18. Bölüm

1138 Kelimeler
18.Bölüm   “Cihan.” Dediğinde Sevil, adının Cihan olduğunu bildikleri çocuk gözlerini yerde yatan adamdan sinirlice çevirerek Sevil’e bakındı. Gözlerindeki hiddet azalarak yerini sıcak bir bakış almıştı. “Sevil.” Dedi şaşırmış ifadeyle. “Ne arıyorsun buruda?” dedi Sevil. “Asıl senin bu saatte sokakta ne işin var?” “Soruyla cevap verme.” “Siz tanışıyorsunuz herhalde.” Dedi Ekrem. Sefa fısıldamıştı. “Ben hiç bir şey anlamadım.” “Cihan benim eski okuldan arkadaşım.” “Cihan hayırdır ne iş oğlum?” demişti Ekrem göz kırparak yaptığı hamlenin çelişkilerini kendisine sorgulatmak istemişti. “Hadi uzaklaşalım.” Dedi Cihan ve ekledi. “Bende şu telefoncudan polisi arayım. Üstünde yüklü miktarda uyuşturucu da var. Hapse girer muhtemelen, yaşı da işin içinden çıkamaz.” Dediğinde sevil kara gözlerini Cihan’ın üzerine dikti. “Hala mı devam ediyorsun?” dedi Sevil anlayarak. “Evet, devam da edeceğim.” Diyerek kestirip atmıştı. Cihan adımlarını sokağın köşesindeki kırmızı telefon kulübesine taşıdı. Telefonu tuşlayarak polisi arayarak kısaca konuştu. Birkaç dakika içinde yanlarına gelerek dikildi. Telefon kulübesine gitti. Bir kaç dakika sonra geri döndü “Hadi gidelim. Bir kaç dakikaya polisler burayı saracaktır.” Hepsi kızlı adımlarla uzaklaşarak okulun yanındaki parka ilerlemişler ve görüş alanından çıkmışlardı. Polislerin geleceği sokakta bulunmak istemiyorlardı. “Anlat bakalım. Niye bu saatte dışarıdasın? Hem de bu iki satıcıyla beraber.” Dedi Cihan Sevil’ yaklaşarak gözlerindeki ciddiyet ürkütücüydü. “Sen bizi nerden tanıyorsun?” dedi Ekrem. Olanlara anlam veremiyordu. Bu adam kimdi ve satıcı olduğunu nereden biliyordu hiçbir fikri yoktu. Tanımadığı birinin kendisini bu denli yakından tanıması şaşırtıcıydı. “Satıcı olduğun için olabilir mi Ekrem?” “Sen adımızı nereden biliyorsun?” dedi Sefa ciddileşerek. Durum ednişe verici bir hal almıştı. “Bu ilçenin bütün okullarındaki hap satıcıların hepsini biliyorum Sefa.” Dediğinde Sevil ciddi biçimde baktı. “Cihan.” Dedi Sevil. “Ne?” “Dalga geçme.” “Polat sayesinde sizi tanıyorum.” Dediğinde Cihan. Sefa mırıldanmıştı. “Bıktım bu şerefsizin her yerde adının geçmesinden.” Demişti. Cihan’ın kahverengi gözleri Sefa’nın üzerine çevrilmişti. “Merak etme, yakında geçmeyecek.” Diye açıklamada bulunduğunda, Sefa bakışlarını Cihan’a çevirmişti. “Sen de kimsin?” dedi Sefa tekrar sorgulayarak. Sevil kolundaki saate kara gözlerini çevirirken ciddiyetini korudu. Biraz daha geç kalırlarsa yatakhaneye giremeyebilirlerdi. Saat oldukça geç olmuştu. “Yatakhaneye geç kalıyoruz.” Dedi Sevil. “Gidin o zaman.” Demişti Cihan. Yerlerinden kıpırdamayan Ekrem ve Sefa'ya döndü. “Hadi.” “Daha sonra görüşürüz. Sizin okula geleceğim, az kaldı.” Dedi Cihan Sevil’e gözlerini dikerek ve adımlarını yanlarından ayırırken polis sesleri uzaktan geliyordu. Sevil yatakhaneye yöneldiğinde, Sefa ve Ekrem seri adımlarla onu takip etmişlerdi. “Bu çocukta kim?” dedi Sefa. Sevil açıklama yapmıştı. “Eski okuldan arkadaşım.” “Onu anladık.” Dedi Ekrem. “Cihan iki senedir, şu hap satıcılarının peşinde. Onları yakalıyor ve kendini belli etmeden polise teslim ediyor. Kendini bu işe adamış durumda.” “Neden ona mı kalmış yakalamak?” dedi Ekrem. “Herkes böyle düşündüğü için ve pek çok sorumlu insan bu işten para yedikleri için; hepsi korkusuzca ortada dolanıyor. Cihan ileride polis olmak istiyor ve bunlara hazırlanıyor. Siz kısaca böyle düşünün.” Sefa pis sırıtışını tekrardan yüzüne taktı. “Baksanıza çocuk bütün okulların satıcılarını boşaltıyor. Direk amirliğe atasınlar bence.” Dediğinde Ekrem’de gülümsemişti. “Katılıyorum.” “Bir gün bizimde sıramız gelecek.” Dedi Sefa. Bana döndü. “Harbiden bu bize de böyle takmaz değil mi?” “Bilemiyorum, daha çok Polat denen çocuğa takmış durumda görünüyor.” Sefa'nın yüzü istemsizce sinirli ifade aldı. “Taksın. Hapse göndersin hatta.” “Oğlum senin bu Polat’la zorun ne?” “O baş satıcı ve ayarlayıcı olmalı, yoksa Cihan takmazdı.” Dedi Sevil konuya açıklık getirerek. İçeri sessiz adımlarla giderek Müdürün bulunduğu odaya gitmişlerdi. “Gelin çocuklar.” dedi “Hocam biz.” Dedi Ekrem duraksayarak. “Tamam çocuklar arkadaşlarınız her şeyi anlattı, sorun yok. Amirle de görüştük. Sevil sen yarın ki sınava çalışamadın, sana bir gün daha izin veriyorum. Yarın güzelce çalış.” “Çok teşekkür ederim.” Dedi gülümseyerek bu müdüre minnettardı. Çok iyi bir adamdı. “Şimdi direk yatakhanelerinize.” Dediğinde odadan çıkarak yavaş adımlarını yatakhaneye doğru ilerletmişlerdi. Sefa telefonuna eğilerek uzun süre bakındığında, Ekrem soru sordu. “Ne yapıyorsun telefonla?” Sefa alaylı bir tavırla sırıttı. “Tuğçe’ye mesaj atıyordum.” Dedi. “Rahat bırak kızı.” Dedi kısaca Sevil. “Sadece iyi geceler mesajı attım.” Dedi açıklama yaparak. “İyi geceler.” Dedi adımlarını Sevil Kızlar Yatakhanesine çevirdiğinde. “Dur ben seni bırakayım.” Demişti. Sefa garip bir şekilde Ekrem'e baktı. “Gerek yok hemen şurası.” Dedi Sevil. “Sizin inat muhabbetleriniz gece gece hiç çekilmiyor abi. Ben uyumaya gidiyorum.” Dedi Sefa ellerini sallayarak Erkekler Yatakhanesine girdi. Kızlar yatakhanesinin önünde durduklarında, Sevil kara gözlerini Ekrem’e çevirdi. “Sağ ol gelmene gerek yoktu.” “Önemli değil zaten şurası.” Biraz yere baktı ve kafasını tekrardan yerden kaldırıp yüzüme baktı. “Teşekkürler.” Dedi Ekrem. “Ne için?” “Her şey.” Demişti. Sevil tebessüm etti. “Önemli değil. “Önemli. Bunları kimse yapmazdı. Hele de yeni tanıştığı birisi için.” “Bak bende yapmazdım. Sadece durumlar bunu gerektirdi. Öyle gelişti.” Dei Sevil. “Neyse yarın bolca konuşacak vaktimiz olacak. Yorucu bir gündü, dinlen. İyi uykular. “Sana da.” Dedi adımlarını Kızlar Yatakhanesinin girişinden içeri taşıdığında, kendi odasına gitti. Dolabının kilidini açarak pijamalarını çıkarttı. Üzerini değişti. Lavaboya giderek ellerini güzelce yıkadığında, yüzüne su çarpmıştı. Yatağına dönerek sakince uzandı. Yorgunluktan sırtları ağrıyordu. Kendini kastığı için boynuna kramplar giriyordu. Resmen tutulmuştu. Ayaklarındaki sızıyla yüzünü buruşturdu. Hayatı boyunca en yorgun hissettiği günlerden birisiydi. Gün içinde yaptığı pek çok şeye anlam veremezken uzun süre düşündü. Vicdan azabı bedenini kaplayarak farklı bir ağırlık bırakıyordu. Düşünceleri tatsızdı. Hap satıcılarıyla bu denli iç içe olmak hiç doğru bir durum değildi. Hayat rotası bir anda onların kirli dünyasına kayıvermişti. Onlardan uzak durmalıydı. Çünkü onlara alışıyordu. Bir süre sonra arkadaş olarak görmeye başlayabilirdi. Ekrem’e olan bakışları ve anlatılmaz çekimi düşündüğünde kafasını iki yana salladı. Düşünceleri saçma ve anlamsızdı. Böyle devam ederse canı çok yanacaktı. Belki de hiç yaşamadığı duyguları yaşayacaktı, en doğru ondan uzak durmak ve kendi yoluna bakmaktı. Böyle bir hayat istemiyordu. Onun istediği hayat sakinlikler arasında olmalı, her yaptığının doğruluğu hakkında bir zihin fırtınası vermemeliydi. Yaşantısı doğru üzerine gitmeli ve o rotada ilerlemeliydi. Kara gözleri tavandan çevirerek, göz kapaklarını hafifçe indirdiğinde, karanlık ona huzur verdi. Yarın sınava çalışmalıydı. Müdürün kendisine imkan sağlamasından dolayı minnettardı. Genel olarak sorunları fazla olan bir okul olsa da, en iyi sınıfa yerleşmesi gerekliydi. En iyileri aşırı iyilerdi ve yatılı okullar arasında geldiği bu okulun; hocalarıyla ünü vardı. Geçen sene oldukça iyi öğrenciler çıkartmışlardı. Başarılı puanlar alarak istedikleri üniversitelere gitmişlerdi. Dikkatini sadece bu yöne çevirmeliydi. Çünkü buraya bunun için gelmişti. Okulun içindeki yanlışlıkları toplamak onun vazifesi değildi. Ekrem’e ve Sefa’yı doğru yola döndürmek onun işi değildi. Yardım istemeyen birisine yardım edilemezdi. Başkalarının karanlıklarıyla uğraşmaktansa belki de kendi aydınlığına ışık olmalıydı.  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE