16.Bölüm

1723 Kelimeler
16.Bölüm Adımları hastane koridorlarında ilerliyor, ayakkabısının sesleri kulaklarında tok ses bırakıyordu. Gözlerinden akan yaşları umursamayarak yürümesini sürdürdü. Ekrem’in peşinden gelemeyeceğini biliyordu. Hemşireyi gelene kadar beklemek zorundaydı ve kendi kan sonuçlarını onunmuş gibi yazdırması lazımdı. Danışmayla konuşması ve yaptığı işlem hususunda bilgi vermeliydi. Güçsüz kollarını birbirine bağlayarak sıktı. Duvara dayanarak göz yaşlarının yere düşmesini izledi. Ne yapıyordu? Yaptıkları ona hiç yakışmıyordu. Ellerinin tersiyle yaşlarını sildi. Beş dakika içinde Sefa ve Ekrem odadan çıktıklarında, oldukça normal görünmek için dikleşmişti. “Ben Tuğçe’yi görmeye gidiyorum. Heyecan dolu nefes kesen hayatımıza ufak bir reklam arası veriyoruz. Ben gider.” Dediğinde Sefa Ekrem ona cevap verdi. “Bence bölüm sonu yapmalıyız, bir güne bu kadar heyecan ve gerilim yeterli.” Dedi. Sefa: Siz istediğiniz zaman çıkın benim işlerim var. İrem'in yanına belki gelirim. “Ne gereği var? Zaten bir kaç gün sonra okulda görürsün. Hem daha bu sabah görmedin mi?” dedi Sevil. “Okulda yanına gidemem. Son bir kez daha burada göreyim.” Dediğinde Sevil sorusunu yöneltti. “Okulda niye göremezsin?” Sefa bu sorunun cevabından kaçmak istiyordu. Yanıtsız bıraktı. “Neyse görüşürüz.” Sefa yanlarından ayrılarak uzaklaştığında Ekrem ve Sevil yalnız kalmıştı. “Cesaretli çıktın sende.” Dedi Ekrem. “Evet cesaretliyim.” “Sefa'yla yanımızda korkmadan durabildiğinden anlaşılıyor.” “Korkmam gerektiğini sanmıyorum.” “Sen nasıl bir kızsın? Seni gibisini daha önce görmedim.” Ses tonunda minnettarlık vardı. “Sende suç ortağımız oldun.” “Ben sadece sana yardım ettim.” Ekrem’in cümlesi karşısında sinirlendirmişti. Suç ortakları olmak gibi bir derdi yoktu. Sadece Ekrem’e yardım etmek istemişti. Suç ortağı ilan edildiğine inanamıyordu. “Hayat ne garip değil mi? Üç gün öncesine kadar tanışmıyorduk. İki gün önce beni okula şikayet etmekle tehdit ediyordun. Bu günse iki suçluya yardım ettin ve de defalarca...” “İçimden geldi ve sorgulamadım. Sanırım sorgulamalıydım.” Dediğinde Ekrem konuştu. “Borcumu ödememe izin verirsin herhalde.” “Borcun yok, sadece yardım ettim. Kendini borçlu hissetme.” Adımlarını koridorda ilerleyeceği sırada Ekrem kolundan tutarak döndürdü. “Ne yapmaya çalıştığını anlamıyorum. Yakın olmaya çalışarak yardım ediyorsun sonra uzak olmaya çalışmak için mesafe koyuyorsun. Seni anlamıyorum.” “Unuttun mu? Bu sabah senden uzak durmam için beni korkutmuştun. Bende aramamıza mesafe koyuyorum.” Dedi Sevil. Mavi gözlerini uzun süre üzerinde tuttu. Gözlerinde acı ve ciddiyet vardı. “Evet. Bu senin için en iyisi.” Dedi mırıldanarak. Elini tutarak havaya kaldırdı ve Sevil’in eline teşekkür babında minik bir öpücük kondurdu. Alnının kızardığını hissediyordu. Gözlerini kaçırırken elini hızlıca geri çekti. Bedenini sarmalayarak kaplayan yabancı duyguları zihninden geri süpürdü. Derin nefes alırken, ayaklarını Ekrem’in yanından ayırarak ilerletti. “Her şey için teşekkür ederim.” Dediğinde adımlarını durdurmamıştı ve ilerleyerek Melike ve Cenker’in olduğu tarafa rotasını çevirmişti. “Önemli değil.” Dedi Sevil kendi duyacağı kısıklıktaki sesiyle mırıldanarak. ----   Hastane tavanına gözlerini kaçırmadan bakıyordu. Baktıkça saniyeler, dakikalar ve saatler geçmiyor gibiydi. Doktorun kısa bir zaman burada duracaksın sözüne istinaden sıkılmasını bastırmaya çalışıyordu. Sefa’nın gelmesini aklından çıkaramıyordu. Yaptıklarından dolayı onu affedemese de kızgınlığı dilediği özürle bir nebze geçmişti. Oda kapısının çalınmasıyla kahverengi gözlerini yere devirdi ve bakışlarını çevirdi. “Selam.” Dedi Sefa tebessüm ederek. “Senin ne işin var burada? Yatakhanede olman gerekmiyor mu?” “Saatlerdir hastanedeyiz.” Dedi Sefa yorgunca. “Niye ki?” “Cenker'in kuzeni fazla dozda uyuşturucu almış. Midesi yıkandı.” “Şu an iyi mi?” “İyi, kendine gelmiş. Durumu kötü değil.” “Onun uyuşturucu kullandığını bilmiyordum.” “Hayır ilk defa kendi almış ve ne kadar kullanacağını bilmediği için bu hale gelmiş.” “Bağımlı olmadan benim gibi kurtuldu diyorsun.” “Aynen, birkaç gün hastanede duracak.” “Sen niye geldin? Daha sabah görüşmemiş miydik?” “Okulda yanına gelemem. Bu yüzden son defa seni görmek istedim.” Dediğinde Sefa gözlerini kaçırarak durgunlaştı. “Doğru tabi, yanıma gelirsen insanlar ne der?” Sıktığı yumruğuna baktım. “Hayır bununla ilgisi yok, anladın mı? Ben öyle düşünmüyorum.” “Ya neyle ilgisi var? Sen beni sevdiğini bile söyleyemiyorsun.” Kollarımdan tutarak kendine yaklaştırdı. “Söyleyemem, yapamam. Seni bir kez daha tehlikeye atamam. Benden uzakta güvendesin.” Dediklerinin mantıksızlığını bir süre düşündü. Üstü kapalı ve bilinmeyen cümleleri defalarca düşündüğünde bir süre duraksadı. Sesi mırıltılı bakışları donuktu. “Bir kez daha?” dedi tekrar ederek. “Okulda ne sen benim yanıma gel nede ben senin yanına geleyim.” “Gelmem.” Dedi sessizce. “Belli olmaz ben yine de uyarayım. Eğer bana ulaşmak istersen, kağıda yaz. Sevil veya Ekrem'e verip bana ulaştırmalarını söylersin.” Dedi Sefa. Tuğçe’nin kaşları hafifçe çatılmıştı. “Anlamıyorum, gerçekten.” Dediğinde sesindeki kısıklığı koruyordu. “Anlamana gerek yok. Ben senin yanına gelirim.” “Mümkünse karşıma çıkma. Gelme seni görmek istemiyorum.” Hafifçe Tuğçe’ye yaklaşarak gözlerinin içine baktığında hiç olmadığı kadar ciddiydi. Farklı bir mana barındırıyordu. “Bunu istesem de yapamam.” Dedi ve gözlerini öne eğdi. “Mümkünse haplar için bile gelme. Ekrem’le gönderirsin.” Dediğinde Sefa hüzünle gülümseyerek baktı. “Bundan sonra gerek yok.” Dedi. “Nasıl yani?” Seni bu işten uzaklaştırdım. Elini bile sürmeyeceksin.” Dediğinde Tuğçe gözlerini kısarak ona baktı. Karşılığında ne isteyecekti ve zihninde ne gibi planlar dönüyordu, bilmiyordu. “Ne karşılığında?” dediğinde gözlerini Sefa’ya dikmişti. “Hiç bir şey. Sadece paraları ve sende olan bütün hapları Ekrem'e ver. Bundan sonra bu işte yoksun.” “Ciddi misin?” Sefa gülümseyerek gözlerinin içine baktı. “Evet.” Dedi. Tebessümü yüzüne yayılmıştı. Sevmediği bu işi zorunda yapıyordu. Bu denli bir dönüş yapmasını neye borçluydu hiç bilemiyordu. “Teşekkür ederim.” Dediğinde Sefa gözlerini önünde tuttu. “Önemli değil.” Dedi sıkıntı içerisinde. “Beni tavlamaya mı çalışıyorsun?” dedi Tuğçe düşüncelerini saklamayarak. Acı gözlerle bakarak zorla gülümsemeye çalıştı. “Hayır. Benim için bir şey yapmak istiyorsan, sadece benden uzak dur.” Eğilerek hafifçe yanağını okşadı. Bütün mutluluğum nedensizce yüzünden kaybolmuştu. İçinde bir tedirginlik vardı. Sefa’nın bunları neden yaptığını bilmiyordu. “Neden öyle bakıyorsun?” “Nasıl bakıyor muşum?” “Böyle acı ama zorla gülümsemen gerekli gibi.” “Sen sırıtmama sinir oluyorsun ya o yüzden.” Eski sırıtmasını yüzüne taktı. “Kesin öyledir.” “Benim gitmem lazım.” Dediğinde ayağa kalkarak yavaşça ilerledi. Yüzündeki tatsızlık ifadesi sürüyordu. Arkasını dönerek bana bakıp gülümsedi. Adımları çıkışa ulaştığında dönerek son bir kez bakmıştı. Kapıyı kapatarak dışarı çıktığında, Tuğçe yatağa uzandı. Pikeyi üzerine doğru çekerek gözlerini yumdu. Sefa’nın söyledikleri ve yaptıkları arasındaki tutarsızlığı anlayamıyordu. Duygu karmaşalarını, satıcı olma işinden uzaklaştırması hepsi birer muammaydı. Muallaklar arasında kalmıştı. Diğer yandan polisler her birinin ifadesini alarak yazmışlardı. İrem satıcılardan hap alıp içtiğini söylememişti. Bu zehrin vücuduna nasıl girdiğini bilmediğini söyleyerek şüpheleri üzerinden çekti. Doktorlar ve Polisler yiyecek yoluyla yasaklı maddenin vücuduna girdiği kanısına vardıklarında, Ekrem’in sonuçları zannedilen Sevil’in sonuçları çıkmıştı. Şans ve kader onlardan yanaydı. Muhtemelen sonuçlar güzel çıkacaktı ve her şey yolunda giderse kısa zamanda gideceklerini var sayıyorlardı. Umarım yakalanmadan bu işten sıyırmayı becerebilirlerdi. On dakika önce Amir gelmişti. Son olarak Ekrem'in sonuçlarına bakıp hastaneden gidecekti. Böylece hepsi gözetim altından kurtularak yatılı okula dönebilirlerdi. Amir işleri ciddiye bindirmeyerek aileleri devreye sokmak istememişti. Bir şüpheyle her yeri ayağa kaldırmayacak kadar anlayışlıydı. İşi sessizce ufak bir kontrolle halledecekti. Çocukların isminin her yerde geçmesi taraftarı değildi. Ailelerin üzerinde kuracağı baskıları hesaba katmıştı. Empati duygusu yüksek bir insandı. “Sevil.” Dedi Cenker mırıldanarak. “Efendim.” “Sabahtan beri hiç bir şey yemedin ve hastanedeyiz. İstersen kantinden kendine bir şeyler al.” “Aç değilim.” “Haklı.” Dedi Ekrem Cenker’e katılarak. ”Okulda akşam yemeği yemedik.” “Ben nöbetçi olduğum için kantinden bir şeyler yiyip atıştırmıştım.” Dediğinde Melike, Ekrem ileri uzattığı ayaklarını toparladı ve Ekrem ayağa kalktı ve konuştu. “Tamam o zaman. Hepimiz şimdi bir şeyler yiyoruz. Hadi kalkın kantine gidelim.” Dedi. “Ben İrem'in başında durayım.” Dedi Cenker. Ekrem İrem'e dönerek bakındı. “Uyuyor, bence anlamayacaktır.” Hepsi tebessüm ederek Ekrem’e bakmışlardı. “O halde Sevil ile birer tost alalım.” Dedi Ekrem. “Bana da bir tost alın.” Dedi Sefa. Bakışlar açık olan kapıya çevrildiğinde, kapıya dayanarak destek alan Sefa’ya gözleri takılmıştı.  “Oğlum bir ses ver. Ne kadar zamandır buradasın? Bir gün aklımı alacaksın bu sessiz gelmelerinle. Hayalet adım.” Dedi Ekrem. Sefa sırıtarak Ekrem'e baktı. “Geçen senede sen beni korkutmuştun, ödeştik.” “Oğlum adı üstüne, o geçen sene. Ta geçen senin hıncını mı alıyorsun sen şimdi? “Ben hiç bir şeyi unutmam.” Dedi Sefa. “Görebiliyorum.” Diyebilmişti sadece. Gerçekten hiçbir konuyu unutmuyordu. “Ne zaman okula dönüyoruz?” “Ekrem'in sonuçlarını bekliyoruz.” Dedi Melike sıkıntılı biçimde nefesini vererek. Melike üzgün gözlerle Ekrem’e baktı. “Başı çok belaya girmez değil mi?” “Bence girecek.” Dediğinde Cenker, Ekrem kötü bakışlarını üzerine çevirdi. Saliseler içinde mavi gözleri Melike’ye döndü ve hafifçe tebessüm ederek onu rahatlatmaya çalışmıştı. “Merak etme prensesim. Bana bir şey olmaz.” “Hadi yine iyisin, bu işten de yırttın Ekrem.” dedi Sefa. “Sevil sayesinde.” “Siz yine bir şeyler çevirdiniz değil mi?” dedi Cenker gözlerini kısarak. “Valla bu sefer suçsuzum. Suç; Sevil'de.” Dediğinde Ekrem Cenker soru dolu gözlerle bakınmakla yetindi. “Sevil ve Ekrem'in kanlarını değiştirdik. Yani sonuçları alınacak olan kan: Sevil'in kanı.” Dedi Sefa. Melike’nin yeşil gözleri büyüdükçe büyüyordu. Hortlak gibi olmuştu. Ağzı hafifçe aralanırken ne diyeceğini bilemedi. “Pes.” Dedi. “Kurtulmana sevindim.” Dedi Cenker. “Sağ ol Cenker.” Kapı açıldığında içeriye Amir ve tanımadıkları bir doktor girmişti. Ayakta dikilerek gençlere gözleri çevrilmişti. “Merhaba çocuklar.” Dedi doktor. “Doktor bey sonuçlar nasıl açıklıya bilir misiniz?” dediğinde Amirin sesi oldukça meraklı ve heyecanlı çıkmıştı. Doktor elindeki kağıda uzun süre göz gezdirdi ve Amire döndü. “Ufak bir sorun var.” Dedi doktor kaşlarını havaya kaldırırken. Amir meraklı gözlerle sorusunu doktora yöneltti. “Nedir?” dediğinde hepsinin nefesleri tutulmuştu. Eve dönüş biletleri o kağıda bağlıydı. Herkesin gülümsemesi yüzlerinde solarken, Sevil vicdan azabıyla eziyet çekiyordu. İçten içe kıvranmaktan ölüyordu. Ağırlığını nasıl kaldıracak, bedelini nasıl ödeyecek bilmiyordu. İki suçluya yardım ederek belki de artık iyi bir insan olmaktan çoktan uzaklaşmıştı. Belki de iyi yada kötü insan yoktu. İyiler ve kötüler birbirine giriftlenmişti. Hayat o kadar basit değildi. Bunu gün geçtikçe daha iyi anlıyordu. Siyah yada beyaz yoktu. İnsanların hem siyah hem de beyaz tarafları vardı. Önemli olan iki taraf teraziye konduğunda hangisinin ağır geleceğiydi. Ekrem ve Sefa için elbet ki bu söylenemezdi. Vesile oldukları hayatlar, onların hem vicdanlarını hem de ruhlarını kirletmişti. Tek temennisi; bu kirlilikten arınmalarına vesile olmaktı. Tabii eğer o; onlara karışıp simsiyah olmazsa…  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE