DWELL CORNHILL (3. BÖLÜM)

1151 Kelimeler
Gemi, Monrovia körfezine yaklaştığında Dwell onu bekleyen bir grup beyaz insanı fark etti, aralarında bir kadın da vardı, “Belladina bu olmalı.” Dedi içinden. Gemi iyice yanaştığında Dwell valizi ile beraber geminin köprüsünden yürüyerek karaya ayakbastı, tıpkı tahmin ettiği gibi oradaki insanlar onu bekliyordu. Diğerleri arkada beklerken Belladina Dwell’e yaklaştı, “Bay Dwell, çağrımıza cevap verdiğiniz için teşekkür ederiz, Monrovia’ya hoş geldiniz!” Kadının Fransız aksanı vardı, ne dediğini çok net anlaşılmasa da akıcı İngilizcesi bu açığı kapatıyordu. Dwell birkaç adım öne giderek Belladina’nın elini sıktı, “Memnun oldum Bayan Belladina, buraya kadar gelmeme rağmen neden bana ihtiyacınız olduğunu hala merak ediyorum doğrusu.” Belladina Dwell’in elini bırakmadan konuşmaya devam etti, Dwell’in kulağına iyice yaklaştı. “Bir nesne var Bay Dwell, arındırılması veya yok edilmesi gerek.” Dwell, Belladina’nın bu söylediklerini duyduktan sonra gemi kaptanının ona anlattığı hikâye aklına geldi, biraz irkilmiş olsa da artık başka çaresi yoktu. “Önce arındırmayı deneyelim Bayan Belladina, yok edilmesini daha sonra konuşuruz.” “Anlaştık o zaman.” Belladina Dwell’in elini bıraktı ve ilerideki arabayı işaret etti, “Yolumuz biraz uzun Bay Dwell ne kadar hızlı olursak o kadar iyi.” Belladina önden ilerlerken, Dwell onu takip etti. Siyah arabaya bindiler, bir şoför, şoförün yanında başka bir adam arkada ise Belladina ve Dwell vardı. Yedi, sekiz saatlik bir yolculuktan sonra kırsal bir alandaki kazı alanına geldiklerini fark etti Dwell, “Burası neresi?” dedi sakin bir ses tonu ile. “Üyelerimizden birisi yaptığı araştırmalar sonucunda burada yaşayan bir kabile olduğunu keşfetti, tabi kabile yüzlerce yıl önce ortadan yok olmuş, ama yok olmalarının ardındaki sebebi merak eden üyemiz olayları biraz daha araştırdıktan sonra buna bir nesnenin sebep olacağını düşünmüş. Bize ulaştı ve bizde kazı ekibimizi buraya yolladık ve tıpkı şüphelendiği gibi bir nesne bulduk. Fakat nesneye dokunmak çok sakıncalı olduğundan sizi buraya çağırdık.” Dwell Belladina’ya doğru yüzünü çevirdi, “Ben genelde kötülüğü insanlardan kovarım Bayan Belladina, nesnelerden hiç kötülük kovmayı denemedim.” “Nesne ve insan, ikisinden de kötülük kovulabilir Bay Dwell, ama önce bunu denemeliyiz değil mi ?” Dwell bir kez daha yüzünü Belladina’ya çevirdi, “Tarikatın herhangi bir üyesi bu kovma işlemini yapabilirdi Bayan Belladina, neden ben?” dedi. Belladina yüzündeki ufak bir tebessüm ile Dwell’i cevapladı, “Bunu bir kabul töreni gibi düşünün Bay Dwell, tıpkı anneniz, babanız ve diğerleri gibi.” Dwell camdan dışarı bakarken araba iyice kazı alanına yaklaştı, biraz ilerde beyaz çadırın hemen yanında durdu. Dwell kapıyı açtı, Belladina’nın kapısı ise ön tarafta oturan adam tarafından açıldı. Dwell ve Belladina çadıra girdiler, çadır uzaktan küçük gibi görünse de yaklaştıklarında gerçekten büyük olduğu ve büyük bir alanı kapladığı fark ediliyordu. Çadırdan içeri girdiklerinde birkaç kişinin çadırın kapladığı toprak alanda hala kazı yaptığını gördüler fakat hiç kimse tam ortasındaki tahta maskeye yaklaşmıyordu. Dwell biraz yaklaşarak maskeye doğru baktı, kolundaki dövmelerden bir tanesinin olduğu yer sızlamaya ve acımaya başladı. Dwell dövmenin olduğu yeri tutarak sıkıca bastırdı, “Bir sorun mu var Bay Dwell?” dedi Belladina, Dwell ise acısından hala kolunu tutuyor ve gözlerini kısıyordu. “Bu ne normal bir nesne ne de normal bir kötülük Bayan Belladina.” Dedi acı bir ses tonu ile. “Ömrümde sadece böyle bir acıyla bir kez karşılaştım ve yine aynı sebeplerden ötürüydü, küçük bir kız çocuğu ele geçirilmişti, fakat içindeki şey her zaman karşılaştığımız şeytanlardan değildi, yine de ağzından bir kelime dahi alıp ne olduğunu anlamadım. Çok geçmeden kız öldü içindeki ise bir sonraki bedenini aramak üzere oradan ayrıldı.” “Yani demek istediğiniz Bay Dwell?” Dwell, Belladina’nın yüzüne baktı, “Demek istediğim Bayan Belladina bu nesneyi yok edebileceğimizi sanmıyorum, elimize bir çekiç alıp onu paramparça etsek dahi sadece bu kötülüğü çoğaltmış oluruz, canlı bir şey olsaydı benim tavsiyem onu kutsanmış bir kutunun içine hapsetmek ve ölse de çürüse de orada kalmasını sağlamak olurdu. Bu bir nesne olduğundan sanırım kokudan endişe etmemize gerek kalmadan onu kutsanmış bir kutuya hapsedebilirim.” Belladina’nın yüzünde bir gülümseme oluştu, sevinçten gözleri kısılmıştı; “Biliyordum.”   Dwell ne olduğunu anlamadığından etrafa bakmaya başladı, “Neyi biliyordun?” “Senin buna layık olduğunu.” Belladina arkasında bekleyen adama işaret etti, adam birkaç dakika sonra elinde demir bir çanta ile geri geldi. Dwell çantaya bakmaya devam ederken aklına aniden gemi kaptanının anlattığı şeyler geldi. “Durun!” Belladina çantayı açmıştı ki Dwell’den gelen bu uyarıyla duraksadı; “Sanırım bu şeyi çantaya koysakta onu tamamen hapsedemeyiz, çantayı bana verin Bayan Belladina!”   Belladina ne olduğunu anlamadan Dwell çantayı onun elinden bir çırpıda çekti ve yere koydu. Adama, ona valizini getirmesini söyledi, adam koşarak valizini aldı ve getirdi. Dwell valizini açtı ve içinden kutsal suları çıkardı. “Şimdi yapmamız gereken son şey bu nesneyi çantaya koyduktan sonra tamamen mühürlemek olur, Bayan Belladina bana mektubu buradan yazdığınızı var sayıyorum, lütfen bana elinizde zarfı mühürlemek için kullandığınız mumlardan olduğunu söyleyin!” Belladina yüzündeki şaşkınlıkla cevapladı, “E-evet elbette var.” Kalan tüm mumları getirmesini söyledi. Adam bu sefer birkaç dakika sonra elindeki mumlar ile geri geldi, Dwell küçük bir ateş yaktıktan sonra mumları demir kâsenin içine attı ve eritmeye başladı, bu sırada çantasından çıkardığı kutsal suları valizin içine döktü bunu yaparken de sürekli kendi kendine “Lütfen akıtma, lütfen akıtma!” diyordu. Dwell’in tahmin ettiği gibi valiz su geçirmezdi ve içine döktüğü kutsal sudan bir damla dahi dışarı akmıyordu. Mumlar eridiğinde Dwell hızlı bir şekilde tahta maskeyi alıp valizin içine doldurduğu kutsal suyun içine attı, elindeki bir peçete ile maskeyi tutarak iyice suyun içine daldırdı. “Hadi tüm suyu içine çek bakalım.” Birkaç dakika sonra maske tamamen suyun içine dalmıştı fakat Dwell’in kolundaki acı biraz hafiflese de yok olmamıştı. Dwell valizi kapattı ve kilitledi, valizin kenarlarını erittiği zarf mumları ile mühürlüyordu bir yandan da incilden bir ayeti yerde bulduğu küçük bir sopa ile muma yazıyordu. Valizin etrafını tamamen mühürledikten ve ayeti yazdıktan sonra kolundaki acı tamamen kesildi. “Ve işte bu kadar Bayan Belladina, tamamen mühürlendi. Ama sadece birkaç yıl idare edebilir ondan sonra bu işlem tekrar yapılmalı ve tekrar ve tekrar.” Dwell valizi kaldırıp Belladina’ya uzattı. “Oh, hayır Bay Dwell, o artık size ait. Onu evinize götürmenizi ve ona sahip çıkmanızı istiyoruz ve bu arada tarikatımıza hoş geldiniz.” Dwell kolu ileride ucunda valiz ile Belladina’nın gözlerine bakakaldı. Gemi kaptanının anlattığı tüm hikâye aklından hızlı şekilde geçiyordu. Dwell valizi yere koydu ve kafasını yukarı kaldırdı, derin bir nefes aldıktan sonra “Bana yıllar önce denizde batan geminin hikâyesini anlatır mısınız Bayan Belladina.” Belladina şaşkın şaşkın Dwell’in yüzüne baktı, “Yani, şey… Arada küçük kazalar olabiliyor Bay Dwell.” “Ve benim bu şeyi bir gemi ile evime götürmemi mi istiyorsunuz?” Belladina kafasıyla Dwell’i onayladı, “Kendinizden şüphe mi ediyorsunuz Bay Dwell, az önce bize onun tamamen mühürlendiğini ve zarar veremeyeceğini söylediniz. Ve korkmayın Bay Dwell yanınızda duran nesne bir gemiyi batıramaz fakat onu iyice mühürlemediyseniz denizin ortasında kaptan ve siz birbirinizi yemekten büyük zevk duyabilirsiniz. O şey burada bir yamyamlığa sebep olmuş Bay Dwell, buradan toplağımız neredeyse her kemiğin üstünde insanlara ait diş izleri var.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE