"GEÇMİŞ-GEÇME/MİŞ"

3196 Kelimeler
Tülay.. Yaşattıkları ve yaşadığı her şeyi biriktirmiş. Şimdiyse hakim karşısında savunmasın yapıyordu. O her şeyi anlatırken, arada bir bakışlarını, ön sırada oturan birine çeviriyordu. Neslişah biraz yana eğilip Tülay'ın kaçamak bakışlar attığı kişiyi görmek istedi fakat arkasını dönük olduğu için yüzünü görememişti. Tülay hala ayaktayken; "Bu zamana kadar yaşanmış tüm olaylardan Cevriye Gündoğan ve Münir Gündoğan sorumludur. İki kişinin de soy bağını değiştirip yıllarca sömürmüşlerdir." deyince. Cevriye bağırarak ayağa kalktı, "Seni nankör, seni doğurduğum güne lanet olsun." diye haykırdı. Hakim sesini yükseltip; "Oturun! Yoksa çıkarırım!" dediği an Cevriye susup olduğu yere tekrar oturdu. Ama Neslişah Tülay'ın söylediği tek bir söze takılmıştı, soy bağını değiştirdikleri kişilerden birisi kendisiyse diğeri kimdi? Tülay başını kaldırıp; "Bir kaç delil sunmak istiyorum." diyerek, önde oturan adama işaret etti. Adam kalkıp hakime doğru ilerledi. Elindeki dosyayı uzatıp, "Serkan ŞAHİN." dediği an Neslişah'ın gözleri büyüdü. Serkan Tülay'a döndüğü sırada konuşmasını sürdürdü; "Müvekkilim Tülay Gündoğan , soy bağının değiştirilmesiyle kalmamış..." Neslişah şok içindeydi. Serkan'ın avukat çıkmasına mı şaşırmalıydı. Yoksa Tülay'ın da kendisi gibi bu ailenin öz evladı olmamasına mı ? bilmiyordu. "Yıllarca özgürlük haklarından mahrum bırakılmış, vicdanı sömürülerek zorla bu işlere bulaştırılmıştır. Önünüzdeki dosya da da göreceğiniz üzere . Neslişah Gündoğan ve Tülay Gündoğan'ın tam teşekküllü bir hastahanede yapılan DNA testleri sonucu %99,99 aile fertleriyle hiç bir bağı bulanmamaktadır. Cevriye ve Münir Gündoğan'ın tek evlatları olan Fersah Gündoğan'dan başkası değildir. " Neslişah önce ablasının yüzüne ardından abisine baktı. Fersah başı yerde hiç konuşmuyordu bile. Cevriye tekrar haykırarak ayağa kalkınca, Münir kolundan tutup çekti. Ama umurunda bile değildi kadının. "Yalan! Yalan söylüyorlar. Hepsini ben doğurdum." Münir dayanamayıp ; "Sus artık kadın SUS!" diye bağırdı; "Artık yolun sonuna geldik diyorum neden anlamıyorsun! Önümüze koydukları delilleri görmedin mi!!" Hakim tokmağını hızla indirdi susmaları için; "Sayın Şahin devam edin lütfen." dedi. Serdar Tülayın yanına geçip; "Müvekkilim çocukluğundan beri hem fiziksel hem de psikolojik şiddete maruz kalmış olup. Reşit olduğu dönemden itibaren ailesi sandığı kişiler tarafından istemeyerek bu işlere zorlanmıştır. Elimizde bulanın ses kayıtları ve fotoğraflar tarafınıza sunulmuştur. Dün itibariyle dolandırılan mağdurların farklı illerde alınan ifadelerinin ardından; toparlanan dosyanın içerisinde göreceğiniz üzere Tülay Gündoğan'ın hiç bir suçu olmadığını ,tek hatasının gidecek başka bir yeri olmadığı için, ailesi sandığı kişiler tarafından kardeşlerini bir daha göremeyeceği söylenerek , tehdit edildiği, yıllarca bu nedenden dolayı ailenin içinde kalmak zorunda kaldığı, son olarak kız kardeşine her şeyi itiraf etmek ve birlikte aile den bağlarını koparmak için Neslişah Gündoğan'a DNA testi yaptırırken , kendisininde böyle bir ailenin evladı olamayacağını umarak, şüpheleri üzerine kişisel bir test yaptırıp soy bağının bulunmadığını anladığı üzere, elindeki tüm kayıtları delilleri ve gerekçeleriyle , şikayette bulunmuştur." Hakim bir taraftan önündeki dosyayı incelerken diğer taraftan başını sallayıp ara ara Serkan'a bakıyordu. Yarım saatin ardından hakim tokmağını vurdu; "Karar!" dedi. "Tülay Gündoğan ; Cevriye ve Münir Gündoğan'dan şikayetçi olup, sunduğu deliller incelenerek doğruluğu kanıtlanmıştır. Cevriye ve Münir Gündoğan, kişileri haklarından mahrum bırakarak, aile birliğini bozup soy bağını değiştirmekle kalmayıp, Fersah Gündoğan'ın hesaplarından yüklü miktarda kara para aklamakla birlikte, mağdurların verdiği ifadeler doğrultusunda evlilik vaadiyle dolandırmaya, bununla birlikte hileli davranışlarla karşıdakileri aldatmaya, başkasının zararına kedilerine yarar sağlamlarından ötürü, Fersah Gündoğan'ın beş ila dokuz yıl hapsinin kesinleşip verdiği ifade doğrultusunda beş yıla düşürülmesine, Münir Gündoğan'ın ve Cevriye Gündoğan'ın ise tüm bu suçlamaların dörtte üçünden sorumlu olup on beş yıl indirimsiz kesin hapsine hüküm verilmiştir!" Cevriye hala çırpınıp bağırırken hakim; "Çıkarın şunu!" diye bağırıp açıklamasına devam etti, "Tülay Gündoğan, itirafçı olmayı kabul ettiğinden ve tutuklu yargılanan iki failin zor kullanarak psikolojik ve fiziksel baskılarından ötürü,istenen altı aylık hapsinin , yedi günlük kesin hükmüne kalan günlerinin ise adli para cezasına çevrilmesine kesin karar verilmiştir!" diyerek tokmağını vururken, Neslişah'ın gözleri Tülay ve Serkan'a takıldı. Hala anlayamıyordu. Bu savunmayı ne ara yapmışlardı ve Serkan'ın avukat olması tesadüf müydü bilmiyordu. Mahkeme sona erip salondakiler çıkarken; Nesli de arkasında ki kapıdan çıkıp; ablasına yetişmeye çalıştı ama koridorlar öyle kalabalıktı ki hangi yöne gideceğini şaşırmıştı. İnsanların arasından zorla geçip koridorun sonunda Serkan'ı görür gibi oldu . Adımlarını hızlandırıp gördüğü adamın kolundan tutunca, adam yavaşça kendine döndü. Fakat kolunu tuttuğu adam Serkan değildi. "Afedersiniz, birine benzettim ." diyerek geri çekilip adliyenin çıkışına doğru yürürken ablası ve diğerleri çoktan sevk arabalarına bindirilmişlerdi bile. Uzunca merdivenlerden bu defa sallanarak indi Neslişah. Bir günde ailesinin gerçek ailesi olmadığını öğrenmiş ,üstüne birde yıllarca yaptıklarından dolayı yargılanıp hapse gönderilmelerini seyretmişti. Fakat hala abla demekten vazgeçemediği Tülay'ın bir hafta yatacağını duyduğuna da sevinmemiş değildi. Yinede kendi çizeceği yolda yürümeye kararlıydı Neslişah. O İstanbul'a gidecek , bu defa tamamıyla kendine ait olan bir hayat kuracaktı. Serkan'ın hakime söyledikleri geldi aklına; Ablası Tülay , sırf kendisine bu ailenin kızı olmadığını göstermek için DNA testi yaptırmış, belli ki gerçekten de kaçmaya karar verdiği için böyle bir işe kalkışmıştı. Ancak şüphelerinden kendisi de ailenin kızı çıkmayınca, doğru bir yaşantıya başlamak için bir bedel ödemesi gerektiğini düşünmüştü. "Ne olursa olsun." dedi Neslişah , adliyenin bahçesinden çıkarken . "Her şey yoluna girdiğinde, tekrar bir arada olacağız abla." Vazgeçemiyordu Tülay'dan , o Neslişahı'ın küçük annesiydi. Üzerinde en çok onun emeği vardı ve genç kız ablasıyla olan bağını koparamazdı. Yolun karşına geçip kaldırımda yürümeye başladı . Fersah'ın başı önde hiç konuşmadan öylece oturduğu an geldi aklına. Sadece ifade vermiş, hakimin karşısında kendini savunmamıştı bile. Belkide yaptıklarından pişmandı. Çok değil daha bir hafta önce abim dediği adamın kollarında güvende hissederken, şimdi nasıl olur da hiç bir şey hissedemiyordu. Sadece onun için üzgündü, belki bir daha bir araya gelemeyeceklerdi bile. Kaldırımda adımlayıp, dükkanların önünden geçerken bir an başının döndüğünü hissetti. Sabahtan beri koşturmanın arasında bir lokma atamıştı hala ağzına. Kolunu kaldırıp saatine baktı. Üç olmuştu bile. Soldaki dükkanlardan birine girip kendisine tost söyledi. Çantasından telefonunu çıkarıp, arkasındaki masalardan birine oturdu. Rehbere girdiğinde, üniversiteden arkadaşlarının numaralarına baktı tek tek. “Hoca tiyatro ekibini kimlerle kurdu acaba.” diye geçirdi içinden. Yarın yola çıkacağına göre, kendi evini ayarlamadan evvel otelde mi kalsaydı yoksa arkadaşlarının birinin evinde mi. Önce aynı kulüpten arkadaşı olan , üniversiteye yeni başladığında ev bulana kadar üç ay birlikte yaşadığı Nur'un numarasına bastı. Çaldığında telefonu kulağına götürüp beklemeye başladı. Bir süre sonra telefon açıldı ve her zaman ki gibi o neşeli sesiyle ; "Hellooooo" diyen Nur'un sesi duyuldu. Nelişah gülümseyip ; "Naber şekerim." dedi. Nur'la aralarında şekerim demeden konuşmazlardı. Üç ay aynı evde birlikte kalsalar da, okul bitene kadar hiç ayrılmamışlardı. "İyiyim şekerim, sen nasılsın? Nasıl gidiyor bakalım , bir an hiç aramayacaksın sandım. En son ne zaman konuştuk? İki hafta önce mi?" dedi Nur. Konuşmaya başladı mı hiç susmazdı. Canı istemezse de asla kimse konuşturamazdı. Neslişah önce hangisine cevap vereceğini bilemedi. O yüzden direk konuya girmek istiyordu; "Nur.. Aslında ben Ekrem hocanın teklifini düşündüm. İstanbul'a dönüyorum." dediği an, Nur sevinç çığlıkları atmaya başladı. Neslişah telefonu kulağından biraz uzaklaştırıp ; "Deli kız ." dedi. Nur telefonu bir yere bırakmış zıplıyor olmalıydı. "Nur? Orada mısın? ALO!" diye seslendi Nesli. Nur nefes nefese; "Buradayım, burada, ne zaman geliyorsun ? Kalacak yer ayarladın mı? Bir dakika ya sen neden kalacak yer ayarlayasın ki benim ev kocaman zaten bende kalırsın . Hem şekerim Hurşit'te benim evde kalıyor takılırız üçümüz birlikte." diye yine nefes almadan konuşmuştu. Hurşit, Nesli'yle aynı bölümdendi; dört yıl boyunca aynı sahnenin tozunu yutmuşlardı. O da samimi olduğu arkadaşlarından biriydi. Ama Hurşit ve Nur ne alakaydı ? Yani nasıl aynı evde kalmaya başlamışlardı ki? "Bende sana onu soracaktım. Yarın sabah dokuzda uçağım var. Eğer müsaitsen ...?" konuşmasını bitiremeden Nur söze girdi; "Şiiiiittt müsaitsen falan ne diyorsun sen ya! Kafayı yedin galiba, sana her zaman müsaitim şekerim, çürüyene kadar bende kalabilirsin." diyerek kahkaha attı. Nur'un ne ima ettiğini çok iyi anlamıştı Nesli. Başını sağa sola sallayarak , gözlerini devirdi. Üniversite boyunca kimseyle duygusal bir bağ kurmamıştı. Öncesinde ve sonrasında da böyle bir şey yaşamadığı için Nur hep ona; 'Çürüyecek bir gün , toprak olacak , toprak diye takılıyordu.' "Nur..." dedi Neslişah kırılgan bir sesle. Nur; "İşte geliyor yine duygu yüklü bir konuşma . Hayır dinlemek istemiyorum. Tamam yarın kaçta burada olursun? Ona göre yaz bana seni biz alalım." diyerek Neslişah'ı yine konuşturmamıştı. Ama Nesli, Nur'un yanında gerçekten iyi hissediyordu. "Tamam ozaman .. Yarın görüşürüz ." diyerek vedalaştı arkadaşıyla. Nur'da öpücük sesleriyle kapatırken telefonu , tostu çoktan gelmişti. Yanında bir bardak çayla birlikte yedikten sonra ödemesini yapıp ayrıldı cafeden . Kaldırımda aynı tarafta olan otele doğru yürümeye başladı. Şuan yarınları için yürüdüğü yolun başında olabilirdi. Ama bir gün hayalini kurduğu sahnelerde , başrol olacağına emindi... Otele varmadan önce gördüğü hediyelik eşya dükkanlarından birine girdi. İçerisi oldukça kalabalıktı. Tezgahlardaki biblolara göz atarken yanda iki kadının konuşmalarına şahit oldu. Kadınlarda biri; "Koskaca Halil Ağa ." dedi . "Hastahanenin önündeki kalabalığı görseydin, hep geçmiş olsuna gelmişlerdi." birinden bahsediyorlardı ve ister istemez Neslişah'da duymuş bulunuyordu. Diğer kadın; "O nu değil de torununu gördüm ben perişan olmuştu. Dün akşam acili yıkacaktı neredeyse." "Hangi torunu ?" diye sordu diğeri. "Yav kaç tane torunu var allah aşkına , Ağanın bir torunu var zaten o da Karahan." deyince Neslişah'ın eli uzandığı bibloda dona kaldı. Bahsettikleri Karahan tanıdığı adam olabilir miydi? "Neyse ki şükür Halil Ağa'nın durumu iyiymiş. Ameliyattan sonra bir süre yoğun bakımda kalıp çıkacakmış." diyerek yan yana uzaklaşırlarken Neslişah kadınların arkasından baka kaldı. "Hanımefendi, yardımcı olmamı ister misiniz? diyen genç kızın sesiyle önüne döndü. Kıza bakıp elini çekti; "Evet lütfen." diyerek parmağıyla; "Şunu, şunu ve bu üçünü istiyorum. İkişerli olarak paketleyin Lütfen." dedikten sonra kızın aldıklarıyla kasaya doğru adımladı. Ödemeyi yapıp ellerinde poşetlerle dışarı çıktığında, aklında hala kadınların konuştukları vardı. Öğrenmenin bir yolu vardı, fakat bunu yapacak cesareti varmıydı bilmiyordu. Otelin kapısından girip odasına çıktı. Çantasını ve poşetleri bir kenara bıraktı. Telefonunu eline alıp, odadaki koltuğa uzandı. Dün akşam ki mesajı açıp , numaraya odaklandı. Karahan'ın akşam hiç bir şey söylemeden gitmesinin nedeni de bu olabilir miydi? Ama kadınların bahsettiği Ağa Karahan'ın dedesi miydi ve adı geçen Karahan tanıdığı adam mıydı buna emin değildi. Mesajdaki numarayı kaydetti. Telefonunu kapattı, “Yarın gitmeden önce yeni bir hat almalıyım” diye düşündü. Uzandığı yerden kalkıp köşede duran su ısıtıcına su koydu ve çalıştırdı . Paket kahve sevmese de başı ağıyordu ve bir fincan kahvenin iyi geleceğini düşünerek suyun kaynamasını beklemeye başladı... *** "Karahan, Oğlum?" dedi Berfin hanım, biricik oğlunun saçlarını okşarken. Akşamdan beri bir saniye bile gözlerini kırpmamıştı Karahan. "Bir tanem çok yorgun görünüyorsun. Kalk hadi babanla biz buradayız git eve bir duş al dinlen." Karahan başını kaldırıp annesinin merhametli gözlerine baktı. Olmaz dese bile annesinin ısrarından vazgeçmeyeceğini biliyordu. Karşıdaki duvarda asılı olan saate baktı öğleden sonra ikiye geliyordu. Berfin hanım; "Deden gayet iyi doktorların söylediklerini sende duydun. Yarın yoğun bakımdan çıkaracaklarmış. Servise aldıklarında yanında sen kalırsın. Ha oğlum hadi git biraz dinlen ." diye tekrar etti. Karahan başını sallayıp oturduğu yerden ayaklandı; "Söz ver anne bir şey olursa ilk beni arıyacaksın." Berfin hanım oğlunun sırtını okşayıp; "Peki oğlum, sen nasıl istersen." diyerek oğlunu tatlı diliyle hastahaneden göndermeyi başarmıştı. Onun bu hali hoşuna gitmese de şimdilik susuyordu. Bir sıkıntısı olduğunun fakındaydı ama iyice emin olduktan sonra konuşmaya karar verecekti. Karahan hastaneden çıkıp arabasına doğru adımladı, kapısını açıp içine bindiğinde, aslında dedesinin başına neden böyle bir şey geldiğini biliyordu. Dedesini çok iyi tanıyordu. Yıllar önce yaptığı hata ve kendisinin duyup ağır konuşması kalbine dokumuş olmalıydı. Yaşlı adamın başına böyle bir şey geleceği, Karahan o odadan öfkeyle çıkarken den belliydi. Her ne kadar onun için endişelense de , yaptığı yanlışın affedilir yanı yoktu. Aracını çalıştırıp yola koyuldu. Ancak eve değil onun yanına, Neslişah'ın evine gidecek, dün anlatamadıklarını anlatacaktı. Bildikleri ve dedesinin bu işin içinde oluşu Karahan'a ağır geliyordu. Bir an önce söyleyip, Neslişah'ı o ailenin içinden çekip çıkarmalı. Beşir amcasını kızına kavuşturmalıydı. Gaza yüklendi çok sürmeden Neslişah'ın evine gelmişti bile. El frenini çekerken dikiz aynasından yansımasını gördü. Saçları dağılmış, gözleri hem kızarmış hem çökmüştü. Arabadan inip Neslişah'ın kapısına dayandı. Tahta kapıyı çalarken , bir yandan da telefonu çıkarmış genç kızın numarasını arıyordu . Ardı ardına kapıyı çalmaya devam ederken ; aradığı numaraya ulaşılamıyordu. "Neslişah!" diye bağırdı. Ama ne cevap vardı ne de bir kımıltı. Geri çekilip, duvardan içeriye bakmaya çalıştı . Zıpladı ama avlu sessiz görünüyordu. Bir daha zıplayıp iç kapıya baktı kapalıydı. Duvara yaklaşıp kenarına tutundu. Zıplayıp kendini yukarı çekti. Duvarın üzerinden, avluya atladığında; Neslişah'ın içeride bir yerlerde, uyuya kaldığını yada işi olduğu için duymamış olmasını diledi. İşin aslı öyle olmasa da öyle olsun istiyordu Karahan. İç kapıya doğru yürüyüp bir kaç defa tıkladı. Yine ses yoktu , elini koluna götürdüğünde kapı kilitlenmemişti bile. Açıp içeri girdiğinde ; "Neslişah?" diye tekrar seslendi. Ne ses, ne soluk yoktu. Soldaki odanın kapısını ittirdi. Boştu. Diğer kapıyı açıp, içeri girdiğinde aynıydı. Arkasını dönüp ayağıyla araladığı kapının arkası mutfaktı. Son olarak sağdaki kapısı açık odadan içeri girdiğinde, Neslişah'ın odası olduğunu anlamıştı. Kokusu sinmişti odaya kızın. Derin bir nefes alıp karşılıklı yataklardan birine oturdu. Gözlerini kapatıp; "Neredesin Neslişah." diye fısıldadı. Ellerini saçlarının arasına geçirip, şakaklarına bastırdı. Ayağa kalkıp odadan çıkacağı sırada çekmecenin üzerindeki defteri gördü. Kaşları kalkarken, eski kaplı defteri eline alıp, baş parmağıyla sayfalarını hızla çevirdi. Geri geri gidip az önce kalktığı yere tekrar oturdu. İçini bir merak kaplamıştı. Ve... Merakına yenik düşüp okuya başladı. İlk başta Neslişah'ın defteri olduğunu düşünmüştü fakat tarihleri görünce öyle olmadığını anladı. Tülay'ın defteriydi . Okudukça içinden neler yaşamış küçücükken demeden edemedi. Kendi çocukluğu geldi aklına , el bebek gül bebek büyütülmüştü. Fakat burada yazanlar hiç bir çocuğun yaşamaması gereken şeylerdi. "Küçük yaşta, büyük sorumluluklar almış ." diye fısıldadı. Serkan'ın adı geçtiğinde Karahan'da, Neslişah gibi acaba dedi. Ama okudukça kuzeni Serkan olduğunu anlamıştı. Hiç iletişimlerini koparmamışlardı. Serkan ve Tülay. "Niye Lan?" dedi dişlerinin arasından . "Bana neden söylemedin." Birden, dün akşam dedesinin haberi gelmeden önceki konuşmaları geldi aklına "Belkide kız bunları söylemek istiyordu..." . Son sayfaya geldiğinde ; yeni yazılmış bir yazı gördü; "Gidiyorum. Ama tam anlamıyla gittiğim söylenemez. Hep eksik, hep yarım kalacağım, Belki bir ailem olmayacak , sahte yaşantımı unutacağım gibi, biyolojik ailemi de aramaya hiç niyetim yok. Beni belirsizliğin içine atan insanlar , bana ne kadar iyi bir gelecek vaad edebilirler ki. O yüzden beni merak etme abla. Zamanı geldiğinde seni arayıp bulacağım. Neslişah." ... "Okumuş." dedi Karahan . "Okumuş ve gerçek ailesi olmadıklarını öğrenmiş." Defteri kapatıp elinde sımsıkı tutarak koşmaya başladı . Evden çıkıp arabasına atladığında; "Gerçek ailenin seni nasıl aradığını, babanın senin için aklını kaybettiğini, ailenden nasıl koparıldığını bir bilsen Neslişah!" dedi kendi kendine. Telefonunu çıkarıp önce Serkan'ı aradı. Fakat meşgul çalıyordu. Dün de mesaj atmıştı ama hala geri dönmemişti Serkan. Aklına hemen babasının adamı Mehmet geldi. Rehberden bulup aradı, telefon ikinci çalışta açıldı. Mehmet; "Buyurun Karahan Bey." dedi. "Mehmet . Sana bir fotoğraf göndereceğim , otogara, hava alanına, ne bileyim dolmuş, taksi, hastane sor soruştur bu kızı mutlaka bulmamız lazım . İsmi Neslişah Gündoğan." dediğinde, Mehmet; "Tamam efendim." dedi ve kapattı. Salıncakta çektiği yüzü net görünen bir fotoğrafını hemen Mehmet'e gönderdi. Aracını çalıştırıp eve doğru sürdü. İki dakika sonra evin önünde durdu, defteri elinde sımsıkı tutarak,arabasından inip, konağın ahşap kapısına doğru bakarken, akşam dedesinin o halde çıkarılışı geldi gözlerinin önüne. Başı hala ağrıyordu. İçeri girip odasına çıkarken, aşağıdan gelen hüsne ablasının sesiyle döndü; "Karahan oğlum yemek yaptım gel karnını doyur öyle git." dedi. Yemek yememişti , karnım tok dese de Hüsne ablasının inanmayacağını, kendi gittikten sonra tepsiyle odasına kadar çıkaracağını bildiği için, merdivenlerden geri dönüp aşağı mutfağa indi. Kendisi inene kadar Hüsne Sultan mutfak masasına bir şeyler hazırlamıştı bile. Hava kararmaya, yağmur tekrar yağmaya başlamış, Karahan önüne dizilen yemeklerden birer kaşık alıp kaşığı tabağın kenarına bırakmıştı. Hüsne kadın; "Halil Ağam iyi olacak inşallah sıkma güzel canını." dedi, tezgahtaki sebzeleri yıkamaya devam ederken . Karahan geri yaslanıp; "İnşallah." dese de aslında dedesinin iyi olacağından emindi. Canını sıkan şeyin başka bir şey olduğunu Hüsne Ablasına söyleyemezdi. Bakışlarını lavaboda sebze yıkayan kadına çevirdi; "Hayatta hiç öğrendiğine pişman olduğun bir şey oldu mu?" diye sordu önce. Hüsne Kadın işini yapmaya devam ederken; "O da nereden çıktı be oğlum. Bana böyle kafamı karıştıran sorular sorma." diyerek yıkadığı sebzeleri süzgeçe bıraktı. Karahan derin bir nefes alıp ; "Peki o zaman şöyle sorayım." kollarını göğsünde birleştirip; "Hiç duyduğun bir şeyi unutmak istedin mi?" dediği an Hüsne sultan elindeki süzgeçle donakaldı. Unutmak istediği bir şey vardı evet her gün, her saat, her an... Aklından silip atamadığı keşke sağır olsaydım da duymasaydım , kör olsaydım da görmeseydim dediği bir şey . Yüzüne maske gibi takındığı tatlı gülümsemesiyle Karahan'a dönüp; "Nereden geliyor böyle şeyler aklına Allah aşkına, sen çocukken de böyleydin hep bana sorular sorar olmayan aklımı da karıştırırdın." diyerek Karahan'ın omzuna dokundu. Geç adam gözlerini kapatıp, "Başım öyle ağrıyor ki Hüsne Sultan.." diyerek alt dudağını ısırdı. Hüsne kadın ; "Ben sana hemen ağrı kesici çayımdan kaynatayım sen otur." dedi. Ama Karahan'ın oturup bekleyecek hali kalmamıştı. "Abla sen bana bir ağrı kesici, bir bardakta su ver ben içip yukarı çıkayım. Dinlenirsem geçer ." diyerek ayaklandı. Hüsne hemen kutudan bir ağrı kesici çıkardı. Büyük bir bardağa da su doldurup Karahan'ın eline tutuşturdu. Genç adam ilacı ve suyu içip "Sana kolay gelsin." diyerek mutfaktan çıktı ve merdivenlere yöneldi. Yağmur yağmaya devam ederken , dün merdivenlerde Neslişah'ın ıslandığı sahne canlandı gözlerinde. Nasıl da korkuyla koşturmuştu. Çiseleyen yağmura aldırmadan çıktı basamakları. Balkona varıp odasının kapısını açtı ve içeri girdi. Önce ayakkabılarını çıkardı,ardından elindeki defteri barın çekmecesine koydu, içeri doğru adımlarken, düğmelerini açmadan bol kesim gömleğini de tutup tek hamlede çıkarıp koltuğa fırlattı. Keten pantolonunun ipini çekip, cebinden telefonunu aldıktan sonra bacaklarından düşmesini bekledi. İçinden çıkıp, yatak odasına gireceği sırada , dün Neslişah'ı kucağına alıp duvara yasladığı an geldi aklına. Başını sağa sola salladı, elindeki telefonunu odasındaki çekmecenin üzerine bırakıp, banyoya girdi. Son parçayı da çıkarıp, kirli sepetine atacağı sırada, boş olduğunu gördü. Tüm kirliler yıkanmıştı. Çarşaflar, havlular, Neslişah'ın giydiği kıyafetler.. Hepsi. Duşa girip musluğu açtı. Başından akan ılık su, biraz olsun bedenini gevşetmişti. Ellerini banyonun duvarına yasladı . Bir süre öylece suyun akıp gitmesini seyrettikten sonra, duştan çıkıp havluya sarıldı. Yatak odasına geçip üzerine rahat bir şeyler geçirdi. Bol beyaz bir tişört, bol lacivert bir eşofman. saçlarını kurutmadan kendini yüzü koyun yatağa attı. Saat kaç olmuştu bilmiyordu . Ama haber gelirse, telefonu yanı başında çekmecesinin üzerindeydi. ... Uykusu arasında ısrarla çalan telefonuna uzanıp, gözlerini açmadan, yeşil tuşa bastı ve kulağına götürdü Karahan. Diğer taraftan gelen ses Mehmet'in sesiydi. "Karahan Bey." dedi Mehmet. Karahan yataktan doğrulup ; "Buldum de Mehmet." dedi. "Buldum efendim. Merkezde adliye yakınlarında bir otelde. Fakat .." dediği sırada; "Eeee Mehmet söylesene . Fakat ne?" "Fakat çok az bir vaktiniz var. Neslişah hanımın iki saat sonra İstanbul'a uçağı var bilet almış efendim . Birazdan otelden çıkış yapacaklar." Karahan gözlerini ovalayarak hızla yataktan kalkarken; "Sakın gözünden kaçırma Mehmet ben geliyorum." diyerek telefonu kapattı. Üzerini değiştirmeye vakti yoktu. Kendine gelmek için yüzünü soğuk suyla yıkayıp kurulamadan hızla ayakkabılarını giydi. Merdivenlerden ikişer üçer inip doğruca arabasına atladı. motoru çalıştırıp ,gaza yüklenirken; "Kimin kızı olduğunu öğrenmeden hiç bir yere gidemezsin ." diye fısıldadı. Caddeye çıktığında çok hızlıydı. Bir saatlik yolu neredeyse yarım saatte gelmişti Karahan. Şehir merkezine yaklaştığı an Mehmet aradı; "Karahan Bey, Neslişah hanım çıktı efendim. Ticari bir taksiye bindi , takipteyim. Hava alanına doğru ilerliyorlar." "Tamam. Peşlerinden ayrılma ." deyip kapatırken , direksiyonu kırıp hava alanına giden kestirme bir yol ayrımına saptı genç adam. Hızını kesmeden sürmeye devam ediyordu. Kestirme olan yoldan çıkmış, ana yola yeni girmişti, solundaki tali yoldan gelen tır, kontrolsüz bir şekilde ana yola çıkınca, Karahan'ın o hızla frene basmış olması bile hiç bir şey ifade etmeyecekti. Saniyeler içinde arazi aracıyla tır birbirine girip, kıvılcımlar çıkararak metrelerce sürüklenmeye başladı. Her şey bir filmin kaza sahnesindeki gibi ağır çekimde ilerliyordu. Camların patlaması, jantların asfalta sürtünmesi sesi, metalin metale olan baskısının gıcırtısı. Bu bir son muydu? Yoksa sonun bir başlangıcı mı? ( İşte buna okuyucu karar verecekti... )
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE