izmariti küllüğe bastırdı. Hasır sandalyeye oturup öne eğildi diktiği dirseklerini bacağına yaslayıp başını ellerinin arasına aldı.
Şehir merkezinde şehre uzak birden fazla mülkiyeti vardı. Nilay her ihtimale karşı yakınında olmalıydı. Önünde uzun soluklu psikolojik tedavi süreci vardı üstelik son hâli hiç iç açıcı değildi. Ne yapacağını düşünürken bir sigara daha yakıp ayağa kalktı. Kara kara düşünürken voltalar atarken biriken külü cam küllüğe silkti. Ilık esen rüzgârla koyu kahvelerinin radarına bitişiğindeki dairenin balkonundan sarkan pankart takıldı. İlânı incelediğinde dudakları memnuniyetle kıvrıldı. Rezidansım güvenlik birimiyle iletişime geçti. Birkaç dakika içinde gelen görevliyle boş daireye göz attı. 1+1 daire yalnız yaşayacak Nilay için idealdi her şeyden önemlisi dip dibe olacak olmalarıydı. Karşı tarafa sabah erkenden satış işlerini halletmek için buluşmak istediğini iletmesini istedi. Ufak ve önemli pürüzü halletmiş sayılırdı bunun rahatlığıyla yatağa uzandı. Yeni gün kendisi için çok çetin geçecekti.
Genç kız saatlerce ağlarken gözyaşları sımsıkı sarılan Hatice’nin omzuna aktı. Hakan’ın ısrarını yeni bir başlangıç için dayatmasına anlam veremiyor, istemiyordu. Onun istediği şey belliydi yanındaki kadına da söyledi. Sonuç yine değişmedi bilmem kaçıncı mağlubiyetini bu kez şart koşarak kabullendi. Sesli ağlamaları bir süre sonra derin iç çekmelere döndü.
Hatice kabullenmek zorunda kaldığıyla sıkıntıya düştü. Adamın çabası insaniyeti takdirlikti lâkin dediğim dedik çaldığım düdük hallerinden haz etmiyordu. Nilay'ı bazı noktalarda zorlaması hayat tecrübesi olan kadına göre yanlıştı. Hakan'ı birkaç kez arayıp yanıt almayınca durumu kısa mesajla özetledi. Gergin bekleyiş nihayete erince sessizce odadan çıkıp aramayı yanıtladı. Alo demesine bile fırsat vermeden sorularını sıralayan Hakan'la yutkundu. Güçlükle Nilay'ın istediğini iletti eli bağrında beklerken duyduğu gürültü sonrası görüşme sonlandı. Odaya döndüğünde fersiz gözleriyle sorgularcasına bakan Nilay’ın saçlarını okşayıp tebessüm etti. "Sanırım gelmeyecek kuzum."
Genç kız katlanması güç ağrıların mesken edindiği vücudunu birde saatlerce ağlayarak hırpalamıştı. Gecenin ilerleyen vaktinde epey süredir kolundaki seruma eklenen ağrı kesiciler işittiği ihtimalle nihayet etkisini göstermişti. Uyku uyanıklık arasında gidip gelirken Hatice'ye minnetini dillendirdi.
Güneş gökyüzünde yerini aldığında genç adam alarmın sesiyle epey zorlanacağı tescilli güne uyandı. Kısa sürede hazırlanırken evin devir işlemleri için görüşmeleri yaptı. İlçe tapu müdürlüğü ve noterdeki devir işlemlerini halletti. İşin en zor kısmını halletmek için hastanenin yolunu tuttu. Yol boyu Nilay'ı nasıl sakince ikna edeceğinin derdine düştü. Akıcı trafikte ilerlerken kırmızı ışıkta durdu. Parmaklarıyla direksiyonda ritim tutarken etrafa bakındı. Kahveleri birkaç metre ötedeki mağazada takılırken değişen ışıkla yoluna devam etti. Jeepi uygun alana park edip mağazaya girdi. Satış temsilcisine genç zayıf bir kıza günlük kıyafet alacağını belirtti. Yönlendirildiği deri koltuğa geçti ayağıyla yerde ritim tutarak satış temsilcisinin gelmesini bekledi. Gösterilen sıfır kol pudra rengi eteği pileli uzun elbiseyi başıyla onayladı. Üzerine yazlık uzun kol hırka ekletip satış temsilcisiyle kasaya yöneldi. Çalışanın sorusuyla duraksadı.
"Efendim başka bir isteğiniz var mı?"
Hakan elbiseye göz atınca yetersiz olduğu kanısına varıp bıkkınca soludu. "Sanırım var ama ne almam gerektiğini bilmiyorum." Ardından geniş omuzlarını dikleştirdi "Bir kadın için gerekli olanlardan ayarlayın." Mağazanın bölümlerinde gezinen çalışanı beklemeye koyuldu. Kısa süre sonra kucağında birçok şeyle gelen temsilcisiyle kaşları çatıldı. Yaptığı art niyetsizdi ancak Nilay'a diğerleri gibi söz hakkı tanımamaktı. “Fazladan eklenenler iç çamaşırı ve sandaletler hariç iptal.”
Uğraştırdığı satışı temsilcisine bahşiş verip aldıklarının tutarını ödeyince mağazadan ayrıldı. On dakika sonra hastaneye ulaşıp elindeki poşetlerle Nilay'ın bulunduğu kata çıktı.
Kesin kararlıydı kendisinden vazgeçen ufaklığı gerekirse kucağında çıkaracaktı. Ne yaparsa yapsın, ne söylerse söylesin kulak tıkayacak asla pes etmeyecekti. Poşetleri korumaya uzatıp Hatice Hanıma vermesini söyledi. Çıkış işlemlerini için ilgili departmana gidip işlemleri halletti. Şimdi sıra inatçı ufaklığı güzellikle ikna etmekteydi. Hastane ortamında bulunmak herkes için can sıkıcıydı. Genç adam bu durumun Nilay için iki kat daha can sıkıcı zor olduğunu düşündü.
Bilmiyordu ki; Nilay hayatının en huzurlu günlerini başına gelenlere rağmen hastane ortamında geçirmişti. Ailesi ve insanlık yoksunu sapık etrafında yoktu. Hakan'a göre can sıkıcı görünen şey Nilay için veli nimetti.
Hakan telaş etmeden sakince hazırlanmaları için vakit tanırken kendisine sakin kalması yönünde telkinler verdi. Asansör yerine merdivenleri kullandı korumaya yeni görev alanı hakkında bilgi verdi. Oyalanabildiği kadar oyalanan genç adamın adımları Nilay'ın odasına yöneldi. Sanki kendisini örgütlememiş gibi bedeni her adımda gerildi. Koyu kahveleri gerilimin etkisiyle bir müddet kapalı kapıya mıhlandı. Göğsünü yükselten derin bir nefesle boynunu kütletti hoşnutsuzca homurdandı. "Beklemek zaman kaybından başka bir sikime yaramıyor." Kulpu kavramasıyla Nilay'ın yükselen sesine kulak kesildi.
“Ne o kıyafetleri giyerim! Ne o adamın dediğini yaparım! Onunla hiçbir yere gitmeyeceğim!”
Hakan’ın duyduklarıyla kaşları havalanırken keyifle mırıldandı. “Bizim ufaklığa bak sen.” Yeniden pürdikkat içerden gelen seslere kulak verdi.
“Neden kimse beni anlamıyor? Herkesin bildiğini okumasından, insanların beni yönetmesinden bıktım. Abla ben tüm bunlardan çok yoruldum! Usandım. Artık beni bıraksınlar abla dayanacak gücüm kalmadı.”
Genç adam Nilay'a hak veriyordu. Ayriyeten pençelerini çıkarıp kafa tutması hoşuna gitmişti.
Sabah beri tek kelime etmeyen kızın poşetleri görmesiyle dili çözüldü. Hatice ağzına lokma koymayan Nilay'a epey dil döktü. Poşetleri görünce verdiği tepkilere anlayışla yaklaştı çıkışını garipsemedi. Kız senelerce şiddetle bastırılmış korkusundan susmuştu. Kendisine olan yaklaşımlar ortadaydı bu nedenle kendisine şiddet uygulanmayacağının bilincindeydi. Hakan'ın isteğini reddedip kafa tutması bu yüzdendi. Epey vakit geçtiğini fark eden kadın yine bir umut çırpındı, “Güzelim seni anlayamam ama anlamaya çalışırım. Senin görmek istemesen de ben eminim o adam senin için uğraşıyor iyiliğini istiyor."
Nilay histerik bir kahkaha atıp başını inanmaz tavırla çevirdi. "Yapma abla annem bile bir kez olsun benim iyiliğim için parmağını kıpırdatmadı. Kırk kat yabancı neden benim için uğraşsın?”
Hakan'ın bahsinin geçtiği kısma doğru olduğundan takılmadı annesinin sahip çıkmadığı kısmına ise saplandı.
Genç adamın gayesi Nilay'ın kendine bırakılma isteğini yerine getirmekti. Öncelikle ön görülen tedavilerin tamamlanması kendi ayakları üzerinde durup kimseye muhtaç olmadan yaşamasıydı. Tüm bunların gerçekleşmesi için ilk iş hastaneden çıkmaları gerekti. Kapıya uzanırken yanında beliren bedenle duraksadı Son kontrolleri yapacağını söyleyen Cem'le geriye çekildi.
Birkaç dakika sonra çıkan doktorla atılan karşılıklı senkronize adımlarla mesafe en aza indirgendi. Evde yapılması dikkat edilmesi gerekenleri önceden iletilmişti. Son muayenede sorun saptanmamış on gün sonra genel kontrole gelmeleri istenmişti. Yardımları için teşekkür ettiği doktor Cem'in gitmesiyle kapıyı tıklattı. Hatice Hanımın verdiği olurla mırıldanarak kulpa uzanıp kapıyı açtı. “Asıl şimdi başlıyorsun Hakan efendi öfkene yenilme ufaklığı güzellikle ikna et. “
İki çift gözün hedefi olduğunda sakince içeriye girdiğinde konuşulanları duymamış gibi davrandı. Koyu kahvelerini yaralı çehresine öfkesi sirayet etmiş kömür karası gözleri lav püsküren Nilay'da sabitleyerek kapıyı kapattı. İleriye adımlarken sükûnetle sordu, “Neden hâlâ üzerini değiştirmedin?"
Nilay işaret parmağını doğrultup çıkıştı. “Benimle ilgilenmekten vazgeç.” ardından kapıyı işaret etti. "Dışarıya çık artık peşimi bırak.”
Hakan sakinliğine ilk darbeyi emrivaki tavırla aldı. Burun kemerini sıkıp işaret parmağını tehditkârca salladı, "Bana emir vererek konuşulmasından hoşlanmam."
Nilay alayla gülümserken inanmaz gibiydi "Gerçekten mi?” Kara gözlerini Hatice’ye çevirip başıyla Hakan'ı işaret etti. "Abla duyuyorsun değil mi? Emir verilmesinden hoşlanmazmış.” Ardından bakışlarını yeniden adama çevirdi alaycı ifadesi hoşnutsuzluğa devretti. “Ama emir vermekten geri durmazsın.”
Hakan temkinli adımlarla Nilay'a yaklaşırken dudağı hafif bir açıyla yana kaydı. Kızın bu halleri öfkelendirse de hoşuna gidiyordu. Göz temasını kesmezken adımları belirli mesafede durdu başını yana eğdi. "Değiştiğinin farkında bile değilsin başkalarına karşı hep böyle dik dur kendini savun.” Dudaklarını aralayan Nilay'a fırsat vermeden ekledi. “Ben hariç ufaklık.” Eğdiği başını dikleştirip adım atacakken yerinde huzursuzca kıpırdanan Nilay'la vazgeçti. "Bu tavırlarını sevdim sadece bana değil karşında duran herkese aynı tavrı takınmalısın.”
Nilay'ın kirpikleri bir dediği bir dediğine tutmayan adamla kısılırken bıkkınca soludu. “Madem öyle beni bana bırak.”
Hakan neyi planladığını bildiği için alayla gülümsedi. "Hadi ya seni sana bırakayım da kendine zarar ver.” Başını inanmaz tavırla iki yana çevirdi, “Yok öyle yağma küçük hanım."
Hatice’nin gözleri pinpon topu misali ikilinin arasında sekiyordu. Tavırları alaycı olsa da her ikisinin gerginliği gözle görülür elle tutulur boyuttaydı. Duruma müdahale etmek istiyor ancak cesaret edemiyordu.
Genç kız Hakan’ın alaycı tavrıyla isteklerini ısrarla reddetmesiyle adama göz ucuyla bakıp kapıya yöneldi. “Beni bana bırakmaya nasıl mecbur olduğunu İzle de gör bakalım.”
Hakan hastane önlüğü ve terlikleriyle yanından geçip giden kızla başını geriye yatırdı. Sabır dilenirken gözlerini yumup açtığında başını dikleştirdi. Müdahale etmeye hazırlanan Hatice’yi elini havaya kaldırıp durdurdu. Yüzünü sıvazlayıp ardına döndü kaplumbağa gibi kapıya ilerleyen kızın iki adımla karşısına dikildi.
Nilay karşısında gördüğü adamla duruşunu dikleştirip meydan okuyan bakışlarını kahvelere ilikledi. Gerçek manada ilk baş kaldırışı yılmadan karşı duruşuydu. Hakan'a karşı sergilediği tavrı tepkilerini çekinmeden dillendirmesine kendisi de şaşırıyordu. Karşına zebella gibi dikilmiş burnundan soluyan adamı az buçuk çözmüştü. Fiziksel şiddet yanlısı birisi olmadığı yaklaşımından belliydi. Kötü bir niyeti yoktu belki tek amacı gerçekten yardım etmekti. Ancak Nilay'ın tek derdi sırf kadın olduğu için bu yaşına dek irdelendiği sığdırılamadığı yeryüzünden bilinmez dünyaya ulaşmaktı. Usanmıştı kimseyle hiçbir yere gitmek istemiyor insanlardan soyutlanmak istiyordu.
Hakan göz bebekleri titreyen kızla vereceği tepkiden vazgeçti sakinliğini korumalıydı. Ufacık hareketi sergileyeceği yanlış tavrı Nilay'ı korkutmak dışında bir halta yaramazdı. Düşünceleri doğrultusunda ilerlemek adına içine çektiği nefesten medet umdu. "Lütfen hem kendine hem bana eziyet etme hadi bir an önce üzerini değiştir hastaneden çıkalım." Nilay’ın itiraz etmeyip sessiz kalmasını kabulleniş varsaydı. “Sen rahatça giyin dışarıda bekliyorum."
Genç kız dingince konuşan adamla gayriihtiyari bakışlarını üzerinde gezdirdi. Mavi dizlerinin altında biten cırtlı hastane önlüğüyle dışarı çıkması gerçekten imkânsızdı. Kendince küçük hesaplamalar yapan Nilay hedefine ulaşana kadar sessiz kalacaktı. Hakan'ı işkillendirecek tavırlardan kaçınıp uysal davranacaktı. Beklentiyle bakan adamı başıyla onayladı.
Hakan sessiz kabullenişi ani değişimin altında yatan gerçeği sorguladı. Yanıt bulması çokta uzun sürmeyen genç adam dışarıya çıktı.
Hatice gözle görülür gergin havanın tuzla buz oluşuyla rahatladı. Nilay’la arasındaki mesafeyi kapattı. "Biliyorum senin için hiç kolay değil korkuyor kimseye güvenemiyorsun." Kızın sol elini avuç içine alıp okşarken teminat verircesine gülümsedi. "Sana söz veriyorum canını yakacak en ufak bir şey yaptığını hissedersem. Onun yanında kalmana bir dakika bile müsaade etmem. Bundan sonra hiç kimse tırnağının ucuna zarar vermeyecek.”
Hakan’ı başından savuşturan Nilay'ın sevinci kısa sürdü tanıştığı günden beri anaç tavır takınan Hatice'nin sözleriyle yutkundu. Yalan söylemek istemeyen genç kız gözlerini yumup açmakla yetindi.
Hâlbuki yalan yalnızca telaffuz edilmezdi. Bazen bir bakış takınılan sahte göstermelik tavır ufacık bir mimikte yalana tabiydi.
Nilay’ın düşüncelerinden bir haber kadın sevinçle şakıdı "Hadi gel çabucak üzerini değiştirelim.” Koluna girdiği kızı yatağın kenarına oturtunca poşetleri hemen yatağın üzerine boşalttı.
Nilay nasıl kaçacağını hesabını yaparken poşetten çıkan iç çamaşırlarıyla gözleri irileşti.
Hatice alt iç çamaşırını giydirmeye hazırlanırken Nilay'ın yüz ifadesiyle duraksadı. Dikkatini çekmek için hafifçe kızın dizine vurdu. "Ablacığım kendisi değil bir başkası seçmiştir,” göz kırparak gülümsedi. “Tamam dik kafa bir adam ama densizde değil.”
Nilay duyduklarına inanmak istedi lâkin içine düştüğü durum utanç vericiydi. “Abla ben onun yüzüne nasıl bakarım?”
Hatice genç adamın yaptığını yanlış bulmuyor aksine detay atlamayışına sevinmişti. Nilay'a gelince utanması çok normaldi hiçbir bağının olmadığı adamın iç çamaşırı alması hoş bir şey değildi. Dilinin döndüğünce mevzuyu yumuşatmaya çalıştı. Başı eğik sessizce dinleyen kızın alt iç çamaşırını giydirmek için hamle yaptı. Omzunda hissettiği kuş tüyü gibi hafif baskıyla kirpiklerini yukarı kaldırdı.
Nilay hayatında ilk kez bu kadar utanıyordu. Hatice ablası mecburi ihtiyaçtan aldığına biraz olsun ikna etmişti. Alt iç çamaşırını giydirmeye yeltenen kadınla utançla kıvrandı. “Abla ne olur sen bari yapma utandırma beni hem ben kendi işimi kendim görmeye alışkınım.”
Öldüresiye yediği dayaklar sonrası sürünerek banyoya gidişleri sırtındaki yaralara elinin ulaştığı kadar merhem sürmeleri. Ağlaya ağlaya giydiği elbiselerin yaralarına değdikçe çektiği acıları anımsadı. Dudakları kırık dökük tebessümle kıvrıldı, "Abla inan bu hâlim hiçbir şey daha ağır yaralar aldığım çok oldu. Hepsini bir başıma kısıtlı imkânlarla iyileştirdim.” İtiraz etmeye hazırlanan kadınla yalvarır gibi mırıldandı. “Lütfen en azından iç çamaşırlarımı giymeme müsaade et.”
Genç kız Hatice’nin onaylayıp uzaklaşmasıyla tek eliyle biraz gecikmeli alt iç çamaşırını giydi. Önlüğünün cırtlarını açıp göğüslerine sutyeni yerleştirdi sutyen takmaya yeni başladığından tek eliyle giymek konusunda tecrübesizdi. Dakikalarca uğraş verirken bıkkınca verdiği nefeslerin haddi hesabı yoktu.
Hatice işittiği sıkıntılı soluklara daha fazla dayanamadı “Ablacığım zorlama kendini arkanı dön ben halledeyim.” Cılız onayla sutyen klipslerini birbirine geçirdi. Sırtı dönük Nilay'a alçılı koluna dikkat ederek elbiseni giydirip bol ince hırkayı üzerine geçirdi. Dikkatlice alçılı koluna geçirdiği askıyı rahat edeceği şekilde ayarladı.
Nilay üzerini giydiren kadınla utanç ve minnet yumağında sıkışıp kaldı. Askının cırtlarını ayarlayınca mahcupça mırıldandı. "Lütfen kusuruma bakma abla sana çok zahmet veriyorum. “ Hatice'ye kaçamak bir bakış attı, “Yaptığın her şey için teşekkür ederim.”
Duyduklarından hiç hoşlanmayan Hatice kızın çenesini nazikçe kavrayıp yüz yüze gelmelerini sağladı. Samimiyetle gülümsedi "Orta da teşekkür edecek bir şey yok ablacım bu her şeyden önce benim insani görevim.” Minnetle bakan Nilay'a göz kırptı. “Ayrıca yeni işim.”
Genç kızın son duyduğuyla utancı uçup giderken merakla sordu. “İşim derken ?” İçtenlikle gülümseyen kadının yeni işini dinlerken iğnelerin battığı göz diplerine burun direğinin sızlaması eklendi. Ağlamaklı tonla bezeli sesi bir miktar sitemkârdı. "Tüm bunları neden yapıyor abla? "
Yaşı kadar yaşanmışlığı hayat tecrübesi olan Hatice anaç tavırla kızın kolunu sıvazladı. "İnsan olduğu için ablacığım o insanlığa yakışır biçimde davranıyor.” Kısa bir es verdiğinde kömür karalarına merak serpen Nilay'la içini çekti. “Kapının ardından bekleyen o adam bence en az senin kadar yaralı. Gözle görülmeyen yaraları sarsılmaz duruşunun ardında gizli. Ne yaşadığını bilemem ama inatla senin bir başlangıç yapmanı bu yüzden istiyor.”
Nilay duyduklarına pek ihtimal vermedi.
Hayatı erkek egemenliğinin hüküm sürdüğü evde dört duvar arasında geçmişti. O bir erkekti kimse ona zarar veremezdi. Hayata dair tecrübesi olmayan genç kızın bilmediği çok şey vardı. Bazı şeylerin cinsiyeti dini dili ırkı mezhebi yoktu. Ve erkekler genellikle hislerini dışarıya yansıtmayı tercih etmezdi. Ulaşılmaz görüntüleri ardında kalın aşılmaz duvarları yıkılmaz tabuları vardı.
Hakan Demir kendini gizlemekte hem cinslerinin bir tık üzerinde daha başarılı hatta bu konuda kusursuzdu.
Hatice’nin hazırlanmasını oturup sessizce bekleyen Nilay'ın aklında onlarca ses vardı. Eyleme dökeceği şeye ulaşmak için yapacaklarını yapması gerekenleri gözden geçirdi.
Asıl kaçmak istediği Hakan değildi kaçmak istediği fazlalık görüldüğü sığdırılmadığı hayattı.
Nilay aklından geçenleri uykusuzluktan gözleri kapanan yorgun görünen Hatice'nin yanına gelmesiyle geriye iteledi. Koluna girip ağır adımlarla ilerledi. Ondan öğreneceği çok şey vardı ancak öğrenmeye öğreneceklerini uygulamaya fırsatı yoktu.
Hatice odadan çıktıklarında kolunda hissettiği baskıyla göz ucuyla Nilay’a baktı. Poşetleri korumaya verip yavaş senkronize adımlar atarken kıza peşlerinden gelen adamın görevini kim olduğunu açıkladı.
Nilay anlatılanları dinlerken Hakan’ın etrafta olmayışıyla rahat bir nefes aldı. Kalbi göğüs kafesini delecek güçte çarparken vücuduna kan yerine adrenalin pompalıyordu. Mekanik komutlu takiben kanatları iki yana ayrılan kalabalık asansör kabininden çıkıldı. Yoğun kat koridoru birkaç adım gerilerindeki korumayla çıkışa ulaştırdı. Dışarı çıktığı an tenine değen açık havayla başını başını geriye yatırdı. Kara gözlerini berrak bulutsuz gökyüzüne kaldırıp öylece bekledi.
Hatice kızın vaziyetini hastaneden çıkmış olmasına yorduğundan milim kıpırdamadan Nilay'a eşlik etti.
Hakan kalçasını jeepin kaportasına yaslayıp, parmakları arasına kıstırdığı sigarasından derin nefesler çekti. Korumanın bilgi mesajıyla dışarı çıktığından beri gözünü kırpmadan Nilay’ın tepkilerini izledi.
Nilay kendisini hazır hissettiğinde gözleri hastane bahçesini turladı. Hakan’la göz göze gelince iç çamaşırı aldığını anımsarken bakışlarını kaçırdı. Boğazındaki yumruyu sertçe yutkunup geriye iteledi. Elinin üzerine dokunan kadına gözleriyle olur verip yönlendirdiği doğrultuda ilerledi. Genç kız attığı her adımın mutlak sonsuzluğa çıkartacağına tüm kalbiyle inandı.
Hakan kızın kolay kabullenişine kuşkuyla yaklaştı olası her türlü durum için tetikteydi. Dibe yaklaşan sigarasından son bir nefes çekti. İzmariti yanındaki ayaklı metal çöp kovasına bastırıp jeepin şoför mahalline yerleşti.
Nilay aracın arka kapısını açıp binmesini bekleyen Hatice'ye önden geçmesini işaret etti. Kalbinin artan ritimleri kulaklarını işgal ederken heyecanı katlandı.
Hakan dikiz aynasından gözünü bir salise ayırmadan kızın hâl ve hareketlerini gözlemledi. Eli ve göz bebekleri heyecanını açık ediyordu. Nilay’ın nafile çabasına içinden gülerken korumaya uzaklaşmasını işaret etti. Başını iki yana çevirip dudağının kenarını ısırdı. Hareket alanını bile isteye genişlettiği kıza seslendi. “Ufaklık anladığım kadarıyla binmeyi düşünmüyorsun."
Nilay uzaklaşan korumayla içinden derin bir oh çekti. Kendisine seslenen adamla hafif eğilip dikiz aynası üstünden gözlerini buluşturdu. “Aynen öyle seninle gelmeyeceğimi söylemiştim." Açık kapıyı sertçe kapatıp ardına bakmadan çıkışa koştu.
Hatice her şeyden bir haber arka yolcu koltuğunda otururken olanları anlayamadı. Nilay'ın yaptığıyla ağzı bir karış açılırken yuvalarına dar gelen gözleriyle kızın ardından bakakaldı.
Hakan şaşırtmayan durumla bir süre tepkisiz bekledi. Nilay’ın çıkışa varmasıyla direksiyona sertçe vurdu. Aslan edasıyla kükreyip araçtan çıkıp kapıyı yerinden sökecek kudrette çarptı. “Bunu sen istedin ufaklık madem güzellik sökmüyor. O hâlde bende zor kullanırım.”
Nilay bedeninin elverdiğince ardına bakmadan koşarken ardından gelen ne bir ses ne bir nefes vardı. Artıra bildiği kadar hızını artırdı tökezleyip sendeleyince duraksadı. Nefeslerini düzene sokma mücadelesi verdi. Tam karşısına dikilen bir adım uzağında koyu kahveleri ateş saçan Hakan’la yutkundu. Çabucak kendisini toparlayıp kesik ancak net edayla soludu. “Çekil yolumdan peşimi bırak.”
Hakan burun kanatlarını genişleten nefesi öfkeyle kavrulan ciğerlerine çekti. Ağzını açıp tek kelime etmeden mesafeyi sıfırladı. Göz açıp kapatma aralığına sığan zaman diliminde Nilay'ı yanlamasına kucağına aldı. Kulağının dibinde çağlayan tiz çığlıklarla aracına ilerledi. Kucağında çırpınan kızı yüzüne bakmadan ikaz etti. "Kes debelenmeyi canını yakacaksın anlayışla yaklaştıkça zıvanadan çıkıyorsun."
Jeepin ön yolcu kapısını açıp kucağında çırpınan kuş gibi hafif bedeni koltuğa bıraktı. İnmeye yeltenen Nilay'a ters bir bakış atıp gevşekçe emniyet kemerini taktı.
Nilay gözlerine hançer gibi saplanan bakışlarla ürperdi. Koltuğa zamk gibi yapışırken sertçe kapanan kapıyla yerinde sıçradı.
Hakan aracın ön tarafından dolaşıp sürücü koltuğuna yerleşti. Alnını direksiyona dayayıp kirpiklerini kenetledi. Aracın içinde tek ses alıp verdiği gürültülü nefeslerdi. Genç adam eğer şuan konuşup dilinin kıyısına vuran ağır sözleri dökerse Nilay'ı paramparça ederdi. Kız zaten yara bere içindeydi kendisi de bir yara açamazdı.
Sabırlı bir adam değildi ancak sabrediyordu ve sakin kalmak hiç bu kadar zor olmamıştı.
Hakan zorluklarla harmanlanmış adamdı. Elbet bu zorluğunda üstesinden gelmeyi başarırdı.
Bir süre sonra kirpiklerini aralayıp başını dikleştirdi. Kontağı çevirip aynaları kontrol etti gaz pedalına dokunmadan sükunetle tek nefeste soludu. “Bir daha böyle bir şeye kalkışma Nilay zamanı gelince zaten gitmene engel olamayacağım. O aklından geçeni de silip at sağ olduğum müddetçe izin vermem. İntihar düşüncen hakkında sana ilk ve son uyarım.”
Hastaneden çıkış herkes için yeni bir başlangıç dönüm noktasıydı.