Mir bedirhan

1504 Kelimeler
Zeyno hafifçe gülümsedi. — “Helal olsun,” dedi. — “O nasıl söz? Senin küçücük bebeğin var. Hem ben çalışmayı severim zaten.” Tam o sırada Nurgül Hanım söze girdi: — “Bitti artık,” dedi. — “Misafirler gelmeden git bir duşunu al, üstünü başını değiştir. Sonra inersin.” — “Tamam abla,” dedi Zeyno. Odasına çıkarken avluda oturan amcasını görmezden geldi. Evet, birkaç gün önce “burası benim” demişti ama hâlâ bu konakta onu istemeyen gözlerin varlığını hissediyordu. Şimdi tartışmanın, hesap sormanın zamanı değildi. Önce ayakta durmalıydı. Kendine ait, kimsenin el uzatamayacağı bir hayat kurmalıydı. Duşunu aldı. Üzerine temiz kıyafetlerini giydi. Saçlarını tarıyordu ki aşağıdan gelen sesler doldu kulağına. Kahkahalar… Konuşmalar… Misafirler gelmişti. Saçlarını aceleyle topladı, hırkasını üzerine geçirip odadan çıktı. Avluya indiğinde ortam iyice kalabalıklaşmıştı. Sofranın başında Devran, Mir Bedirhan ve Vezir oturuyordu. — “Of sofraya bak,” dedi Mir Bedirhan. — “Ulan bu yemekler olmasa gelmezsin ha bu konağa dedi vezir !” Devran güldü. — “Öyle,” dedi. — “Ne geleceğim, sizi her yerde görüyorum zaten.” Kahkahalar yükselirken bir anda Mir Bedirhan’ın bakışları, merdivenlerden hızla inen kadına takıldı. Ağzına attığı sarma boğazında düğümlendi sanki. Bir an yutkunamadı. Zeyno, fark edilmemeye çalışarak sessizce mutfağa yönelmişti ki Devran onu fark etti. — “Zeyno!” dedi. Devran’ın sesi avluda yankılandı. Zeyno durdu. Yavaşça arkasını döndü. Devran ayağa kalkmıştı. Yüzünde alışık olunmayan bir gurur vardı. — “Gel güzelim,” dedi. — “Seni kan kardeşimle tanıştırayım.” Mir Bedirhan hâlâ olduğu yerde donmuşken Zeyno masaya yaklaştı. Devran kolunu uzatıp onu kolunun altına aldı. — “Bu Zeyno,” dedi. — “Kardeşim.” Sonra masadakileri işaret etti: — “Bunlar da Mir Bedirhan ve Vezir.” Zeyno başıyla selam verdi. — “Hoş geldiniz,” dedi sakin bir sesle. — “Hoş bulduk,” dedi Vezir. Mir Bedirhan bir an daha bakakaldı. Vezir hafifçe dirseğiyle dürttü onu. Mir kendine gelip, — “Hoş bulduk,” dedi. — “Sen de hoş gelmişsin.” Ne o ne Vezir, Devran’ın anlattığı kuzeni bu kadar genç, bu kadar zarif hayal etmemişti. Yüzündeki yorgunluk güzelliğini gölgelemiyor; aksine başka bir derinlik katıyordu. Zeyno fazla oyalanmadı. — “Ben bir mutfağa bakayım, abi,” dedi. — “Size afiyet olsun.” Ve sessizce içeri geçti. Onlar yemeklerini zaten mutfakta yemişlerdi; sofranın telaşı geride kalmış, konakta yavaş yavaş çay saatinin dinginliği başlamıştı. Resul Ağa ve Nazgül Hanım odalarına çekilmişti. Yemek yenmiş, çay faslına geçilecekken Zeyno yaptığı tatlıları tek tek, özenle tabaklara yerleştirdi. Şerbeti tam çekmiş baklavaların üzeri ışıkta parlıyordu. Elinden çıkan her şey gibi sessizdi ama emeği belliydi. Tam o sırada Suna mutfağa girdi. — “Çayı terasta içeceklermiş,” dedi. Nurgül Hanım başını salladı. — “Tamam kızım,” dedi. Sonra baklavaların olduğu tepsiye uzanırken ekledi: — “Bizimki uykuya dalmışken şu tatlıları da çıkarayım.” Cümlesi bitmeden Asmin’in ağlama sesi konağın içini doldurdu. İnce ama ısrarcı bir ağlamaydı bu. — “Ay, uyandı bile,” dedi Suna telaşla. Zeyno hiç düşünmeden araya girdi: — “Sen çık,” dedi. — “Ben yardım ederim.” Hızlıca tatlıları tepsiye dizdi. Nurgül Hanım çayı aldı. Birlikte terasa çıktılar. Zeyno başını bile kaldırmadan tatlıları masaya bıraktı. Geri dönüp inmeye hazırlanıyordu ki Devran’ın sesi arkasından geldi: — “İşin yoksa gel otur artık.” Zeyno bir an durdu. — “Yok abi,” dedi usulca. — “Ben Sultan ablayla mutfağa yardım edeyim.” Ve cevap beklemeden yeniden içeri indi. Devran, onun arkasından bir süre baktı. Vezir alçak sesle konuştu: — “Bizden çekiniyor galiba.” Devran başını yavaşça salladı. — “Yok,” dedi. — “O kadar hor görmüşler ki… insanlardan kaçıyor artık.” Bir an durdu, dişlerini sıktı. — “Öyle yaralar açmışlar ki ruhunda, bedeninde…” — “O şerefsizi düşündükçe bacağına değil, kafasına sıkmadığım için kendime lanet ediyorum.” — “Sakin ol lan,” dedi Vezir. — “Olan olmuş artık.” Mir Bedirhan, sanki bu cümleyi bekliyormuş gibi söze girdi: — “Valla ben olsam on ikiden vururdum ağa.” — “Sen merhametlisin. Benim bacıma biri bunları yapacak, onu kazığa oturtmasam adam değilim.” Vezir homurdandı hemen: — “Ooo, sana kalsa gölgenden geçene sıkacaksın zaten,” dedi. Mir Bedirhan sırıttı. — “Adam gibi geçersen sıkmam,” dedi. — “Bak, sen yıllardır her yerimden geçiyorsun ama hâlâ hayattasın.” — “Hem hâlâ anlayamadınız mı oğlum? Sevdiklerimin kılına dokunana merhamet etmem ben. Boşuna ‘deli ağa’ demiyorlar ya bize.” — “Al işte,” dedi Vezir. — “Konu yine bana geldi.” — “Biraz daha konuşursak ihale bana kalacak.” Kahkahalar yükseldi ama Devran’ın yüzündeki sertlik dağılmadı. ⸻ Zeyno, mutfağı toparlamaya yardım ettikten sonra kendine bir çay aldı. Kimseye görünmeden arka bahçeye çıktı. Eski sedire oturdu. Çayından bir yudum aldı. Başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Bir anda, burada oturduğu eski zamanlar düştü aklına. Kaderin sillesini yemeden hemen önceki o gece… Bir insanın hayatında hiç mi güzel anı olmazdı? Olurdu elbet. Ama Zeyno’nunki, anne babasıyla geçirdiği birkaç yılın ötesine gitmiyordu. İçi ağırlaştı. Farkında olmadan dudaklarından bir türkü döküldü: “Sen bir aysın, ben kara gece…” Sesi bahçenin taş duvarlarına çarpıp yankılandı. Kırık ama içten bir sesti; acıyı saklamayan, olduğu gibi duran bir ses. Yukarıda sohbet edenler bir anda sustu. Mir Bedirhan elini kaldırdı. — “Bir saniye,” dedi. Devran ve Vezir aynı anda sustu. Hepsi kulak kesildi. — “Kim bu?” diye sordu Mir Bedirhan. Devran, bakışlarını bahçeden ayırmadan cevap verdi: — “Zeyno.” Ve sustu. Zeyno yukarıda dinlendiğinden habersizdi. Türküyü sanki kendine söylüyordu; geçmişine, kırılan yerlerine, hayatta kalmış olmasına… Mir Bedirhan başını hafifçe yana eğdi. — “Sesi güzelmiş,” diye mırıldandı kendi kendine ama Devran duymuştu. Devran’ın sesi bu kez yumuşadı. Neredeyse gururluydu. — “Onun her şeyi güzel,” dedi. — “Huyu, suyu, aklı, fikri, yüzü…” Bir an durdu. — “En çok da kalbi.” Bahçede Zeyno’nun sesi yükselirken, konakta ilk kez onu sadece yaralarıyla değil, sessiz güzelliğiyle de görenler vardı. ⸻ Misafirler uğurlanmış, konak yeniden kendi sessizliğine bürünmüştü. Devran, Vezir’i ve Mir Bedirhan’ı kapıya kadar yolcu etmiş, bir hafta sonrası için konuşulan düğünün ağırlığı hâlâ omuzlarında dururken içeri girmişti. Ayakları onu istemsizce arka tarafa götürdü. Zeyno, arka bahçede, sedirin ucunda dalgın dalgın oturuyordu. Gözleri bir noktaya takılmıştı ama baktığı yer dünyaya ait değildi sanki. Devran sessizce yaklaştı. — “Gülüm,” dedi yumuşak bir sesle. — “Nereye daldın böyle?” Zeyno irkildi. Bir an toparlanmaya çalıştı. — “Hiç abi,” dedi. — “Öyle… oturuyordum. Bilirsin, sessizliği severim.” Devran başını salladı. — “Biliyorum,” dedi. — “Bilmez miyim? Bilirim de…” Bir adım daha yaklaştı. — “Artık sessiz kalmanı istemem,” dedi kararlı bir tonla. — “Sesin çıksın isterim. İnsanlardan kaçma… özellikle de kendinden kaçma.” Zeyno’nun dudakları titredi. Elini göğsüne götürdü. — “Elimden geleni yapıyorum abi,” dedi. — “Ama şuramda…” Parmakları kalbinin üzerinde durdu. — “Şuramda bir sıkıntı var.” Derin bir nefes aldı. — “Öyle bir sıkıntı ki…” — “Sanki gülsem, mutlu olsam hemen yapışacak yakama.” Devran, onun tam karşısına geçti. Gözlerinin içine baktı; kaçmadan, saklanmadan. — “Bundan sonra hiçbir şey olmayacak,” dedi net bir şekilde. — “Çünkü hem yanında hem arkanda ben varım.” Zeyno başını salladı. — “Susmak yerine konuş,” dedi Devran. — “Anlat, iste. Senin için bir şeyler yapayım.” — “Böyle durma kız.” — “Bağır, çağır.” — “Hakkımı yediniz de.” — “Bana sahip çıkamadınız, şimdi çıkın de.” Zeyno’nun gözleri doldu. Hızla başını salladı. — “Deme öyle abi,” dedi. — “Sen olmasan Urfa’dan buraya benim cenazem gelirdi.” Sesi kısıldı ama devam etti. — “Sen hep gelip alayım seni dedin.” — “Ama ben…” — “Ben düzelir sandım.” — “Geçer sandım.” Başını eğdi. — “Ama olmadı.” Bir anlık sessizlik oldu. Sonra Zeyno başını kaldırdı. Bu kez gözlerinde başka bir şey vardı: kararlılık. — “Ama illa bir şey istememi istiyorsan…” dedi. — “Senden bir hayat istiyorum abi.” Devran kıpırdamadı. — “Yepyeni bir hayat,” diye devam etti Zeyno. — “Biliyorum zor.” — “Ama kendime ait bir hayatım olsun istiyorum.” — “Kimsenin hükmünde, kimsenin tekelinde olmayacak bir hayat.” Devran hiç düşünmeden cevap verdi. — “Ne istersen,” dedi. — “Ne istersen kabulüm.” Zeyno’nun sesi titredi ama netti. — “O vakit okumak istiyorum abi.” — “Bir yandan da iş öğrenmek.” — “Eğer iznin olursa dışarıdan okula yazılmak istiyorum.” — “Bu arada dikiş-nakış kursuna da giderim.” Devran bir an sustu. Sonra gülümsedi. — “Olur gülüm,” dedi. — “Nasıl istersen.” Bir an düşündü, sonra ekledi: — “Bizim Mir’in bacısı var ya…” — “Öğretmen. Atanamadı, çalışmıyor.” — “Onu söyleriz, sana yardım eder.” Zeyno’nun gözleri büyüdü. — “Gerçek mi?” dedi. — “Yapar mısın bunu?”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE