Mir Bedirhan depodan çıktığında gece daha da koyulaşmıştı. Soğuk hava yüzüne çarptı ama içindeki ateşi söndürmeye yetmedi. Arabaya binerken kabanının yakasını düzeltti; sanki biraz önce orada yaşananlar sıradan bir hesaplaşmaymış gibi. Oysa içindeki fırtına yeni başlıyordu. Motor çalıştı. Farlar karanlığı yararken Mir direksiyona yaslandı. Az önce arkasında bıraktığı adam artık onun için bitmiş bir meseleydi. Şervan, Bedirhan soyadının gölgesinde nefes almayı bile hak etmiyordu. Ama Zeyno… İşte o, Mir’in aklından bir an olsun çıkmıyordu. Bir başkasının namusu olmakla, bir başkasının hayatını taşımak arasındaki o ince çizgide yürüyordu şimdi. Zorla değil; sözle, yeminle, kaderle. Konağa yaklaşırken ışıkları uzaktan göründü. O görkemli yapı, yıllardır nice gelini, nice savaşı, nice ihan

