SHAWN CORNHILL (3. Bölüm)

926 Kelimeler
İşte Sam o anda kanasusamışlığı hissetmişti. Lucifer’a yardıma giderken de hissettiği bu kanasusamışlıktı. Amcası hakkındaki tüm gerçekleri bilse dahi onu yakından görmemesi o gün ikisini bağdaştırmamasına yol açmıştı. Fakat Shawn onun peşini aslında hiç bırakmadı. Ne oraya uzak olmayışı ne de tam vaktinde orada olması bir tesadüf değildi. Cornhill kasabasına nasıl geldiyse tekrar öyle geri gitti. Fakat bir kulağı hep ondaydı. Tılsımlar teker teker yok edildiğinde bunu kimin yaptığını da çok iyi bir şekilde biliyordu. Tarikat büyükleri öldüğünde de...   Aradan günler geçti. Sam’in hastaneye yatırıldığını biliyordu. Her ne kadar onun hayatını sonlandırmak istese de Maelyn’in başında oluşu onu hep bir adım geri çekmişti. Geçen yıllar içinde cellatlığına devam etti Shawn. Bir yandan da olacakları anlamaya çalışıyordu. Hayatı boyunca öğrendiği bir bilgi varsa o da hiçbir şeyin böyle kolayca son bulmayacağıydı. Hastane patlamasını ilk duyanlardan birisi de oydu. Sonraki gün şehre gelmişti. Terkedilmiş bir apartman dairesine zorla girdi. Eşyalarını bir kenara fırlattıktan sonra yaptığı ilk iş kaldığı yeri mühürlemekti. Kendini korumak için değil elbet, dikkatleri üstüne çekmek için. Telsizini kurdu. Maelyn’in mesajlarını yolladığı frekansı günlerce dinledi. Mühürleri ve diğer dokuz üyeyi öğrendi. Maelyn son mesajını yolladığında ise Shawn artık vaktin geldiğini anlamıştı.   Fırtına bulutları şehrin üstünü kapatırken evden çıktı. Kahverengi mantosunu ve şapkasını taktıktan sonra hafif yağan yağmurun altında yürümeye başladı. Kiliseden çok uzak olmayan bir noktada bildiği bir bar vardı. Şehir her ne kadar kalabalık olsa da burası diğerlerine nazaran daha sakindi. Henüz kapıdan girmeden barın önündeki siyah Mustang arabaya gözü çarptı. Baştan sona cilalanmış ve üstünde bir tane bile leke olmayan bu arabaya hayranlık duyuyordu. İçerisinden bir adam ve bir kadın çıktığında bile Shawn arabayı incelemeye devam etti.   Adam yanındaki kadının koluna girdikten sonra onu işaret etti ve güldü.   «Çok mu hoşuna gitti?»   Shawn arabaya bakarken onunla konuştu.   «Bu... güzel bir parça. Çok yazık olacak.»   «Ne?»   «Yok birşey.»   Adam Shawn’a garip garip bakarken yanındaki kadın ile birlikte içeri girdi. O da bir süre daha arabayı izledikten sonra barın kapısına yöneldi. Daha içeri girmeden yoğun sigara kokusunu alabiliyordu. Kapıyı açtığında ise ona bakan gözlere mağruz kaldı. Bara gelenler belli kişilerdi ve o burada yabancıydı. Sapkasını tutarak selam verdi. Tezgaha doğru yürüdü, uzun sadalyeyi geriye doğru çektikten sonra oturdu. Şapkasını tezgahın üstüne koyduğunda barmen geldi. Oldukça yaşlıydı ve her yeri dövme ile kaplıydı. Uzun süredir bu tür mekanlarda çalıştığı her halinden belli oluyordu.   «Ne istersin?»   «Viski, buzsuz.»   Barmen viskiyi koyduğu anda Shawn onu bir dikişte bitirdi. Bardağı sertçe yerine geri koymuştu ki barmen elindeki viski şişesiyle ona baktı.   «Çok hızlı içiyorsun.»   Shawn bardağı biraz havaya kaldırdı ve ona yalan bir gülümseme ile baktı. Bardağı tekrar dolduğunda bir süre hareket etmeden oturdu. Etrafını dinliyordu. Etrafındaki tüm gariplikleri vücudundaki dövmelerde hissedebiliyordu. Ve zaman geçtikçe hisleri güçlenmeye başlıyordu. Üçüncü bardağını içip tekrar tezgaha koyduğunda barmen ona dik dik baktı.   «Umarım onları ödeyecek paran vardır..»   Shawn yüzüne baktı. Bu sefer yüzünde bir gülümseme yoktu. Gözlerini kapattı. Şapkasını taktıktan sonra yavaşça barın kapısına gitti. Kapıyı sertçe kapattıktan sonra kilitledi. Kilitlerin çıkardığı ses tüm barda yankılanırken herkes ona bakmaya başladı. Çoğu insan korkmuştu.   «Ne yapıyorsun sen!»   Barmen ona bağırdığı anda Shawn parmağını dudağına götürdü ve ona susması için işaret etti. Daha sonra parmağını hafifçe havaya kaldırdı.   «Saat kaç?»   «On iki..»   «Öyle ya... içkiler için teşekkür ederim ama... Sanırım artık sonuna geldik.»   «Ne diyorsun sen-»   Barmen dahil bardaki herkes birkaç saniyeliğine buz kesmiş gibiydi. Kilisenin çanı çaldığında hepsinin nefesi aynı anda kesildi. Bardaki herkes elleri ile boğazlarını tutarken Shawn’ın yüzünde bir gülümseme hakimdi. Silahlarını yavaşça yerinden çıkardı.   «Uzun zamandır hiç bu kadar eğlenmemiştim. Teşekkür ederim Sam!»   Herkes yere yığıldı. Çok geçmeden aralarında hırıltılar duyulmaya başlandı. Teker teker ayağa kalktılar. Hepsinin gözleri simsiyahtı, çoğunun ise vücut yapıları bozulmuştu. Ve en önemlisi de artık hepsi Sahwn’ın kim olduğunu biliyordu. Siyah gözler onu izlerken barın arkasından yavaşça kafasını kaldırdı. Yaşlı barmen hırıldayarak ona bakıyordu. Aniden atlayarak Shawn’a doğru zıpladı, tam o anda bir mermi sesi ortalığı kavurdu. Shawn’ın silahından çıkan bir mermi barmenin beynini dağıtmıştı. Ve her şey böyle başladı. Bardaki her şeytan Shawn’ın üstüne doğru koşmaya başladı. Onları vururken yüzünden gülümseme hiç eksilmedi. Mermileri bittiğinde ise sırtındaki kemerden çıkarığı palası ile devam etti cellatlığına. Şanslı olanlar tek kurşunda yere yığılmışken geriye kalanlar onun hiddetine maruz kaldı. Dakikalar sonra barın içi kan havuzuna dönmüştü. Onlarca insan yerde ya vurulmuş yada birkaç uzvu eksik olarak yatıyordu. Aralarından geçti. Aslında barın içine girdiğinden beri dışarıdaki siyah Mustang’in sahibini gözünün önünden ayırmamıştı. Anahtarları cebinden aldıktan sonra kapının kilitlerini açtı. Dışarıdaki yağmur hızlanmıştı. İnsanlar ise.. Hayır, Şeytanlar ise her yerdeydi. Shawn hızla arabaya doğru gitti. Kapıyı açtığı gibi kontağı çalıştırdı. Motor çalıştığında bir süre motorun sesini dinledi. Oradan ayrıldığında yüzünde bir gülümseme vardı. Yolsa ezdiği her insan onun yüzündeki gülümsemeye biraz daha katkı sağlıyordu. Sonunda kiliseye vardığında ise araba son kez durdu. İçinden çıktığında herkes aynı anda durarak ona baktı. Arabasının kapısını kapattı.   «Bana iyi hizmet ettin..»   Yavaş bir adım atarak yürümeye başladı. Diğerlerinin aksine kilisenin önündeki her şeytan ve melek ona yol veriyordu. Fakat arlarından bir tanesi onun önüne geçti. Küçük bir kız çocuğu, diğer şeytanların aksine onun gözleri beyazdı. Hiçbir şey söylemeden Shawn’ın yüzüne baktı.   «Uzun zaman oldu Lilith.»   Lilith ağzını açtığında bir mermi içinden geçerek tıpkı diğerleri gibi beynini dağıttı.   «Ama buna vaktim yok.»   Yürümeye devam etti. Kilisenin artık yerinde olmayan kapısından içeri girdi. Onu hayatında mutlu edecek daha falza şey vardı ve hepsi aynı mekanda toplanmıştı. Gözleri tupturuncu Sam Cebrail’in üstündeydi. Lucifer Mikail ile savaşmaya hazırlanıyordu. İsrafil ve Azrail ise bir kenarda hareketsiz duruyordu. İçeri adımını attığında hepsi birden durdu.   «Sizin... burada olmamanız gerek.»   Palasını çıkardı. Üzerine küçük şişedeki kutsal yağı döktü. O bunları yaparken Lucifer yavaşça ona yaklaştı.   «Cellat... aşağıda senin için çok güzel sürprizler var.»  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE