Johan genç kızın ona uzanmış eline baktı, alaylı bir gülüş dudaklarından sesli bir nefes eşliğinde yüzüne yayıldı.
“Baban, öz baban birçok adamımın ölmesinin baş sorumlusu?” dedi neredeyse fısıltı sayılabilecek bir sesle masada ona doğru eğildi “şimdi bunları unutmamı ve sırf Rose’la iyisin diye sana güvenmemi mi bekliyorsun? Burak deliliğini sana geçirmiş! İki babandan da mükemmel özellikler kapmışsın,” dedi sandalyesine geri yaslanarak.
“Sadece bir an için, küçücük bir an için benim sana güvendiğim kadar bana güvenemez misin?” diye fısıldadı Asya. Artık daha fazla konuşacak durumda değildi, diliyle söyleyemediklerini kalbinde hissederek baktı Johan’a. Bir anlık güvendi istediği, başka bir şey değil.
Gerçi Asya, Johan’ın gözlerinde gördüğü duyguları ve imrenmeyi belki de yanlış anlamıştı ve bağ kurulmayacaktı ama içinde, derinlerinde bir ses Johan’ın da son sınanmaya kadar geldiğini söylüyordu. Babasıyla bağ kurulmadığına göre belki kendisiyle kurar diye düşünmüştü. Fakat Johan çok fazla şey görmüştü ve ruhu çok fazla acıyla budanmıştı. Gerçekten bağ kuracak durumda mıydı? Kitabın, ışığın ya da bilincin yanılmayacağını umuyordu ve güvendiği tek şey buydu. Kitap seçtikleri konusunda yanılmazdı. Neye göre seçtiğini hala tam olarak anlayamamıştı ama yanılmazdı!
Asya’nın tüm umutları uzayan sessizlikte bir bir yıkılırken omuzlarını düşürdü, belli ki Johan o eli tutmayacaktı.
“Pekâlâ,” deyip elini indireceği sırada Johan elin uzatıp tuttu. Aslında o bunu refleksle yapmıştı, Asya ona göre hala bir çocuktu ve bir an ümitlerini kırdığını fark etmişti. Bir anlık güvenden zarar gelmezdi.
“Sana şuan senin bana güvendiğin gibi güveniyorum,” dedi ve iç çekip devam etti “ne diyeceksen çabuk söyle!”
O anda içinde çağlayan gücü, ışığı elbette tanımıştı! Nefesi kesilirken yavaşça ayağa kalktı, gözleri tutuşan ellerinden Asya’nın ışıldayan gözlerine kaydı.
“Bu…” dedi ama devamını getiremedi, Asya omuzlarını silkti ve ağzında geveledi.
“Işık seni takdir etti.”
Aklına düşen dün geceye ait görüntülerde benzer bir tokalaşmanın Asya ve Rose arasında gerçekleştiğini ve Asya’nın aynı zırvalığı söylediğini hatırladı.
“Beni geçiştirme çocuk!” diye kızgınca söylendiğinde içinde çağıldayan tüm damarlarını dolaşan gücün artık sakinleştiğini hissetti. Sanki yıllardır oradaydı ve şimdi bu tokalaşma onun kilidini açmıştı.
“Bu bağ!” gözleri tekrar Asya’yı bulduğunda Asya’nın gözleri irileşmişti.
“Ben bana inanmayacağınızı düşünmüştüm,” dedi zorlukla. “O yüzden…”
“Bunu nasıl yapabilirsin?” Johan elini çekmeye korkuyordu fakat Asya elini çekince hala karıncalanan eline baktı. “Bunu yüz yılladır kimse yapamıyor!”
“Her seçilmiş nasıl bağ kuracağını kendi bulmak zorunda yani sanırım böyle emin değilim bu kendim bulmak zorunda olduğum bir ilgi ve galiba her seçilmişin kendine özel.”
“Kaç kişiyle?” diye sordu Johan dehşetle açılmış gözleri Asya’nın her bir hareketini içercesine inceliyordu. Sanki en ufak ayrıntıyı kaçırsa ya da şuan olduğu durumu milim bozarsa kurduğu bu bağ bozulacak gibi hissediyordu.
“Seninle üç oldu,” dedi genç kız “Sen, Rose ve Uğur.”
“Son sınanmayla ilgisi?” diye sordu, beyni öyle şiddetli çalışıyordu ki kulağına çalışan çarkların sesinin geldiğine ve kafasının üstünden buhar çıktığına yemin edebilirdi.
“Alakası var mı bilmiyorum, fakat sanki bağ onlarla seçilen arasında kuruluyor gibi geldi…” dedi ellerini iki yana açarak. Johan odanın köşelerinde dikilen Maral, Astrid ve Cort’a tek tek baktı.
“İlgisi var mı?”
“Bağ onlar için var ancak her hangi bir kutsanmışla da kurulabilir,” dedi Cort sakince.
“Oturabilirsin,” dedi Astrid, Johan’ı köpürtecek kadar sakindi üçü de onlara göre öyle sıradan bir olaydı ki… “Bağ bir kez kurulur ve devamlıdır, geri alınamaz.”
“Bunu benden gizlemen haksızlık,” diye mırıldandı Rose, alındığı her halinden belliydi. “Bana inandığını ve güvendiğini söyledin,” dedi. Asya cevap vermek için ağzını açamadan Astrid sertçe karşıladı onu.
“İlk andan itibaren ihtimal bile vermeden bizim bir şeyler yaptığımızı düşünmüşsün, bunu zihninde gördüm. Sabah geldiğinde tüm şüphelerin Akira’nın üzerineydi öyle emindin ki Asya ne söylerse söylesin ve ispatlayabilse bile tam olarak inanmayacaktın. Şimdi tutup onu suçlayamazsın,” dedi.
Johan masadan kalkıp Asya’nın yanına geldi gözleri olanlara hala inanamadığını söyler gibiydi.
“Sen,” dedi Asya’nın kollarından tutarak “bize öyle büyük bir kaybı geri verdin ki kızım bundan böyle kimsenin sana kaşını ile çatmasına izin vermeyeceğimi bilmeni isterim. Çok üzgünüm Asya, yaşadıkların ve söylediğim her şey için… Ve tüm kalbimle teşekkür ederim böyle olgun ve merhametli olduğun için,” dedi. Asya’ya sarılırken kalbi minnet ve şükürle doluydu.
Ertesi gün Johan çoktan ailesine ve diğer ailelere haberi göndermişti bile, sabah kalktıklarında ki gün doğumunu beklemek Asya’ya hiç bu kadar zor gelmemişti, doğruca geçide gidip Omar’ın bölgesine gittiler. Son sınanmaya kalanlardan biri aslında Asya’ya çok da yabancı olmayan biriydi, henüz tanış olmasalar da ikisinin de ortak bir tanıdıkları vardı; Femi.
Omar’ın ailesinden Femi’nin kız kardeşi, Kim ailesinin liderinin kızı Yu Jin ve son olarak Gül’ün kuzenlerinden birinin oğlu Hüsrev Memmedov.
Johan hepsinin en hızlı şekilde Omar’ın bölgesine gelmesini istemişti fakat Asya’nın isteği üzerine bağ onlara kesinlikle duyurulmayacaktı. Omar onları daha geçitteyken karşılamış ve Asya’ya sıkıca sarılmıştı. Femi’nin kardeşi Fira antrenman yapıyordu ve tıpkı Asya’nın istediği gibi hiçbir şeyden haberdar değildi. Omar onun son sınanmaya kalmasından ötürü gergin olduğunu ve Asya’yla tanışmaktan özellikle kaçındığını söylüyordu. Femi’de aynı nedenden gergindi, Omar’ın bölgesine girdiklerinde onu kapının girişinde beklemesi de tam bu yüzdendi.
“Eğer kardeşim için oynadığın bir oyunsa, ona zarar veremeyeceğini bilmelisin!” dedi öfkeyle.
“Benden beklentinin bu kadar düşük olması kalbimi kırıyor,” dedi Asya ona aldırmadan yanından geçip giderken “Ayrıca beni çalıştırmaya gelmiyorsun ve Akira ile İdril beni öldürmeye yemin etmiş gibiler. Yarın sabah gelip beni onların elinden kurtarırsan memnun olurum hatta mutluluktan ağlayabilirim,” dedi. Sesi hala korkunç bir cızırtıya sahipti. Akira ve Cort böyle olmaması gerektiğini düşünüyorlardı ama şimdilik Asya için sorun yoktu.
“Konuşuyorsun,” dedi Femi şaşkınlıkla.
“Şaşırdığın şey bu mu Femi?” diyerek arkasında kalan kadına dönüp ters ters yürürken. “Hadi kardeşine gidelim, senden betermiş öyle diyorlar, sence bağ kurmadan önce beni öldürmeye falan kalkar mı? Bu konuda gerçekten çok endişeliyim,” dedi. Johan ve Omar bu itirafına gülerlerken Femi umduğu konuşmayı yapamamış olmanın hırçınlığını ve Asya’yı her zamanki gibi bulmuş olmanın verdiği rahatlığı aynı anda yaşıyordu. Uzaklaşmaya başlamış genç kıza hızlı adımlarla yetişti.
“Bak onunla uğraşmaman konusunda ciddiyim Asya,” dediğinde genç kız ona cık cıklayarak başını salladı.
“O da senin gibiyse ben kısa yoldan döneyim bence,” dedi sonra gözleri Maral’ı gördü. “Beni korursun değil mi Maral?”
“Söz veremem,” diyen savaşçıya gözlerini pörtleterek bakınca omzunu silkti Maral “bağ her zaman güle oynaya kurulmaz bazen kan ister.”
“Ciddi olmadığını var sayıyorum,” dedi Asya önüne dönüp düz yürümeye başlayarak. “Gidip konuşacağım, korkumu belli etmeyeceğim, her şey güzellikle olacak,” iç çekti stresli olduğu o kadar belliydi ki Johan ve Omar’ın ona merhametle bakmasına neden olmuştu. Omar genç kızın omzuna tutup yavaşça sıktı.
“Fira sert ve güçlüdür ancak çokta akıllı bir kızdır, ailem onun seçileceğinden çok umutluydu. Bizim için büyük bir hayal kırıklığı olmuştu, üstelik seçilmişi bulmaya nasıl ihtiyaç duyduğumuzu tahmin dahi edemezsin. Şimdi ailem çok başka bir şekilde senin tarafından onurlandırılıyor, en baştan beri, öz babanın kim olduğu önemsememiş ve Işığın seni seçmesinin bir nedeni olduğunu düşünmüştüm. Haklı çıkmış olmanın gururunu yaşıyorum, inan bana genç seçilmiş Fira senin onunla bağ olmasa da iyi bir ilişki kurmaya çalıştığını anlayacaktır.” dedi.
“Femi’nin kardeşi olmasından ötürü hala çok tedirginim ve Rose’un ondan korkmam için elinden geleni ardına koymadığını da düşünürsek,” dedi ellerini açıp kapayarak, bugün konuşurken canı yanmıyordu neyse ki ve aslında çok konuşkan biri olduğunu keşfetmişti “Rose’u yaptıkları bir yarışmada neredeyse öldürüyormuş!” diye fısıldadı sanki Omar bunu bilmiyormuş gibi.
Çalıştıkları düzlüğe yaklaştıklarında Asya sessizleşti, ne diyecekti sahi? Diğerlerinde ya içinden geldiği gibi davranmıştı ya da Rose’da olduğu gibi kendiliğinden gelişmişti. Şimdi bağı kurmak için ne yapması gerektiğini bilemiyordu. Etrafı çitle çevrilmiş toprak alan görüş açılarına girince Asya olduğu yerde durdu.
“Waen benimle bağ kurmadan önce bana dair tüm acının, mutluluğun ve hatta hayallerin onun içinde köpürdüğünü gördüm Asya, onları hissettin değil mi?” diyerek diğer tarafında sessizce dikilen Rose ve Johan’ı işaret etti Asya onu başıyla onaylayınca devam etti. “Öyleyse kalbine güven, onu hisset ve onunla kalbinle konuş çünkü bağ zihinlerde değil kalplerde kurulur,” deyip onu ittirdi “Git hadi, o korkusuzsa bir korkakla bağ kuramaz,” dedi.
Asya derin bir nefes alıp öne bir adım attı ve bir adım daha çitlere yaklaştıkça hızlandı, arkasındakilerle arasında baya mesafe bırakmış olmalıydı zira artık onları duyamıyordu. Çitlere gelince kan ter içinde karşısındaki ile uzun bir kılıçla mücadele eden kızı tüm kalabalığın içinden kolaylıkla seçti. Çite yaslanıp ona seslendi.
“Fira!” içerdeki çiftlerden onu fark edenler tek tek mücadelelerini bırakıp ona dönerlerken Fira henüz yenişemediği rakibinden dikkatini ayırmamıştı. Gözleri onun hamlelerinde, vereceği açığı bekliyordu.
“Fira!” diye seslendi tekrar.
“Bekle!” dedi Fira hırsla soluyarak hala ona seslenen kişiye dönüp bakmamış rakibine ardı arkası kesilmeyen darbeler indiriyordu.
“Fira baksan iyi olacak,” dedi sahadakilerden biri.
“Arkadaşını dinle Fira,” dedi Asya, ancak Fira buna kızmıştı.
“Bekle dedim sana!” rakibine daha sert darbeler savuruyordu. Anlatılandan daha güçlü ve mahir olduğu kesindi.
“Fira!” diye seslenince rakibine tekme atıp düşmesini sağladıktan sonra nihayet sesin geldiği yöne dönerken neredeyse hırladı.
“Sana beklemeni söyledim!”
Asya ona dönen kızın gözlerinden onu tanıdığını hemen anlamıştı, o gözlerden pek çok ifade geçti; şaşkınlık, endişe ve kızgınlık. Gülümseyerek el salladı ve atik bir hareketle ki bunu yapabildiğini bile bilmiyordu, çitlerin üzerinden atlayıp alana girdi.
“Kendime güçlü bir antrenman arkadaşı arıyordum ve senden bahsettiler, tabi birde son sınanmaya kadar gelmiş olduğunu da duyunca gelip bir görmek istedim,” dedi cızırtılı sesiyle ne kadar uyuşuk olabilirse o kadar uyuşuk söylemişti. Önce endişesini bildiğini göstermesi gerektiğini hissediyordu ve ona karşı hisleriyle hareket ediyordu.
“İsterseniz sizi ben çalıştırayım,” diyen birin eliyle geri çevirdi Asya.
“Hayır, ihtiyacım olan kişi kesinlikle Fira, alanı lütfen boşaltın,” dedi. Emin adımlarla antrenman için sıralanmış olan kılıçların asılı olduğu masaya gitti. Herkesin hala öylece dikilmekte olduğunu görünce tekrar etti ama hala öyle rahattı ki kendisine şaşırıyordu.
“Hadi dedim, çıkın ve bize biraz izin verin.” Fısıltılar dolaşmış ama kimse kımıldamamıştı. O sırada alanda Omar’ın sesi gürledi.
“Neyi bekliyorsunuz siz? Bu ikisinin arasında çıkın!”
Asya kılıçlardan ince ve nispeten daha orta boyda olanına uzandı. Geçmiş yaşamlardaki onca bilgiye uzanırken teoride bunu kullanmayı iyi bildiğini gördü anca pratikte elbette sıfırdı. Yine de Fira’nın kalbine açılan kapı eline aldığı silahtan geçiyordu. Bunu iliklerine kadar hissediyordu. O bir savaşçıydı ve silahların dilinden anlıyordu, başka bir dil ona yapay ve sahte geleceği için asla Asya’nın ihtiyaç duyduğu kadar ona güvenmeyecekti. Arkasını döndüğünde kendisini soluk soluğa izleyen bir Fira vardı. Johan ve diğerleri çitin arkasındaydılar, Omar’ın gözlerinde umut, Femi’nin gözlerinde ise endişe vardı.
“Ablamın anlattığına göre vasatın altındaymışsın, o elindeki son derece keskindir yaralanmayasın?” dedi Fira yüzüne alaycı bir gülüş oturtsa da Asya onun kendisine öfkelendiğini biliyordu. Ne yani son sınanmaya kadar geldi diye hemen gelip onu mu bulmuştu? Asya bu kadar zavallı mıydı?
Asya o gözlerdeki meydan okumayı da görüyordu Asya’ya dersini verecekti. Çok güzel diye düşündü Asya gerçekten buradan kanım dökülmeden çıkamayacağım!
“Ablan beni görmeyeli size göre kısa bana göre son derece uzun bir süre geçti, seçilmişlere özel durumlar falan, anlarsın diyeceğim ama o treni kaçırmışsın,” dedi. Fira’nın gözlerinde çakan yıldırımlara adım adım yaklaşıyor bir yandan ikisi de bir biri etrafında dönüyordu.
“Güzel bir zavallıyla çalışmaktan hiç haz almıyorum,” dedi Fira, avına atılmaya hazırlanan bir kaplanın ağırlığı vardı hareketlerinde, adımlarının hepsi Asya’ya fırlamaya hazırdı ve öne doğru eğilmişti. Tüm teknik bilgi oradaydı, Asya işe yaramasını umdu.
“Aslında buraya düşman olmaya gelmedim,” dediğinde Fira yerinden fırlayıp Asya’ya elindeki uzun kılıcı savurdu. İlk darbeyi zorlukla karşılayan Asya onun gözlerinin içine baktı “bunu söylerken samimiydim,” dedi.
“Elbette samimisin ama öncesinde kimi görmeye geldiğini sana göstereceğim ki gelecekte elinden geleni ardına koymamak için iyi bir nedenin olsun,” dedi. Neyse ki yorgun diye düşündü Asya ama bu onu yine de yenilmekten alıkoyamayacaktı. Hızlı ve akıllıca oynamalıydı.
“Son sınanmaya kalanlara ihtiyacım var,” dedi Asya onu ittirip başka bir darbeyi karşılarken.
“Onları tek tek yok etmeye dair bir ihtiyaç mı? Babanın babamı ya da diğerlerini ölecekleri görevlere göndermesi gibi bizleri öyle görevlere göndermeye duyacağın bir ihtiyaçtan mı söz ediyoruz?”
Gelen darbe öyle sert oldu ki Asya bir iki adım geriye doğru kaydı ancak darbeyi karşılamıştı.
“Neyse ki onun kızı olmadığım ortaya çıktı ve hayır kimseyi ölmesi için bir yerlere göndermeyi düşünmüyorum,” dedi.
“Eminim öyledir, daha iki gün öncesine kadar babam dediğin adamın kızı olmadığını mı söylüyorsun?” dedi hırsla, geriye çekilip daha sert bir şekilde saldırdı ama deminki kadar hızlı saldırmıyordu, hırslı değil kızgındı, hızını değil gücünü sergiliyor her darbede Asya’nın üstüne gücünü bindiriyordu.
“Seninle iyi olmam için onu reddetmem gerekiyorsa bunu yapabilirim,” dedi Asya “çünkü ona bu açıdan benzemeyeceğim Fira. Sizi rakip değil Işığın ayırdığı safirler gibi görüyorum. Sizi boy ölçüşmem gereken komşu çocukları olarak da görmüyorum Fira!”
“Ne olarak görüyorsun o zaman?” diye hırladı ve başka bir darbeyle onu geriye savurdu.
“Yol arkadaşı, aynı sınanmada aynı acıyı çekip gerçeğe şahit olmuş sırdaşlar olarak görüyorum! Öyle değil miyiz Fira?”
“Sen benim buna kanacağımı, sonra da sana güveneceğimi mi sandın? Oradan bakınca ahmak gibi mi görünüyorum?” deyip Asya’nın karşılayacağından artık emin olduğu şekilde kılıcı onun boynuna doğru savurdu. Ancak Asya karşılık verecekmiş gibi kılıcını kaldırdığı halde kaldırmadı. Fira durduğunda kılıç Asya’nın boynuna dayanmıştı. Deride oluşan ufak bir kesikten kan akarken Asya sesini kıstı.
“Ben gidelim dediğin yere giderim Fira, yapalım dediğin işe koşarım. Sana inanır ve arkamı sana hiçbir şüpheyi kalbimde barındırmadan dönerim. Bana inanmana ihtiyacım var, seni öldürmeye çalışmak yerine aynı amaç uğruna birlik olalım istiyorum. Koşarak buraya gelmemin tek sebebi bu!”
Kılıcını yere bıraktı, kurumuş toprağa düştüğünde bir miktar daha tozun kalkmasına sebep olan kılıcın tok sesi duyuldu.
“Elbette benden öncekilerden daha iyi olduğumu iddia edemem ama onların bu saçma tutumunu devamda ettiremem. Onların sahip olduğu hırsa sahip değilim ve biraz daha düşman edinmek için çabalayamam,” dedi ve acı bir şekilde “iki babaya sahibim ama ikisi de örgütte pek sevilmiyor.”
Elini uzatırken Fira’da o da nefes nefeseydi.
“Sana olan güvenimi bence yeterince gösterdim Fira, boynumu kılıcının ucuna bıraktım bana güvenebilir misin? Yanımda yer alıp bana inanır mısın?”
Fira neye uğradığını şaşırmıştı, Asya’nın boynundan kılıcı bastırarak çekse, ondan tamamen kurtulabilirdi fakat uzattığı el samimiydi. Bakışları, duruşu… Fira’ya gerçekten güveniyordu. Onu bilerek öfkelendirdiğini fark etti Fira, yutkunarak kılıcı çekti, neyse ki kesik derin değildi ancak akan kan boynundan aşağı Fira’yı dehşete düşürecek kadar hızlı akıyordu.
“Boynun,” dedi boşta kalan eliyle uzandı ama Asya bir adım geri gidip dokunuşundan kaçındı ve arkaya seslendi.
“Cort!” boynunu saran su yarayı hemen iyileştirince Femi alayla gülümsedi.
“Baya güveniyormuşsun,” dedi.
Asya boynundaki su uzaklaşırken iç çekip yere düşmüş olan kılıcı eline aldı madem böyle olması gerekiyordu biraz daha canının yanmasına katlanabilirdi.
Fira kılıca uzandığı anda tekrar pozisyon alırken Asya onu yanıltıp kılıcı boynuna dayadı, tam bastırıp kesecekken Fira refleksle uzanıp onu durdurdu.
“Sen ne yaptığını sanıyorsun?”
“Bana engel olacağına güveniyordum,” dedi derin bir nefes vererek, rahatladığını onun gözüne sokmak ister gibi gözlerini açtı. “Ciddiyim Fira, düşman değil dost olalım, karşı karşıya geleceğimize yan yana savaşalım istiyorum. Güven bana,” deyip boştaki elini tekrar uzattı. Fira kılıcı çekip elinden aldı ve ikisini de arkasına doğru attı. Şıngırtıyla düşen kılıçlara arkasını dönüp Asya’ya baktı.
“Ciddisin,” dedi emin olmaya çalışarak.
“Tüm kalbimle,” dedi Asya “Lütfen güven bana, güvenmemen için her türlü sebebe sahibim ama lütfen güven bana Fira.”
“Sana tek bir şans vereceğim seçilmiş! Eğer en ufak bir yanlışını görürsem sonucunu umursamaz bunu sana ödetirim,” dedi parmağını sallayarak.
“Muhtemelen bunu yaparken çok zorlanmazsın,” dedi Asya “Ama böyle bir şey olmayacağını ve buna asla izin vermeyeceğimi kendi gözlerinle göreceksin.”
Fira kuşkuyla da olsa uzattığı eli tuttu ve ona gerçekten tek bir şans vermeye karar verdi. İşte o anda kalbindeki saklı sandıklarda kilitli olan bir şeyin tüm kilitleri çatırdayarak koptu ve orada olduğundan bile haberi olmadığı ışık çağıldayarak ortaya çıktı. Nefesini tutarak bir adımı geri gitse de Asya’nın elini bırakmadı.
“Sen ne yapıyorsun?” diye fısıldadı öyle yoğun bir güç damarlarını işgal ediyordu ki soluğu kesilmişti.
“Bağ,” dedi Asya gülümseyerek “İnanmazsan Johan ve Rose’a sorabilirsin, bu bağ Fira.”
“Bu imkânsız, bin yıldır…”
“Biz bunu bozduk, çünkü tüm olumsuzluklara ve yaşanmışlıklara rağmen siz bana güvendiniz,” dedi.
“Asya!” diye bağırdı Omar heyecanla, Asya’nın neden geldiğin öğrenen bölgedekiler çitin etrafına toplanmış soluklarını tutmuş bekliyorlardı.
Asya onlara dönüp elini kaldırdı, Fira’yı işaret ettikten sonra zafer işareti yaptı. Omar’ın sevinç narasına diğerleri de katıldı. Fira’nın elini bıraktığında onun da diğerleri gibi eline baktığını gördü.
“Alışırsın yoldaş,” dedi sonra kıkırdayarak sordu “rakibinin üstüne öyle amansız gidiyordun ki beni kesip biçeceğinden neredeyse emindim,” dedi. Fira dalgınca eline bakarken başını olumlu anlamda yavaşça sallayıp mırıldandı.
“Öyle yapmak üzereydim,” dedi. Ancak şimdi, verdiği o küçücük şansın ona bin yıldır adını ile unuttukları gücü vermiş olmasının şaşkınlığını yaşıyordu. Ailesine yaşattığı utanç ve hayal kırıklığını telafi etmişti. Alnından yüzüne yürüyen bir terin arkasında bıraktığı serinliği hissetti, öyle umutsuzdu ki ne yaparsa yapsın artık halkını gururlandıramayacağını düşünmüştü. Oysa şimdi babasının dediğini yapmış, önyargılarının gözünü kör etmesine izin vermemiş ve ışık hiç beklemediği ve ummadığı bir anda onu kuşatmıştı.