Zevahir, Asilzade Devleti Tarih: 29.04.2013, Saat:17.25
Yetimhaneden kaçsam da Zevahir benim peşimi asla bırakmamıştı. Siyah deri bir koltukta dizimi karnıma doğru çekmiş şekilde oturuyordum. Herkes gibi bende sessizdim. Bakışlarım önümdeydi. Bulunduğum yerde tek duyulan ses şöminenin içindeki odunların çıtırdama sesleriydi.
"Benziyorlar şaka gibi." dediğini duydum aralarından birinin. Adını ve soyadını sahiplenerek büründüğüm kişilik bir seri katildi. Ben ise bunu peşime düşen adamlardan beni kurtaran Yunus ile öğrenmiştim. Alin Arsever'in içinde olduğu bir örgüt vardı. Ben, hayatımı kurtardım sanarken, mahvedişimi izliyordum.
Tam karşımda oturan Merih –Yunus'la beraber bulmuştu beni- kısık sesle sordu. "Nasıl olabilir bu?"
Ona doğru kaydı bakışlarım, "Sorman gereken soru bu mu cidden?" diye sorarak karşılık verdim "Özgürlüğümü ararken hayatım karardı benim farkında mısın?" sonra diğerlerine döndüm "farkında mısınız?" diye düzelttim.
En arkada duran Kerim adındaki "Nasıl buldun onu?" dedi. Kafamı iki yana salladım, "Bulmadım, o bana geldi." diye karşılık verdim ve oturduğum yerde düzeldim "Yetimhanede yaşıyordum ben. Otopsisini ben yaptım ceza olarak."
Yunus'un kaşları çatıldı sordu "Ceza olarak mı?"
Başımla onayladım, "Ceza evet." burnumu içime çektim "Bize cezalar verilir. Kaç yaşında olursan ol. Sözde iyilik için yapılan o yetimhanede aldığın cezalar hayatın sana ödettiği bedellerdir." sonra hata yapıp düzeltmek istercesine gülümsedim "Benim gözümde çünkü siz pek bi' bayılıyorsunuz." dirseklerimi bacağımın üzerine dayayarak hafif eğildim, "Tabii sizde haklısınız. Uzaktan her şey güzel gözükür. Bazen de yaşamak lazım."
Bir şey demeyerek susarlarken bende bakışlarımı şömineye çevirdim. İçim adeta acıyla kavruluyordu, kurtuluş yolum sandığım yollar, özgürlüğüme bedel olmuştu. "Sen kaç yaşındasın?" diye sordu Fatih isimli olan. Diğerlerine göre daha gençti.
"16..." dedim onları yaşım şaşırtmış olmalı ki üzerimde gezindi hepsinin bakışları "Adı Alin'di. Benim de adım Alin." Omuz silktim, "Benziyorduk da. O yaşayan, ben ise ölenmiş gibi davranabilirdim. O iğrenç yerden kurtulabilirdim kısacası. Bu yüzden-" konuşmamı Yunus böldü, bölmek de denmezdi aslında, buna devamını getirmişti desek daha doğru olurdu. "Onunmuş gibi davranarak kendini kurtardın."
"Evet." dedim başımı sallayarak onaylarken.
Aralarından en arkada olan Kerim, ağır bir küfür savurdu. "Ne halt yiyeceğiz?" diye de ekledi. Fatih bana bakmaya devam ederken "Bilmiyorum." dedi "Asla böyle bir şeyle karşılaşacağımızı düşünmüyordum."
"Ama karşılaştık." dedi Yunus diğerlerine göre daha sakin bir tavırla, işaret parmağını gösterdi "Yapmamız gereken de tek bir şey var."
Fatih dayanamıyormuş gibi kahkaha atarak güldü. "Ölmemiş gibi gösterip onu mu cinayetlere öne süreceğiz?" Yunus'a bakarak onu alkışladı, "ne kadar zekisin!" diye de ekledi bu sırada. Homurdanarak önüne döndü, masada duran içki bardağını eline alarak birkaç yudum içti. "Tek yöntem onun bu bataklıktan hataları olduğu yüzünden ayrıldığını göstermek."
"Onu tehlikeye mi atalım diyorsun?" diyerek çıkıştı Pamir "Kız 16 yaşında! Hata yapıyormuş gibi göstererek öne mi sürelim? Ne bilebilir 16 yaşındaki bir kız?"
Onlara bakmadan hepsinin duyabileceği bir ses tonunda "Tabanca kullanabiliyorum." dedim. Birkaç dakika hiçbirinden ses gelmedi. Şaşırmışlar mıydı? Yoksa onları batıracağımı ya da planlarını uygulamak da yardımcı olamayacağımı mı düşünüyorlardı? Bakışlarım onlara kaydı dayanamayarak, kısık bir ses tonuyla "Sorun ne?" diye de ekledim.
"Olmaz." dedi Fatih reddederek. "Seni oyuncak gibi kullanamayız."
Onu onaylayarak "Ben beni kullanın demiyorum." dedim Fatih devam edeceği sırada onu susturup ben konuşmaya başladım "Alin Arsever kimse, bende oymuş gibi davranabilirim." sert sesim odada yankı bıraktı "Diye tabanca kullanabiliyorum dedim. Bana onun kim olduğunu açık açık anlatsanız daha iyi sanki."
Yunus parmaklarıyla oynarken sessizliği bozdu. "Alin," diye başladı ama devamını getiremeden geri sustu. Bakışlarım ona kaydı "Evet?" diyerek devam etmesi gerektiğini belirttim. "Kanlar içinde bulmuştuk onu. Eli yüzü kan içindeydi." aklına gelmiş gibiydi o anlar "Ancak yaralanan o değildi. Yaralanan altına alıp yüzünü, gözünü, vücudunu kan içinde bırakan kişiydi. Katletmek daha doğru bir deyim olabilirdi. Acımasızdı..." dudak büktü, gözleri kısıldı "çünkü kaybedecek hiçbir şeyi kalmamıştı. Ölmek onun için bir korku değildi. Elinde bir bıçak yoktu, aksine yaraladığı adamın her yerine bıçak saplamıştı. Bize de saldırmaya kalkıştı ama biz korumalıydık saldırması çok zordu. Onu bayılttık sakinleşmesini bekledik."
Fatih eklemeden edemedi. "Delirmiş gibiydi."
Devamını dinlemek istemedim. Her durumda buna mahkumdum. "Onun gibi olamam ancak oymuş gibi davranabilirim..." sesim kısıldı "en azından bir süreliğine." Fatih onaylamayarak kafasını iki yana salladı. "Saçmalama! Seni tehlikeye atacak kadar manyak değiliz."
"Beni tehlikeye atın demiyorum ki!" dedim kendimi ifade etmek isteyerekten "Cinayetleri azaltırız. Haftada iki kere yapıyorsak bir kere yaparız. Zaten sizinle iş birliği içinde değil miydi? O tek başına bu haltı yiyorsa neler yaptığını nasıl yaptığını az çok biliyorsunuzdur. Bana yardım edersiniz. Ardından iki haftada bire ve en sonunda hiçe düşürürüz. İşlediği cinayetler de basit olur. Kafasına kurşun sıkarak, bıçaklayarak..." kafamı iki yana salladım oflayarak nefesimi verdim. Hızlı konuşuyordum ama ne dediğimin anlaşıldığını da biliyordum. Onlarda susmuş beni dinliyorlardı "Bilmiyorum!" omuz silktim "Siz daha iyi bilirsiniz. Nasıl öldürürdü? Bıçakla mı? Tabancayla mı? Kafasına mı sıkardı? Kurşun yağmuruna mı tutardı? Boynunu mu keserdi ne yapardı?"
"İşkence derken aklına bunlar mı geliyor?" diye sordu Merih kaşları havalanırken. "Basit davranmalıyız!" dedim onaylayarak "Alin Arsever eski gücünü kaybetti demeleri lazım. Sonrasında gerekirse kurduğunuz bu örgütü yok etmiş gibi yaparsınız. Başka bir ad kullanırsınız ancak böyle bu işten sıyrılabiliriz."
"Çok zayıfsın, arkanda bir dolu düşman varken senin elini kolunu sallayarak rahatça hayatını yaşayabileceğini düşünmen çok saçma. Sen bu ad soyadı alarak kendini mahkûm ettin."
"Öğretirsiniz güçlü olmayı." dedim rahat bir tavırla, hepsi bu sözümle sus pus oldu. Fatih beni dikkatle dinlerken bir şeyler de düşünüyor gibiydi. Yunus ise masada duran cips paketini eline alıp yemeye koyulmuştu. Dudaklarımı ıslattım, "O yetimhanede de mahkûm birinden farkım yoktu. Birilerine bağlı olmak, cezalara tabi tutuluyordum. En azından şu an istediğimi yapabilirim, birine sormak danışmak zorunda değilim." arkama yaslandım "Ee?" hepsinde gezindi gözlerim. "Ne diyorsunuz? Var mısınız?" kaşlarımı havalandırdım "Yok musunuz?"
Birkaç dakika sessizlik hâkim kesti. Bende o sırada onların düşünmelerine izin verip tırnaklarımı inceledim. Ojelerim çıkmıştı, uzamıştı da. Üstüme baktım, çamur olmuştu. Saçlarımda kirlenmiş gibiydi.
Fatih vazgeçtirme taraftarıydı. Bunu biliyordum ve ilk atlayan da o oldu. "Çok çalışman lazım." diye başladı.
"Çalışırım." dedim sakin bir şekilde.
"Çok yorulacaksın." dedi Merih de ona katılarak.
"Dinlenecek bir vakit tanırsınız herhalde?"
Yunus cipsini yerken işaret parmağıyla beni uyarır şekilde konuştu. "Dövüş dersleri almalısın."
"Olur."
"Neden vazgeçmiyorsun?" diye sordu Fatih yüzünü sıvazlayarak. Yapamayacağımı düşünüyordu. Haklıydı ben Alin Arsever olamazdım ama oymuş gibi yapabilirdim. Bir işin içine girmiştim, pes edemezdim.
Dudak büktüm başta, "Neden vazgeçmiyorum?" kaşlarım havalandı bir kez daha. Beğenir şekilde mırıltılar döküldü dudaklarımdan. "Güzel soru ama cevap zaten sizde var. Alin Arsever size lazım. Siz de bana lazımsınız. Bende size bir teklifte bulunuyorum. Hepimiz bu işten karlı çıkalım. Ben Alin Arsever'in kılığına girerek ölmedi olarak göstereceğim ve böylece örgütünüzü devam ettirebileceksiniz. Siz de beni koruyacaksınız ve oraya geri dönmememi sağlayacaksınız." orası dediğim de yetimhaneydi.
Hepsi birbirine baktı, kararlarını vermek istercesine birbirlerinde gezindi gözleri. En sonunda Fatih başını tamam der şekilde onaylayarak salladı. "Tamam bizimlesin."
Şimdi
"Vay anasını." dedi Yunus yerde yatan Onur'u ayakkabısıyla dürterken. "Adamın ensesinde kocaman çip var. Nasıl takmışlar bunu?" iki elim belime yerleşmiş uzaktan onları izlerken Fatih de Yunus'un biraz önünde diz çökmüş çipi nasıl çıkaracağını düşünüyordu.
Merih yerdeki kan izlerine iğrenerek bakarken "Uzun zamandır kan görmüyorum, sabah sabah görünce insanın midesi kalkıyor." ona bakmadan işine devam eden Fatih "Kaç saattir görmüyorsun?" diye sordu.
Merih omuz silkti, bu sırada dudaklarından "Hmm" diye bir düşünme mırıltısı döküldü "Bi 5-6 saat oldu ya." bana doğru döndü "Olmuş mudur sence?" kaşları çatık düşünür şekildeki surat ifadesine zoraki gülümseyerek karşılık verdim.
Oturduğu yerden Merih gibi izleyen Pamir, dudakları vay dercesine şekillenirken "İyi dövmüşsün." diye ekledi. Göz devirdim "Pamir sen ciddi misin?" dedim emin olmak istercesine o ise evet dediğini gösterircesine kafasını aşağı yukarı sallamayı unutmadı. "Adam bana saldırdı. Deliye dönmüş gibiydi. Birkaç gün önce tanıştığım adam sabaha karşı evime gelip beni öldürmeye kalkıştı."
Merih bana kızar şekilde baktı "Kızım sana bunun eğitimini verdik ama!" dedi Pamir'in yanına yerleşti. "Hayır boşuna dövdürtmedik kendimizi herhalde." Pamir dudak büktü "Boşuna gibi duruyor."
"Acaba el sallasak görürler mi?" diyen Yunus, elini Onur'un gözüne sokarak merhaba dercesine salladı. Fatih Yunus'a tuhaf bir bakış attı "Nasılsın diye soruyorlarmış." dedi. Yunus diğer göre biraz daha temiz saf biriydi. Şaşkınlıkla bakarken "İyiyiz canım sen nasılsın?" diye Onur'un kulağının dibinde bağırdı. "Ben Yunus!" diye de kendini tanıtmayı unutmadı.
Fatih ciddi mi bu der gibi bakarken "Çekil lan şuradan!" kan olmuş eldiveniyle birlikte Yunus'un yanağına vurdu. Elinin tersiyle iğrenerek kan olmuş yanağını silen Yunus homurdandı. "Ciddisin sandım bir an."
Pamir merakla, "Çip takılıp evine yollanacak kadar ne yaptın Alin?" diye sordu Merih heyecanla bana döndü Pamir'in cümlesiyle. "Gerçekten nasıl bir belaya bulaştın dinlemek için sabırsızlanıyorum."
Omuz silktim başta "Hiçbir şey." Pamir inanmayarak bana bakarken "Gerçekten!" diye de ekledim. "Sadece bir cinayet olayı sonucu böyle oldu."
"Nasıl bir cinayetse son model çip takılmış."
Fatih'e dudak büzerek baktım, "Başın fena belada." dediğinde "Biliyorum, sadece benim değil birinin daha başı belada." diye mırıldandım. Merih'in kaşları çatılırken "Ne?" diye bağırdı. "Sadece sen değil başkalarının da mı başını belaya soktun?" yüzünü sıvazladı "Sabır, sabır, sabır."
"Ya sabır!" dedi Yunus da şaşkınlıkla "Başın hep bela da bunu biliyoruz da ne halt yedin nasıl bir cinayet bu kızım? Biz seni karakoldan, oradan, buradan toplasak daha iyi!"
Sakin olmalarını sağlamak için "Bakın dinleyin hemen yargısız infaz yapmayın!" dedim ve birkaç adım attım onlara yaklaşarak "Şimdi ben avukatım ya," Fatih bana bakmadan sözümü böldü "Olaya gel."
Başımla onayladım, yanaklarımı şişirip oflamayı da ihmal etmedim. Nasıl başlayacağımı tam da bilmiyordum. En iyisi konuya direkt dalmaktı. "Eser Yalın. Hani sergi daveti düzenleyip kendini öldüren adam." Pamir'in gözleri kısılmış beni pür dikkat dinlerken "Biliyorum ben bu olayı..." diye mırıldandı. "İşte bizde cinayet mi intihar mı diye emin olmak isterken bambaşka bir boyut kazandı. Eski sevgilisi Nadia Soyhan."
"Ferit Soyhan'ın kızı olan mı?" Merih sorduktan sonra okkalı bir küfür etti "Kızım sen manyak mısın?"
"Belki." dedim inkâr etmeyerek "Ferit Soyhan Mehmet Özeri tarafından öldürülmüş. Mehmet Özeri aslında Mehmet Yalın. Sadece soyadını değiştirmiş çünkü tanınmak istememiş. Kendine yeni bir hayat kurmak istemiş. Alyona, Ferit Soyhan'ın eşi. Rus örgütünün başlarından. Ferit'i öldürenin Mehmet olduğunu bilse de susmuş. Aksine işine gelmiş."
"Çünkü başa geçmek istiyordu." dedi Merih ve Pamir'e döndü "Oğlum ben biliyordum o karı da bir haltlar olduğunu bir de inanmıyordun bana." Pamir ona hafif elini kaldırdı "Ne inanacağım lan sana?" diye sordu. Merih umursamadı tekrardan bana döndü ve devam etmemi işaret etti.
"Nadia Eser Yalın'ın eski nişanlısıymış. Sanırım bir süre öncesinde ayrılmışlar."
"Ölmeden önce ayrılması tuhaf..." dedi Fatih inanmazcasına "Tesadüf olabilir mi?" diye sordum ona bu sırada. Pamir de katılma gereği duymuş ki sorumu cevapladı "Tesadüf gibi durmuyor. Kıza sordun mu biliyor musun diye?"
"Sorduk, biliyormuş."
"Sorduk?" dedi Merih kaşları çatılırken "Sorduk derken?"
Sanırım asıl yeri atlamıştım. "Eftal Vural'la birlikte sorguya çektik Nadia'yı." Merih bunu duyunca bir küfür daha savurdu şaşkınca. "Şaka mısın kızım sen? Adam tutuklandı başın iyice belaya girmiş. Nasıl başımı belaya soksam diye çok düşünmüşsün!"
"Bir bitirsem?" dedim müsaade isteyerek. Merih elini lütfen dercesine kaldırdı "Lütfen, devam et. Yoksa ben daha fazla katlanamayacağım duyacağım şeylere!"
"Eftal bir ajan ve o da bu olayda görevliydi." tabii ki onunla kendi isteğimle tanıştığımı ya da diğer detayları bahsetmeyecektim. "Nadia ile bir bilardo salonunda tanışmışlar. Eser, Nadia'ya bilardo öğretmiş ve araları bu sırada biraz daha iyi olmuş. Başkalarına sorduğumuzda üniversiteden tanıştıkları söylenmişti.
Tuhaf... Birbiri içinde çelişkiler fazlasıyla mevcut. Eser'in annesi Öznur Hanım geçen sene öldürülmüştü. Mehmet yani eski eşi de onu öldürmekle suçlanmış. Nadia ise anlattığında olayın bambaşka olduğunu öğrendik. Eser Nadia'ya bilardo öğretmenin karşılığını babasının robotu olarak istemiş. Daha doğrusu Nadia'nın annesinden yardım istemiş. Rus örgütünde iftira, suç atmak için kişi robotu yapılırmış."
Pamir'in kaşları vay be dercesine havalanırken "Kişi robotu?" demeden de duramadı.
Onu onayladım "Eser geçmişine boğarak intikam almak istiyormuş. Her detay düşünülerek birebir aynısı yapılırmış. Eser de bu robottan istemiş Alyona'dan. Nadia önce karışmak istemiş fakat sonrasında boş vermiş. Bize söylenen Nadia, Öznur Hanım öldükten sonra Mehmet Bey tutuklu yargılansın diye avukat tutmuş. Ona bunu neden yaptın diye sorduğumuzda ise yapmadığını söyledi. Bununla da kalmadı, "Devamını anneme sorun biz Eser'le tatsız bir olay yaşadık ve konuşmayı kestim." dedi. Ondan önce de ara sıra konuşuyorlarmış. Nişanlanmış bir çift değil de..." derken son cümlem dudaklarım arasından dökülürken kaşlarım çatıldı.
Eser'in videodaki hali aklıma geldi. Psikolojisi bozulmuş, intihara meyilli, dakikalar içinde yaşadığı duygu değişimleri... Ya Nadia ile nişanlı değillerse ve hepsi Eser'in kafasında kurup, arkadaşlarına, okuldakilere anlattığı bir kurgudan ibaretse?
O zaman Nadia'nın yüzük parmağındaki iz neyin nesiydi?
Peki ya Alyona? Nadia ne yapmıştı da Alyona Eftal'i tutuklama kararı alarak davanın kapatılmasını istemişti. Derin bir nefesi içime çektim, susmuştum. Fatih bu sırada Onur'un ensesine yerleştirilmiş çipi çıkarmıştı. Bana doğru döndü "Ee devam etmeyecek misin?" diye sordu.
Sesli bir iç çektim. Devamını anlattım. Eftal'in benim yüzümden tutuklandığını, yer altı devletini, Nadia'nın tehditi ve Onur'un buraya gelişini...
Hepsi beni tek tek dinledikten sonra içimden geçen düşünceleri de dile getirmeyi unutmadım. "Alyona büyük bir oyunun içinde çünkü Nadia'yı koruma peşinde. O oyun oynuyorsa bizde onun oyununa karşılık veririz. Öyle değil mi?" kaşlarım havalanmış hepsine sorumu yöneltmiştim. Hepsi beni onayladı bu sorumla birlikte.
"Bana yeriniz var mı?" diye bir diğer sorumu sordum. Beklemedikleri bir soruydu biliyordum çünkü Alin Arsever'i yok etmiştik, örgütte artık yeri yok diye göstermiştik. O örgütten çıkmak, başlarda en büyük hayalimdi; ancak sonrasında... Hiç de öyle olmamıştı.
Hepsi şaşkınca bana bakarken, Yunus ilk defa mantıklı bir şekilde "Geri dönüş?" diye sordu. Gülümsedim, başımı evet anlamında sallarken "Geri dönüş." diyerek onu onayladım. "Ama bu sefer gerçeklerle..."
Fatih diz çöktüğü yerde dururken kaşları çatıldı, "Nasıl yani ben anlamıyorum." diye sordu.
"Biliyorum, kafanızda bir soru işareti oluşturdum. Madem Alyona Nadia'yı kurtarmak için Eftal'i tutuklattı. Hem de benim daha doğrusu Alin Arsever üzerinden. O zaman biz de benim Alin Arsever olmadığımı kanıtlarız."
"Seni ifşa etmemizi istiyorsun?" diye şaşkınlıkla sordu Merih "Bu senin tutuklanmana bile yol açabilir biliyorsun değil mi?" ayağa kalktı Onur'un etrafında volta atmaya başladı "Bir herif için kendini tehlikeye atıyorsun!" kafasını iki yana sallayarak küfür savurdu "Bunun tutuklanması, mührü, cezası, idamı, aforoz edilmesi var." hepsini sayarken bir parmağını kapatıyordu.
Fatih, düşünür şekilde "Hayır olmaz." dedi.
Merih saymaya devam ederken Fatih'in cümlesiyle birlikte sustu, iki elini beline yerleştirdi "O nasıl olacakmış?"
Fatih tane tane Merih'in aksine sakin şekilde konuşmaya başladı "Eğer sana ağır yaptırımlar uyguladıklarını, cezalar verdiklerini söylersen; kendini savunmak için bu yola girdiğini ifade edersen, kurtulursun." yüzünde beni anladığını gösteren bir ifade vardı "Bu yüzden istiyorsun ya zaten..."
"Aynen öyle."
"Tamam bu bir kurtuluş yolu olabilir." Merih hepimizin aksine oldukça sinirliydi "Ancak bunun sonunda o saydıklarım da olabilir. İkisi de yüzde 50 oranına düşer böylece. Bir tanesi daha fazla olamaz. Kendini riske atıyorsun."
Daha fazla vakit kaybetmeden en iyisi görev dağılımı yapmaktaydı "Merih Eftal'in avukatı olmanı istiyorum." dedim sakince. Merih bunu duyunca öfkeyle bir küfür daha savurdu "Yok artık!" diye de ekledi "Bu kız sadece kendini değil hepimizi o lağım çukuruna atma peşinde!"
"Hiçbir şey olmayacak bana güvenin." Pamir'e döndüm "Pamir, Öznur Hanım'ın otopsi raporuna ihtiyacımız var. Ayrıca olay yeri inceleme ekiplerinin topladığı delilleri incele bak olur mu?"
Pamir, başıyla onayladı "Tamam." diye de sesli bir şekilde onayladığını duyurdu. Merih elini yüzüne götürüp sıvazladı "Ya sen manyak mısın?" diye sordu bağırarak. Pamir ise rahat olan tavrına devam ederken "En doğrusu bu Merih. Alin Arsever'in aslında öldüğünü fakat öldürülmemiş gibi göstermek için 16 yaşındaki bir kızı alet ettiğimizi söylemek artık bu sırdan da kurtulacağımız anlamına geliyor."
Merih Pamir'e bakarken pes etmiş olacak ki iki elini teslim olur şekilde kaldırdı "Tamam." sonra iaşret parmağını bana doğru salladı "Ancak başın belaya girerse..."
Elimi bende teslim olur şekilde kaldırdım, "Tamam kurtarma." diyerek onunla anlaştığımı gösterdim. Aslında bunu söylerken de gülümsüyordum. Sanki hepimiz bir anda o ana dönmüştük... Benim ilk geldiğim ana.
6 Saat Sonra
Elimde tuttuğum kâğıdı buruştururken arkasına bakma gereği duyarak kâğıdı çevirdim. Gülücüğün altında bir yazı vardı.
Esaretimi öğrenmek istiyorsan, eserimi bul. Eserlerimi bulduktan sonra hayatımın nasıl olduğunu görmek zaten senin elinde olacak.
BÖLÜM SONU