17. Bölüm

2570 Kelimeler
ELLİOT Küçük, taşınabilir bavula gerekebilecek ne varsa koymuştu. Her türlü kıyafet, ilaç kutuları, fazladan battaniyeler küçücük çantayı neredeyse patlayacak kadar doldurmuştu. Elliot evin kapısını kilitlerken çantanın tutma kısımları omzunu kesiyordu. Kapıyı kilitleyip arabaya yöneldi. Yolcu kapısını açıp çantayı koltuğa bıraktıktan sonra montunun cebindeki telefonu çıkardı ve rehberinde Bakıcı Laura olarak kaydettiği numarayı aradı. Elliot'un küçüklüğünden bu yana öğrendiği bir şey varsa babasının hiçbir sözüne güvenmemekti. Elizabeth her şeyi unutmaya başladığında ve kocasından ayrılmak istemediğinde Elliot annesini öylece babasının kollarına bırakamazdı. Babasının bembeyaz saçları, kirli sakalları ve eğilip bükülmüş sırtına rağmen hala daha o bir erkekti. Annesinden ölene dek güçlü olacaktı. Elliot uzun bir süreliğine annesine ve babasına bakıcılık yapacak bir kadın tutmuştu. Laura Cole, kırklı yaşlarda çocuklarının geçimini sağlamak için çalışan eski bir hasta bakıcıydı. Elliot onun lisedeki çocuklarını da tanıyordu. Annesi ve babasına bakıcılık yapması için tutmuştu ve Laura uzun bir süre onlar için çalışmıştı. Telefon üçüncü çalışta açılmıştı. "Elliot ?" "Merhaba Bayan Laura," "Nasılsın ?" "İyiyim teşekkürler. Acaba önümüzdeki birkaç gün müsait misiniz ?" "Ailen için mi ? Elizabeth'e bir şey mi oldu ?" Dedi endişeyle. "Hayır annem iyi fakat babam kalp krizi geçirdi." "Ne ? Bay Harvey iyi mi ?" "Şu anda yoğun bakımda ama yarın normal odaya alacaklar. Onlara bakacak birine ihtiyacım var. Ayrıca babamın da yoğun bakımdan çıktığı için özel bir bakıma ihtiyacı olacaktır, sizden başka güvenebileceğim kimse yok." "Ah, ben yeni bir teklif almıştım aslında." Dedi Laura sesindeki kararsızlıkla. "Ben ödedikleri ücretin iki katını vereceğim. Lütfen Bayan Laura, şu anda yeni bir bakıcı ayarlayamam ve güvenemem de." Dediğinde karış taraf birkaç saniye düşündü. "Peki o zaman. Ne zaman başlamalıyım ?" Elliot Laura kabul ettiğinde nefes verdi. Bir cinayet davasının ortasında bakıcı arayamazdı. "Hemen şimdi olma şansı var mı ? Hastaneye geçmeden sizi alabilirim." Dedi. Laura'nın evini biliyordu. "Tamam, ben hazırlanıyorum o zaman." "Teşekkürler Bayan Laura." Dedi minnetle. "Elbette Elliot. Umarım baban iyi olur." "Teşekkürler," Telefonu kapattığında direksiyonu Bayan Laura'nın evine çevirdi. Yaklaşık on dakika sonra kapısının önünde durmuştu. Evin bahçesindeki ağaçlar budanmadığı için yaprakların da düşmesiyle iyice korku filmindeki karanlık ormana benzemişlerdi. Yerdeki toprağı ince kar tabakası kapatmıştı ve üzerindeki ayak izleriyle çamura dönmüştü. Posta kutusunun kapağı kırık şekilde sarkıyordu. Tahta giriş basamakları neredeyse çürümüş gibiydi. Her yeri yosun tutmuştu. Tek katlı evde geçmişe nazaran değişen tek şey zaman olmuş gibiydi. Bayan Laura dış kapıyı açtığında elinde çantasıyla onu bekleyen arabaya doğru koşturdu. Üzerinde koyu yeşil, dizlerinde biten bir kaban vardı. Altına kot pantolon gitmişti ve ayaklarında oldukça eski görünen, beyazlığından eser kalmamış bir spor ayakkabı giyiyordu. Bahçesindeki soğuk karla karışık çamura basarken kaymamak için temkinli adımlarla ilerliyordu. Yüzü kendisi gibi zayıf ve uzundu. Bayan Laura yaklaşık bir yetmiş boylarındaydı. Diplerinden griye kaçan kestane rengi saçları omuzlarına kadar iniyordu. Gözleri biraz büyüktü ve dudağının üzerinde bir et beni bulunuyordu. Dengesini sağlamaya çalışarak en sonunda arabaya ulaştığında yolcu kapısını açtı ve çantasını arka koltuğa bıraktı. Ön koltuğa en sonunda yerleşmeyi başardığında derin bir nefes çekti. "Merhaba Elliot, uzun zaman oldu." "Evet, nasılsınız Bayan Laura ?" "İyiyim, yaşama derdi işte. Baban nasıl oldu ? Doktorlar ne dedi ?" "Şu anda durumu iyi, doktorlar her ihtimale karşı onu bu gece yoğun bakımda tutacaklar. Yarın normal odaya geçirmeyi planlıyorlar. Ameliyat gerekmediğini söylediler fakat ikinci bir kalp krizini vücudu kaldıramazmış. Belki birkaç ay içinde baypas ameliyatı olabilir. Tekrar tekrar kontrollere gitmesi gerekecek. Neyse ki şu anlık bir şey yok." Arabayı buzlanmış yolda kaydırmamaya dikkat ederek direkt hastaneye sürüyordu. "Rahatladım, peki annen nasıl ? O neler olduğunun farkında mı ?" "Annem iyi fakat olanların farkında değil." Dedi Elliot. Sesindeki garip tınıyı saklayamamıştı. "Babamın alkol sorunu için hastaneye yattığını düşünüyor. Yarın babamın hastaneden taburcu edilmesini umuyorum. Annemi eve getirmeye çalıştım fakat gelmek istemiyor." "Ah, peki ya eşyaları ? Orada birkaç bir şey lazım olacaktır." "Ben evden aldım ne gerekiyorsa. Eğer yine bir şey lazım olursa beni aramanız yeterli." Hastaneye girdiklerinde annesi Elizabeth uykuya dalmıştı. Babası yoğun bakım hemşireleri tarafından sürekli gözetim altındaydı. Laura ile Gloria birbirlerini selamlayarak sarıldıklarında Elliot eşyaları annesinin kaldığı odaya bırakıyordu. "Her şeyi getirdin mi Elliot ?" "Evet, sanırım. Kıyafet aldım ve ilaçlarını da getirdim. Birazdan içmesi gerekecek." Dedi kutuları mini buzdolabının üzerine bıraktı. Bayan Laura hüzünle Elizabeth'in yanına geldi. Gloria, Laura ve Elizabeth oldukça yakın arkadaş olmuşlardı. Beraberce yaptıkları geziler, oturmalar hepsinin en güzel anılarıydı. Laura'da Elizabeth'i böyle görmekten nefret ediyordu. İki kadın sohbet etmeye başladığında Elliot koridorlardaki lavabolardan birine girdi ve yüzüne su çarptı. Saat çoktan akşama doğru gelirken bir süre sonra annesi uyanmış ve karşısında Laura'yı görünce çok sevinmişti. Hastane odasında üç kadın eskileri yâd ederek konuşmaya başladığında Elliot da bir süre sonra aralarına katılmıştı. "Bir gün Gloria da geldiğinde bahçede mangal partisi yapmaya karar vermiştik. Çocukların hepsi bahçede oynarken Elliot'un olmadığı fark ettik." Dedi Gloria. Elliot hatırlamadığı anıları dinlerken yanlızca gülümsüyordu. "Tüm bahçeyi aradık en sonunda içeriye girdiğimizde birde baktık ki mutfağın alt dolaplarından turşu basılmış şişeyi bulmuş çıkarmış. Bir güzel kapağını da açmayı başarmış elini içine sokup sokup yalanıyor." Kadınlar gülmeye başladığında Elliot da gülerek annesine baktı. Elizabeth arkadaşlarının da yanına gelmesiyle çok daha iyi bir ruh haline girmişti. Elliot kendi arkadaşının nerede olduğunu merak etti. "Her yaladığında ekşi olduğu için yüzünü buruşturuyordu ama yine de yemeye devam ediyordu." Dedi Gloria. Laura merakla sordu. O zamanlar henüz tanışmıyorlardı. "O zamanlar kaç yaşındaydı Elliot ?" "Kaçtı ?" Dedi Gloria çatık kaşlarla Elizabeth'e baktı. "Büyük değildi, iki ya da üç yaşındaydı." Dedi. Sevgiyle oğluna baktı. Kapı çalındığında hastane yemeği servisi başlamıştı. Elliot herkes için istemişti. Aritmi Hastanesi özel bir hastane olduğundan belli bir ücret karşılığında alamayacağınız bir şey yoktu. Demir tabaklarda yemekler verilirken güneş Batı ufkunda yerini almıştı. Işık gökyüzünden giderek çekilirken Elliot Gloria'yı evine bırakmak için hastanenin otoparkına iniyordu. "Hiç gereği yoktu, Tom beni almaya gelirdi." Dedi Gloria mahcubiyetle. Thomas onun şimdiki kocasıydı. "Lütfen Bayan Gloria en azından bunu yapmama izin verin." Bayan Gloria'yı eve bıraktığında hastaneye geri dönmüş ve hastane ücretini için belgeleri halletmişti. Kantinden gece lazım olabilecek birkaç bir şey aldı. Poşette peçete ve ıslak mendil, bolca su, Bayan Laura için hazır pakette kahve ve çaylar, el dezenfektanları, birkaç çikolata taşıyordu. Saat akşam sekize gelirken yorgunluktan bitap düşmüştü. Annesinin odasına girdiğinde Bayan Laura ile televizyonda bir yarışma programı izlediklerini gördü. Aldıklarını mini buzdolabına sıraladı. "Geldin mi Elliot ?" Dedi Elizabeth. "Geldim anne. İlaçlarını aldın mı ?" İlaç saati akşam yediydi. "Evet, içirdim Elliot. Endişelenme." Dedi Laura. "Teşekkürler, Bayan Laura. Bugün buradaki misafir yataklarında kalabilirsiniz. Buzdolabına ihtiyaç olabilecek ne varsa koydum. Lütfen kullanmaktan çekinmeyin." "Tabii," Bayan Laura'nın telefonu çaldığında oturduğu yerden kalktı. "Oğlum arıyor," dedi. Konuşmak için koridora çıkarken Elliot boş bir koltuğa yerleşti ve başını geriye yasladı. Çok yorgundu. "Uykun mu var ?" Dedi Elizabeth. "İyiyim anne. Lütfen ilaçlarını geciktirme ve yemeklerini ye. Bayan Laura'ya zorluk çıkartma olur mu ?" "Peki." Elliot'un telefonu cebinde titrediğinde nefes verdi ve cebinden çıkardı. Arayanın Matthew olduğunu gördüğünde düzgün konuşabilmek için oturduğu yerde düzeldi. "Matthew ?" Dedi. "Elliot, baban nasıl oldu ?" "Daha iyi, yarın son kontrollerden sonra taburcu olacak." Karşı taraftan birkaç saniye ses gelmedi. Elliot ne olduğunu anlamıyordu. Vücudu kendisi farkında olmadan gerilmiş, kaşları ciddiyetle çatılmıştı. Elizabeth bile uzandığı yataktan bir sorun olduğunu anlamış gibi sessizce oğluna bakıyordu. "Sorun ne Matthew ?" Dedi. Son olayları hatırladı. "Jessica'ya ulaştınız mı ?" "Hayır, evini aradık ve ailesinden birilerine ulaşmaya çalıştık. Jessica son görüldüğünden beri yirmi dört saat geçtiği için şu anda kayıp olarak aranıyor. Buraya gelmelisin." Dedi. Elliot hastane çıkış işlemleri için görüştükten sonra çıkan faturayı ödedi. Bayan Laura'ya yarın annesiyle babasını eve götürebilmesi için taksi parası ve fazladan para verdi. Yarın Bayan Laura'nın kızı Amanda da annesine yardım etmek için hastaneye gelecekti. Gerekli her şeyi hallettiğinde saat neredeyse gece yarısına geliyordu. Arabaya binip Delaware'e geri dönerken bir kaç kez Jessica'yı aramıştı fakat telefon kapanmıştı. Elliot neler olduğunu anlamıyordu. Jessica'nin nereye gitmiş olabileceği hakkında da bir fikri yoktu. Jessica ile en son ne