Fotoğrafları karıştırmaya devam etti, hızlıca bakarken bir resim dikkatini çekti. “Biliyordum.” Dedi içinden, resmi havaya kaldırdı ve kadına doğru uzattı, öfke ve hiddet ile ayağa kalktıktan sonra;
“Öldüğünü biliyordum cadı ama şeytana dönüşeceğin hiç aklıma gelmedi, böyle bir yerde bu şekilde karşılaşmamızın bir tesadüf olmadığını biliyorum, beni ölü halinle içine sürüklediğin durum her ne ise umurumda değil, oradan en büyük acı ile çıkmanı sağlayacağım!” Dwell her zaman yanında götürdüğü ekipmanlarının valizde kaldığının bilincindeydi, kadının ellerini ve ayaklarını sıkıca bağladıktan sonra elini boynuna götürdü, “Umarım o çocukta senin numarandır, çünkü cadı, cehennemin alevlerinden tekrar doğsan dahi sana unutamayacağın bir acı yaşatmak üzereyim.” Boynundaki gümüş haçı sakince çıkardı ve yavaş yavaş kadının yüzüne yaklaştırdı. “Bana valizimi bıraktırdığın için minnettarım, yoksa çok kolay olurdu…” Dwell, haçı kadının ağzının içine soktu ve eliyle sıkıca kadının ağzını kapattı. Yatağın üstüne çıkarak dizi ile kadının bedenine bastırdı, kadın acısından deli gibi çırpınıyordu, çırpınması öyle şiddetliydi ki yatağın ayaklarını ilk saniyelerde kırmıştı. Dwell kadının bembeyaz gözlerine bakmaya devam ederken diğer eliyle de ellerini ve ayaklarını bağlamak için kullandığı bez parçalarından biri ile kadının çenesini sabitledi. Kadının üstünden kalkarak köşedeki tekli koltuğa doğru yürüdü, ellerini birbirine çırptı, oturdu ve ayaklarını üst üste attı. Tam iki gün boyunca kadının aralıksız olarak çırpınışını izledi, “Kurban ettiğin bebekler, kaçırdığın çocuklar ve katlettiğin kediler için lütfen sesin az değil mi?” İki gün boyunca kurduğu tek cümle buydu kadına karşı. İkinci günün öğlen vakitlerinde, merdivenlerin sonunda bir gürültü koptu, Dwell onca çığlığın içinden valizin düşüşünü duyabilmişti, fakat yerinden kıpırdamadı. Dakikalar sonra yatak odasına iki gün önce Dwell’e gelen çocuk belirdi, elinde Dwell’in valizi vardı ve diğer elinde ise bir zarf. Çocuk zorlanarak Dwell’in yanına geldi, valizi yere bıraktı ve elindeki zarfı uzattı, gözlerinin içine baktı. “Daha erken bitirirsin sanmıştık, bitirmek istemediğini söylersen anlarım ama… Zarfı aç” dedi çocuk, Dwell uykusuz ve şaşkındı, çocuğa bakarken zarfı açtı, zarfın içinden demir bir para ve üstünde “İkinci limandaki kaptana ver.” Yazan bir kâğıt çıktı. Çocuk arkasını döndü ve kapıya doğru yöneldi;
“Bay Dwell, yataktaki kadın benim annem… Başladığınız işi bitirin lütfen. Ben yapardım ama onu incitmek istemiyorum.” Dwell çocuğun arkasından bakakaldı, kafasını kadına doğru çevirdi, kadının gözlerinden ve kulağından bolca kan gelmişti. Ayağa kalktı, valizini açtı, üstünde motifler kazınmış demir bir matara çıkardı. Kadının yanına gitti, yatağın kenarına oturdu, kadının çenesini tutan ipi çözdü ve haçını hızla ağzından geri çıkardı. Kadın son çığlığını attıktan sonra hareketsiz bir şekilde kaldı. Mataranın kapağını açtıktan sonra şişeyi kadının dudaklarına götürdü, kadının dudaklarını aralayıp mataradaki suyun kadının boğazından içeri gitmesini sağladı. Kadın birkaç saniye sonra gözlerini açtı. “Su değil bu…” Dwell gözlerinin içine baktı, “Değil ama kendine gelmeni sağlar.” Bir yudumda kendisi içti “Ve bundan fazlası da belki bu günleri unutmanı sağlar.” Bir yudum daha aldı. Kadının ellerini ve ayaklarını çözdükten sonra elinden tutup onu kaldırdı. “Oğlunla mı yaşıyorsun burada?” dedi kadına. Kadın kafasını hızla kaldırdı ve Dwell’in gözlerine baktı, “Oğlum mu?” dedi şaşkınlık ile “Benim oğlum yıllar önce kayboldu.” Dwell kafasını kapıya doğru çevirdi, “Kaybolduğunda dokuz yaşlarındaydı ve üstünde lacivert bir ceket vardı değil mi?” Kadın şok olmuş bir halde Dwell’in yüzüne bakmaya devam etti, “Nasıl…” kadın birden ağlamaya başladı. Kadın ağlarken Dwell de kadının ellerinden tutarak ona moral vermeye çalıştı. “Bak..” dedi Dwell, “Burada olanları sana anlatırsam kafayı sıyırdığını düşünebilirsin, ama zaten ne olduğunu bence çok iyi biliyorsun.” “Ele geçirildim” dedi kadın. “Evet, ele geçirildin. Şimdi yapman gereken bu evi sonsuza kadar terk edip kiliseye yakın bir yere taşınman ve eğer şansın da varsa rahibe olmanı öneririm, çünkü şeytanlar kincil varlıklardır, tekrar geldiğinde kiliseye uzak bir yerde olmadığından emin ol.” Dwell birden kadının ellerini bıraktı, valizini aldı ve kapıdan bir daha dönmemek üzere çıktı.
İkinci limana doğru ilerlerken sürekli etrafındaki insanları izledi, yaşadıkları dünyada neler döndüğüne dair birçoğunun bilgisi yoktu. Acınası halde sokakta oturan çocuklar ve eşlerini savaşa yollayan kadınların arasından geçti, ikinci limana doğru yürümeye başladı. Yolda giderken zarfın içinden çıkan demir parayı sürekli elinde tutuyor ve ne anlama geldiğini düşünüyordu. İkinci liman uzaktan göründüğünde şaşkın bakışlarla etrafı izlemeye başladı. İkinci liman bir limandan çok gemi hurdalığı gibiydi. Biraz daha iç taraflara ilerledikten sonra yaşlı bir adamın eski bir geminin önünde elinde piposuyla oturduğunu fark etti, biraz daha çevresine baktıktan sonra yaşlı adamın yanına gitti. Henüz yaşlı adamın yanına varmıştı ki adam elindeki piposuyla beraber kafasını Dwell’e çevirdi. “Demek sonunda geldin, daha yaşlı olmanı beklerdim.” Dwell bir süre adamın gözlerine baktıktan sonra elindeki demir parayı adama uzattı, “Sanırım bunu size vermeliyim.” Yaşlı adam demir parayı Dwell’in elinden aldı havaya attı ve yere düşerken tuttu, piposunu ağzına koyduktan sonra yeleğinin cebinden bir kese çıkardı ve parayı onun içine attı, kesede Dwell’in verdiğinden hariç birçok demir para daha vardı. “Ve bununla beraber on beş etti, emekliliğe sadece beş tane kaldı.” Dwell hiçbir şey söylemeden adamın yüzüne bakıyordu, adam ayağa kalktı. “Sizi uzun süredir bekliyorlar Bay Dwell, acele etmeliyiz, yolumuz gerçekten uzun.” Adam Dwell’in elinden valizi aldıktan sonra gemiye bindi, Dwell onu ardından takip etti. Valizin ağırlığından adam bir sağa bir sola sendeliyordu, geminin gövdesinin yanındaki demir merdivenlerden aşağıya indi ve kapıyı açtı. “Yolculuğumuz boyunca burası senin, kapını sıkı sıkı kapatmayı unutma, deniz çok dalgalı olduğunda haberin bile olmadan seni buradan alabilir.” Dwell eski demir kapıya dokundu, “Sanırım kapatsam bile fark etmeyecek ki.” dedi kendi kendine. Yaşlı adam valizini bir kenara koyduktan sonra Dwell’e geçmesi için yol verdi, Dwell eski yatağa doğru ilerledi. “Birkaç dakika içinde ayrılıyoruz Bay Dwell.” Adam merdivenlerden yukarı çıktı, tıpkı dediği gibi birkaç dakika sonra geminin motoru büyük bir gürültü ile çalıştı, hafif bir sarsıntıdan sonra gemi artık denize açılmaya hazırdı. Dwell eşyalarını yerleştirdikten sonra Yaşlı adamın yanına çıktı, yaşlı adam dikkatlice limandan ayrılmaya çalışıyor yeri geldiğinde daha iyi görebilmek için gözlerini biraz daha kısıyordu. “Demek sen de tarikatın bir üyesisin.” Dedi Dwell. Yaşlı adam yüzünde hafif bir tebessüm ile cevapladı, “Ben, biz, çocuklar, kadınlar ve ölüler Bay Dwell. Hepimiz tarikatın bir üyesiyiz. Ama bazılarımız asla emekli olamaz, çünkü bizi kovalayan kâbuslar asla peşimizi bırakmaz.” Dwell adamı dikkatlice dinlemeye başladı. “Bundan seneler evvel tıpkı benim gibi bir başka gemi kaptanı bir rahibi başka bir yere götürürken babasından kalma eski bir silah ile intihar etti, denizin tam ortasında, hiçlikte. Nitekim gemideki rahip bunun tam aksini söylüyordu. Ona göre gemi kaptanı ele geçirilmişti ve kendini isteyerek vurmadı. Rahip gemi kullanmayı bilmiyordu, dümeni doğuya doğru çevirerek geldikleri yöne gitmeye çalıştı. Ama bir şey onu engelledi, gemi karaya yirmi kilometre kala denizin dibini boyladı. Tabi rahip canını zor kurtardı, yüzmeyi tam bilmiyordu hipotermi geçirmeden evvel başka bir gemi onu gördü ve kurtardı.” Dwell adamı dinlerken birden lafını kesti, “Neden bu hikâyeyi anlatıyorsun?” Adam gülümsedi, “Bay Dwell, o rahibin çantasında bizim dünyamıza ait olmayan bir şey vardı ve o şeyin peşindeki başka bir şeytan koca bir gemiyi sular altına gömdü. Bunu size anlatmamın sebebi yanınızda taşıdığınız çanta, eğer içinde bizi tehlikeye atacak bir eşya varsa lütfen şimdi söyleyin, söyleyin ki ikimizde tıpkı onlar gibi hiçliğin ortasında başımızı belaya sokmayalım.” “Hayır, yok. Çantamda sadece araç ve gereçler var.” Diye cevap verdi. Yaşlı adam bir an arkasını döndü, “Henüz.”. Dwell yaşlı adamın dediklerine çok takılmıştı, biraz sakinleşmek için kamarasına geri döndü. O günden sonra yaşlı adamla sadece yemek yerken muhabbet ediyordu. Aradan günler geçti, gemi artık Monrovia körfezine yaklaşmıştı. “Bay Dwell birkaç saat sonra körfezde oluruz, eşyalarınızı toplamaya başlayın.” Dwell uykulu gözler ile kaptanı onayladı, eşyaların tekrar valize toparladı.