ELLİOT
Elliot fırtınaya karşı kendini korumaya çalışırken hızlıca arabasına bindi. Rüzgâr bir anda şiddetini arttırmıştı. Arabaya bindiğinde hızlıca çalıştırdı. Bir yandan dehşet içinde Matthew'e ulaşmaya çalışıyordu. Aklında sürekli olarak kırmızı başlıklı kız masalı dolanıyordu. Küçükken okuduğunu hatırlıyordu. Neler oluyordu o masalda ?
Kırmızı başlıklı kız büyükannesine kurabiye götürür. Ormanda kötü kurtla karşılaşır. Büyük annesine çiçek toplarken kötü kurt büyükannesinin yerine geçer.
Kulakların neden bu kadar büyük ?
Dişlerin neden bu kadar sivri ?
Kurt kırmızı başlıklı kızı yer.
Elliot Peter'ın Mia'ya onu yemek istemesini söylediğini hatırladı. Ağzından bir küfür savurdu.
Oradan geçen bir avcı kurdu bulur. Karnını yarar ve kırmızı başlıklı kızla büyük annesini kurtarır.
Kurdun karnını taşla doldurur ve kuyuya atar...
" Elliot ? Duymuyor musun be çocuk ?! " Matthew'in sesiyle daldığı düşüncelerinden sıyrıldı.
" Matthew ! Katilin neden yaptığını çözdüm ! "
" Ne ? Neden bahsediyorsun ? Cenazeye geliyorsun değil mi, hepinizin orada olmasını istemiştim. "
" Matthew, dinle beni ! Katil mutlu sonu getiriyordu. Mia aslında kırmızı başlıklı kızdı ve Peter'da kötü kurttu. "
" Ne saçmalıyorsun sen ?! "
" Kırmızı başlıklı kız hikayesini biliyor musun ? Bir kez de olsa okumuşsundur. " Dedi açıklamaya çalışarak.
Kısa bir sessizliğin ardından Matthew konuştu. " Çocuk kitabı değil miydi o ? " Dedi anlamayarak.
" Evet ! Hikâyede kırmızı başlıklı kız büyük annesine kurabiye götürmek için yola çıkıyor, ormanda kötü kurtla karşılaşıyor. Kurt onu kandırmaya çalışıyor ardından büyükannesinin yerine geçiyor kırmızı başlıklı kızı yiyor. Oradan geçen bir avcı kurdun karnını yararak içine taş dolduruyor ve kuyuya atıyor. Masal mutlu sonla bitiyor. " Dedi hızlıca. Bu seferki sessizlik daha uzundu. Matthew Elliot'un dediklerini anlamaya çalışıyordu.
" Yani katil bir tür masal mı yazıyor ? " Dedi.
" Hayır, katil masalları mutlu sona kavuşturuyor. Kırmızı başlıklı kız hikayesinde kötü kurdun ölmedi hikayeye mutlu son veriyordu. "
" Bu hiç mantıklı değil, " diye söylendi. " William James Conan'ın babasından şüpheleniyorduk ve şimdi biden bire kanlı masallara mı döndü yani ? "
" Biliyorum ama Peter'ın midesinde taş bulunmasının en mantıklı açıklaması bu. Katil bile o gece Mia'ya mutlu sondan bahsetmişti. "
" Ağh, siktir ! Nasıl bir deliliğin içindeyiz böyle ! " Matthew sinirle telefonda birkaç küfür savurdu. " Cenazeden sonra toplantı yapacağız, diğerlerine de haber veririz. Ondan önce Elaine Hill'in evine geç. Diğerleri de oradadır. "
" Tamamdır, " Elliot telefonu kapattığında kalbi yeni bir şey bulmanın heyecanıyla atıyordu. Gaza biraz daha yüklendi ve doğruca Elaine Hill'in evine doğru sürdü.
Bazikal planlı kilise, Roma Dönemi'nde kamu işlerinin görüldüğü yerlerdi. Bizans Dönemi'nde ibadet yerleri olarak kullanılmış ve bugüne kadar gelmişti. Dikdörtgen biçiminde uzun bir yapı olan kilisenin içi, iki sütun dizisiyle üç nefe ayrılmış, bunlardan ortadaki yandakilere oranla daha geniş tutulmuştu. Doğu uçlarında ise yarım yuvarlak bir biçimde dışarı taşan apsis bulunmaktaydı. Batı yönünde de narteks, bazilika'nın ana mekânına açılan giriş bölümü, adı verilen bir hol bulunuyordu. Kilisenin üstü, çift meyilli ve kiremit kaplı ahşap bir çatı ile örtülmüştü.
Cenaze, hiç kimsesi olmayan Elaine Hill için fazlasıyla kalabalıktı. Bu kalabalığın çoğunu izlemek için gelen seyirciler oluştursa da hatrı sayılır bir şekilde gazetecilerde vardı. Elliot arabasını tarihi kiliseye yakın bir yere park etmek için yer ararken ünlü tv kanallarından gelen haber ekip minibüslerini de görmüştü.
Ara sokaklardan birine arabayı bıraktığında paltosunun yakalarını kaldırdı. Fırtına gittikçe etkisini arttırıyordu. Kilisenin dışında tutulan haber ekipleri ve seyirciler her şeye rağmen izlemekte kararlı görünüyordu. Elliot karın içinde hızlı adımlarla kiliseye yaklaşırken kalabalığın içinden sıyrılmaya çalışıyordu.
" Vahşice öldürülen çocuğun cenazsesi işte, "
" Katili hala yakalayamadıklarını duydum. "
" Polisin gerçekten çalıştığı yok ki. "
" Açıkçası iyi olmuş. Belli ki gelecekğin seri katili olacaktı. "
" Neden bahsediyorsun ? "
" Arka bahçesinde hayvan cesetleri bulunmuş ya ! Her katil ilk önce böyle başlar bilmiyor musun ?! "
" Katil babasıymış diyorlar. "
" Kitêp bardı ! "
" Midesinden taş çıkmış ! "
Elliot kalabalığı uzak tutmak için bekleyen polis görevlisine varmayı başardığında nefes verdi.
" Efendim giriş yasak, lütfe- "
Elliot'un polis kimliğini gördüğünde özür dileyerek yoldan çekildi. Elliot kilisenin eski, tahta kapısının önüne geldiğinde de nefes alıp içeriye girdi. Kiliseler, onun için güzel hatıralar değildi. Kendisini bildi bileli kiliseleri hiç sevmemişti. Elizabeth, Elliot daha altı yaşındayken beraber sürekli olarak her pazar kiliseye gelir ve dualara katılırlardı. Elliot hiçbir zaman tam olarak neden sevmediğini anlayamamıştı. Yine de içeriye girdiğinde çocukluğundan kalan o küçük tanıdık ürpermeyi ensesinde hissetti.
Kilise içinde eski, ahşap, uzun sandalyeler neredeyse doluydu. Elliot'a yabancı gelen yüzlerin yanı sıra Elaine Hill'in komşuları da buradaydı. Kilise, Elaine Hill'in evine yaklaşık bir kilometre uzaklıktaydı. Yine de bunca insan dışarıdaki fırtınaya rağmen gelmişti. Sıralarda oturan kadınların dışarıdaki kameralara heyecanla baktıklarını gördüğünde Elaine için acıma hissetti. En zor gününde bile insanlar her zaman sahteydi.
Kalabalığa göz gezdirirken Evan'ı annesinin yanında otururken gördü. Elvan onu görmüş olsa da gözlerini kaçırmıştı.
" Elliot ! " Sessiz fısıltıyı duyduğunda o tarafa döndü. Hannah önden üçüncü sırada, virtay pencerelerin önünde, sol bölümde oturuyordu. Hannah'ın yanında Matthew vardı. Elliot diğerlerinin nerede olduğunu görmek için etraft göz gezdirdi. Barry en önde oturuyordu. Barry ve Linda arka taraflarda kalmıştı. Elliot yanlarına geldiğinde ahşap sandalyenin ucuna, Hannah'ın yanına oturdu.
" Gözlerinizi dört açın ve herhangi şüpheli birini bildirin. " Dedi Matthew. Elliot başını salladı. Gözleri kamerada gördüğü büyük ve uzun vücudu arıyordu.
" Görüntülerden bir şey çıktı mı ? " Dedi Hannah ona doğru fısıldayarak.
" Görünüyor fakat yüzü yok. Arkası dönüktü. "
" Kahretsin, " diye homurdandı.
" Barry kameraları yerleştirdi mi ? " Dedi Matthew. Hannah başını salladı.
" Girişte bir tane, tüm bahçeyi alacak şekilde bir tane ve içeride iki tane var. Birisi hemen üstümüzde, sol tarafta, tablonun üzerinde. " Dediğinde Elliot ve Matthew'in gözleri tablonun üzerindeki küçük kameraya döndü.
" İyi, dua edelim bu bugün elimizde bir şey olsun. Medya işin içine girdikçe daha çok baskılanıyoruz. " Dedi. Dışarıda kalabalığın gürültüsü ve kameraların çektiği her fotoğrafta çıkan 'klik' sesi geliyordu.
Peder içeriye girdiğinde içerideki uğultu kesilmiş, tüm gözler üzerine çevrilmişti. Peder Joseph, kırk yaşlarında görünen, birçok pederin aksine atletik bir vücuda ve geniş omuzlara sahip biriydi. Üzerine giydiği siyah, uzun ve bol elbise bile bunu saklayamıyordu. Boynundaki gümüş haç kolyesi siyah elbisesinin üzerinde adeta parlıyordu. Çarmıha gerilmiş İsa heykelinin önünde durdu. Heykel aşağıdan sarı ışıklarla ışıklandırılmıştı. Dışarıdaki gri bulutlar içerisini neredeyse karanlık kılarken İsa'nın çarmıha gerilmiş vücudu ve yere bakan yüzü oldukça korkutucu görünüyordu. Peder'in arkasında duran rahibenin kollarında tuttuğu iplikler kreşinlerin geleneklerindendi. İplikler beyaz renkli ve yaklaşık otuz, elli santim uzunluğundaydı.
Peder'in hemen önündeki orta boydaki tabut Peter'a aitti. Tabutun kapağı açıktı. Tabutun içinde temiz saten kumaşla, dışı ise kırmızı kumaşla kaplanmıştı. Tabutun alt kısmında, ölünün yattığı yer yumuşak olsun diye temiz bir çarşaf serilmiş ve beden onun üzerine yatırılmıştı. Ölünün başının altına küçük bir yastık konurdu. Ölü yıkanıp giydirildikten sonra yüzü kutsal resme bakacak şekilde tabuta yatırılırdı. Peter'ın bedeni iyi bir halde olmadığı için üzerine bembeyaz bir çarşaf örtülmüştü.
Bedeni; neşter yardımıyla açılmış, iki sol omzundan başlayan kesik tüm göğsünde Y harfini çıkarmıştı. Y'nin kuyruğu leğen kemiğine kadar iniyordu. Kaburga kemikleri bahçe makasına benzer makaslarla tek tek kırılmıştı. İçindeki deniz suyu dolmuş, çürük ve tuz kokan akciğerleri vücuda bağlayan kaslardan ayrılmış ve daha sonra parçalanmak ve incelenmek üzere metal bir tepsiye konmuştu. Ardından kalbi ve midesi çıkartılmıştı. Böbrekler de çıkarıldıktan sonra ince ve kalın bağırsak çıkartılırdı. Belki de vücutta en kötü kokan yerlerden biriydi. Peter'ın bağırsakları bir çocuğun olması gerektiğinden fazlaca uzun çıkmıştı. Doktor bağırsağı sanki ip çekiyormuş gibi çekip çıkarmıştı. İçi boşalan bedende en son beyine geçilirdi. Kafatasını açmak hiç kolay değildi. Otopsi odasında dişli testere'nin sesi neredeyse tüm hastaneden duyulurdu. Kafatası testere sayesinde yarılarak açıldığında beyin ortaya çıkardı. İhtiyaç duyulan her şey alındığında geriye kalan beden geniş dikişlerle dikilir ve Peder'in önüne duran tabuta konurdu.
Tabutun etrafına birçok mum dikilmiş ve yakılmıştı. Kilisenin içini dolduran yakılmış tütsü kokusu oldukça ağır ve baş ağrıtıcıydı. Elliot nefes bile alamadığı bir yerde nasıl huzura ermiş hissedebileceğini bilmiyordu. Peder boğazını temizleyerek ahşap kürsüye çıktı, kurumuş dudaklarını mikrofona yaklaştırdı ve liturjik töreni başlattı. Elaine bir Kreşindi. Bu yüzden cenaze töreni onun geleneklerine göre yapılacaktı.
Kreşinlerde birinin vefatı, gitti artık anlamıyla, Kitêp bardı !, gözünü kapattı anlamında, küzen yomdı ! ifadeleriyle anlatılırdı. Evlerde sükunet korunur, etraftaki çoluk çocuk uzaklaştırılırdı. Aynaların yüzü bir örtü ile örtülür, ayrıca güzel vuran pencerelerin perdeleri çekilirdi. Ölen kişi mezarlığa götürülmeden önce orada bulunan herkese ölü ipliği olarak adlandırılan üle cêbê dağıtılırdı. Bu ipler ölüyü saklayan insanların sol koluna bağlanırdı. Elliot tüm bunları ve sırasıyla olacakları biliyordu. Daha en başından, Elaine Hill korkuyla aynaları örtmeye çalıştığında tüm bunların ardındaki nedeni araştırmış ve öğrenmişti.
" Bugün burada hepimiz bu küçük çocuğun bedenini son yolculuğuna uğurlamak için toplandık ! Sevgi dolu olan RAB Tanrı ölülere de merhamet eder. Tanrı'nın merhameti sonsuzdur ve şefkatinin ölçüsü yoktur! Kutsal Kilisemiz bu düşünceyi daima korumuştur ! " Mikrofondaki ses öyle güçlüydü ki dışarıya kadar taşıyordu. Elliot en ön sırada oturan Elaine ve William çiftini gördü. Acıyla birbirlerine tutunmuşlardı.
" Ölenlerin dirilerek Tanrı Krallığında sonsuzluğa kavuşabilmesi için dua ediyoruz ! Bu RAB İsa Mesih'in vaat ettiği, imanlıya sunulmuş bir lütuftur ! Hıristiyanın ölümü ile sonrasında gerçekleşecek olanlar, Rab İsa'nın ölümü ve dirilişi ile tüm imanlılara açıklanmıştır. İşte o yüzden tüm imanlılar hem dirilişe tanıklık ederler hemde büyük bir umutla ikinci gelişini bekledikleri Tanrı'dan, İsa Mesih'ten sonsuzluk armağanını beklerler ! "
" Ölüm, bu dünyadan ayrılışı gösterir. Beden çürümeye mahkûm olarak gömülür, çürümez olarak diriltilir. Herkes Adil olan Yargıcın önünde, Tanrı'nın önünde yargılanacaktır. Dünya yaşamından galibiyetle ayrılanlar, Tanrı buyruklarına itaat ederek yaşayanlar, İsa Mesih'in RAB ve Kurtarıcı olduğunu, Kutsal Üçlü Birliğin gerçek tek Tanrı olduğunu bilip iman eden ve bu yolda yaşamları boyunca iyi meyve verenler, Tanrı'nın huzur diyarında sonsuzluğun sevincini yaşayacaklardır. Oysa bunların tam tersini yapanlar, Tanrı'yı inkar edenler, kötülük yapanlar, sonsuzlukta, Tanrı'nın huzur diyarından uzakta, ağlayış ve diş gıcırtısı içerisinde kalacaklardır ! " Peder sözünü bitirdiğinde cenazeye katılan herkesi söylenecek olan Trisagion ,üç kez kutsal, ilahisi için katılmaya davet etti. Peder'in ilahiye girmesiyle beraber tüm kilise ona eşlik etmeye başlamıştı.
Kutsal Tanrı, Kutsal Kudretli, Kutsal Ölümsüz, bize merhamet et.
Kutsal Tanrı, Kutsal Kudretli, Kutsal Ölümsüz, bize merhamet et.
Kutsal Tanrı, Kutsal Kudretli, Kutsal Ölümsüz, bize merhamet et.
Baba'ya, Oğul'a ve Kutsal Ruh'a şan övgüler olsun. Şimdi ve her zaman ve sonsuzluklar boyunca.
Amen.
Kutsal Ölümsüz bize merhamet et.
Trigason bittiğinde sırada incilden ayetler okunmaya başlamıştı. Elliot sürekli olarak insanları izliyor ve tepkilerine bakıyordu. Birçok yabancı yüz vardı fakat çoğu kadındı. Cenazeye gelen erkeklerin ise birçoğu oldukça yaşlıydı. Elliot dışarıda olup olmayacağını merak etti. Belki de girişteki kalabalığın içindeydi. Yine de eğer orada olursa yaptığı şeyi göremeyecekti. Peter'ın bedeni yanlızca incecik bir örtüyle sunulmak üzere herkesin gözü önündeydi.
Dışarıda hava kararmış ve kar fırtınası kopmaya başlamıştı. Rüzgarın ıslık gibi çıkan sesi kilisenin içinde yankılanıyor, söylenen ilahilere sanki melodi olarak eşlik ediyordu. Elliot eğer bir görev üzerinde olmasaydı bunun büyülü göründüğünü düşünürdü.
Elaine'nin acılı göz yaşları ve sessiz tutmaya çalıştığı çığlıkları, içli içli yakarışları herkes tarafından duyuluyor, fakat tek söz söylemeye kimsenin dili varmıyordu. Peter'ın nasıl bir çocuk olduğunu birkaç günde, insanlardan öğrendiği kadarıyla yargılamayacaktı Elliot. William'ın gözlerinden yaş akmasa da yüzü boş ve ifadesizdi. Geçmişte aldığı kararların bedeli bir bedende hayat bulmuş ve bir tabutun içinde önüne konmuştu. Artık ona bahşedilen hayatın kalanında bununla yaşamak zorundaydı.
Ayinler hiç durmadan okunurken Peder'in ardındaki Rahibe kollarındaki beyaz iplerle en önden başlayarak insanlara birer birer uzattı. Ne yapacağını bilmeyenlere fısıltıyla anlatırken ilahiler kısık ama hoş, ritimli bir melodiyle okunmaya devam ediyordu. Rahibe her sırayı gezerken Matthew çatık kaşlarla baktı.
" Bu da ne ? "
" Üle cêbê, yani ölü ipliği denir. Bu ipler ölüyü saklayan insanların sol koluna bağlanır. Kreşinlerin kültürünün bir parçası. " Diye açıkladı. Matthew'in yüzünde saklamayı beceremediği bir aşağılama bakışı oluşmuştu. Yine de sorun çıkarmadan verileni kabul edecekti.
Rahibe onların sırasına geldiğinde kucağındaki iplerden her birine verdi.
" Lütfen sol kolunuza, kalbinizi hissettiğiniz bileğinize bağlayın. Küçük Peter'ın ölümünü yüceltecek ve o cennet yolundayken onu kalbimizde taşıyacağız. " Diye fısıldadı. Arka sıraya devam ederek aynı sözleri tekrar ederken Elliot beyaz ipi sol bileğine çok gevşek olmayacak şekilde bağladı.
Cenaze töreni devam ederken aniden dışarıdaki seslerin yükselmesi herkesin gözlerini dış kapıya çevirmişti. Virtay camların ardında aniden artan polis sirenleri ilahileri durdurmuş ve kilisedeki konuşmaların artmasına sebep olmuştu. Elliot Matthew'e döndü.
" Noluyor be ?! " Matthew ayaklandığında Peder insanları sakinleştirmeye çalışıyordu.
" Lütfen sessizlik ! Ölüye saygısızlık ediyorsunuz ! " Oluşan uğurluyu biraz olsun susturmayı başarmış olsa da dışarıdaki kalabalığın sesi gittikçe artıyordu.
Matthew Barry'e kontrol etmesi için uyarırken Barry başını sallayıp dışarıya çıktı. Tahta kapıları açtığı an gazeteci ordusu kamera flaşlarını patlatmaya başlamıştı. Dışarıdaki gürültü seviyesi oldukça fazlaydı. Kapılar tekrar kapandığında Peder boğazını temizledi ve ilahi tekrar başlamak için insanları çağırırken Elliot'un gözleri sürekli dış kapıdaydı. Bir şeyler yanlıştı.
" Katil burada olabilir mi ?! " Dedi sertçe Matthew'e fısıldayarak. Matthew'in kaşları çatılı, vücudu gergindi.
" Hay sikeyim, " dedi sinirle. " Gidip kontrol etsek iyi olacak. " Elliot'un ayağa kalkmasıyla beraber tahta kapıların sertçe açılması bir olmuştu. Eski kapı duvara çarptığında Barry yüzünde dehşet olmuş bir ifadeyle bakıyordu.
" Bir cinayet daha işlenmiş ! " Dediğinde kilisede çığlıklar kopmuştu. Bu onları harekete geçiren son işaretti. Kalabalık korkuyla ayaklandığında Elliot çoktan kapıya varmak için koşturuyordu. Çarptığı insanlardan özür dilemekle uğraşmadan kalabalığı yararak kapıya ulaştığında dışarıya çıktı. Gazeteciler yeni haberin heyecanıyla hızla toplanıyor ve minibüslere koşturuyordu. Elliot polis araçlarından birine bindiğinde şoför hiç beklemeden olay yerine sürmeye başlamıştı. Kalabalık trafikte hızla giderlerken Elliot'un kalbi korkuyla atıyordu. Tahiminin doğru açılmasından korktu. Eğer delinin teki masalları gerçekleştirmeye ve mutlu sona ulaştırmaya karar verdiyse Peter ilk ve son olmayacaktı.
" Noluyor ?! " Dedi yanındaki polis memuruna.
" Az önce polis telsizine bir ihbar geldi. Kargı koyunda bir ceset bulunmuş. "
Kargı koyu kiliseden çokta uzakta değildi. Rehoboht sahilinden biraz yukarıda kalıyordu. Elliot yine o sahilin adını duyduğunda ürperdi. Koy'a vardıklarında arabayı biraz uzakta bırakmak zorunda kalmışlardı. Elliot kendini fırtınanın içine bırakarak olay yerine doğru ilerlemeye başladığında tam olarak nereye gitmesi gerektiğini bilmiyordu. Yine de ileride, sık ağaçların arasından gelen sesleri ve fener ışıklarını takip etmeye çalıştı. Köy açıklığına çıktığında kumsalda koşturdu. Kabanın içinde terlemeye başlıyor ve aldığı her sert havayla soluk borusu yanıyordu. İleride, polis memurlarının üniformalarını görebiliyordu. Yanlarına vardığında gözlerini neredeyse karla örtülmüş bedene çevirdi.
Kayaların kenarında, dizlerini kendine çekmiş ve yumruk yaptığı ellerini dizlerinin etrafına sarmış beden donmuştu. Kahve saçları sırtında rüzgarla beraber savruluyordu. Başı kayaların olduğu tarafa doğru dizlerinin üzerinde yana yatıktı. Elliot bedenin yüzünü görmeden önce donmuş avuçlarındaki nesneyi gördü. Yakınlaşarak baktığında bir elinde sıkı sıkıya bir ağaç dalı, diğerine ise yanmış kibrit çöpleri tuttuğunu gördü. Başından aşağı kaynar sular inmiş gibi hissediyordu.
" Kibritçi kız, " diye fısıldadı.
Bedenin yüzünü görmek için eğildiğinde dehşet içinde dona kaldı. Tanıdık gözler ışığı sönmüş halde ona bakıyordu. Kurumuş göz bebeklerinin içi rüzgar yüzünden kumla dolmuştu. Jessica'nın cansız bedeni küçük köyü aydınlatan mehtapla beraber bembeyaz parlıyordu.
Denizin ölü dalgaları başından geçenleri kıyıya anlatıyordu sanki. Sert bir esinti, gecenin sıcaklığını bastırmak için tüm soluğunu harcıyor. İkimiz de susuyoruz. Konuşmak yasak sanki; Zaten konuştuğumuz an bu sihirli büyü bozulacak. İç dünyalarımız doğanın görkemiyle bir olmuş. Suskunluğumuzun gürültüsü yetiyor bize.