zaman konuştuğunu hatırlamaya çalıştı. Önceki gün Mia'nın sorgusunda ofisteydi. Elliot iş çıkışında Patrick'in evine gitmişti. O akşamı hatırlamayı denedi. Çıkarken Jessica'yı görmüş müydü ? Delaware'de kar çok daha şiddetli yağıyordu. Birbiri ardına inen kar taneleri her yeri beyaza boyanmıştı. Elliot evinin önünde durduğunda başındaki ağrıdan bayılmak üzere gibiydi. Matthew ona eve dönmesini ve yarın sabah erkenden departmanda olmasını istemişti. Jessica'dan hala daha bir haber yoktu. Matthew Jessica'nın ailesine ulaşmaya çalışmış fakat yetim olduğunu öğrenmişti. Onu evlat edinen ailesinden sadece üvey ablası kalmıştı ve o da iki bin on beş yılında yurt dışına çıkmış bir daha da ülkeye giriş yapmamıştı. Barry ve Hannah çilingirci çağırarak Jessica'nın evine girmişler fakat herhangi şüpheli bir şey bulamamışlardı. Jessica'nın mahallesinde bulunan bir market güvenlik kamerasına baktıklarında o akşam Jessica'nın ev yoluna hiç girmediği görülüyordu. Mira'nın sorgusunun ardından yok olmuştu. Polis departmanından herkesten geç çıkmıştı. Saat gece yarısı on iki yirmi üç'te çıkışı görülüyordu ama o gece evine gitmemişti. Arabadan çıkıp bozulmamış kara basarak eve yöneldi. Başı yorgunluktan ağrımaya başlamıştı ve üzerindeki stres buna hiç iyi gelmiyordu. Yorganın içine girerek gözlerini kapattığı ana kadar aklında iki kadın vardı. Biri annesiyken diğeri Jessicaydı. Ertesi sabah daha güneş bile gökyüzünde görünmeden uyanmıştı Elliot. Dün gecenin yorgunluğuyla alamadığı duşu hızlıca almış ve giyinmişti. Daha sonra yemek ile uğraşmamak için mutfakta kendine ekmek arası tost ile güçlü bir kahve yaptı. Tostun son parçasını ağzına atıp kahveyi kafasına dikdikten sonra montunu ve beresini alıp hızlıca evden çıktı. Arabaya geçtiğinde motorun ısınması için bir süre bekledi. Dün gecenin soğuğunda akünün donmamış olmasını umuyordu. Telefonla Barry'e mesaj attı. Henüz uyanıp uyanmadığını bilmediğinden arayamamıştı. Barry de yola çıkmış gibi görünüyordu. Departmana geldiğinde yağan kar yüzünden ıslanmış beresini ve montunu çıkartıp askılığa astı. Ofise girdiğinde boş masada gözleri takılı kalmıştı. Jessica'dan hala daha haber yoktu. Jessica'nın masasına yaklaşıp kurcalamaya başladı. Etik değildi ama herhangi bir yapıştırma not kağıdına yazılmış bir adres ya da hatırlatma not çıkmasını umut ediyordu. Jessica Elliot'un aksine oldukça düzenliydi. Sürekli açıp kapatmak zorunda kaldıkları çekmecesi bile düzen içindeydi. Not kağıtları, kalemler, sakız kutusu, gözlük kutusu ve gözlük camı silme bezleri düzenle yerleştirilmişti. Masanın üzeri hazırladığı tutanak ve dosyalarla doluydu. "Dün aradık, bir şey çıkmadı." Dedi Barry. Ofise girmiş üzerindeki montu çıkartıyordu. Bir elinde az önce otomattan aldığı sıcak kahveyi tutuyordu. "Ayrıca evinde de garip bir şey yoktu. İşin kötü yanı arabası evinin önünde park halindeydi. Öyleyse nasıl gitmiş olabilir ?" Dedi Barry anlamayarak başını salladı. "Otobüs, uçak ya da tren-" "Hepsine baktık. Onun adına alınmış bir bilet yoktu. Delaware'den arabayla çıkmadıysa başka araçlarla çıkış yapmamış bildiğimiz kadarıyla." Elliot nefes verdi. "Nereye gitmiş olabilir ?" Dedi. Daha çok kendi kendine sormuş olduğu bir soruydu ama Barry bilmiyorum dercesine omuz silkti. "Onunla en son ne zaman konuştun ?" Dedi. "Mia'nın sorgusunun olduğu gün. Ofiste gördüm." "Bende öyle. O gün normalin aksine biraz daha geç çıkmış olsam da Jessica'nın hala departmanda olduğunu bilmiyordum. Gece yarısına doğru çıkmış. Tüm akşam bir yemek düzenlemesiyle uğraşmış sanırım." Elliot duyduğu yeni bilgiyle Barry'e baktı. "Yemek düzenlemesi mi ?" "Evet, masasında birkaç restoran numarası bulduk. Aradığımızda Jessica'nın randevu saatlerini sorduğunu öğrendik. Öbür hafta Çarşamba günü için." "Bu restoran nerede ?" "Philadelphia'da dört yıldızlı bir restoran. Dün akşam saat dokuz kırk iki'de aramış ve rezervasyon ile ilgili bilgi istemiş fakat yaptırmamış. Neden böyle bir rezervasyon yaptırdığını bilmiyoruz. Kutlama yemeği mi ?" Dedi kendi kendine. "Ah," dedi Elliot aklına gelen hatıralarla. "Büyükannesinin ölüm yıldönümü için ailesinin yanına gitmek istiyordu." Dedi. "Büyükannesi mi ?" "Evet onunla izin alması hakkında konuşmuştuk. Cinayet davasıyla uğraştığımız için gidemeyecekti." Dedi. "Büyükannesi ne zaman vefat etmiş ?" "Bilmiyorum." Dedi Elliot. Hiç sormamıştı. Matthew içeriye girdiğinde ikiside ona döndü. "Haber var mı ?" Dedi yorgun çıkan sesiyle. "Henüz yok fakat restoranları neden rezervasyon için aradığını biliyoruz sanırım. Büyükannesinin ölüm yıldönümü varmış." "Nerden çıktı ?" Dedi Matthew. "Bana söylemişti. İzin alması hakkında konuşmuştuk." "Bana hiç izin isteği için gelmedi." "Şu anda dava üzerinde olduğumuz için gidemeyeceğini söylüyordu. Yine de son dakika gitmeye karar vermiş olmalı ya da bir başkası için rezervasyon yaptırıyordu." Dedi. "Öğrenmeye çalışıyoruz, kahretsin Tanrım sadece iyi olarak geri dönsün şahidim olsun kızmayacağım." Dedi sinirle. İş saati gelirken diğerleri de yavaş yavaş gelmeye başlamıştı. Herkes Jessica'dan bir haber beklese de yeni bir şey yoktu. "Hannah, Jessica'nın telefonunun en son açık kaldığı yer için savcılıktan izin iste ve eyalet polis departmanından sistem bilgilerini iste." Elliot ve Barry'e döndü. " Elliot sen olay yerindeki uçurum kenarına git. Görüşüne göre kamera kayıtlarından birinde bir şeyler çıkmış." "Kamera kaydı mı ?" "Araç içi kameralardan. Kara kutu. Bu sabah ihbar geldi, gidip doğrulaman gerek. Adresi sana atacağım." "Anladım," "Barry sende cenaze işlemleri için Peter Jackson Hill'in evine git, cenaze akşam beşten sonra başlayacak. Hepinizin akşam beşe kadar işlerini halletmiş olmasını ve o cenazede yer almasını istiyorum. Eğer elimizde bir katil varsa aldığı hayatın ölüm törenine gitmek isteyebilir." Matthew odadan çıktığında Barry çıkardığı montunu geri giymiş ve ofisten çıkmıştı. Hannah da çıkmak için hazırlanırken Elliot onu durdurdu. "Hannah, eğer yeni bir şey duyarsan haber verir misin ?" "Tabii Elliot. Hepimiz endişeliyiz, yanlızca iyi olmasını umut ediyoruz." Dedi çantasını omzuna takmadan önce. Hannah da çıktığında Elliot yanlız başına kaldığı ofiste burun kemerini sıktı. Jessica'nın nerede olduğunu bulmak istiyordu. Yine de cinayet davasını bırakamazlardı. Telefonun son konumunu bulmak en az bir hafta alacaktı. Ondan önce Jessica'nın ortaya çıkmasını diledi. Telefonu mesaj sesiyle titrediğinde askılığa astığı montuna ve beresine uzandı. Uçuruma giden yol uzun ve dönemeçliydi. Elliot tüm bu yolu giderken aklında Peter ve Mia'nın nasıl bu uçuruma geldikleri vardı. Yürüyüşçüler ve turistler için bir tırmanış yolu olduğunu uçuruma giden yolun başlangıcında görmüştü fakat o yaştaki çocukların akşamın karanlığında nasıl olmuş da çıkmayı başarmış oldukları oldukça garipti. Kar iğne uçlu ağaçların ve makilerin üzerini beyazla örtmüş ve inanılmaz bir yol manzarası sunmuştu. Orman sessiz ama canlıydı. Elliot kış lastiklerinin bu engebeli yokuşta sorun çıkarmaması için dua ediyordu. Yaklaşık yirmi dakika süren bir tırmanışın ardından Elliot arabayı kenarda bırakmış ve uçuruma doğru ilerlemeye başlamıştı. Ağaçların bitti yerden çıktığında karşısına uçsuz bucaksız bir mavi serilmişti. Karın içinde ilerleyerek uca doğru yaklaştığında sert rüzgar onu devirmek istercesine çarptı. Elliot bir süre uçurumun kenarında durdu. Aşağıya baktığında köpek balığı dişleri gibi sivri kayaları yıkmak ister gibi çarpan sert dalga sesi duyuyordu. Bembeyaz bulutların örttüğü gökyüzünden kar taneleri küçük ve yavaşça iniyordu suya. Keskin kayalar, şişmiş ve çürümüş cesetler gibi suların keyfine uymuş aşağıda sahile vura vura, cansız ve çürük kımıldanır görünürlerken yukarıda, tepedeki kara ve ufak evler, kargalar gibi simsiyah, sanki bu naaşların üzerine inecek zamanı gözlüyorlar ve kayalara konmuşlar, havanın pusu içinde kabarmış, hareketsiz bekleşiyorlardı. Gökte rüzgârın, aşağıda denizin çalkalandığı ve yükseklerde tepelerin indirdiği bu su bolluğu, bu rutubet içinde gecenin ıslak abasını başına çekerek şu yalçın kaya dibinde bir serseri gibi çömelip kayıtsız uykuya varmıştı; ne ses, ne de doğru düzgün aydınlık vardı. Elliot Peter'ı ve Mia'yı resmetmeye çalıştı. Ve birde gizemli şüpheliyi. Eğer kendisi on iki yaşında bir çocuk olsa ve dev gibi bir adama karşı savaşmak zorunda kalsa o da muhtemelen yenilirdi. Elliot ayağıyla yerdeki toprağı eşeledi bir şeyi doğrulamak için. Kar çekildiğinde Elliot ayağının altındaki çakıl taşlarına baktı. Soğuk yüzünden dişleri birbirine vurmaya başlamadan önce arabaya geri döndü ve Matthew'in gönderdiği adres doğrultusunda uçurumu bırakarak ormana yöneldi ve karın yuttuğu sessizlikte daha da içeriye girdi. Tomruk görünümlü oval lambiri ahşaptan yapılmış ev çok büyük olmasa da beş kişilik bir ailenin rahatça yaşayabileceği kadar büyüktü. İkinci katı desteklerle dışarıya taşılmıştı. Dışarıya taşırılan bölüme şahnişler yerleştirilmiş ve yapının cehpe görünümünün oldukça değiştirmişti. Saçak altlarına konulan levhalar evin görüntüsünü güzelleştirmişti. Katlar birbirine içeriden bir merdivenle bağlanmış olmalıydı. Ahşap evin bahçe kısmında taştan yapılmış bir mangal yeri bulunuyordu. Elliot çamur olmuş toprak içinde arabayı park ettiğinde eve doğru yaklaştı. Kapıyı tıklamadan önce evin arka tarafına doğru ilerledi görmeyi beklediği şeyi gördü. Toyota Corolla Verso MPV modelli gri renk araba arka tarafta park halinde duruyordu. Kara kutunun ön camda yanıp sönen ışığını gördü. Tekrar ön kapıya geldiğinde tahta kapıya iki kere sertçe vurdu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE