13.Bölüm

4993 Kelimeler
Bedeni gereksinimimiz bazense kaçış yolumuz olan uyku ölümün yarısıdır... Hakan köhne mekânın üst kata çıkan oval demir merdivenlerini bir an önce hedefine ulaşmak için ikişer üçer tırmandı. Nilay'ın başına gelenleri üstünkörü öğrendiğinde ona zarar verenlere daha beterini yaşatmaya ant içmişti. Şimdi yalnızca bir tanesine ulaşmıştı, diğerlerine ulaşana dek elindeki ile yetinecekti. Aklından geçenleri uygularken alacağı keyif içinde yanan intikam ateşine yalnızca bir damla su serpecekti. Hakan üvey babasının hayatına müdahil olmasıyla adamın akla zarar işkencelerine maruz kalmıştı. Takibinde sokakta kuytu köşede başına gelenler birde şahit oldukları vardı. Oluşan izlerin çoğu zamanla silinmişti, biri üvey babasından diğeri sokakta başına gelenden kalma iki derin iz hâlâ bedenindeydi. Yaşadıklarını unutmasının mümkün değildi. Sadece unutulması mümkün olmayan iki izi dövmeyle kamufle etmişti. Ancak izler az çok belliydi yalnızca dikkat çekmiyordu. Hayat öyle garip bir serüven ki, Hakan’a yaşadıklarını yaşatma imkânı sunmuştu. Biraz şekil değiştirmiş versiyonla sindirerek ağırca uygulayacak safi acıyla kıvrandırtacaktı. Geçmişin çetelesine dalan Hakan ofisin kapısına ulaşınca boynunu kütletip içeriye girdi. Yoğun toz kokusunun hakim olduğu alanın dökülmüş duvarların iki kanadı raflıydı. Üstünde tek tük siyah kapaklı dosyalar mevcuttu. Döl israfı haysiyetsiz dikdörtgen masanın karşısındaki tekerlekli sandalyeye el ve ayak bileklerinden bağlanmıştı. Koyu kahvelerin radarına takılan Ahmet huysuzca kıpırdanırken dişleri arasından soludu. "Sen!" Hakan varlığına tahammül edemediği kansızın sesiyle kapıyı sertçe kapattı. Boş alanda gök gürültüsü etkisi eden sesi sert adımlarıyla destekledi. Elektrik teli gibi gergin sinir uçları birbirine sürtüşüp cızırdarken mesafeyi aştığı an yumruğunu meymenetsiz çehreyle buluşturdu. Başı diğer yana savrulan Ahmet'in üzerine eğilip aslan edasıyla kükredi. "Evet ben ulan şerefsiz bok çukuru! Burada alacağın her nefeste Azrail'e leş canını alması için yalvaracaksın.” Ahmet akşamüzeri alkol almak için dışarı çıkınca bir anda etrafı sarılmış. Ne olduğunu anlayamadan yaka paça kapısı açık minibüste tıkılmıştı. Ensesine saplanan titreşimle kapanan gözlerini bağlandığı sandalyede açmıştı. Saatlerce bağırmış çağırmış az öncesine kadar kimse yanına gelmemişti. Gıcırdayan kapının aralığında beliren adama nefretle soludu. Şiddetli darbeyle savrulan başını güç bela dikleştirdi. Kendisini tehdit ederek tanıtan adamın ondaki konumu belliydi. “Karıma göz koyan piç.” Hakan'ın kahveye çalan biçimsiz dişlerin arasından çıkan sözlerle midesi kaynadı. İtham edildiği şeyle intikam hırsı safi öfkeye dönüştü. Cibilliyetsizin buruşuk yüzünü peş peşe yumruklarken hiddetli sesi kemik çatırdama seslerini bastırdı. "Kanı bozuk piç kurusu beni kendinle karıştırma! Senin torunun yaşındaki kıza diktiğin gözlerini siker. Namussuz dilini kesip götüne pamuk niyetine tıkarım.” Ahmet aralıksız yediği yumruklar arasında arsızca güldü. "Parasını verip aldım." Hakan'ın yumruğu havada asılı kaldı sinir mekanizması alt üst olan genç adam önce kısa histerik kahkaha attı. Ardından Ahmet’in boğazına yapışıp tehlikeli sesiyle yineledi. “Parasını verip aldın ha." Soluğunu kesmek istercesine uyguladığı baskıyı artırırken sekteye uğrayan yumrukları tekrar devreye girdi. Ahmet aldığı darbelerle soluk almakta zorlandı. Lağım suratından süzülen ince sıcak şeritlerin metalik tadı leş ağzına doldu. Öfkeden deliye dönen Hakan hırıltılı nefeslere duraksayıp silkelendi. Zihniyeti bozuk döl israfının az hasarla eşek cennetini boylamasına izin vermedi. İğrenç bir şeye dokunmuş gibi elini yaşlı adamdan çekti. Cebindeki paketten aldığı sigaranın ucunu tutuşturdu. Kesik öksürük sesleri kulağına rahatlatıcı notalar gibiyken sigarasını keyifle tüttürdü. Genç adam hazla içine çektiği dumanı boşluğa üfledi. Gri duman boşlukta süzülürken kısılan kahvelerini ahı gitmiş vahı kalmış soysuzdan ayırmadı. Biriken külü silktiğinde sigarasının bitmek üzere olduğunu fark etti. Nefesleri düzene girmeyen puşta dudak kıvrımlarına kondurduğu tehlike arz eden gülüşüyle ilerledi. İzmariti dudakları aralığına kıstırıp beş para etmez kanının bulaştığı gömleğinin yakasına asıldığı gibi ikiye ayırdı. İşittiğiyle izmariti parmakları arasına kıstırdı. “Ne o lan orospu çocuğu! Karımı becerdiğin yetmedi sıra bana mı geldi?” Hakan dirseğini büküp bok çukuru ağzın ortasına geçirip dişleri arasından soludu. “Beni kendinle karıştırma bok herif! Senin gibi beynim uçkuruma odaklı değil göt kılı!” Dudak kenarlarından kan sızan Ahmet'le bir adım geriledi. İzmaritten yanaklarını içine göçerterek derin bir nefes çekti. dumanı içine çekti. Bir miktar dumanı serbest bırakırken izmariti ağarmış kıllarla kaplı göğüste söndürdü. Hayvani böğürtüyle izmariti derine saplamak ister gibi bastırdı. Oluşan yanık izi henüz tekti Nilay'ın teninde daha fazlası vardı. Genç adam sandalyenin arkasına dolaşıp Ahmet’in saçlarına asıldığı gibi başını geriye yatırdı. Kulağına eğilip tehlike sirenleri arz eden tonlamayla konuştu. "Yaptıklarını yaşamaya daha yeni başladın." Elindeki saçları sertçe bıraktığında yaşlı sapığın başı ensesine darbe almış gibi öne düştü. Hakan öne adımlarken kemerini çıkartıp deri yüzeyi bileğine doladı. Hayvani sesine acının hırıltıları karışan şahsiyetsizi yanağına kayan gülüşüyle tepeden tırnağa süzdü. Kemerinin boşlukta sallanan metal ucunu Ahmet’in beyni olan organıyla buluşturdu. Kasık bölgesine peş peşe indirdiği darbeler artarken hazla söylendi. "Uçkurunun başına açtığı dertlere bak!" Ahmet’in ettiği küfürler durması için yalvarışları genç adamı daha çok galeyana getirdi. Metal uç ara sıra bacak ve baldırlarına denk gelse bile çoğu asıl hedefinden şaşmadı. Darbeler dakikalarla yarışırken Hakan alnına biriken teri sildi. İnin inim inleyen cibilliyetsizden uzaklaşıp paketten çıkarttığı sigaranın ucunu ateşledi. Kemeri gelişigüzel masaya bırakıp omuzlarıyla daireler çizip boynunu çatlattı. Ahmet’e yaptıkları zerre yormamış aksine günlerin gerginliğiyle tutulan uzuvlarını gevşetmişti. İçtiği keyif sigarasının sonuna gelirken yoğun acıyla kendisinden geçen, insanlık yoksununu ayıltmak için getirttiği özel suyu tepesine döktü. Leş bedeni ayıltmak için kullandığı kanalizasyon suyunun kokusu boş midesini ayaklandırdı. Boğazını tırmanan safrayı tükürdü. Genç adamın ağı kanla kaplı gözlerin kendisini bulmasıyla dudakları sahte mahcubiyetle kıvrıldı. "Kusura bakma uyandırdım." Başını hafif yana eğip parmakları arasındaki izmariti gösterdi. "Sigaram bitti söndürmeden atarsam,” koyu kahveleri bulundukları yerde bir tur döndü. “Allah korusun yangın çıkar filan diri diri yanıp gitme ihtimalini göze alamadım.” Başını dikleştirip dilini damağına vurdu. “Birde vicdanım elvermedi.” Ahmet ömrü hayatında ilk kez bu denli yoğun acı hissederken gözlerini açık tutmakta zorlanıyordu. Haykırmaktan kuruyan boğazını nemlendirip fersizce konuştu. “Ruh hastası manyak.” Hakan sinek vızıltısını anımsatan sesin sahibine yaklaştı. “Bak bu konuda haklısın çünkü o kıza yaptıklarını tek tek yaşatacak bir manyağım.” Parmakları arasındaki sigaradan derin bir nefes çekti cızırdayan izmariti Ahmet’in boynuna bastırdı. Hayvani böğürtünün yankılandığı ofisin çıkışına yöneldi. Kulpu kavrayınca omuzu üzerinden acıyla kıvranan yaratığa alayla baktı. “İlk günden sana çok yüklenmeyeyim önümüzde uzun zaman var. Nasılsa sık sık ziyaretine gelip seninle özel ilgilenecek Nilay’a yaşattığını misliyle yavaş yavaş yaşatacağım.” Homurtulu söylemleri duymazdan gelip araladığı kapıdan çıktı. Floresan cızırtılarının Ahmet'in acılı iniltilerine eşlik ettiği köhne mekânı terk etti. Vaktin nasıl geçtiğini anlamayan genç adamı kararan gök karşıladığında Mehmet'in adamları çevresini sardı. Hakan yumruk atmaktan sızlayan ellerimi ovuşturdu. Kahvelerini tek tek adamların yüzlerine değdirerek hükmedici tonla keskin emirlerini sıraladı. “Sakın ölmesine izin vermeyin! Nöbetleşe başında bekleyin su istediğinde kanalizasyon suyunu içirin! Günde birkaç dilim küflenmiş bayat ekmekten fazlasını yedirmeyin.” İşaret parmağı arada kalan boşluğa uzandı “Çokta dokunup yüklenmeyin hesabı ağır ağır kesilecek ağırlık bende olacak!" Başlarıyla onaylayan adamları gerisinde bırakıp jeepine ilerledi.” Aklına gelen şeyle duraksayıp el pençe duran adamlara dönüp son direktifini verdi. "Bu arada yemeklerinizi sırayla onun karşısında yiyin. Ayıltmak içinde lağım suyunu kullanın.” Afallayan adamların bakışları birbirinde gezinip kendisini buldu. Aynı anda onayladılar “Siz nasıl isterseniz.” O şerefsiz aylarca Nilay'ı kuru ekmek ve suya mahkum etmişti. Vitaminsizlikten az kalsın ölecekti ilahi adaletin terazisi şaşmaz er yada geç hak yerini bulurdu. Hakan hafif gevşeyen bedenini sürücü koltuğuna bırakınca hastanedeki korumanın saat başı attığı mesajlarına göz attı. Nilay'ın durumunda bir değişiklik yoktu. Mırıldanarak kontağı çevirip gaza yüklendi. "Her şey yoluna girecek Nilay, sadece zaman denen illete ihtiyacın var." Tozu dumana katıp depoyu ardında bıraktı ıssız sapa yolları aşıp şehrin yoğun akıcı trafiğinde ilk istikameti eviydi. Üzerindeki kıyafetleri çöp poşetine doldurup uzun bir duş aldı. Üzerini giyinip mutfağa geçti canı bir şey istemese de ayakta kalmak için yiyecek bir şeyler hazırladı. Yalnız yaşadığından mutfak işlerine eli yatkındı çoğunlukla hazır buzluk ürünlerini tercih ediyordu. Demini alan çayını yudumlarken ağzına attığı lokmaları zorlukla yuttu. Uyku göz kapaklarına düşünce kursağına kaya gibi oturan yiyecekleri öylece bıraktı. Uyumak için odasına çıkarken hastanedeki korumayı aradı. Doktorların Nilay’ı yarın akşam uyandırma karar verdiğini öğrendi. Korumayı dikkatli olması Hatice Hanımı mağdur etmemesi konusunda tembihledi. Ahmet'e yaptıklarının zevkinin sirayet ettiği vücuduyla yatağına uzandı. Uykusuzluktan iğnelerin battığı gözlerini kapattı. Kısa sürede zihnen ve bedenen uykunun karanlık girdabına sığındı. Genç adamın kenetli kirpikleri işittiği bildirim sesiyle araladı. Yüzü koyun pozisyonunu değiştirmeden baş ucu komodinden telefonunu aldı. Puslu odağıyla korumadan gelen mesajlara göz attı vücudunu esnetip yataktan çıktı. Ebeveyn banyosuna geçip rutin işlerini halletti. Üzerini değiştirince gelişigüzel bıraktığı telefonunu alıp mutfağa geçti. Açlık hissetmeyen genç adam hazırladığı kahve kupasıyla balkona geçti. Günün erken saatlerinde kahvesini yudumladı. Nilay'ı bulduğundan beri olanları zihin süzgecinden geçirirken onun için yaptıklarını irdeledi. Kendisini sorguladı zorda olanlara elinden geleni zaten yapıyordu. Tuhafına giden kısım kızla bizzat yakından ilgilenmesiydi. Kadınlara karşı tutumu mesafeliydi nedense Nilay'la o mesafeyi epey aşmıştı. Kahvesinden son yudumunu alırken iç hesaplaşmasını bir adım öne çıkan mantığı noktaladı. Mesafesini aşmasının tek sebebi karşılaşmalarından doğan acıma hissiydi. Hakan kişisel aksesuarlarıyla evden ayrıldı birkaç gündür boşladığı şirketine gitmek için yoğun sabah trafiğine karıştı. Tebessüm dolu günaydınları baş selamıyla yanıtlayıp odasına geçti. Yokluğunda olanları öğrenmek için asistanı Merve'yi yanına çağırdı. Zaman kaybetmeden işe koyulup önce maillerini kontrol etti. Tıklanan kapıya gerekli komutu verdiğinde ofisinde yankılanan topuk sesleriyle istifini bozmadı. Bilgisayar monitöründe gezen koyu kahvelerini kısacık an Merve'ye değdirdi. Maillerden birisine yanıt vermeye koyuldu. “Yokluğumda olanları kısaca özet geçmeni bekliyorum.” Merve patronunun gelişiyle sevinçten havalara uçtu. Kaç gündür onun mesafeli yaklaşımına rağmen yakınında olmanın ayrıcalığından mahrum kalmıştı. Aldığı çağrıyla çarçabuk notlarını toparlayıp yanına gitti. İçeriye adım attığı an ofisi saran özlediği kokusunu derince soludu. Özlediği adamı hülyalı gözleriyle süzerken Hakan’ın sesiyle kendisini toparladı. Güç almak ister gibi tuttuğu dosyaları oval cam masaya bırakıp aldığı notları iletti. Hakan işine ara vermeden pürdikkat asistanını dinleyip erekli direktifleri verdi. Biriken dosyalardan saatlerce başını kaldıramadı. Son imzayı atınca tutulan boynunu esnetip ofisin bir tarafını kaplayan cama ilerledi. Tıklatılan kapıya gerekli komutu verince cama akseden suretle koltuğuna geçti. Esmer iri cüsseli adamın uzattığı dosyayı aldı. “İstediğiniz bilgiler içinde mevcut.” Hakan istediği bilgileri gecikmeli getiren adama teşekkür edip ödemeyi yaptı. Dosyayı inceleme fırsatı bulamadan toplantıya çağırıldı. Dosyayı evrak çantasına yerleştirip toplantı salonuna geçti. Aklı dosyada yazanlarda kalan genç adam ertelenen toplantıyı başlattı. Projeksiyona yansıtılan görselle ilgili eleştiri ve önerilere odaklanmaya çalıştı. Başarı sağlayamayınca direnmekten vazgeçip toplantıyı yarıda kesti. Şaşkınlıkla bakakalan çalışanlarını ardında bıraktı. Ofisine girdiği gibi özel eşyaları ve evrak çantasını alıp hastaneye gitmek için şirketten ayrıldı. Akıcı trafikte zaman kaybetmeyen genç adam Nilay'ın odasının bulunduğu kata çıktı. Korumadan ayaküstü bilgi alıp kapıyı tıklattı Hatice Hanımın onayıyla içeriye girdi. Koyu kahveleri derin uykuda olan bir gündür görmediği surette gezindi. Çelimsiz bedeni yatağın içinde kaybolmuş çocuksu yüzünü çevreleyen izler siyaha çalmıştı. O şerefsizin ölümü katiyen çabuk ve kolay olmamalıydı. Dün Ahmet’e uyguladıklarıyla iğne ucu kadarda olsa rahatlamıştı. Nilay'ı görmesiyle eş zamanlı o rahatlamanın yerinde yeller esiyordu. Öfke benliğini yeniden ablukaya aldı hınçlanan genç adam yumruklarını sıktı. Temkinli adımlarıyla sessizce ilerlerken göz altları uykusuzluktan kararmış epeyce yorgun görünen kadını selamladı. "Merhaba Hatice Hanım yardımlarınız için teşekkür ederim.” Hatice hanım burukça tebessüm etti, iç çekip sessizce mırıldandı. “Rica ederim.” Hakan sessiz kaldığında odağında sadece Nilay vardı. Onun hayata tutunup kimseye boyun eğmeden ayakta kalmasını istiyordu. Bunun için atılması gereken adım fazlaydı ve bazı konularda bir başına yardım almadan ilerlemesi imkânsızdı. Nilay uyanmadan yapacakları için sağlam zemin oluşturması gerekti. Ve her daim kendisi yokken Nilay’ın yanında tecrübeli birinin olması şarttı. Hasta bakıcının kızla konuşmalarına kulak misafiri olmuşluğu vardı. Hatice Hanım doktor Cem'in tavsiyesiydi kadını yine de araştırmıştı. Nilay’a hemen her konuda yardımcı olmak için Hatice biçilmiş kaftandı. Konuşup ikna etmesi gerekti boğazını temizleyince kadının uykusuz gözleri kahvelerine değdi. “Sizinle biraz konuşmamız mümkün mü?” Hatice başıyla onay verince, eliyle önden yürümesini işaret etti. Birlikte hastanenin kafeteryasına inince bahçe kısmına geçildi. İki kişilik masalarından birine yerleşince Hakan kendisine merakla bakan kadına yemek teklifinde bulundu. Hatice'nin reddedişiyle çay sipariş edildi. Genç adam sırtını sandalyeye yaslayıp lafı dolandırmadan direkt konuya girdi. “Hatice Hanım size bir iş teklifinde bulunmak istiyorum.” Kadın şaşkınca karşısındaki genç adama baktı. “Hakan Bey sağ olun ancak benim zaten bir işim var.” Hakan sigara paketini çıkartıp hafifçe salladı birkaç dalın öne çıktığı paketi centilmence önce kadına uzattı. Kullanmadığını belirten Hatice'yle kendisi için bir tane çıkartıp ucunu ateşledi. İnce dumanı derince ciğerlerine çekip kadını ikna edecek sözcükleri zihninde kalıplara oturttu. Gri dumanın bir kısmını burnundan serbest bırakırken parmakları arasına sıkıştırdığı sigarayı metal küllüğe yerleştirdi. "Nilay'la konuşmalarınıza kulak misafiri oldum,” gözleri kısılan kadınla çayından bir yudum aldı. "İkimizde Nilay'ın hikayesini az çok biliyoruz. Benim gayem sadece ona yardımcı olmak, tedaviler sonrası kimseye muhtaç olmadan hayatını idame ettirsin istiyorum.” Küllükte yanan sigarasına uzanıp zehirden yeni bir nefes çekti. “Onca işkenceye rağmen yaşama tutunan o kız gerçekten çok güçlü. Ve bunun farkına varması gerek bir başıma bunu sağlayamam. Nilay'ın hayata onun penceresinden bakabilecek birisinin yanında olmasına ihtiyacı var. Ona her anlamda yardımcı olurken hayat tecrübesi ön planda olan yanında kendisini rahat hissedeceği birisi. Bu kişi ben olamam cinsiyet farklılığı onu tedirgin eder ve benimde kendime ait sorumluluklarım var. Bu yüzden her an Nilay'ın yanında olamam mümkün değil.” Hatice pürdikkat karşısındaki adamı dinlerken düşüncelerine hak veriyordu. Kendisini aciz olarak nitelendiren kişilerin gücünü keşfetmesi için bir şeylerin vesile olması gerekirdi. Kendisi bizzat tecrübe etmiş güçlü bir kadındı. Hakan sönmek üzere olan sigaradan son bir nefes çekip izmariti küllüğe bastırdı. Başını yana çevirip gri dumanı serbest bıraktı. Dumandan kısılan koyu kahvelerini Hatice'ye dikti. "Bu uzun süreçte sizden istediğim Nilay’ı yalnız bırakmamanız taburcu olunca kalacağı evde gün içinde yanında kalmanız.” Hatice’nin kaşları çatılınca Hakan sıkıntıyla soluğunu verdi. “Sanırım beni yanlış anladınız bilmenizi isterim ki, alın teriyle ekmeğini kazanan insanlara saygım sonsuz. Sizden istediğim onun yanında hizmetli olmanız değil. Nilay’a dayanak olmanız hayatı pes etmemeyi abla veya arkadaşça yaklaşarak öğretmeniz.” Hatice'nin dudakları hafifçe kıvrılırken ellerini masada birleştirdi. “Bana neden güveniyorsunuz? Belki kocası ve ailesiyle işbirliği yapacağım, Nilay'ı kandırıp para karşılığında onlara teslim edeceğim? " Hakan'ın duydukları komiğine giderken sır verir gibi eğildi. "Aynı acıları yaşayan, benzer dikenli yollarda yürüyen biri, kendisiyle hemen hemen aynı durumda olan birisine,” birleştirdiği işaret ve orta parmağını yakasına bastırdı. “Karşısındaki bir yana kendisine ihanet edebilir mi?" Yaşanmışlıklarını anımsayan Hatice'nin başını olumsuzca çevirdi. Hakan şaşırtmayan yanıtla sırtını geriye yasladı, “size karşı dürüst olacağım, hakkınız da küçük çaplı kendimce araştırma yaptım. Yaşadıklarınızın bir kısmını üstü kapalı biliyorum,” göz bebekleri büyüyen kadına varla yok arası gülümsedi. “Geçmişi ardınızda bırakıp hayata tutunmuşsunuz. Eminim bu raddeye gelmeniz gücünüzü keşfedip yere sağlam basmanız kolay olmadı. Siz acı tecrübeleri olan güçlü bir kadınsınız. Size teklifte bulunmamın nedeni tam olarak, Nilay'a varlığınızın olumlu yön vereceğine inanıyor olmam. Onun rahat etmesi için kalacağı eve yardımcı tutabilirim, keza her gün evine psikologda gelebilir ancak hiçbiri sizin Nilay'a vereceğiniz desteğin yerini tutmaz.” Hatice sessizce genç adamı dinlerken geçmişin pas tutmuş anıları gün yüzüne çıktı. Zorlu yollardan düşe kalka kan revan içinde bugünlere gelmişti. Yaradan çektiklerine kefaret şimdiki eşi Hasan’ı karşısına çıkarmıştı. Eşi onun sabrı ve tevekkülünün mükafatıydı. Hasan’ı hatırına düşünce buğulu gözleri minnetle parladı. Çöken omuzlarını dikleştirdi. "Açıkçası ona yardım etmeniz takdire şayan düşüncelerinizde haklısınız. Nilay'ın hayata tutunması için güçlenmesi gerek her koşulda severek onun yanında olurum.” Hakan rahatlamışçasına bir nefes çekti. "Teklifimi reddetmediğiniz için teşekkür ederim. Maddi olarak hiçbir şekilde zorluk çekmeyeceğinizi garanti ediyorum." Hatice aklını takılan hakikati dile getirdi. "Ona yardım etmenizi takdir etmesem de bu durum biraz kafamı kurcalıyor. Neden onun iyiliğini istiyorsunuz ki? Nilay'ın gözle görünen yaraları aşikâr, görülmeyenin daha fazla olduğuna eminim. Yaralarına yeni bir yara eklemeyeceğiniz ne malum?” Kulağına ilişenler Hakan’ı öfkelendirdi. Hatice'nin adamın çehresini saran ifadeyle bir miktar gözü korksa da belli etmemeye çalıştı. Kendi geçmişini gördüğü Nilay için endişeleniyor daha fazla zarar görmesini istemiyordu. Sert mizaçlı Hakan istediğini rahatlıkla elde edecek kudretteydi. Esas korkusu Nilay'ın keşfetmediğini düşündüğü hislerin girdabına kapılıp hüsrana uğramasıydı. Hakan sandalyeden bir hışımla kalkınca Hatice irkilip sertçe yutkundu. Genç adamın gözlerinden çıkan kıvılcımın sebebini çözmeye çalıştı. Hakan'ın otoriter tavrı kışın keskin ayazı gibi soğuk sesi ürperticiydi. "İyi akşamlar Hatice Hanım sizi evinize bıraksınlar dinlenin. Sabah dokuzda sizi alması için evinize araç gönderirim.” Hakan'ın ardından bakakalan Hatice sandalyesinden yavaşça kalktı. Bu adamın asıl amacını cidden merak ediyordu. İçten içe çıkar gözetmeden yardım etmesini diledi. Hakan öfkesine yenildiğini biraz gecikmeli fark etti kadının sorgulaması normaldi. Nilay için yaptıklarını kendisi de daha bu sabah sorgulamıştı. Kafeteryanın bahçesinden çıkmadan omzu üzerinden ardına baktı. Kahveleri birkaç adım uzağındaki Hatice'nin dalgın bakışlarıyla kesişti. Onun endişesini dindirmek için üstü kapalı açıklama yaptı. "Hatice Hanım herkesin bir hikâyesi yaşanmışlıkları vardır. Ver her hikâye sahibine ağırdır." Hatice görüş alanından uzaklaşan adamı sessizce tasdikledi. "Doğru herkesin yaşadığı kendisine ağırdır.” Yanına gelen korumayla hastaneden ayrıldı tahsis edilen araçla evinin yolunu tuttu. Hakan loş ışığın aydınlattığı hastane odasına sessizce girip çift kişilik koltuğa tek yanı üstünde uzandı. Alçılı kolu yara bere içindeki bedeniyle düzenli dingin nefesleriyle uyuyan masum kızı izledi. Bir müddet sonra ağırlık binen göz kapakları kahvelerini perdeledi. Uykuya geçiş yaparken aklından geçenleri mırıldanarak dillendirdi. “Sen hayattan yaşamaktan vazgeçsen bile senin vazgeçmene asla müsaade etmeyeceğim küçüğüm.” Genç adam güç bela sığdığı koltukta aniden açılan kapıyla sıçradı. Kendisine mahcupça bakıp özür dileyen doktor Cem'e sorun olmadığını belirtip yüzünü sıvazladı. Oturur pozisyona geçip Nilay'ın muayenesinin bitmesini bekledi. Sormasına gerek kalmadan bilgi veren doktoru dinledi. “Her şey olağan seyrinde bir sorun yok, akşam uyanması için ilaçların dozunu düşüreceğiz. Psikolojik desteğe hemen başlanmalı kadın sığınma evlerinin prosedürleri hakkında bilgim yok. Orada kalırken sizin ayarladığınız psikologla görüşmesine izin vermeyebilirler.” Hakan uyku sersemi duyduklarıyla keyiften yoksun kahkaha attı kaşları alnına uzanırken alayla sordu. “Kadın sığınma evi mi?” Cem karşısındaki adamın görünümü gibi ürperten kahkahasıyla söylediklerini ölçüp tarttı. Gülme sebebini sorgularken Hakan’ın alaycı sesini başıyla onayladı. Hakan burun kemerini sıkıp başıyla Nilay’ı işaret ederken keskin bakışlarının hedefi doktor Cem’di. "Onun kadın sığınma evine yerleşeceğini nereden çıkardınız?” Dişlerini kıracak güçte sıkıp nefretle soludu. "Şikayetçi olması için ikna ettiğimiz kızın şikayetini baş komiser hiçe sayıp kocasına teslim etti.” Cem'in kaşları hayretle çatılırken kısık sesi kendi kulaklarına dahi ulaşmadı. “Böyle bir şey nasıl olur?" Hakan burun kanatlarını genişleten sert bir soluk çekti. “Onu bir kez yalnız bıraktığımızda olanlar ortada! Onu en son bulduğumdan beri Nilay istese de istemese de can güvenliğini, yaşaması için gerekli her şeyi ben sağlayacağım.” Olanları kabullenmekte güçlük çeken Cem, tek kelime etmeden sessizce odadan çıktı. Hakan yalnız kalınca ileri geri voltalar atıp ensesini ovuşturdu. "Ulan kızın şikayetini hiçe sayılıp can güvenliği riske atıldı.” Elleri iki yanda yumruk yapti. “Kadın sığınma evine yerleşse ne olur? Belirli süre kalıp meslek edinince kalmasına izin mi veriliyor? Ulan kadınların zaten hayatta kalması zor! Etrafları kanlarını akıtmak için yarışa giren aç kurtlarla dolu! Nilay gibi ürkek hayatı insanları tanımayan kız nasıl tek başıma bırakılır? Bu adamlığa vicdana sığar mı?” Boğulacak gibi olduğunda pencereyi açtı. Hatice’nin gelişiyle gerekli ikazda bulunup hastaneden şirkete geçti. “Lütfen ben gelmeden mecbur kalmadıkça yanından ayrılmayın.” Ofise girdiği gibi bedenini külçe gibi koltuğa bıraktı parmakları cam masada ritim tutarken gözlerini dinlendirdi. Başına saplanan ağrıyla şakaklarını ovdu, ağrısı anbean şiddetlenirken çekmeceden aldığı ağrı kesici ilacı ağzına attı. Kendisine sert bir kahve getirilmesini istedi. Korumadan gelen mesajla kaşları derinden çatıldı neden fikir değiştirildiğine anlam veremedi. Masaya gelişigüzel bıraktığı kişisel aksesuarlarını alıp ayaklandı. Kapısını tıklatıp içeriye giren kadının yanından rüzgar gibi geçti. Otoparka indi daha yeni geldiği hastanenin yolunu tuttu. 'Nilay hanımın iki saat sonra uyandırılacağı söylendi.' Hakan bir şey oldu endişesiyle kısa süreçte hastaneye varıp soluk soluğa Nilay'ın odasına girdi. İrkilerek kendisine bakan Hatice'yle elini ensesine attı. Aksi bir şey olduğu kaygısıyla paniklemiş bilinçsizce hareket etmişti. Mahcubiyetini dile getirip kahvelerini kolundaki serumu çıkarılmış Nilay'da gezdirdi. Hasta yatağının kenarında oturan Hatice Hanımdan niçin karar değiştirildiği bilgisini aldı. Düzenli yapılan tahlilde uyutulmaya bağlı ufak komplikasyon geliştiği saptanmıştı. İleri boyutta olmamasına karşın uyandırılıp fiziksel muayene yapılmak istenmişti. Sonrasında Nilay’ın acı eşiğine göre hareket edilecekti. Genç adam nefes alıp dolaşması için Hatice Hanımı odadan gönderdi. Kapının kapanmasıyla hasta yatağının ayak ucuna dikildi, kollarını göğüs hizasında katlayıp bakışlarını Nilay'a dikti. Sabırsız birazda endişeyle uyanacağı anı beklemeye koyuldu. Nilay'ın uyandığında ne tepki vereceği aklında koca bir soru işaretiydi. Vereceği tepkiyi kestirmek güçtü kendisini darp edenlerden şikayetçi olması hususunda ikna edilmişti. Ancak işler beklenildikleri gibi olmamıştı karakolda neler olduğuda ayrı bir bilinmezlikti. Olanları etraflıca öğrenip gerekeni cereyan eden olaya göre yapacaktı. Öldüresiye şiddet görmesine sebep olan bu duruma çanak tutan herkes hesap verecekti. Nilay'ın bundan sonraki yaşamını şekillendirmekte kararlı olduğu gibi bu konuda da netti. Hakan düşünceleriyle boğuşurken Nilay'ın yüzünde küçük bir mimik oynadığını fark etti. Yanı başına adımladığı gibi dizleri üzerine çöküp nahif sesiyle fısıldadı. "Sakin ol" Nilay acı yüklü kesik cılız iniltiler sıralarken uzun kıvrımlı kirpikleri titredi. Genç adam uyanacağı düşüncesiyle biraz geriye çekildi. Yakınlığından rahatsızlık duyup ani tepki verebilirdi. Her ne kadar ağrı kesici ilaçların etkisinde de olsa canını yakacak hamle yapmasını engellemek istedi. Ancak umduğu gibi olmadı aradan neredeyse bir saate yakın zaman geçti. Nilay'ın morlukların çevrelediği yüzünde ara sıra acıyı misafir eden ifade geçişleri oldu. Geçen süre zarfında belli aralıklarla kontrole gelen hemşirenin kapı açıp kapatma sesi, Hatice ve Hakan'ın sıkıntıyla alıp verdikleri nefes sesleri dışında odada çıt çıkmadı. Nilay'ın uyanması geciktikçe ortamda gözle görülür gerginlik hakimdi. Yerinde sabit kalamayan Hakan ağır adımlarla volta atıp kısa kesim dalgalı saçları arasında parmaklarını gezdirdi. Bazense her zaman kısa tuttuğu son zamanlarda epeyce uzayan sakallı çenesini ovuşturdu. Dakikalar böyle böyle geçip giderken Nilay'ın uyanmadığı her saniye gerginliği arttı. Kapı yeniden açılınca yeterince gerilen sinir uçları Nirvana’ya ulaştı. Doktor Cem’le son konuşmasını anımsadı. İçinden okkalı bir küfür savurdu öfkesini çakmak çakmak olan gözleriyle lanse etti. Esasen ortada büyütülecek bir mevzu yoktu genç adam çatacak yer arıyordu. Doktor Cem üzerinde gezinen keskin bbakışlarla muayeneyi tamamladı. Odadan ayrılmak için hareket ettiğinde huzursuz hissettiren bakışların sahibine bakma gafletinde bulundu. Odağına düşen yüz ifadesiyle buz gibi suyun altına girmişçesine ürperdi. "Yarım saate kalmaz uyanır." Sesi kendi kulaklarına dahi ulaşmayınca, hafif öksürüp boğazını temizledi. "Odada tek bir kişinin kalması yeterli uyanınca hemen çağrı butonuna basıp haber verin." Hatice ikili koltukta diken üzerinde otururken boğazını temizledi. Cem'le aralarında her ne geçtiyse Hakan’ı epey sinirlendirmişti. Adamın yüzünün aldığı ifade korkutucu tüyler ürperten cinstendi. Gözlerine saplanan bir çift alev topuna çekingence baktı. Adam başıyla çıkmasını işaret edince kaçar gibi usulca odayı terk etti. Hakan'a göre kendisinden bir haber yatan kızla karşılaştığından beri baş düşmanı zamandı. Yerinde sayıyor geçmek nedir bilmiyordu. Oysa zaman içinde bulunduğumuz vaziyete göre ilerlerdi. Şuan stresli oluşu baş ağrısını tetiklemiş içtiği ilaç etkisini kaybetmişti. Gövdesini yatağın baş ucundaki sandalyeye bıraktı gözlerini kapatıp şakaklarını ovuşturdu. Zift karası boşlukta salınan Nilay genzini yakan keskin hastane kokusunu duyumsadı. Göz kapaklarına vuran aydınlıkla bilinci netleşirken saç diplerinden ayak tırnak uçlarına kadar hissettiği acıyla dişlerini sıktı. Bedenindeki hissiyatla içi kan ağladı. ‘Yine ölmemişim ne bitmek tükenmek bilmeyen sınavım varmış. Bu yaşıma kadar çektiğim acı yetmedi mi? Neden hâlâ nefes alıyorum?’ İçinin derinlerden yükselen sesle kenetli kirpiklerinden birer damla yaş yuvarlandı. Yanaklarına yol alan tuzlu gözyaşı değdi bazı noktaları asit gibi yaktı. Duruma müdahale etmek için sağ kolunu oynatmaya çalıştı. Hissettiği beton gibi ağırlıkla kaşları çatılırken kuvvetli yapıştırıcı sürülmüş gibi kenetlenen kirpikleri ayrıldı. Bulanık odağına giren tavanla bakıştı odağıyla sorgulayan zihnide netleşti. Bıçak misali ciğerlerine saplanan nefesi zorlanarak bıraktı. Başını yana çevirdiğinde kara gözleri göğün kızılımsı ışıltısını içeri sızdıran pencerede oyalandı. Bitkin sesiyle kendi kendisine mırıldandı. "Azrail'in gelmesini beklerken, yine nereye geldim..." diğer yanında oluşan hareketlilikle sustu. Başını çevirmeye yeltenirken kulağına çalınan tanıdık sesle kavisli kaşları havalandı. “Çok şükür Nilay sonunda uyandın.” İkinci kez hastanede gözlerini açmış yine ikinci kez aynı kişiyi yanı başında bulmuştu. Ortak nokta ölümün kıyısından bir şekilde aynı adam vesilesiyle çekip alınmasıydı. İç çekti genç kız ağrılarının boyutuyla canı yana yana derince içini çekti. Ulaştığı kıyıdan uzaklaşmak istememişti aksine ölüm evresine ulaşmak için ağır bedeller ödemişti. Yükselen göğüs kafesinin kemikleri ciğerlerine batarken başını diğer tarafa çevirdi. Kara gözleri Hakan'ın endişenin kol gezdiği çehresine tutundu. “Yine yanımdasınız,” Yavan gülüşüyle kıvrıldı dudakları. “Ve ben keşke hiç uyanmasaydım.” Hakan’ın çehresine misafir ettiği anlık tebessüm son duyduğuyla derin kedere devretti. "Sana yanında olacağıma dair söz vermiştim.” Boğazını saran düğümle yutkundu. “Ve iyi ki uyandın Nilay." Genç kız sessizliğe bürünüp bakışlarını kaçırdı. Hakan'dan hiçbir şeyin sözünü istemişti ancak o ısrardan öte inatla kendisi için bir şeyler yapıyordu. Onun sekizinci sınıfın sonlarında başına gelenlerden sonra kimseden hiçbir şeyden beklentisi yoktu. Kaderine eğdiği başını bu zamana dek kısıtlı sayıda kaldırmıştı. En sonuncu girişimi yüzünden bu vaziyetteydi. İlki öğrencilik yıllarına aitti ve onunda bedelini ödetmişlerdi. Türkçe öğretmeni aynı zamanda sınıf öğretmeniydi. Aile içinde olanları az buçuk tahmin ediyordu. Başarılı bir öğrenci olduğundan öğretmeni lise öğrenimine devam etmesine izin vermeleri için evlerine gelip ailesiyle konuşmuştu. İçinde filizlenen umut öğretmenin evden ayrılmasıyla babası ve abisinden yediği dayakla solmuştu. Şimdi hiçbir bağı olmayan adamda yazgısını parçasıydı. Hakkında ismi dışında tek bir bilgiye sahip değildi. Gözlemlediği kadarıyla fiziksel şiddet uygulayacak birisine benzemiyordu. Ne olursa olsun Hakan'ın yardım etmek istemesini yanında olmasını anlamıyor bu saatten sonrada istemiyordu. Hakan o uyanana kadar vereceği tepkileri düşünmüş içinden çıkamadığı durumun her açısına kendisini hazırlamıştı. Duyduğu endişe sorularını hızla yöneltirken nahif ses tonunda da hakimdi “Nasıl hissediyorsun, çok ağrın var değil mi?” Bedeni acılarıyla geçmişin ağırlığı altında ezilen Nilay irislerini aniden açılan kapıya çevirdi. Mesai saatini dolduran Cem görev aşkından ziyade Nilay’a karşı hissettiği mahcubiyetle eve gidişini geciktirdi. Belli aralıklarla kontrol amaçlı girdiği odaya adım attığı an kaşlarını çattı. Duyduğu öfkeyi sesine yansıtmaktan çekinmedi. "Hakan Bey, sizi uyarmama rağmen neden haber vermediniz?” Hakan dişlerini var gücüyle sıkıp sessiz kaldı. Hatalı olabilirdi ancak Nilay'ın uyanmasıyla bildiği ne varsa aklından uçup gitmişti. Cem nefesini usulca verip hastasına gülümseyip kontrollerini sağladı. “Gece bir aksilik olmazsa yarın taburcu olabilirsiniz. Önümüzde senin için zorlayıcı ve yıpratıcı uzun bir tedavi süreci var. Tıbbı destekle bahsettiğim evreyi daha kolay atlatmanı, seninde yardımınla en kısa sürede iyileşmeni sağlayacağız. " Kısa bir es verip göz ucuyla çaprazında dikilen adama baktı. "Hakan Bey seni tam vaktinde bulmuş birkaç dakika geç kalmış olsa sonucunu düşünmek bile istemiyorum.” Genç kız ilgisizce anlatılanları dinledi doktorun son sözleriyle ağzının içinde geveledi. ‘keşke bulamayıp geç kalsaymış.’ Hakan'a teşekkür etmesi bekleniyor olabilirdi. Ancak hiç içinden gelmiyordu. En son gözlerini kapatırken Azrail'in görevini yerine getirmesini istemişti. Hayat bu isteğini çok görmüş bilinmez mutlak sonsuzluğa aralamak için kapanan gözlerini, sığamadığı yaşama Hakan'ın vesilesiyle hastane odasında açmıştı. Herkes kendi içinde durumu mukayese ederken süre gelen sessizliği doktor Cem bozdu. Nilay'ın son darp edilişi sebebiyle suçluluk hissediyordu. Şikayetçi olması hususunda ikna eden kendisiydi. "Nilay Hanım başınıza gelenler için çok üzgünüm bir anlamı yok gerçi ama ben yinede sizden özür dilerim.” Duruma anlam veremeyen Nilay bakışlarını doktor Cem'e çevirdi. "Başıma gelenlerin sizinle ne ilgisi var ki? Niçin özür dilediğinizi de anlayamadım.” Cem hafifçe boğazını temizledi. "Şikayetçi olmanız konusunda ısrarcı olurken başınıza böyle bir şey geleceğini tahmin etmemiştim." Nilay karşısında suç işleyen çocuk gibi ezilip büzülen doktora burukça gülümsedi. “Sizin bir suçunuz yok.” Sancılarına deva olması umuduyla derin bir nefes aldı. “Öz ailem koruyup sahiplenmezken yasaların beni koruyup kollayacağını mı zannettiniz?” Gözlerini açıp kapattı. “Hani sırf suçlunun hakim karşısında ceketini ilikleyip pişmanım dediği için ceza indirimi uygulayan kanunlardan bahsediyorum.” Bir şey söylemeye hazırlanan doktoru kibarca uyardı. “Lütfen sözümü kesmeyin." Hakan'ın koyu kahveleri ikili arasında mekik dokurken kollarını göğüs hizasında katladı. Nilay tahmin ettiği düşünce yapısına karaktere sahipti. Bu işleri kolaylaştıran hayata dahil olma serüveninde çabuk yol kat etmesini sağlardı. Tek sorun inatçı yanıydı. İstifini bozmadan sessizce kızın sözlerine kulak vermeyi sürdürdü. "Bir başkası tanık olduğu yahut duyduğu olayları kınar sitem eder. Olayı yaşayanı anlarım der ama anlayamaz. Bedeninde ruhunda olan acıları hissedemez ağrıyı bölüşmez. Misal dev gazete sayfasının küçük sütununun da veya bir saate aşkın haber programının bir yahut iki dakikasında kadına şiddete yada bir kuytuda öldürülmesine denk gelindi. Önce biraz ah vah ederler yirmi dört saat dolmadan unutur gider." Cem bildiği bizzat yaşayandan duyduğu gerçekle sarsılıp tek kelime etmedi. Zaten Nilay'ın haklı serzenişine söylenecek bir şeyde yoktu. Odayı kaçarcasına terk ederken ağzının içinde geveledi. "Rutin kontroller için daha sonra yine uğrarım.” Nilay ağına kan oturmuş buğulu gözlerini Hakan'a dikti. "Herkesçe fazlalık olarak görüldüğüm bu hayattan çekip gitmeme müsaade etmeliydin. Sende duydun yarın taburcu olacağım, beni bu hâle getiren o adamın yanına gitmeye mecbur bıraktın. Bir kez ölmek varken yine onlarca kez ölümle burun buruna geleceğim." sitem dolu sözlerine sağanak yağmur misali akıp giden gözyaşları eşlik etti. Nilay içini dökerken sükunetle dinleyen Hakan’ın içi savaş alanı gibiydi. Kahreden nokta haklı veryansına karşı kurulacak her kelime kilitti. İki yanında sarkan elleri yumru halini aldı. Sustukça sıktı, sıktıkça düzene işleyişe olan öfkesi arttı. Yeniden o döl israfının yanına gitmek zorunda olduğunu belirten Nilay’la aralarındaki mesafeyi en aza indirgedi. “Söylediğin her şeyde sonuna kadar haklısın tek bir şey hariç.” İçine burun kanatlarını genişleten sert bir soluk çekti. “Hastaneden çıkınca o evveliyatını siktiğim puştun yanına gitmeyeceksin.” Nilay'ın dudakları alayla kıvrıldı. “Mecburen soyadını taşıdığım adama beni para karşılığı eşyaymışım gibi satan, sırf kızım diye benden nefret eden ailemin yanına gideceğim öyle mi?” Sitemkar sözleri yüksek perdeden çağlarken katlanan acısıyla dişlerini var gücüyle sıktı. “Ailemin yanında kalmaktansa o adamın yanında kalmayı tercih ederim." Hakan kızın baş kaldırışıyla çığırından çıkmış sağ duyusundan taviz vermemişti. Bedenen zayıf olsa da fikren güçlüydü yalnızca dirayetinin farkında değildi. Ahmet’e yaptıkları ve yapacakları malumken Nilay’a söyleyemezdi. Öğrenirse onu fazlasıyla korkutur kendisinden hepten uzaklaştırırdı. Başını kabullenmez tavırla çevirip işaret parmağını Nilay'a doğrulttu. "Ne o cibilliyetsizin nede ailenin yanına gideceksin. Daha önce söyledim yine söylüyorum sana yardım edeceğim ve sen,” Çok hafif hasta yatağında uzanan Nilay’ın üzerine eğildi. “İşe yaramaz bu hayatla baş etmeyi öğreneceksin!" Nilay adamın dediğim dedik tavırlarıyla çileden çıkarken isyan eden sesine aklına takılanlar eşlik etti. "Neden ısrarla yardım etmek istiyorsun? Herkes gibi neden beni görmezden gelmiyorsun?” Ağrıları katlanılmaz boyutta olsa da aldırmadı. “Kimsin, nesin bilmiyor bilmekte istemiyorum! Yaşadığım her şeye rağmen bu yaşıma kadar canımı Rabbimin almasını bekledim.” İsyankar sesinin volümü düşerken ağlamaklı tonlamayla bezendi. “Usandım, ben çok yoruldum artık vazgeçtim." Göz pınarlarına üşüşen yaşlar özgürlüğünü ilan etti. “Hastaneden çıktığımda ilk işim ruhumun bedeninden ayrılmasını sağlamak olacak dayanacak gücüm kalmadı.” Hakan yüzüne tokat yese bu denli sarsılmazdı. Nilay pes etmekte kendince haklıydı ancak intihar edeceğini imâ etmesiyle tepesinin tası attı. Kenetli dişleri arasından öfkeyle soludu. “Hastaneden tek başına çıkacaksın öyle mi?" Başını hızlı hızlı salladı neşter gibi keskin gözleri alev topuydu. İşaret parmağını kendi gövdesine doğrultup inanmaz edayla söylendi. "Ve ben ölmene müsaade edeceğim,” histerik kısa kahkahası odayı inletti. Burun kemerini sıkıp heybetli gövdesinin gölgesini biraz daha kızın üzerine düşürdü. “Çok boş hayaller kuruyorsun,” başını olumluca salladı. “Öğrenmen gerekenler listesine Hayâl kurmayı ekledim küçük hanım." Genç adam kaybetmenin kıyısına geldiği sakinliğini korumak için odadan çıktı. Eğer Nilay’ın tek bir kelime daha etmesine izin verseydi. Dizginlerini sıkı tuttuğu öfkesi gün yüzüne çıkıp ortalığı savaş alanına çevirirdi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE