Eve geldiğimizde kendimizi koltuklara atmıştık. Brogan ise bize sırıtarak bakıp yavaşça oturmuştu.
Kolumdaki bileziğin varlığını hatırlamam ile yerimde dikleştim. " Size bir şey söylemem gerek. " dediğimde hepsi bana dönmüştü. Benim ciddi halim ile hafif şaşırıp ciddileşirken Brogan " Evet? " dedi sorar bir sesle anlatmaya başlamam için.
Karnımın ağrısıyla dizlerimi kendime çekip kollarımı etrafıma doladım. " Bugün kıyafetleri aldıktan sonra kitapları almak için ilerlediğimizde hatırlarsınız ki arkada kalmıştım. " dedim.
Hepsine bir bakış attığımda hayırladıklarından böylece emin olmuştum. " O zaman arkanızda kalmamın sebebi bir amcaydı. Zar zor yürüyordu. İnsanlar ona küçümsercesine ve aşağılarcasına bakıyordu. Tek yaptıkları dalga geçip yüz buruşturmaktı. Bende buna dayanamayıp kolunu tuttum ve nereye gideceğini sordum. Bana bir ev gösterdi. Oraya doğru ilerlemeye başladık amca ile. Onu istediği yere götürdüm. " dedim ve nefes aldım. Çok konuşmuş ve yorulmuştum. Masadaki bardak ile su içmek için bardağa uzandım.
Tam bardağı alacağım sırada El bardağı almıştı. Ona gözlerimi büyüterek bakıp " Napıyorsun be manyak? Ver bir su içim. " diye cırladım.
El yüzünü buruşturup elindeki bardağım ile uzaklaştı. " Taksit taksit ne anlatıyorsun Mel? Devamını anlat önce. Tam yerinde kestin. " dediğimde göz devirdim.
El'e bakarak " Farkında mısın bilmiyorum ama hikaye anlatmıyorum. Ayrıca susadım. Bana suyumu ver bende içip anlatayım. " dedim.
El bunun ile Mic'e doğru geri adım atarak yaklaştı. Suyu elinde tutmaya devam ederek kollarını bağladı. Meydan okurcasına bana bakıp " Önce olayı anlat. " dedi.
Bu haline tek kaşımı kaldırıp " Önce suyu ver. " dedim aynı onun gibi meydan okurcasına.
Bu halimize Ast kıkırdayıp Brogan'a döndü. " Bunları istediğine emin misin? Şunlara bak. Yok yere kavga ediyorlar. Kedi köpek gibiler. " dediğinde kızgın bir şekilde Ast'a döndüm. Brogan ise sessiz kalmayı tercih etmişti.
Mic bize göz devirip ayağa kalkarken El'in elindeki suyu da almıştı. Bana doğru ilerleyip elime tutuşturduktan sonra geri yerine dönmüştü. Otururken El'in ensesinden tutup onu da yanına oturtmuştu. Bu hallerine kıkırdayıp suyumu içtim.
Zafer ile gülümseyip yerime oturdum ve anlatmaya devam ettim. " Evin yanına geldiğimizde bana dönüp varisimi buldum dedi. Tabi ben anlamayıp ne varisi diye saçmalarken adam sadece gülümsedi. Ürperticiydi o gülümsemesi. " diyip vücudumu titrettim o anki gülümsemeyi hatırlayarak.
Brogan'a baktığımda kaşlarını çatmış bir şekilde bana bakarak düşünüyordu. Diğerleri ise bana şaşırmış bir şekilde bana bakıyorlardı.
" Geri çekilmek istediğimde izin vermeyip beni kollarımdan tutmuştu. Sanki demin zor yürüyebilen kişi o değilde bendim. Gayet sağlam ve güçlü bir şekilde tutuyordu. Sonra bir şeyler zırvaladı. Merhametin ve iyiliğin için seni seçtim filan dedi. Kitabı sen koruyacaksın diyip bir bileklik çıkardı. Sorularımın cevabının kitabın içinde olduğunu ve kitabı çözüp çözmeme şansımın olduğunu söyledi. Ben geri çekilmeye çalışırken izin vermeyerek bir şeyler daha zırvaladı. Bileklik kitabı korumak içinmiş. Kitabı bilekliği koyup çıkartabilen tek kişiymişim. Kitapta önemli bilgiler varmış ve kötü kişilerin eline geçmemeliymiş dediğine göre. Kolumu en sonunda amcadan kurtardığımda birden kayboldu. Onun kaybolmasıyla etraftaki onunla alay eden ve küçümseyen kişilerde birden kaybolmuştu. Ne olduğunu anlamaya çalışırken de Brogan geldi zaten. " dedim.
