Saksağan

1310 Kelimeler
Maral derhal belindeki hançeri çekerken aynı şekilde Cort’un elinde de buzdan bir kılıç belirmişti. Rose’un yardımcıları onun Asya’yı balkondan sarkıtmasına şaşırırken onu koruma isteğiyle elleri silahlarına gitmişti. “Bırak onu!” diye bağırdı Maral öfkeyle ancak Astrid arkadaşlarının önüne geçti. Tüm gözler ona dönünce sessizce dudaklarını oynattı. “Bir planı var, aralarına girmeyin.” Kimse silahını indirmeyince kaşlarını çattı, herkes silahını bilinçsizce indirirken kendini beğenmiş bir gülümseme dudaklarında dolaştı. Herkesin zihnini serbest bırakırken Maral hırladı ona. “Asya,” diyen Rose’un sesi aralarında dolaştı, şimdi onu biraz daha sarkıtmıştı “beni durdurabilirsin!” Asya tek elini kaldırınca Rose o elinin bileğini de tutup sırtına dayadı. “Eller yok, dilini kullan!” Asya ayağıyla onun dizine sertçe vurdu, Rose’un elleri gevşeyince düşecek gibi oldu ama çabuk toparladı. Tekrar doğrulmuş ve ellerini kullanacaktı ki suratına sağlam bir yumruk yedi, yana savrulurken tekrar ellerini arkasında, kendisini de balkonun demir parmaklarından sarkarken buldu. “Sana dedim ki; bana durmamı söyle! Bunca zaman bekledik, yapabileceklerini yapmayı denemeyen birini kabul eder miyim sanıyorsun?” Asya’nın gözleri doldu, babasının sesi kulaklarında çınlıyordu. Demirlerden biraz daha sarkınca yıllar sonra ağzından bir ses çıktı ve çığlık attı. Ancak Rose durmadı ve onu biraz daha sarkıttı, elinden kurtulsa bile artık dengesini sağlayıp kurtulması imkânsızdı. Maral, Cort veya Astrid neden hala müdahale etmemişti. Rose çok mu kalabalık bir grupla gelmişti onun derdi neydi? “Bu son uyarım kızım, bana durmamı söyle!” tam onu biraz daha sarkıtmıştı ki cızırtılı bir ses daha duyuldu. “Dur!” Hepsi bir an için şaşkınlıkla öylece bakakaldı, Rose’un eli gevşemiş olacak ki biraz daha kayan Asya demir parmaklıklardan aştı. “Asya!” diye çığlık atan Rose genç kızı tutamamıştı. Ancak hemen yanında beliren pullu bir yüzle rahat bir nefes aldı. Asya sudan oluşan bir şerit tarafından tutulmuştu. Cort onu tekrar balkona bıraktığında yumruğunu yavaşça Rose’un omzuna geçirip fısıldadı. “Aferin kızım!” Asya’yı az kalsın öldüreceğini düşünen Rose hiç öyle hissetmiyordu. Derin nefesler alıyor, tıpkı Asya gibi sakinleşmeye çalışıyordu. Asya ellerini hareket ettirince elini kaldırdı. “Artık değil Asya, artık konuşarak anlatacaksın,” solukları hala çok sıktı başını kaldırıp Asya’ya baktı genç kızın da en az onun kadar şaşkın olduğunu görüyordu. Gözlerinden hala yaş boşalıyor olayın şokunu atlatamamış gibi görünüyordu. Derin bir nefesi daha ciğerlerine gönderen Rosa nihayet sakinleşince Asya’nın yanına gitti. Astrid geride duruyor olaya müdahale etmiyordu ama Maral her an üzerine atlayacakmış gibiydi. “Evet,” dedi sanki çok sıradan bir olay yaşanmış gibi “nerede kalmıştık?” Asya ona kocaman açtığı gözleriyle baktı ancak Maral hiç öyle bakmakla yetinmeyecekti. Rose’un üstüne atlamak için adım atmıştı ki gene kendi bedeninin kontrolünü kaybettiğini fark etti. Geriye gidiyordu, tam Astrid’in yanına geldiğinde durdu. Astrid onun gözlerine bakıp zihnine fısıldadı “Bu bir kazaydı Maral ve onların arasındaki bağı güçlendirdi. Bu onlar için iyi bir fırsat sakın müdahale edip aralarına girme.” Olanlardan habersiz Rose kendisine şaşkınlıkla bakan genç kıza hitaben konuştu. “En iyisi çay eşliğinde konuşmak, hem Johan’da bizi bekliyor. Sana son sınanmaya kalanlar hakkında bilgi vermek istiyordu,” dedi. Rahat tavrına rağmen olayın şaşkınlığı hala üzerindeydi. Az kalsın seçilmişi kazayla öldüren kişi olarak yıllıklara geçecekti. Gergince yutkundu, ailesinden ona katılan yardımcılarıyla göz göze geldi aynı şeyi onlarda düşünüyor olacak ki korku dolu gözlerle ona bakıyorlardı. Asya son sınamaya kalanlar ile ilgili ılımlı hatta sıcak bir tutum sergiliyordu, bu olayın sonunda belki o da kendisinden önceki seçilmişler gibi Rose ve diğer son sınamaya kalanları istemeyecekti. Eliyle yardımcılarına geride durmalarını işaret etti. Onlar uzaklaşınca ki Cort ve Astrid’de uzaklaşmıştı ama Maral hemen diplerindeydi, boğazını temizleyerek Asya’nın dikkatini ona vermesini sağladı. “Bak, üzgünüm. Ben sadece senin zorlanmadan konuşmayı denemeyeceğini düşündüm ve bu yüzden böyle davrandım. Benim yüzümden son sınamaya kalanlar konusunda…” “Hayır,” dedi Asya zorlanarak sesi öyle pürüzlüydü ki, bu normal mi emin olamadı. Oysa sesinin daha güzel olduğunu sanmıştı. Rose’un sözünü kestiği için bir an pişman oldu ama sonra bu konudaki tutumundan emin olması gerektiğini düşündü. “Seni anlıyorum ve,” deyip nefes aldı ve ellerini kullanmak için kaldırdı ama Rose eline vurdu. “Konuş, ilk zamanlar zorlanırsın ama kendine başka bir seçenek tanıma,” dedi. “Son sınamaya kalanlar düşmanım değil,” dedi. Boğazı yanıyordu, “sizin örgüt için vazgeçilmez olduğunuzu düşünüyorum,” dedi. Asya’nın eli boğazına gidince Rose geriye seslendi. “Fabien, boğazı için bir karışım hazırlasınlar,” durup Asya’ya döndü “Herhangi bir şeye alerjin var mı?” Asya başını olumsuz anlamda sallayınca Fabien denilen kişiye döndü tekrar “Çok ağır bitkiler karıştırılmasın yine de,” dedi. Genç adam onu onaylayıp hızlıca yanlarından ayrıldı. “Galiba bana artık borçlusun,” deyip önden yürümeye başlayınca Asya göz devirdi. “Ölüyordum!” “Bu önemsiz bir ayrıntı, neyse bir gün bunu hatırlatıp senden bir iyilik isterim.” Asya derin bir nefes alıp arkasından yürüdü. İkisi de Johan’ın beklediği odaya kadar başka bir şey konuşmadılar. Kapıyı çalıp gir sesiyle açtıklarında odadan onlara doğru yoğun bir ses dalgası çarptı. Herkes ikişerli gruplar halinde bazı evrakların üzerinde çalışıyor, fısıltılar birleşip uğultu olarak ortalığı inletiyordu. Johan gelenleri görünce konuştuğu gruptan ayrılıp masasına doğru yürüdü. “Bana biraz izin verin arkadaşlar,” dedi, masanın başına geçip kendini koltuğuna bıraktı. Üzerindeki lacivert takımda tek kırışık yoktu ama Johan sanki tüm gece çalışmış gibi yorgundu. “Hoş geldiniz kızlar, buyurun oturun lütfen,” dedi masadaki telefonu alıp bir tuşa bastı karşıdan ses gelince “Bize üç çay lütfen,” dedi Rose elini kaldırıp iki diye gösterince Johan düzeltti “İki oldu, teşekkürler.” Asya’nın önüne bir dosya uzattı, Asya almak için uzandığında geri çekip ona tehditkâr bir ifadeyle baktı. “Burada son sınanmaya kalanlara dair bilgiler var ancak bilmeni isterim ki hayatlarını zindana çevirmene izin vermeyeceğim.” Asya zihnindeki anılarda babasından önce sınananları taradı ama o ilgiye bir türlü ulaşamadı. Nedense ki bunun nedenini anlıyordu, sınamada kimin ne kadar ilerlediğine dair bir bilgi yoktu. “Anlıyorum,” dedi zorlanarak Johan ona şaşkınlıkla bakınca Rose’u işaret etti. “Beni öldürmeye çalışırlarsa kendimi koruyabilirim değil mi?” “Sesi çok çirkin değil mi?” diye sordu Rose keyifle arkasına yaslanırken “Saksağana benzemiyor mu?” “Onu öldürmeye mi çalıştın Rose?” diye sordu sertçe Asya’nın sesini duymuş olmanın verdiği şaşkınlığı çabuk atlatmıştı. “Ve o hala neden yanında öyleyse?” diye sordu Asya’ya dönerek. Burada neler oluyordu? “Bu ufak bir detay,” dedi Rose “Ayrıca asıl amacım öldürmek değildi ama öldürseydim muhtemelen bana minnettar olacak büyük bir güruh olurdu,” dedi. Asya ona baygın bakışlar gönderince omzunu silkti “Üzgünüm ama bu da bir gerçek.” “Muhtemelen sen bunu asla görmezdin,” dedi Asya sonra Johan’a döndü “Konuşturmaya çalışıyordu,” dedi. Sanki yeterliymiş gibi ama olmadığını biliyordu. Çaylar gelene kadar ikisinin atışmasını izledi, Asya kısa cevaplar veriyordu ama yine de Rose’u anlamaya çalışıyor onu arkadaşı gibi görüyordu. Johan bunun ayırımına varınca bir an onu babası yüzünden yargılamadan inceledi. Bu kız, Johan’a Burak’ın yaşattıklarını Rose ya da diğerlerine yaşatmayacak gibi duruyordu. Gerçi bu bir oyunda olabilirdi. Rose ve Johan kendi çayından birer yudum içecekleri sırada Rose’un yardımcılarından biri elinde bir kupa bitki çayıyla geldi ve onu Asya’ya uzattı. Johan adamın yüzünü inceledi ancak yüzünde hiçbir kınayıcı bakış yoktu, sadece saygı izleri görülüyordu. Asya çayı alıp kokladı sonra Rose’a baktığında Rose bardağı gösterdi. Çaydan ilk yudumu alan genç kızın yüzü ekşidi Rose kıkırdadı ancak bunun onun sesine iyi geleceğini söyledi. Ayrıca akşam doktor göndereceğini de eklemişti. Odanın kenarlarına ilişenlerden Cort gerek olmadığını kendisinin ilgileneceğini söylese de Rose onun bu boyutun seçilmişi olduğunu unutmamasını söyledi. Johan çayından bir yudum daha aldı, kendisi de Burak’la böyle olmayı öyle çok isterdi ki bir an boğazına içtiği çay dizildi. Hızlıca bir yudum daha aldı. Asya’nın kendisine dikkatle baktığını görünce o da bakışlarına karşılık verdi. Genç kız çayı sehpaya bırakıp ona elini uzattı. Johan anlamayınca açıkladı. “Sana ne kadar güvendiğimi bence belli ettim, bana güvenebilir misin Johan?” dedi. uzattığı ele baktı, ne sunduğuna dair en ufak bir fikri yoktu, düşmanlarının kanıydı, bu kıza güvenebilir miydi yada doğrusu güveniyor muydu?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE