Araba, sileceklerin yetişemediği şiddetli bir yağmurun altında karanlık yolda ilerliyordu. Mir, dikiz aynasından arkada büzülmüş, üstü başı çamur içinde titreyen kadına baktı. Öfkesi henüz geçmemişti ama içindeki o tuhaf huzursuzluk, yerini garip bir koruma içgüdüsüne bırakıyordu. Zeyno ise camdan dışarı bakmıyordu bile. Bakışları koltuğun tabanına sabitlenmişti. Az önce canına kıymaya çalışan kendisi değilmiş gibi, şimdi bu adamın yanında olmanın verdiği o ağır utançla eziliyordu. Mir sessizliği sert bir sesle böldü: — "Kemerini tak," dedi. Zeyno duymamış gibi yaptı. Ya da gerçekten duyamayacak kadar uzaklardaydı zihni. Mir, dikiz aynasından bakışlarını ayırmadan sesini yükseltti: — "Sana diyorum! Tak şu kemeri. Bir de seninle kaza yapıp ölmek istemiyorum!" Zeyno yavaşça başını k

