Bora'nın bana bakışları değişmişti. Gözlerinin içi beni tanımış gibiydi… ya da belki tanımayı umuyordu. Aramızda süzülen bakışlar sessiz çığlıklarla doluydu. Her göz göze gelişimizde aynı hızla geri çekiliyorduk. Sanki bakışlarımızda bir sır vardı da, fazla kalırsak ortaya dökülecekti her şey.
Tolga’nın bana olan yakınlığı dikkatini çekmişti. Bunu biliyordum. Ama o hiçbir şey söylememişti. Söyleyemezdi. İçindeki çalkantının sesini bastırmaya çalıştığını, yumruk gibi boğazında düğümlenen duyguları susturduğunu hissedebiliyordum.
Ben biliyordum…
Bora beni tanımıştı.
Ama onun gözleri Yüsra’ya bakarken, karşısındaki artık Bilge’ydi.
Yüsra… o patlamada şehit olmuştu.
Ve bunca şeyin ardından, ben hâlâ Bora'yı affedebilir miydim?
Bilmiyordum...
Düşüncelerim çığ gibi üzerime yığılırken, Tolga’nın havada asılı kalan eli beni gerçek dünyaya çekti. Ayağa kalkmış, beni bulunduğum yerden kaldırmak için elini uzatmıştı. Gözüm, Bora’nın evli olduğu gerçeğine takıldı. İçimden yükselen kırgınlıkla, hiç tereddüt etmeden Tolga'nın elini tuttum. Hafifçe gülümsedim.
“Teşekkür ederim...” dedim usulca.
Ve bir daha Bora’ya bakmadım.
Geldiğim yolu bu kez ağır adımlarla, içimde bir ağırlıkla geri yürüdüm. Kalabalığın ortasında kendi yalnızlığımla baş başaydım. Kendimi biraz dinlemem gerekiyordu.
Eve geldiğimde kapıyı hızla açtım. Ardından sırtımı kapıya yasladım. Derin bir nefes aldım, sonra saçlarımı topladım.
Tıpkı eskisi gibi.
Bu, kimliğimle değil, reflekslerimle yaptığım bir hareketti. Ama çok geçmeden… o bildirim geldi.
Telefonum titredi. Ekranı açtım.
“O da ilk iş saçlarını toplardı.”
Gönderen: Bora.
Gözlerim ekrana kilitlendi. Kalbim, bir boşlukta çırpınan kuş gibi kanat çırpıyordu.
Beni hatırladığı kesindi artık. Ama ona bunu asla söylemeyecektim.
Yavaşça kafamı kaldırdım, kameraya baktım.
Hâlâ beni izliyordu.
Elimi kaldırdım, birkaç gün önce Bora’nın gösterdiği düğmeye bastım. Kamerayı kapattım. Artık onu üzerimde hissetmek istemiyordum.
Hain yakalanmıştı.
Görev bitmişti.
Ve onlar, görevleri bittiğinde gitmesi gereken insanlardı.
Bu kadar yakınken, bu kadar uzak kalmanın bedeliydi bu acı.
“Neden evlendin ki, Bora?” diye fısıldadım. Sesim boğuk, neredeyse kırılmıştı. Kafamı sağa sola sallayıp kendime gelmeye çalıştım. Onu düşünmek bana iyi gelmiyordu. Artık düşünmemeliydim. Önümde yapmam gereken bir görev vardı.
Üstlerime bilgi geçmem gerekiyordu. Kendimi toparlayıp bilgisayarın başına geçtim.
Ama...
Telefonuma ikinci bir mesaj daha düştü.
“Seni hiç unutmadım, Yosun Gözlüm…”
O mesajla birlikte gözlerimden yaşlar süzüldü. Gözyaşları, avuçlarımın içine değil, kalbimin üzerine damlıyordu sanki. Ellerim titredi. Gözlerimi kısmadan ekrana baktım.
Unutmamıştın... ama bir başkasıyla nişanlandın. Evlendin.
Şimdi boşanmış olman… hiçbir şeyi değiştirmiyor.
Sen beni terk ettin.
Sana affı verirsem, kendime ihanet etmiş olurum. Çok sevsem de yapamam, Bora.
O mesajı da cevapsız bıraktım. Ve gözlerimi kararlılıkla bilgisayar ekranına çevirdim. İşim vardı. Hislerime yer yoktu.
Görev Sonuç Raporu
Görev Adı: Gizli Sevkiyat Operasyonu
Raporu Hazırlayan: Bilge Kalaycıoğlu , Gizli Operasyon Timi
Rapor Tarihi: 14 Eylül 2025
1. Operasyonun Özeti
Gizli Sevkiyat Operasyonu, şehir merkezindeki bir okulda yapılan yasadışı sevkiyatın tespiti ve şüphelilerin yakalanması amacıyla başlatılmıştır. Operasyon, Bora'nın liderliğindeki Kartal-1 timi tarafından yürütülmüştür.
2. Olayın Gelişimi
Görev kapsamında, sevkiyatın yapılacağı yurtta gözlem yapmakla görevlendirildim. Sevkiyat saatinde şüpheli hareketleri tespit ederek durumu telsizle timime bildirdim. Sevkiyatın, tırın içinde gizlenmiş ağır silahlar olduğu anlaşılmıştır.
Operasyon sırasında, şüpheliler tarafından bir tuzak kurulduğu tespit edilmiştir. Bu tuzakta, tim lideri Bora'nın içeride sıkıştırılması hedeflenmiştir. Şüpheli Burak Demirtaş, kapıları kapatarak tim liderini içeride bırakmaya çalışmıştır.
3. Faaliyet Raporu
Şüpheli Burak Demirtaş'ın hain olduğunu, diğer teröristlerle iş birliği içinde olduğunu gözlemlemiş ve telsizden anında tim lideri Bora'yı uyarmışımdır. Şüpheli Burak Demirtaş, tim lideriyle birlikte yaptığımız müdahaleyle etkisiz hale getirilmiş ve yakalanmıştır.Diğer teröristler ve sevkiyat araçları, timimizin başarılı operasyonu sonucunda etkisiz hale getirilmiştir.
4. Sonuç ve Öneriler
Operasyon başarıyla sonuçlanmıştır. Şüpheli Burak Demirtaş ile birlikte diğer teröristler de yakalanarak gözaltına alınmıştır. Sevkiyatta kullanılan ağır silahlar ele geçirilmiştir.
Burak Demirtaş'ın ifadesi alınarak, örgütle olan bağlantısının ve eylemlerinin tüm detaylarının ortaya çıkarılması önemlidir. Ayrıca, okuldaki diğer olası iş birlikçilerin de tespit edilmesi gerekmektedir.
Saygılarımla,
Bilge KALAYCIOĞLU
Maili yazıp “gönder” tuşuna bastığım an, kapı zili çaldı. Parmak uçlarımın titremesini hissettim. Görevimi başarıyla tamamlamanın getirdiği bir gurur vardı içimde… Ama onun kadar güçlü olan başka bir his daha vardı: Bora’nın beni tanıdığını bilmenin içimi burkan hüznü. Bu duygu, yıllar öncesinden gelen bir sızı gibi kalbime yayılıyordu.
Bilgisayarın kapağını usulca kapattım. Kalbim bir anlığına duracakmış gibi attı. Kapıya yönelirken içimdeki ikilem büyüyordu. Hem onu görmeyi istiyordum hem de kimliğimi ele vermekten korkuyordum.
Kapıyı açmamla birlikte Bora içeriye adım attı. Sert ama kararlı bir hareketle kapıyı kapattı. Donup kaldım.
“Ne yapıyorsunuz, Yüzbaşım?” dedim. Sesim bir yandan şaşkınlıkla titriyordu, diğer yandan kimliğimi koruma çabasıyla sertleşmişti. O beni ne kadar tanımış olursa olsun, bunu açıkça söylemesine izin veremezdim. O ihtimali bile dile getirmek, kimliğimi yerle bir edebilirdi.
Gözlerini gözlerime kilitledi. Öylece bakıyordu… Derin, tanıdık ve özlem dolu bir bakıştı bu. Sanki söylediklerimi duymuyor, sadece gözlerimin içine düşüyordu.
“Size söylüyorum, Yüzbaşım. Ne işiniz var evimde?” dediğimde başını hafifçe yana eğdi. O an içimdeki duvarlar çatlamaya başladı.
“Yapma… Yosun gözlüm. Sensin işte.” dedi fısıltıya yakın bir sesle.
Yutkundum. Gözlerimden bir damla yaş süzüldü. Kalbim hızla çarpmaya başlamıştı ama omuzlarımı dik tutmaya çalıştım. Zayıf görünmek istemiyordum. “Birine benzettiniz sanırım. Ama şu an bunları konuşmak için çok geç bir saat. Yarın dersim var. Lütfen çıkın.” dedim. Sesim netti, ama kalbim... paramparçaydı. Bu cümleyi kurarken sanki kalbimi ellerimle sıkıp buruşturmuştum.
Bana doğru yürümeye başladı. Adımları ağırdı, ama kendinden emindi. Her adımında nefesim biraz daha kesiliyordu. Bedenim… çoktan ona teslim olmuştu. Ama aklım… “Yapma!” diye haykırıyordu içimde.
Çok yaklaştı. Öylesine yakındı ki nefeslerimiz birbirine karıştı. İçim ürperdi. Gözlerimden bir damla daha yaş aktı. Elini yavaşça kaldırdı, sessizce… ve gözümdeki yaşı elinin tersiyle sildi. Tenime dokunduğu an, içimde bir kıvılcım çaktı. Yanıyordum. Ama elleri... buz gibiydi.
Kafamı iki yana salladım. “Yapma.” dedim fısıltıyla. Bu bir uyarı değil, yalvarıştı.
Artık aramızda hiç mesafe kalmamıştı. Dudakları dudaklarıma değdiğinde… bedenim tüm savunmalarını bırakmıştı. Onu istiyordum. Sıcacık kollarında kaybolmak, orada sonsuza dek kalmak istiyordum. Ama aklım hâlâ direniyordu. Elleri titreyerek göğsüne yerleştirdim.
“Dur... yapma.” dedim boğuk bir sesle.
Bakışları gözlerime saplandı. Ses tonu yumuşak ama kararlıydı:
“Yüsra’m… Sen benimsin.”
Sesim bu kez daha gür, daha net çıktı. Artık içimde tutamıyordum.
“Senin Yüsra’n mı!?” diye haykırdım. Gözyaşlarım bir sel gibi boşaldı, tutamıyordum… yıllardır içimde biriktirdiğim o acı, o sitem… sonunda taşmıştı.
“Senin Yüsra’n… şehit olurken neredeydin, Bora!? Ha, nerendeydin?”
Boğazım düğümlenmişti, nefes alırken bile içim acıyordu.
“Yüzümü kaybettiğimde… her tarafım yanarken, bedenimle beraber kimliğimi de toprağa gömmüşken neredeydin sen?” dedim. Sözlerim her biri bir kurşun gibi çıkıyordu ağzımdan.
“Onlarca ameliyat geçirdim ben… o buz gibi ameliyathanelerde yalnız kaldım. Teröristlerin elinde iki gün… iki koca gün boyunca işkence gördüm. Neredeydin Bora, hangi köşedeydin o sırada!?”
Ellerimi alnıma bastırdım, gözlerimi kapatıp derin derin nefes almaya çalıştım ama işe yaramıyordu. İçimdeki yangın her nefesle biraz daha büyüyordu. Parmak uçlarım titriyordu. Kalbim, göğüs kafesime sığmıyordu.
O sadece susuyordu. Donmuş gibi. Gözlerini benden kaçırmadan öylece bekliyordu. Sanki her kelimem onun göğsüne saplanan birer hançerdi ama yine de susuyordu.
Yeniden yüzüne döndüm. Bu kez kelimelerim daha da sertti.
“Dur! Ben söyleyeyim sana. Sen o sırada nişanlanıyordun… Değil mi? Hatta… evlendin bile.Belki çocuğun bile olmuştur.. Benim hâlâ yaşayıp yaşamadığımı bile bilmeden bunu yaptın.”
Sarsıla sarsıla konuşuyordum. Her kelimede boğazım düğümleniyor, gözlerimdeki yaşlar daha da bulanıklaştırıyordu görüntüyü.
“Beni aramak, yanıma gelmek aklına bile gelmedi… Kimsesiz olduğumu bile bile yaptın bunu! Sana en başta söyledim… Gelme dedim! Yaralıyım dedim, kalbime girme dedim! Neredeydi aklın o zaman? Şimdi boşandın diye rahatça bana yaklaşabileceğini mi sanıyorsun?”
Bu sözlerimden sonra bir an durdu. Sanki tüm kasları gerilmişti. Sonra belimden kavradı ve beni kendine doğru çekti. Tepki vermeme fırsat kalmadan dudaklarını dudaklarıma bastırdı. O öpücükte bir değil, binlerce an vardı. Bastırılmış özlemi, suskun yılların çığlığı, ve ağzımdan çıkan her acı sözün panzehiri… hepsi o tek temasta toplanmış gibiydi.
Ama ben… hâlâ yanıyordum. Hâlâ yıkıktım.
Alnını alnıma dayadı. Nefesi sıcak, sesi ise usulcaydı:
“Şişşt… hepsini açıklayacağım. Ama… ne olur, gitme benden Yüsra’m… Yosun gözlüm…”
Yine o kelime… Yüsra’m. O bana her "Yüsra" dediğinde beynim sanki alarm çalıyor, ondan uzaklaşmam için bağırıyordu. Kalbim çırpınıyor, bedenim ise bir girdaba kapılmış gibi onun kollarına direniyordu.
Kurtulmak için bir hamle yaptım. Olmadı. Bir daha denedim. O hâlâ sımsıkı tutuyordu. Üçüncüde… evet, sonunda kollarından kurtulmayı başardım. Hızla arkamı dönüp gitmeye yeltendim ama bu kez kolumdan tuttu. Refleksle döndüm, ayağımı kaldırdım ve burnuna tüm gücümle bir tekme savurdum.
Hazırlıksız yakalanmıştı. Savunma bile yapamadı.
Yüzüne yayılan kanı görünce bir anlığına irkildim. Ama hemen ardından acı bir gülümseme yayıldı yüzüme.
“Defol evimden.” dedim, tereddüt etmeden, buz gibi bir tonla.
Ellerini burnuna götürmüştü, akan kanı durdurmaya çalışıyordu. Gözleri şaşkınlık, acı ve… hâlâ aşk doluydu.
“Gidiyorum. Ama konuşacağız… Yosun gözlüm.” dedi ve arkasını dönüp çıktı.
Kapının kapanışı, içimde bir dönemin sonunu mühürleyen bir tokat gibiydi..
Ertesi sabah pencereyi açtığımda, sokak hâlâ geceyi unutamamış gibiydi. Hava griydi. Gökyüzü, tıpkı kalbim gibi parçalı ve donuktu.
Yerdeki birkaç yaprak rüzgârla savrulurken, içimden yükselen boşluk sesi odanın her köşesine yayılıyordu. Bora’nın öpücüğü hâlâ tenimdeydi. Ama asıl iz bırakan, ardından bıraktığı sessizlikti.
Burnundaki kanı silerken gözlerinde gördüğüm o kırılganlık... beni hâlâ rahatsız ediyordu.
Kendimi toparlamam gerekiyordu. O yüzden buz gibi suyla yüzümü yıkadım. Aynadaki yansımama baktım. Bilge... güçlü, mesafeli ve görevine sadık bir kadındı. Ama içimde hâlâ, bir yerde... Yüsra vardı. Kül olmuş, ama tamamen sönmemiş bir ateş gibi.
Düşünceleri kafamdan atmak için mail kutumu açtım. Yeni bir görev emri bekliyordum.
Ama gelen, başka bir şeydi.
Gönderen: Bora Demirbilek
Konu: Bir açıklama borçluyum...
> "Sana anlatmam gereken çok şey var. Ama bir rapor gibi değil. Soğuk cümlelerle değil. Sessizce konuşmamız gerek, göz göze.
Sadece bir kez daha... bana beş dakika ver. Dokunmayacağım.. Sadece anlatacağım.
Eğer hâlâ gitmek istersen… yolunu kesmeyeceğim. Ama seninle vedalaşmadan yaşayamam artık.."
Elim mesajı silmek üzereydi. Parmağım ekranın üzerinde durdu.
Ama sonra... istemsizce aşağıya kaydırdım. Mesajın ekinde bir dosya vardı.
> Dosya adı: “Aranıyordu: Yüsra Demir – 2022/Askeri Kayıp Raporu”
Bir tıkla açıldı.
Gözlerim büyüdü.
İçinde... benim resmim vardı. Yanıklarla, yara izleriyle... ama yine de bendim.
Altında Bora’nın el yazısıyla yazılmış cümle:
> “Yaşıyor olabilir. Ben inanıyorum. Aramaya devam edin.”
Kalbim tekledi. Gözlerim doldu. O... beni gerçekten aramıştı.
Ve ben onu hiç affetmemiştim.
Telefonuma uzandım.
Ama mesaj yazmak yerine, gözyaşlarıyla başımı yastığa gömdüm.
Bu kez ağlamak zayıflık değildi.
Bu, yıllarca bastırılmış sevginin... kabuğunu kırışıydı..