El kendi kendine " Vay amına... " diye mırıldanırken hızla yastığı ona fırlattım. Yastık kafasına çarparken " Küfretme it. " dedim.
Brogan bana bakarken bilekliği çıkarıp yanına ilerledim. Yanına oturup bilekliğini avucuna bıraktığımda diğerleri de etrafımıza toplanmıştı. Brogan bileziği incelerken göz ucuyla bana baktı. " Ne olduğunu bilmiyorum. Ama araştırıcam. O süre zarfında bende kalsın. Tehlikeli bir şeyse daha yatkınlıklarında uzmanlaşmadan sana vermem doğru olmaz. " dediğinde kafam ile onayladım. Bileziği alıp koluna taktı.
Bize bakıp " Hadi bakalım. Yukarı çıkın dinlenin. Yarın eğitiminiz başlıyor. " demesiyle heyecanla yerimde doğruldum. Diğerleri de benim gibi yaparken hızla yukarı çıktık. Brogan ise biz çıkarken bilekliği koluna takmış, bugün aldığımız kitapları kütüphanenin farklı bir bölümüne ayrı bir şekilde dizmeye başlamıştı.
Ben masallardaki salak kız olmadığım için birinin sözüyle herkesten saklayıp kendi kendime olayı çözmeye çalışmayacaktım. Ayrıca Brogan'a ve ekibe güveniyordum. Onlardan emindim. Bende o ekibin bir parçasıydım. O ekibi her birimiz oluşturuyorduk.
Kendi odama girdiğimde Ast bana baktı. " Banyoya girecek misin? " dediğinde olumluca aşağı yukarı kafamı sallayarak " Evet. " dedim.
Ast yatağına ilerleyip " Önce sen gir o zaman. " dediğinde kafamı sallayarak banyoya yöneldim. Hızla banyomu yapıp çıkarken bu sefer Ast girmişti. Ben direk üstüme ince bir şeyler giyip kendimi yatağa atmıştım. Gözlerim yorgunlukla kapanırken yatağımda iyice yerleşip yastığıma sarıldım.
Sabah Brogan'ın odalarımızın kapısına vurmasıyla uyanmıştık. Daha gözlerimi açmadan yüzümü yıkayıp hızla eğitim üstümü giyinmek zorunda kalmıştım.
Şu an ise bahçede hepimiz sıra şeklinde dizilmiştik. Bir yanımda El bir yanımda Mic vardı.
El homurdanarak " Daha güne Krampus'lar başlamamış. Biz niye başlıyoruz ya. " diye homurdanıyordu. Bu haline ise biz gülüyorduk.
Brogan sert bir şekilde duruyordu. Daha önce bize karşı bu kadar otoriter olduğunu görmemiştim şahsen. Bizim hepimizde gözlerini gezdirip konuşmaya başladı. " Hepinize her hafta yeni bir canavarı anlatıcam. Ayrıca silahlarınız ile savaşmayı öğretmek için her gün belirli bir silah üstüne çalışacağız. Zaten hepiniz yatkınlıklarınıza çalışacaksınız her gün. " dedi.
Sonra sırıtıp " Hangisinden başlamak istersiniz? " diye sordu. Bu biraz idam mahkumuna nasıl ölmek istediğini sormak gibi olmuştu.
Hiç düşünmeden " Yatkınlık. " demiştim.
Benim söylediğim seçenek üstüne Ast ve Mic'de " Yatkınlık. " demişti.
Ama El ve Ax " Canavar. " demişti. Bizim yatkınlık dediğimizi idrak eden El bir adım öne çıkıp " Açız biz aç. Daha hızlı bitecek bir şey seçin. " dedi.
Omuz silkip bu haline sırıttım. Brogan'a dönüp " Yatkınlık. " diye tekrar ettim.
Brogan küçücük bir şekilde sırıtıp yeniden otoriter haline bürünmüştü. " Daire şeklinde oturun. " dedi.
Ben bu dediği ile yere çökerken diğerleri bana bakmıştı. Ben ise onlara bakmadan omuz silkip " Ben size değil siz bana uyum sağlayın. " dedim. Bu halime dişlerini gıcırdatırken El arkamdan yaklaştı.
Kulağıma eğilip " İdolümsün kız. " dediğinde kıkırdadım. O da gülerek bir öteme oturdu.
Brogan hepimizin oturmasıyla etrafımızda dolanmaya başladı. " İlk hedef gücü hissetmek. Yoktan var etmek hiç kolay değil. Bu seviyede bunu yapamazsınız. O yüzden ona girmiyorum. " dedi.
Etrafımızda dönerken bana baktı. " Melanie hangisini seçeceksin? " diye sordu. Sonra " Bir gün birini bir gün birini yapacaksın bilgine. " dediğinde kafamı sallayarak onayladım.
Sonra derin bir nefes alıp " Ruh. " dedim. Ona alışmam lazımdı. Ne kadar rüzgar için heyecanlansamda ruhta benim bir parçamdı. Bu yöndeki ilk adımımı böyle atmıştım.
Bana bakarak kafasıyla onayladı. Astrid'e dönüp " Astrid. Sen etraftaki sıcaklığa odaklanacaksın. Mesela havanın sıcaklığını hissetmeye çalış. " dedi.
Ax'a dönüp " Axel. Oturduğun yerdeki nemi, suyu hissetmeye çalış. " dedi.
Mic'e dönüp " Michael kendi gölgendeki karanlığı hisset. " diyip El'e döndü.
" Ellery sen ise tenine değen güneşi hissetmeye çalış. " dedi.
Hepsine dokunabildiği şeyleri söylemişti. Ast tenine değen havanın sıcaklığını, Ax altındaki oturduğu toprağın nemimi hissedecekti. El yüzüne vuran ışığı hissederken, Mic kendi gölgesini hissedecekti. Ben neyi hissedecektim.
Arkama geldiğini hissettimde omzuma ellerini koydu. " Sen ise Mel, benim duygularımı hissedeceksin. Ne hissediyorum onu düşüneceksin. Ayrıva haftada bir seni Geralt'a bırakıcam. Sana yatkınlıkları hissetmeyi ve seviyeyi hissetmeyi öğretecek. O konuda maalesef hiç bilgim yok. Geralt hep bana içimden gelen bir his derdi. Kitaplarda da çok bilgi yok onunla ilgili. " dedi. Kafamı salladım.
Brogan omzumdaki ellerini çekip yerinde doğrularak " Dediğim şeylerin varlığını hissedeceksiniz. Kafanızdaki düşünceleri boşlatıp sakinleşin. Ve ona odaklanın. Etrafınızdaki her şeye kendinizi kapatın. Sanki sadece ikiniz varsınız ve siz onu hissetmelisiniz. " dedinde hepsi gözlerini kapattı.
Ben ise yutkundum. Brogan gerginliğimi hissetmiş gibi önüme geldi be dizlerinin üstüne oturdu. Elleriyle ellerimi tutup " Sakinleş ve duygumu hissetmeye çalış. " dedi.
Sakinleşmek için kıkırdayıp " Duygunu böyle de bilebilirim. " dedim.
Brogan ise tebessüm edip " Nasıl gözüküyorum? " dedi.
Sırıtıp " Oldukça yakışıklı ve gayet sakin. " dedim. Bu halime kıkırdayıp elimi daha sıkı tuttu. Göz kırparak " Bakalım gerçekten öyle miyim? " dedi. Gülümseyip derin bir nefes aldım ve gözlerimi kapattım.
Etrafıma karşı kendimi soyutlamaya çalışırken Brogan'a odaklandım.
Ne kadar beklediğimi bilmediğim bir süre sonra sanki Brogan'ın içini açıyormuş gibi hissettim. Gerginlik ve heyecan hissederken istemsiz kaşlarım çatıldı. Biraz daha derine inip duygularını anlamaya çalıştım. Bunu yapmam ile başım ağrımaya başladı. Ağrının direk artmasıyla yüzüm buruştu.
Elimi sıkan ellerle kendime gelirken gözlerimi açtım. Brogan bana gülümseyip " Yeter bu kadar. 3 saate yakın oldu. Şu anlık fazla yüklenmeden yapacaksınız yoksa sınırınızı fazla zorlarsanız bu sizin ölümünüz olur. " dedi.
Kafamı salladım. Brogan ayağa kalkarak el çırptı. Bununla hepsi yerinden sıçramıştı. Brogan bizde göz gezdirerek " Hadi gelin kahvaltı yapalım. " dedi.
Hepimiz sessizce kahvaltıya oturduk. Hepimiz sessizdik. Biz oturup dinlenirken Brogan kahvaltı hazırlıyordu.
Aklıma yeniden gelen ile " Aaa Brogan aklıma bir şey daha geldi. " dedim.
Brogan olduğu yerde durup bana dönerken diğerleri de bana odaklanmıştı. El alayla bana bakıp " Felaket tellalı gibi kız bu da he. " dediğinde göz devirdim. Sanki ben diyordum. Gelin beni bulun belalar diye.
Brogan bana bakıp " Söyle Melanie. " dediğinde " Hani Douglas yani benim atım varya. " dediğimde kafasını salladı.
" Heh işte o benimle konuştu. Ben onu anladım o beni. " dediğimde kaşları çatıldı.
El gülmeye başladığında hepimiz ona döndük. Kahkaha atarken kahkahalarının arasından zar zor " Ay güzel şakaydı Mel. Bende bir şey oldu sandım. Altı üstü atın seninle konuşmuş. Ne var yani? Benimki de bana kişniyor? Hatta arttırıyorum benimki beni seçti hatırlatırım. " dediğinde bacağına tekme attım.
Kaşlarımı çatarak " Benimle dalga geçme. İsmini beğendiğini filan söyledi. Hatta Brogan'ın hızlanmasını o istedi. Hatta hatırlatsanız ben size ses duydunuz mu demiştim? Onun nedeni onun konuştuğunu anlamamamdı. " dediğimde sessizleştiler. Herkes birbirine bakarken ne diyeceklerini bilemiyor gibiydiler.
Brogan'a döndüğümde ise kaşlarımı çatmış düşünüyordu. Aklına bir şey gelmiş olacak ki kaşlarını kaldırarak daha yeni düzenlediği kütüphaneye ilerledi. Eliyle koymuş gibi muhtemelen aradığı kitabı eline aldı ve bize yaklaştı. Ne diyorsun Mel? Zaten adam eliyle koydu.
Bize yaklaşıp kitabı masaya koydu. Kitabı açıp bir süre bir şey aradıktan sonra nir sayfada durdu. İşaret parmağı ile sayfaya vurup " Bakın burası. Güçlü ruh yatkınlık sahipleri ya da ruh hayvanıyla bağlanan ruh yatkınlık sahiplerinin hayvanları anlayabildiği yazıyor. " dedi.
Kitabı bana uzatıp " Güçlü ruh yatkınlık sahipleri odaklandıkları her hayvan ile konuşabilir. Ama ruh hayvanıyla bağlanan ruh yatkınlığı sahipleri ruh hayvanıyla konuşabiliyor. Diğelerini bilmiyorum. Nasıl bağlandığı konusunu bilmiyorum. Bunu da Geralt'a araştırırım. Ama bunu detaylıca okursan belki bir şeyler bulabilirsin. Ben kitapları yerleştirirken göz atmıştım içlerine. O zaman görmüştüm. " dediğimde onayladım.
" Gece yatmadan okurum. " diyip kitabı kapattım. Yukarı kata çıkıp odama girdim. Kitabı yatağımın yanındaki komidine koyup aşağı indim. Kahvaltının hazır olduğunu görmem ile gülümseyip dudağımı yaladım. Kahvaltının güzel kokusunu solumadan açlığımı hissetmemiştim.
Hızla kendimi El'in yanına atıp kahvaltıya başladım. Diğerleri de zaten ben gelmeden başlamıştı. Sohbet ede ede kahvaltımızı yapmıştık. Kahvaltımız bitince ise bahçeye çıkmıştık. Hepimiz sabahki gibi dizildiğimiz de Brogan elinde aldığımız kılıçlar ile geldi. Hepimize kılıçları dağıtıp karşımıza geçti. Eline gücünden kendi kılıcını yaptığında gülümsedim.
Saatlerce Brogan'ın gösterdiği hareketleri yapmıştık. Sırayla diğerleri yere düşüyordu. Ayakta kalabilen sadece ben ve Mic'ti. Ben hevesimle devam ederken Mic ise hırsıyla devam ediyordu. Ne de olsa onun bize göre daha az zamanı vardı.
En sonunda Brogan'ın " Bitti. " demesiyle kendimi yere attım. Sert atmış olacağım ki canım acımış ve inlemiştim acıyla.
Diğerleri gülerken Brogan yavaşça yanıma geldi. Bana doğru eğilip gülümseyen suratla bir süre baktı. Sonra ise saçımı karıştırıp elimden tuttuğu gibi ayağa kaldırdı. Mic'e de aynı işlemi yaptığında diğerleri kendi kalkmıştı. Ne de olsa onlar bir süredir dinleniyorlardı.
Brogan hepimize bakıp " Gidin ve banyonuzu yapıp üstünüzü değiştirin. Akşam yemeği yiyelim. Yerkende ben size ölüm perilerini anlatırım. " dedi. Bununla yorgunca kafamı salladım.
Herkes eve yöneldiğinde ben kendimi yanımda olan El'e bıraktım. Yorgunlukla " Taşı beni çakma abi kölem. " dediğimde gülmüştü.
Belimi tutup bana destek olarak yürümeye başladığında " Bu yorgunluğun için çakma ve köleyi görmezden geliyorum. " dedi.
Bununla göz devirip " İstiyorsan görmezden gel istiyorsan götüne sok. Banane. " dediğimde kafama vurdu.
Sonra ise " Şu saça bak. Saçaklı. " dediğinde göz devirdim.
" Saçaklı değilim lan ben. İpek gibi saçlarım var. Yumuşacık ve düz. " dedim ona kötü bakışlar atarken.
O ise gülüp " He abicim he. " dedi.
Yüzümü buruşturup " Oğlum senden abi olmaz. Olsa olsa kardeş olur ikiz olur. " dedim.
Bununla gülümseyip " Biliyorum çok yakışıklıyım. " dedi.
Yüzümü buruşturup kolundan çıktım. Odama gelmiştik. " Neyin kafası lan bu? " diyerek odama girdim. Banyoda Ast vardı. Bu yüzden bende çıkınca giyeceğim rahat bir şeyler hazırladım.
Ast çıkar çıkmaz hızla banyoya girip yıkanıp çıkmıştım. Kıyafetlerimi giyip aşağı indim. Sofrayı hazırlayan Brogan, Ast ve Ax ile gülümsedim. Kendimi koltuğa attım ve gözümü kapattım.
Bir süre sonra dürtülmemle gözlerimi açtım. Brogan " Yemek hazır. " diyerek arkasını döndüğünde hızla yerimden kalkıp oturdum sofraya.
Biz yemeğimizi yerken Brogan şarap içiyordu. Yavaş yudumlar alırken baya da iyi gözüküyordu. Bu adam fazla mı yakışıklıydı.
Brogan'ın söze girmesiyle söylediklerine odaklandım. " Ölüm perileri insan gibi gözükürler. İnsan sanabilirsiniz ilk gördüğünüzde. Ama zaten gücünü kullandığında anlarsınız. " diyip güldü. Bir yudum şarap içti. Kesin bir anısı vardı.
" En bilindik özellikleri kanının zehirli olması ve çığlığı. Çığlığı sizin ruhunuza zarar verir. İsterse bedeninden çıkarır isterse başka bir bedene ya da eski bedenime koyar. Yavaş ölümü simgeler. Ağır hasar vermediğin sürece ölmez. " dedikten sonra bir yudum daha içti.
Dudaklarını ıslatıp " Öcüler de böyle oluşuyor zaten. Çıkarılan ruh soluyor ve öcüye dönüşüyor. Eğer öcü bir beden bulursa normale göre daha güçlü olur. Üstün öcü diyoruz. Beden bulamazsa ise zamanla ruh kendisi bir beden oluşturur. " dedi.
Sonra salondaki küçük masanın üstündeki kitapları göstererek " Onlar kitaplarınız. Bu gece bir kere daha okuyup tekrar edin. " dediğinde onayladık.
Yemeğimizi yedikten sonra ise bir süre daha oturup sohbet ettik. Sonrada herkes odalarına dağılmıştı.
Biz de Ast ike odamıza girip kitaptaki Ölüm perisi bölümünü açmıştık. Sayfayı inceleyip okudum birkaç kere.
Ast kendi tarafının ışığını kapatmasıyla ona döndüm. Kitabı bırakıp yatmıştı.
Birkaç kere daha okuyup diğer kitabı elime aldım. Ruh kullanıcıları ile ilgili olan kitabı...
Ay bölüm çok geç geldi. Ama diğerleriyle de çok yoruluyorum. Günlerdir erteliyordum bunu da. En sonunda bugün oturup yazdım.
• Bölüm nasıldı?
• En sevdiğiniz karakter?
• En sevmediğiniz karakter?
• Görmek istediğiniz olaylar?