15. Bölüm

3087 Kelimeler
15.Bölüm Zeytine andıran gözlerini Mavi gözlerin esirliğinden kurtardı. Dudaklarına tebessüm kondurmak için kendisini zorlarken, gülecekmiş gibi yaparak cevap verdi. “İki günde, tabii. Neden olmasın.” Dedi dalga geçerek. Ekrem ciddi bir biçimde yüzüne bakmaya devam ederek elinde olan hapa yaklaştı. Elini kaçırmaya çalıştığında başarılı olamamıştı. Eliyle elini o kadar sıkı tutmuştu ki, parmaklarını dahi kıpırdatamıyordu. Elindeki hapı dişleriyle birlikte elinden almaya çalıştığında, gözlerini büyülttü. Onun elinden hap kullanamazdı. Buna asla izin veremezdi. “Ekrem.” Başını bana çevirdi ve mavi gözleriyle bana baktı. “Tamam vereceğim bırak kolumu.” “O kadar bekleyemem, birde şimdi oyun oynama ihtimalini düşünürsek bu sıkıntıya giremem.” Gözlerinin içine bakarak göz kırptı. Sinirli ses tonuyla konuşmaya başladım. “Benim elimden hap içmene izin vermem.” Gözlerini dudaklarıma kaydırdı ve bir süre bakıp tekrardan gözlerimin içine baktı. “Şöyle bakmayı keser misin?” Amacı sadece onu rahatsız etmekti. Kendisinden uzak durması gerektiğini defalarca söylemişti ama işe yaramıyordu. “Her neyse kolumu bırak gideyim. Biri kapıdan girerse yanlış anlayacak. Üstümden geçilir misin?”” “Hapımı alayım bırakmayacağım.” Tekrardan eline doğru yaklaştı. Buna izin veremezdi. Elimi gevşetmemle hap yere düştü ve yuvarlanarak diğer tarafa gittiğinde ıslaklıkla yerde erimiş bir şekilde duruyordu. Ekrem bir hışımla bakarak bana döndü, sinirden adeta köpürmüştü. Sinirden yüzünün kızardığını ve damarlarının belirginleştiğini görebiliyordu. Yanlış yapmıştı. Beni şimdi kesinlikle öldürecekti. Hiddetli bakışlarıyla bedenini hapsettiğinde ellerini biraz gevşetti ve öncekinden daha sert bir şekilde duvara yapıştırdı. Acıyla gözlerini yummuştu. “Sen beni krize mi sokmak istiyorsun?” “Okula kadar dayanabilirsin.” “Dur hatırlatayım, dün sizin sayenizde içeri hap sokamadık ve de bu son haptı.” “Bir yolunu bulursun nede olsa sen okulda popüler birisin.” “Anlaşılan bu seni rahatsız ediyor.” “Ne edecek?” “O zaman işime karışma.” “Seni, düşünende kabahat.” “Niye düşünüyorsun beni? Senden öyle bir şey istediğimi hatırlamıyorum.” Duvara yapışmış kollarını güçle Ekrem'in ellerinden kurtararak göğsünden ittirdi. Saniyesine Erkekler tuvaletinden çıkarak kaşmıştı. Anlamsız biz öfke bedenini sarmalamıştı. Tanımadığı bir adamın hayatına müdahale etmek deli saçmasıydı. Ekrem tüm yaptıklarında haklıydı. İnsanların hayatına böylelikle müdahale edemezdi. Kendi seçimiydi. Merdivenlerden yukarı çıkarak koridorun sonunda oturan Melike'nin yanına gidip yavaşça oturdu. Arkalarından Sefa ve Cenker gelmişti. “Hala içeride. On bş dakika sonra odaya alacaklarmış.” Dedi Sefa. “Umarım iyidir.” Dedi Cenker. “Ameliyattan çıkardıklarına göre iyi.” Dedi Sefa. “İrem iyi miymiş?” dedi Ekrem adımlarını yanlarına taşırken. “İyi.” Dedi Sefa. “Maalesef kendini düşünen insanlar, doğru olanı yapıp iyi oluyor.” Dedi Sevil. “Herkesin kendi tercihidir, iyi olmak istemiyorsa kimsenin burnunu sokması gerekmez.” Dediğinde Ekrem oldukça canı sıkılmış görünüyordu. Doktor onlara yaklaşıyordu, telaşlı bir şekilde Cenker ayağı kalktı. “İrem iyi mi?” “Merak etmeyin, gayet iyi durumda kendine geldi. Yalnız…” dedi duraksayarak. “Yalnız ne?” dedi Cenker. “Polisler tarafından hepiniz sorgulanacaksınız.” Dedi doktor. “İyide bizim ne alakamız var?” dedi Sevil şaşkınlık içerisinde. “Okulunuzda hap satıcıları var. Belli ki, İrem bunlardan fazla almış ve fazla dozda kullanmış. Eğer geç gelseydiniz onu kaybedebilirdiniz. Bu yüzden polisler hepinizin ifadesini alacak.” “Peki alsınlar ifadelerimizi, İrem'i görmemiz mümkün mü?” dedi Melike doktora bakarak. “Elbette, hepiniz girebilirsiniz ama lütfen kısa bir ziyaret olsun.” “Hastaneden ne zaman taburcu olur?” “Taburcu olmayacak.” “İyi de neden?” dedi Ekrem. “İrem Hanımla uzunca konuştum birlikte karar verdik, biraz daha bizim misafirimiz olacak.” “Yanında biri kalabilir mi?” “Evet yanında bir kişi kalsın bu günlük. Çok korkmuş ve de şuanda psikolog bölümünden doktorla konuşuyor.” “Bakın ailesini kaybetti ve zor günler geçiriyor.” Dedi Cenker açıklama yaparak. “Anladım. O zaman doktorun vereceği ilaçlar iyi gelecektir ve destekte önemli. Yanında bu gün kim kalacak?” “Ben kalıyorum.” Dedi Cenker. Melike Cenker'e döndü ve konuşmaya başladı. “Hayır ben kalacağım, sen okula dön.” “Ama..” Sevil araya girerek müdahale etti. “Melike haklı, o kalsın aramızda en iyi destek çıkabilecek kişi Melike.” “Siz aranızda kararlaştırın, benim doldurmam gereken raporlar var tekrardan geçmiş olsun.” Dediğinde Doktor hızlı adımlarla uzaklaşarak odasına girdi. Kafamı Sefa ve Ekrem'e çevirdiğinde endişeli yüzleriyle karşılaşmıştı. Cenker benden önce davranarak konuştu. “Siz iyi misiniz?” “Ya İrem ifadesinde bizi anlatırsa.” Dedi Ekrem. “Korkmayın, İrem akıllı kızdır. Sizin başınızı belaya sokacak bir şey yapmaz.” “İfadelerimiz aynı tutmak zorunda. Eğer birbirlerine uymazsa başımız büyük belaya girebilir.” Dedi Sefa. “Maalesef bu konuda haklısın.” Ekrem konuya girerek müdahale etti. “Bakın ben, Sefa ve Sevil kütüphanedeyken İrem geldi. Bizde iyi görünmediğini düşünerek hastaneye götürmek için aşağı indik. Sizde bizimle hastaneye geldiniz. Olay bu kadar ve olabildiğince sakin görünmeye çalışıp, doğal davranın.” “Ekrem iyi görünmüyorsun.” Dedi Melike gözlerine bakarak. Konuşuyordu fakat davranışları ruh gibiydi. “Hap almadın mı? Niye titreyip duruyorsun oğlum? Kriz mi geçirmek istiyorsun içsene şunu. Ekrem elini saçlarının arasına götürüp titreyen elleriyle karıştırdı. “Kaybettim.” “Ne demek kaybettin?” dedi Sefa. Gözlerini çevirerek Sevil’e baktı ve tekrardan Sefa'ya döndü. Sevil baş belasının tekiydi. Şimdi durumu izah edip ortalığı daha fala karıştırmak istemiyordu. “Ne biliyim oğlum, acele hastaneye gelirken düşmüş olmalı.” “Ekrem bu halde ifade veremezsin, çok titriyorsun ve her şeyi anlarlar.” “Hasta olduğumu söylerim. Bir şey olmaz.” “Onlar yine de şüphelenecek ve tahlil yaptırmak isteyeceklerdir. Eğer tahlil yapılırsa sonuçlarda yasaklı madde kullandığın ortaya çıkar Ekrem.” “Napayım oğlum? Yok yanımda.” Sevil dudaklarını dişlerinin arasına alarak ısırdı. Bunu yapmaması gerekirdi. Burnunu sokmaması gereken işlere fazlasıyla sokmuştu. Kara gözlerini koridorun diğer ucuna çevirdiğimde bize doğru yaklaşan polisleri gördüm. “Geliyorlar.” Sefa ve Ekrem telaşlı görünüyordu. “Al şunu.” Sefa elindeki hapı fark ettirmeden Ekrem'e verdi. “Ben oyalarım sen tuvalete git.” “Durun eğer tek başına tuvalete giderse dikkat çekmez mi?” “Haklısın.” Sefa bana döndü. “Sevil sen gider misin?” Sevil bir anda donup kalmıştı. “Ben mi?” “Evet.” Ekrem göz ucuyla Sevil’e baktı ve tekrardan Sefa'ya dönerek konuşmaya başladı. “Yok. Gerek yok ben kendim giderim.” “Dur.” Ekrem gitmek için adımlarını hazırlamışken, Sefa koluyla durdurdu. “Sevil'le gitmek istemiyorsan, Melike’yi yanına al.” Tuvalette yaşananlardan dolayı kendini suçlu hissediyordu. Sevil araya girerek, mırıldandı. “Ben giderim.” Adımları Ekrem’in peşine takılarak ilerledi. Anlamsız bakışları kendisinin üzerindeydi. “Hadi gidelim.” Hızlı adımlarla koridorun sonuna doğru ilerlemeye başlamışlardı. Dikkat çekmemek için abartmıyorlardı. Aşağı inen merdivene saparak görüş alanlarından çıktıklarında, Ekrem rahatlamıştı. Derin bir nefes alarak soluklandı. “Az önce yaptığımı tekrarlamaya niyetim yok.” “Sana güvenemem.” Dedi Ekrem. Ekrem’in alnındaki ter damlacıkları gözüne takılmıştı. Çantasından peçete çıkartarak ona uzattığında, elinden aldı ve alnını sildi. Ona olan yardım etme isteği saatler geçtikçe artıyordu. Belki de istemeyerek yasaklı madde kullandığını bilmemden ötürüydü. “Sağ ol.” Dedi baygın ses tonuyla. “Önemli değil.” Arkalarından gelen sesle birlikte ikisi de irkilmişti. “Hey siz.” Oldukları yerde sıçrayarak arkalarına dönmüşlerdi. Polis üniformasını görünce, ikisinin de adeta dili tutulmuştu. “Ne yapıyorsunuz burada?” Konuşamazken zaman kazanmaya çalışıyorlardı. Boğazımı temizleyerek zaman kazandığında, vücuduna şiddetli bir sıcaklık yayıldığını hissetti. Ekrem sol elinde tuttuğu hapı dikkat çekmeyerek arkasına götürmüş ve saklamıştı. Ekrem önde, Sevil biraz arkada donuk gözleriyle kıpırdamadan polise baktıklarında, Sevil konuya girdi. “Arkadaşım hastalandı, onu tuvalete götürmek için yardım ediyorum.” Adam gözlerini Sevil’in pürüzsüz yüzüne çevirmişti. Sevil, Ekrem'in vücudu sayesinde görünmeyen sol elini; dikkat çekmeyerek yavaşça havaya kaldırdı. Ekrem’in sol elinde parmaklarının arasında sıkışmış olan hapı yavaşça elinden almak istedi ve aralamaya çalıştı. Dikkat çekmemek için adamdan gözünü ayırmıyordu. Polis baştan aşağı Ekrem'i süzdü ve Sevil’e döndü. “Arkadaşının nesi var?” Sol eliyle dikkat çekmeyerek avucunun içindeki hapı almaya almaya çalışırken konuşmaya devam etmişti. “Üşütmüş olmalı, terliyor ve titriyor.” Nihayet ne yapmak istediğini anlamış olmalı ki; parmaklarını araladı. Adamın yüzüne bakarak özenle hapı yavaşça eline aldı ve elini geriye doğru çekerek arka cebine yavaşça sıkıştırdı.  Polisin Ekrem’i incelemesinden vakit kazanmıştı. Nefesini tuttuğunu fark edince derin bir nefes alarak verdi. Gerginlikten nefes almayı unutmuştu. Son birkaç gündür yaşadıkları çok fazlaydı, bunun için kimseyi suçlayamazdı. Tüm yaşananlar kendi suçuydu. Başını bile isteye belaya sokan ve yanlış davranışlar sergileyen oydu. Belki de aptalın tekiydi. Kimse kimseyi okulu ve hayatı pahasına bu denli korumazdı. Düşündükçe kendine kızıyor ve öfkeleniyordu. Polis Ekrem’in elinin arkada olduğunu fark ederek, sorusunu yöneltti. “Elin neden arkada?” Titrek sesini toplamaya çalışırken büyük güç sarf etti. Öfkesini ve bedenindeki reaksiyonları kontrol etmek için savaş veriyordu. Normal bir durumda olsaydı, şuracıkta yere yığılabilirdi. “Rahatsız olduğum için Sevil koluma girmişti. Siz seslenince elim arkada kalmış.” Dediğinde polisin şüpheli gözleri üzerine dikildi. “Hastalığın nedir? Bir tahlil yaptıralım.” “Sadece üşüttüm. Geçiş dönemindeyiz. Gerek yok.” “İyi, ben senin kontrolden geçmeni istiyorum.” Polis kafasını koridora çevirdi. Önünden geçen ilk hemşireye seslendi. “Bakar mısınız? Bu gencin kan ve diğer tahlillerin yapılmasını istiyorum.” “Peki amirim. Sonuçlar çıkınca, hangi doktorun odasına götürmemi istersiniz?” dedi Hemşire. “Akif Beyin odasına getirin lütfen.” Dedi Polis. “Peki efendim.” “Kolay gelsin.” Uzun boylu Polis olduğunu tahmin ettikleri adam hızlı adımlarla giderek uzaklaştı. Hemşire Ekrem'e bakıp gözleriyle işaret yapmıştı. “Düş önüme bakalım.” Sevil araya girerek Hemşire’nin gözlerinin içine baktı. Sakin ses tonuyla konuştu. “Acaba izin verir misiniz? İlk önce elini yüzünü yıkayıp kendine gelsin.” “Peki, işiniz bitince koridorun sonundaki odaya gelin.” Dedi Hemşire. Hızlı adımlarla hemşire yanlarından ayrılarak başka tarafa gitmiş ve odaya girmişti. “Beni niye devamlı kurtarıyorsun?” dedi Ekrem Sevil’e dönerek. Kara gözlerini ona çevirmişti. Elini şakaklarına götürerek ovuşturdu. “Ah, bilmiyorum Ekrem. Gerçekten olanlardan dolayı çok gerginim. Mantıklı davranmıyorum.” “Ne yapacağım ben? Sonuçlarda her şey ortaya çıkacak.” Dedi Ekrem telaşeyle. Sevil’in yüzündeki pişmanlık ifadesi, gözlerinin yere devrilmesine sebep olmuştu. Onun yakalanmasını her şeyden çok istiyordu. O zaman tedavi olmayı belki kabul ederdi, fakat böyle olmamalıydı. Onun elinden olmamalıydı. “Bilmiyorum.” Dedi Elindeki hapı Ekrem’e uzatmıştı. “Al şunu.” Eline bakarak hapı elinden aldı ve avuçlarının içinde sımsıkı tuttu. Yumrukları titriyordu. Dışarıdan bakıldığında kızgın görünüyordu. Sanki küçücük bir hapa bağımlı olma fikri zoruna gidiyordu. “Hadi git. Burada bekliyorum.” Dedi Sevil. Sevil’in kolundan yavaşça tutarak konuştu. “Olmaz. Polislerden biri seni burada görürse ne cevap vereceksin? Benimle geliyorsun.” İtiraz etmeden arkasından aşağı indi. Ekrem’in açmış olduğu kapıdan içeri girdi. İğren. Tuvalet kokusu genzini yaktığında, kusmak istemişti. Stresten midesinin bulanmaya başladığını fark etti. Bedeni kendisine sinyal veriyordu. Ekrem yüzüne soğuk su çarparak kendine gelmeye çalıştı. Kendisinin onu gerdiğini ve öfkelendirdiğini görebiliyordu. Başına tamamen bela olmuştu. Sevil’e dönerek solgun yüzüyle baktı. “Üzgünüm.” Dediğinde söylediğine anlam veremedi. “Ne için?” “Diğer okuldan kaçma sebebi biliyorum. Daha kötü biçimde bu olaylarla karşılaştığın ve karıştığın için.” Sevil sessizleşti. Kim böyle bir nedenden ötürü özür dilerdi ki? Bu dünyada yaşanan bütün kötülükler adına özür dilemek kadar mantıksızdı. Kıpırdamadan duruyordu. Bir adım yaklaşarak ıslak elleriyle bileklerini nazikçe tuttu. “Niye yapıyorsun?” dedi nahif ses tonuyla Sevil’i sorgulayarak. Başını hafifçe aşağı eğerek, sırtını kamburlaştırmıştı.  Yüzüne bakmasını sağlamaya çalışıyordu. Kara gözlerini solgun biçimde yüzüne çevirmişti. “Bilmiyorum. Soruna bir cevabım yok. Ayrıca daha önemli konularımız var.” Dedi. Yapılacak olan tahlillerden bahsediyordu. “Hiç endişelenesim yok. Sen yine dahi fikirlerinle bana kıyamayıp kurtarırsın.” Dedi muzipçe bir tebessüm dudaklarına yayılırken. Artık yakalanacağını kabullenmiş gibiydi. Umursamıyordu sanki, kendisine kızmıyordu. İstemsizce tebessüm etti. Kara gözlerini Ekrem’in mavi gözlerine dikerek uzun süre baktı ve sustu. Bazen gözler sözlerden daha fazla durumu anlatırdı. Onundan etkilenmişti. Kendisine sonunda itiraf etti. “Bu sefer fena çuvalladım. Başım büyük belaya girecek.” Dedi Ekrem tebessümünü sürdürürken. Pes etmişti, gerçekten bu kez sondu. Elini koluna götürerek sıktığında tebessüm etti. “Ne olursa olsun, hepimiz yanında olacağız. Yalnız değilsin.” Dedi Sevil. Bu cümle içinde bir yerlerde çok farklı duygulara dokunmuştu. Annesi öldükten sonra kendisini yapayalnız hissetmişti. Babası bu boşluğu hiçbir zaman dolduramamıştı ve denememişti. O da ilk defa yalnız olmadığını hissetti. “Hadi.” Dedi gözlerini kaçırırken. Kapından çıkan Ekrem'i arkasından takip etti. Merdivenlerden yukarı çıkarak koridorun sonundaki odanın önünde durdular. Arka taraftan koşma sesleri onlara doğru yaklaşıyordu. Başlarını arkaya çevirince Melike ve Sefa nefes nefese yanımızda durmuştu. “Ne yapıyorsunuz siz burada?” dedi Sefa. “Polis aşağı inerken bizim peşimizden geldi, Ekrem'in tahlil sonuçlarını istedi.” Dedi Sevil. “Nasıl ya? Ortaya çıkarsa biteriz.” “Hayatınıza adrenalin katıyorsunuz. Önemsiz bir şey ne de olsa değil mi?” Sefa sinirle Melike'ye baktı. “Melike olayın ciddiyetinin farkında mısın? Ekrem'in başı belaya girebilir.” “Her zaman başınız belada. Ne zaman değildi ki? İşin kötü tarafı sizi seven insanlarda umurunuzda değil.” Ekrem sakin bir şekilde Melike'ye baktı. “Seni burada tutan bir şey yok, Melike gidebilirsin.” “Sen bütünüyle beni burada tutan şeysin.” “Benim için burada olmana gerek yok.” Dedi Ekrem. “Senin için endişeleniyorum. Gerçekten bunu görmüyor musun?” “Sen bana her zaman kızmaktan başka bir şey yapmadın. Beni bir kez olsun anlamaya çalışmadın. Şu an bile sakinleştirmen gerekirken, destek olman gerekirken üzerime geliyorsun.” Dedi Ekrem. “Lanet olsun. Bu bataklığa batarken yapabileceğim bir şey yoktu. Fark edemedim bile. Hala da bir şey yapamıyorum. Öfkeli olduğum kişi sen değilsin! Ben en çok kendime kızıyorum. Bir yıl gözlerimin önünde hap kullandın ve ben bunu fark demedim. İnsan en yakınını anlamaz mı? Hiç mi fark etmez. Seni kurtaramadım.” Dediğinde Melike’nin gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Onun bu denli suçluluk hissiyle yanıp tutuştuğunu bilmiyordu. “Senin suçun yok. Bunu ben sakladım. Nereden bile bilirdin ki?” dedi ve Melike’nin çenesinden tutarak kendisine bakmasını sağlamaya çalıştı. “Bana bak.” “Seni yıllardır tanıyorum. Gözlerinin içine bakınca bir problem olduğunu anlamam gerekirdi. Anlayamadım.” Dedi Melike. Ekrem yavaşça Melike’yi kendisine çekerek sımsıkı sarıldı. “Senin hiç bir suçun yok. Benim hayatımdaki en kıymetli şey sensin. Üzgünüm. Seni hayal kırıklığına uğrattım. Seni hala hatalarımın peşinden sürüklüyorum. Üzüyorum seni. Özür dilerim.” Ekrem ayrılırken kızarmış gözleriyle Melike’ye baktı. Tekrardan gözlerini Melike'ye çevirip yüzünü avuçlarının içine aldı. Göz yaşlarını temizledi. “Ağlama. İçim parçalanıyor, yapma.” Dedi Ekrem kısık sesle.Melike gülümseyerek Ekrem'e baktı. “Vay be. Herkese ne kadar zarar vermişim. Ekrem'i bu işin içine çektiğim için pişman oldum.” Dedi Sefa konuyu bölerek. Melike bu lafı duyunca hemen Sefa'ya döndü ve sinirli gözlerle baktı. “Yanlış duymadım değil mi?” “Doğru duydun.” Dedi Sefa. Melike sıktığı yumruğunu Sefa'nın suratının ortasına geçirdi. Acı içinde inlemişti. “Ah!” Sefa burnunu tutuyordu. Kanamaya başlamıştı. “Nedir çektiğim sizden? Önüne gelen yumruk atıyor.” Sefa sinirli gözlerle Melike’ye baktı. “Hak ettin.” Dedi Melike. Ekrem hüzünle gülümsedi. “Hey sakin olun biraz. Sefa iyi misin oğlum? Gel sana da pansuman yapsınlar.” “Hadi girelim.” Dedi Sevil konuya dahil olmayarak. Melike Sevil’e dönerek ifadesizce baktı. “Sende girecek misin?” “Evet.” Dedi Sevil. “Tamam, İrem'e bakmaya giyiyorum. Cenker yanındayım.” Dedi Melike. “Bizde birazdan geliriz.” Dediğinde, Melike tekrardan Ekrem'in boynuna sarıldı. “Ne olursa olsun, her zaman yanında olacağım.” “Biliyorum.” Dedi Ekrem tebessüm ederek. Melike göz yaşlarını temizledi. Ufak bir gülümsemesiyle arkasını dönüp uzaklaştı. Başımı Ekrem'in Sefa'ya bakması üzerine Sefa'ya çevirdi. “Kötü görünüyorsun. Pansuman yaptırman lazım.” “Geçer birazdan ben lavabo da hallederim.” “Bu kadar dayanıksız mısın? Niye kanadı burnun?” dedi Sevil. Melike çok sert vurmamıştı ve bardaktan boşanırcasına burnu kanıyordu. “Sabah Ekrem'den yumruk yemiştim. Üzerine denk geldi.” Dedi açıklayarak. “Hemşire kan almadan önce sana pansuman yapar, hadi gel.” Dedi Ekrem. “Gerek yok oğlum ya.” “Gel lan işte.” Ekrem kapıyı tıklattı. Sefa'nın kolundan tuttuğu gibi içeri soktu. Sevil arkalarından yavaş adımlarla yürüyerek içeri girdi. Kapıyı kapatıp kapı girişindeki koltuğa oturdu. “Kan almadan önce, şu burnu dağılmış çocuğa pansuman yaparsanız seviniriz.” “Peki. Siz şöyle oturun, pansuman bitince sizden kan alacağım.” Ekrem mavi gözleriyle odayı inceledi. Gözleri son olarak Sevil’e takıldı ve yanındaki koltuğa oturdu. Gözlerini hemşireye doğru çevirdi. Sefa ile ilgileniyordu. “Polis niye senin kan tahlili sonucunu istedi?” dedi Hemşire. Rahatsız bir şekilde kıpırdanan Ekrem; “Bilmiyorum.” Demişti. “Bilmediğine emin misin?” “Evet.” “Kan grubun ne?” dedi Hemşire. Ekrem: A Rh + Sevil gözlerini hızlı bir biçimde Ekrem'e çevirdi. Kafasını Sevil’e çevirerek baktığında, yüzündeki şaşkınlığı saklayamamıştı. Kan grupları aynıydı. “Sen iyi misin? Niye öyle bakıyorsun?” dedi Ekrem. Fısıltılı bir şekilde cevap verdi. “Kan grubumuz aynı.” Dedi Sevil. Yüzündeki meraklı ifade uçup gitmişti, sinir bir sırıtma yerleşmişti. “Bak bunu bildiğim iyi oldu. Bu aksiyon dolu tehlikeli hayatım için ileri ki zamanlarda belki kana ihtiyacım olur.” Dedi Ekrem. Gerçekten bu durumda bile nasıl espri yapabiliyordu? Onun kafa yapısını anlayamıyordu. Kara gözlerini etrafta gezindirirken elleriyle oturduğu sandalyenin kollarını sıktı. Zihninden içeri sızan kötü düşünceler kanının donmasına sebep oluyordu. Kan verme olayını düşündü. Zihninde dolanan düşünceler suçtu. Başını iki yana salladığında, gözlerini yumdu ve tırnaklarını sandalyenin koluna geçirdi. Bu kadarını yapamazdı, çok fazlaydı. Yeteri kadar vicdanına ters olan işler yapmıştı. Düşünceleri suçtu. Hastaneden tahlil değiştirmek ve polis kandırmam birer suçtu. “Geçmiş olsun.” Dediğinde Hemşire irkilmişti. “Sağ olun.” Dedi Sefa. “Geç bakalım senin de kanını alalım.” Dedi Hemşire Ekrem’e bakarak. Sessizdi. Bakışları solgun ve bitkindi. Tüm yalanlar dolanlar ve suçlar son bulacaktı. Hemşire koluna iğnesi soktuğunda, gözlerini yumdu. Tüpün içerisi kanla dolduğunda, kapıdan içeri bir görevli dalmıştı. “Ambulanslarla ağır yaralı beş kişi getirildi. Yardıma ihtiyaç var yetişemiyoruz.” “Neden? Ne olmuş?” dedi Hemşire anlamaya çalışarak. “Olay yerinde çatışma çıkmış.” Hemşire hızlı bir şekilde iğneyi Ekrem'in kolundan çıkarırken canını yakmıştı. “Ah.” Dedi. Hemşire pamuğu koluna koydu. “Hemen geliyorum.” Bize döndü. Hızlı ve telaşlı bir ses tonuyla konuştu. “Bu burada dursun dönünce ilgileneceğim!” Apar topar odadan çıkmasının ardından kapıda arkasından gümledi. “İyi misin?” Yüzünü Sefa’ya çevirdiğinde, acıdan suratını buruşturduğunu gördü. “Çok fena çekti.” “Geçer mızmızlanma. Biraz moraracaktır sadece.” “Şunun sonucunu almak içinde götürmedi.” Dediğinde Sevil hızla koridora çıktı ve diğer hemşireyi bularak, el işareti yaptı. “Bakar mısınız?” Odadan içeri girdi. Ekrem’in kanını alarak arkasındaki cebine koydu. Diğer hemşire içeri girdiğinde, Sevil konuştu. “Arkadaşınız kanımı alacaktı lakin, acil bir durum varmış. Bizimde acelemiz var, siz alsanız biz burada bıraksak.” Dediğinde diğer hemşire gözleriyle onaylamıştı. Sefa’nın ve Ekrem’in gözleri büyüdüğünde, konuşmak için yeltendiler. Sevil kaşlarını havaya kaldırdığında, kadın Sevil’i oturtarak kanını aldı ve tüpü kenara bıraktığında, Sevil gözlerini devirerek koluna pamuk dayadı. Hemşire hızlıca odadan ayrıldığında, Sevil diğer hemşirenin bıraktığı yere kendi kanın olduğu tüpü bıraktı. Adımları hızla odadan dışarı çıkarken göz yaşlarını tutamamıştı.  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE