17. Bölüm

1469 Kelimeler
17.Bölüm “Doktor Bey?” dediğinde Amir. Dikkati gözlerine odaklanmış, ağzından çıkacak herhangi bir kelime için ruhunu teslim etmeye hazır gibiydi. Anlaşılan bir sorun çıkmasını çok itiyor ve hepsinin başını belaya sokmak istiyordu. Anlaşılan görmezden gelecek amirlerden biri değil, kök söktürecek olan işini ahlak çerçevesinde ilerleten namuslu bir insandı. “Sadece kansız.” Dedi gülümseyerek ve bakışları Ekrem’e çevrilmişti. Gözlüğün gözünden çıkartarak gülümsemesinin belirginliğini arttırdı. Doktorun cümlesi beyninde yankılanırken kahkaha atmamak için kendisini zor tuttu. Bundan da sıyırmışlardı. Yaşadıklarına gerçekten inanamıyordu. Cenker'le Melike'ye baktığımda gülmekten kıp kırmızı olduklarını gördü. Sefa'yı anlatamıyordu bile… Resmen gülmekten yerlerdeydi. Dik durabilmek için büyük bir savaş veriyordu. “Oğlum kansızmışsın, neden sütüne yoğurduna dikkat etmiyorsun.” Dedi sefa dalga geçerek. Cenker odanın içini dolduran gürültülü bir kahkaha patlattı. Melike'de buna katılmıştı. Doktorda gülerek Sefa'nın zevzekliğine eşlik etmeyi unutmadı. Melike durumu toplamak isteyerek “Neyse canım kansızmış sadece.” Dedi. Amire dönerek konuştu. “Amirim kurusa bakmayın sizi de telaşlandırdık, bir şeyi yokmuş. sadece kansızmış kerata. Biz kendisine bu konuda destek çıkarız.” Amir ciddi birazda sinirli bir şekilde hepimize baktı ve hepimizin kanının akışını donduran o soruyu sordu. “Yani iki senedir görüşmüyor musunuz Ekrem beyle Melike hanım?” Hepsi ciddileşti. Melike tarif edilmez derecede donmuştu. Ne söyleyeceğini bilmiyordu. Bu çok aniydi. “Yok hayır tabiki de görüşüyorum. Lakin derslerden dolayı. Son seneler daha az görüşüyoruz sınıflar ayrı olunca.” Dedi açıklayarak. “Anladım.” Dediğinde Amir çok ciddiydi. Sefa tekrardan havayı yumuşatmak isteyerek konuya girdi. “Doktor bey ilaç takviyesine gerek var mı? Yoksa yediklerine dikkat mi etsin? “Dikkat etmesi yeterli. Abartılacak bir durum değil.” Dediğinde Sefa ekledi. “Peki, teşekkürler doktor bey.” “Peki çocuklar sizi de burada çok tuttuk. İrem'in başında kim kalacaksa kalsın. Diğerleri hemen okula.” Dedi Amir. Okul müdürünü arayarak durumdan haberdar etmişti, onlar için özel izin almıştı. “Biz Cenker'le beraber kalmaya karar verdik.” Dediğinde doktor cevap verdi. “Kişi kalmasanız.” Dedi doktor. “Lütfen doktor bey, çıtımız bile çıkmaz.” Dedi Melike dediğinde tebessüm ederek yeşil gözlerini doktora dikti. “Peki, hadi diğerleriniz okula dönsün. Giderken şu ilacı da alın. Doktor kağıdı uzattı. Tam Ekrem alacakken Sefa kağıdı kaptı. “Dostuma gözüm gibi bakacağıma dair size söz veriyorum her zaman gözetimim altında olacak kendisi. Biricik dostum kansız kalmamalı.” Sefanın sonraki sözünden sonra odada son kez daha kahkahalar patladı. Ekrem'de Sefanın zevzekliğine katılmıştı. “Ah beni bu kadar düşündüğünü bilmiyordum.” “Hepinize iyi akşamlar.” Dedi Amir, adımları aheste biçimden odadan çıkartarak ilerlerken döndü ve hepsine sessizce fısıldadı. “Bakın çocuklar; İrem hanımı rahatsız ediyorsunuz, dinlenmeye ihtiyacı var.” “Sağlıcakla kalın, doktor bey.” Dediğinde Ekrem doktor odadan ayrıldı. Sefa sırıtarak odadan dışarı çıktığında, Ekrem ve Sevil peşinden çıkarak kapıyı yavaşça kapatmışlardı. Melike ve Cenker içeride kalmışlardı. Konuşmayarak uzun koridorda ilerliyorlardı. Hastanenin çıkış kapısından çıktı. Yavaş adımlarla hastaneden uzaklaşıyorlardı. Sevil, Sefa ve Ekrem'in ortasında yürüyordu. Belki de şu hayatta en güvenli olmadığı insanlarla birlikteydi. En korkması gereken insanlarla beraber yürüyordu. Minnetlik ve iyilik duygusu böyle bir şeydi. Kendilerine o kadar iyilik yapmıştı ki, akıllarına ona zarar vermek gibi bir kavram geçmezdi. Ekrem ve Sefa gülümseyerek ilerlerken Sevil oldukça ciddiydi. Zorlukta tebessüm etmeye çalışmıştı. “Amirin surat ifadesini gördünüz mü? Adam hayal kırıklığına uğradı.” Dedi Sefa. “Bu işten de yırttık.” Dedi Ekrem derin bir soluk alarak rahatlamış görünüyordu. “Evet kansız bir şekilde yırttın.” Dedi gülerek. “Sefa tamam yeter. Gülmekten mideme kramplar girdi.” Dedi Ekrem gülerek. Sevil’in adımları biraz onların gerisinde ilerleyerek arkada kaldığında, Ekrem ona dönerek mavi gözlerini üzerine dikmişti. “Yürü Sevil, çok arkadasın.” “Niyeymiş o?” “Biri sarkar, laf atar.” Dedi Sefa. Sevil kendinden emin adımlarını ikisinin ortasına getirerek tuttu. “Asıl siz tehlikelisiniz, korkmam gereken şey, ne karanlık ne de sokaktakiler dediğinde, ikisinin de gülümsemesi solmuştu. “Sana zarar vermeyiz.” Dedi Sefa. “Hap vererek beni korkutmaya çalışan kimdi?” dediğinde Sefa durgunlaşmıştı. “Hadi ama daha Hastaneden bile uzaklaşamadık.” Dedi Ekrem hızlanmalarını söyleyerek.. “O kadar gelmişken Tuğçe'yi de görseydim.” Dedi Sevil mırıldanarak. “Görürsün sonra.” Dediğinde sessizleşti. “İyi hadi gör de gidelim. Şurada ki cam; Tuğçe'nin camı.” Dedi hastanenin camı gösterdiğinde. Hızlı adımlarla Sefa'nın gösterdiği cana giderek ve tıklattı. Tuğçe camı açtı ve kafasını uzattı. Sevil’i görünce gülümsemişti. “Sevil.” “Nasılsın, iyi misin?” “Ben iyimde asıl siz bu saatte ne yapıyorsunuz?” Arkadan gelen Sefa ve Ekrem'e baktı. “Hele de gece gece bizim okulun hap satıcılarıyla ne işin var?” “Okula döneceğiz, birazdan seni görmeden ayrılmak istemedim.” “Merak etme ben iyiyim. Artık okula dönün daha fazla geç olmadan.” Dedi Tuğçe uyararak. “Peki.” Dedi Sevil gülümseyerek ve destek olmak için elini sımsıkı tutmuştu. “Telefon numaran yok.” Dedi Tuğçe tebessüm ederek. “Unutmuşum.” Dediğinde Sevil. Ekrem telefonunu çıkartarak, Sevil’in numarasını kaydetti. Sefa’da Tuğçe ve Sevil numaralarını birbirlerine verirken not almışlardı. “Sakın rahatsız etmeyin beni.” Dedi Tuğçe altına not düşerek. “Niye arayım seni?” dedi Ekrem manasızca. “Sana demiyorum zaten.” “Bakın acil bir durum olur, ulaşamazsınız. Onun için hepimiz verelim birbirimize.” Dedi Sefa açıklama yaparak. “Haklı, mesela Sefa bir daha boğazıma yapışırsa Ekrem'den yarım istemek zorunda kalabilirim.” Dediğinde Sevil Sefa’nın yüzü düşüktü. Pek konuşmadı. Tuğçe ve Sevil’de onların numaralarını kaydettiklerinde Sevil ve Tuğçe birbirlerine el sallayarak gülümsemişlerdi. Yanından ayrılarak süratli adımlarını hastane çıkışına ilerletmişlerdi. Ekrem durarak bir tane bakkaldan su aldığında üstü kalsın demişti. “Neden üzerini almadın?” dedi Sevil. “O para Ekrem için çerez parası dert etme Sevil'cim. Adam bizim gibi parasız.” Değil dedi Sefa sırıtarak. “Oğlum neden bahsediyorsun sen, üstü zaten 50 kuruş kaldı.” Dediğinde Ekrem. Sevil kahkaha patlatmıştı. İkisinin arasındaki ilişki gerçekten çok samimi ve komikti. Kahkahalarına birinin telefon zili eşlik etti. Sefa elini cebine götürüp telefonunu çıkarttı. Ekrana baktığında gülümsemesi solmuş, tadı kaçmıştı. Gözlerini kaçırırken telefonu açmadı. Kapanmıştı. Bir kez daha çaldığında, Ekrem meraklı gözlerini Sefa’ya çevirdi. “Kim?” dedi. Sefa Ekrem’e izahta bulundu. “Polat.” “Oğlum açsana.” “O piç herifle konuşmam. Nasıl olsa çalar susar. Sonrada seni arar.” Dediğinde, Ekrem’in telefonu çalmasıyla hızlıca cebinden çıkartarak açtı. Olduğu yerde durdu, karşısında konuşan adama ciddi biçimde kısa yanıt vererek kapattı. “Ne diyor?” dedi Sefa. “İçeri hap sokmuşlar.” Dediğinde Ekrem Sefa hiç konuşmamıştı. “Oğlum neyin var senin?” dedi Ekrem gözlerini tedirginlikle Sefa’ya çevirdi. “Hiç bir şey.” Demişti Sefa gözlerini başka yöne kaçırarak. Taksiye binerek, okulun yakınlarında inmişlerdi. En son taksiden Sevil indiğinde, kendilerine yönelen sesle irkildi. “Vay Ekrem. Kendine kız yapmışsın.” Dedi arkadan gelen yabancı bir ses. Ekrem arkasına dönüp karşısında duran gence baktı. Sefa'da aynı duruşu sergilemişti. “İşinize bakın Ali.” Dediğinde belaya bulaşmak istemeyerek önüne dönmüştü. “Vay kızı kaptım diyorsun.” Dediğinde Ali, Ekrem açıklamada bulundu. “O kız arkadaşım değil, okuldan arkadaşım.” Dediğinde çocuğun kafasının güzel olduğunu anladı tamamen saçmalıyordu. “O zaman ben ilgileneyim.” Dediğinde Ekrem sinirli bakışlarını üzerine çevirdi. “Hemen buradan git. Benim yanımdaki hiç bir kıza zarar veremezsin.” “Sen bize kafa mı tutuyorsun?” dediğinde Ali. Yanındaki adamlara güvenmişti. “Zorlama, yüzün dağılmadan bas git!” dediğinde Ekrem Sefa açıklama da bulundu. “Kavga istemiyoruz zorlama.” “Bunu siz istediğiniz.” Dediğinde adımları onlara doğru yaklaşırken, Ekrem Sevil’i belinden yakalayarak arkasına çekti ve birkaç adım Ali’ye doğru yürümüştü. “Yapmayın.” Dedi Sevil sessizce. “Tuğçe’de de gözüm vardı olmamıştı.” Ali Sefa'ya doğru yanında duran adamda Ekrem'e doğru yaklaşırken ikisi de beni arkada doğru itekledi. Sefa yaklaşınca Ali’ye yumruk attı. Kanlar içinde yerdeydi. İkisi de kavga ediyordu. İş yumruklardan çıkıp bıçağa geçmişti. Bir şeyler yapmalıydı. Çocuk elindeki bıçağı Ekrem'e savuruyordu. Ali'de aynı şekildeydi. Etrafıma bakındı. Çöpün kenarındaki kocaman sopa gözüme çarptı. Biraz daha beklemeliydi. Böyle bu durumda da sabretmek ne kadar zordu. Ali Sefa'yı hazırlıksız şekilde yakalayarak bıçağı boğazına dayadı. Ekrem'de bıçağını çocuğa doğrulttu. Çocukta uzaktan Ekrem'e bıçak çekmişti. Çocuk bir Ekrem'e bir Ali denen çocuğa baktı ani bir hamleyle Ali’ye döndü. Sert bir şekilde kafasına geçirip bayılttı. Dur bir dakika ben yanlış görmemiştim değil mi? Arkadaş arkadaşa vurmuştu. “Ne oluyor?” dedi Ekrem Ali’nin yanındaki çocuğa bakarak. “Bu da ne şimdi?” demişti Sefa. “Sefa oğlum bunlar bizimle dalga geçiyor herhalde.” “Ne bileyim lan, anlamadım.” Dediğinde tanımadıkları ses konuştu. “Yetti be! Bu herif layık olduğu yere gitmeli.” Demişti adını bilmedikleri ve tanımadıkları çocuk. Ali denen çocuk yerde yığılmış baygın bir şekilde yatıyordu. Sefa ve Ekrem şaşkın bir şekilde birbirlerine baktıklarında, Sevil için ses oldukça tanıdıktı. Karanlıktan yüzünü seçememişti. Korkak adımlarını öne taşıyarak yanına yaklaştığında, yüz hatlarını daha net seçebilmişti. Taksinin durduğu sokakta doğru dürüst ışık yoktu bu yüzden anlayamamıştı ve onu tanıyamamıştı. Günün yorgunluğunu da üstüne katarsa zihninin ayırt edememesine şaşırmamıştı. Bu Cihan’dı. Tebessümüm yüzüme yerleştiğinde; Ekrem mavi gözlerini üzerime dikmişti.  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE