KURTARIŞ

1195 Kelimeler
Ben bir aptaldım. Acımasız olduğumu kendime fısıldayan ama ellerimle de birilerini kurtarmaya çalışan, bir aptaldım. Sırtıma ucu keskin bir diken gibi saplanan kime ait olduğunu bilmediğim bir el tarafından tereddüt edilmeden yitildim. Artık aslana daha yakın olan bendim. "Lütfen, lütfen bize zarar vermeyin. Biz daha çaylak şifacılarız aramızda en kıdemli olan o!" aslan kısa bir anlığına bakışları kıza kaysa da tekrar bana döndüğünde, birkaç adım yana kayarak onunla beraber gideceğimi düşündüğü yolu işaret etti. Gözlerimin siyahı bile artık herhangi bir renk değildi, zehrimin rengiydi. Tek bir şeyi bekliyordum, pelerinimden tırmanarak yardımıma gelecek olan herhangi bir yılanımı. Çünkü kanımdaki zehri aktarabileceğim ne bir eşya ne de derimi yırtabileceğim keskin bir aletim vardı. Sesini yeni duyduğum bir şifacı, "Onu alacaksan biz, biz artık gidebilir miyiz?" dedi, korkudan sesi tizleşmişti. "Onu bana getirin ve gidin!" Yitildiğim için şifacılarla aramda bir mesafe oluşmuştu ve o mesafeyi kapatmak ve beni kurda biraz daha yakınlaştırmak için tekrar dikenlerini saplayacağını anladım. O bir kere olurdu. Yaklaşmasını bekledim, nefesini hissettiğim anda onu tutup kurdun önüne bırakacaktım. Diğerleri içinse farklı planlarım olacaktı. Bu sefer arkamdaki kızlardan geldiğini bildiğim tiz bir çığlık yükseldi. Refleksle arkamı dönerken, daha önce ona şifacılık eğitiminde yardım etmek zorunda olduğum o kızı hemen arkamda eli havadaydı. Ama onunda bakışları kendi arkasındaydı. Gözlerim engellere takılır gibi yavaşça oraya baktığımda, ruhumun kasıldığını hissettim. Çok büyüktü, hayal edemeyeceğim kadar büyük ve iriydi. Siyaha dönük ama lacivertin en koyu tonuna sahip bir kurt hemen arkamızdan sinsice yaklaşmış ve dibimize kadar girmişti. Saniyeler, dakikalara tamamlanmadan her şey olup bitmişti. Aslan arkama saklanan şifacının tekini ensesinden dişledi ve boyutunun verdiği güçle kızı en uzağımızda ki ağaca fırlattı. Kız ağaçtan kayıp toprak zemine düşerken, hareketsizdi. Aslan durmadı, diğer iki şifacıyı da birbirinden farklı noktalara fırlatırken, eli hala havada olan diğer şifacı ağlıyordu ama dudakları aralanmadan yalvaracağı herhangi bir cümle kendisiyle beraber sonsuzluğa karıştı. Aslan onu boynundan yakaladı ve sivri dişleriyle boynunu ısırdı. Sıçrayan kanın pıhtıları yüzüme ve pelerinime sıçramıştı. O an, tüm çarelerin tükendiği bir anda ağzında bir bedenle yeşili gözleri büyük bir açlıkla bakışlarıma karşılık verdi. Onu tanıdım. Ağzındaki bedeni parçaladıktan sonra fırlattı. Tüm bunları yaparken gözlerini bir an olsun benim zehrimin rengini alan, siyah gözlerimden ayırmamıştı. Arkamızda, -varlığını unuttuğum kurttan- bir hırıltı yükseldi. Hırıltısı artık güçlü değildi. Darius, yanımdan yavaş ve tehlikeli adımlarla kurda doğru ilerledi, cüssesi büyük olduğunu düşündüğüm kurdun iki katıydı. Açık renkli aslan kendisine yaklaşan, aynı kanı paylaştığı aslandan korktu. Titreyen ön ayakları bunu net bir şekilde gösteriyordu. Darius aralarında birkaç adım kaldığı kurdun üzerine, aslan kaçmaya hazırlanırken atladı ve boynunu tek hamlede yırtıp, parçalarken hiçbir şeyi ikinci kez düşünmeden koşmaya başladım. Gün ışığının yansımalarının bile uğramadığı ormanın derinliklerine koştum. Beni kurtarmıştı. Kabullenmek istemesem de, Darius beni kurtarmıştı! Yeşil sisin yoğunlaştığı derinlikte ayağım fark etmediğim kalın bir dal parçasına takıldığında, yere sertçe kapaklandım ama bedenim yuvarlanmaya devam etti. Sonunda durduğumda kendimi geriye atıp sırt üstü uzanmamı sağladım. Gözlerim kapalıydı şiddetle kalkan göğüslerim, temiz bir nefes arar gibiydi. Biraz daha sakinleştiğimi hissettiğimde yavaşça gözlerimi araladım, başım dönüyor geri kapatmak zorunda kaldığım gözlerim etrafı net göremiyordu. Tekrar denedim. Bu sefer gözlerim biraz daha iyiydi. Başımı kaldırıp, tam olarak nerede olduğumu tahmin etmek istedim. Ama nehrinin tehlikeli kıyısındaymışım gibi hissettiren nil yeşili gözlerden başka hiçbir yere bakamadım. Hala aslan formundaydı, ön patileri hemen başımın yanlarına sabitlenmişken arka patileri bacaklarıma temas ediyordu. Ben ise bacağıma yaslı duran şeyin basit bir dal parçası olduğunu düşünmüştüm. Düştüğüm andan beri üzerimde duruyordu. Büyük burnundan verdiği nefes, üşüyen yanaklarımı ısıttı. Kurt olduğu için daha iri duran nil yeşili gözlerinde görmemi istemediği bir şey vardı. Ama o şey her neyse saklama gereği de duymuyordu. Ve o şeyin ne olduğunu benden gizleyen ruhum, kalbimi öyle şiddetli sarsıyordu ki gözlerimi kaçırmak zorunda kaldım. Darius, nemli burnunu alnıma bastırıp, koklamaya başladı. Dudaklarımdan engel olamadığım bir "Iyy" sesi döküldü. Ama koklamaya devam etti. Vücudumun her parçası o kadar ağrıyordu ki kolumu kaldırıp onu uzaklaştıramıyordum. Burnu usulca boynuma inerken, tekrar iğrenmeyi bekledim ama midemin karıncalanmasından öteye gidemedim. Boynunum her iki tarafını da kokladı. Burnunun nemli yüzeyi, boynumu da nemlendirmişti. "Çekil üzerimden," dedim, dişlerimin arasından konuşmuştum. Kollarımın uyuşukluğunun geçtiğini fark ettiğimde onu itmeye çalıştım. Postu o kadar sıcaktı ki, parmak uçlarımın biraz daha kalsa alev alabilecekmiş gibiydi. Ona dokunmamla duraksadı. Geri çekilmeye başlamıştı ki, dudaklarımda küçük bir çığlık kopartan hareketi yüzünden artık midem yanıyordu. İrileşen gözlerimle ona bakarken, kocaman ağzıyla sırıtmaya başladı. İlk defa bir aslanın sırıtarak gördüğüm için mi şaşırayım? Bu kişinin Darius olmasına mı yoksa geri çekilmeden önce boynumu yalamasına mı!? O büyük diliyle boynumu baştan sona yalamıştı!? Gözlerimde her ne görüyorsa hoşuna gittiği belliydi. Ona ne kadar tekme atmak istesem de ağrıyan bedenim buna engel oluyordu. Doğrulmaya çalıştığımda olmadı. Darius yakalayamayacağım kadar seri bir hareketle omzumdaki pelerinimi ısırdı ve çekerek doğrulmamı sağladı. Beklemeden ayağa kalktığımda dengemi oluşturmam sandığımdan uzun sürmüştü. Darius hemen önümde, arka ayaklarının üzerine oturmuş bekliyordu. İri cüssesi bir kez daha şoka girmemi sağlamıştı. O oturmasına ben ise ayakta olmama rağmen hala aynı boydaydık. Pelerinimin koluyla ıslanan boynumu sertçe sildim. Çatık kaşlarımın altından ona bakarken hala yüzünde o pislik ifadenin durduğunu gördüm. Ona arkamı dönüp geldiğim yoldan topallayarak da olsa yürümeye başladım. Sert adımları hemen peşimden takip ediyordu. Bir an önce evime varmak ve bulduğum her ilacı kafama dikmek istiyordum. Ama ayaklarım beni yarı yolda bırakmayı kafasına koymuş, şafak rahminde beklettiği geceyi çoktan doğurmaya başlamıştı. Havanın bu kadar erken kararmasına alışmam gerekiyordu. Ama daha fazla dayanamadım. Yanımda benimle beraber sessizce yürüyen iri cüsseye aldırış etmeden bulduğum ilk sahipsiz ağacın önüne kendimi bıraktım. Azıcık olan ışığı da önümde durarak kapatan Darius'a bakmadan, "Burada dinleneceğim, sen git." dedim. "Ay tepeye çıkmadan burası aslanlarla dolar." sesi uyarı niteliğinde değildi daha çok, yürümeye devam et evde dinlenirsin der gibiydi. "Dinleneceğim, kendi başımın çaresine bakarım." "Bugün baktığın gibi?" dedi, sesi imalıydı. "Hep baktığım gibi!" dedim sertçe. Başımı ondan uzağa çevirip, daha fazla onunla konuşmayacağımı gösterdim. Aniden etrafımı toprağın, toz bulutu kapladı. Pelerinim gözlerimi siper alırken, sıcak ve büyük eller tarafından havalandığımı hissettim. Hala hiçbir şey göremiyordum ama beni tutan ellerin arasında çırpınmaya başladım. Darius, bedenimi kendi bedenine yaslarken, ona söylediğim hiçbir şeyi duymuyormuş gibi davranıyordu. Bir kolunu dizlerimin altından geçirirken diğer elini belime koyarak beni omzuna sabitledi. Daha ne olduğunu anlamadan rüzgarın sert yüzeyini saçlarımın arasında hissetmeye başladım. Darius, ben omzundayken ve aslan formunda olmamasına rağmen öyle hızlı koşuyordu ki, geride bıraktığımız toz bulutları yüzünden gözlerim yanmaya başlamıştı. Yüksek bir yerden atladığında yüreğim ağzıma kadar çıktı. Kollarımı omuzlarına sarıp ona sıkı sıkı tutunmaya başladım. Saniyelerin dakikalara verdiği zaman dolduğunda artık koşmuyordu. Evimin topraklarından yayılan tanıdık koku burnuma dolduğunda gözlerim açıldı. Gelmiştik, ormanın en derin kısmından evime kadar kollarında beni taşımasına rağmen en kısa sürede gelmiştik. Başımı geriye çektiğimde onunla yüz yüze geldik. Dudakları hafif aralıktı, siyah saçları daha da dağılmış tutamlar halinden alnından sarkıyordu. Göğsü hızlı hızlı kalkıp inerken, yüzü ifadesizdi. Güçlü kolları beni bedenine öyle sert bastırıyordu ki, kalkıp inen göğsüyle beraber yükselip alçalıyordum. Ona bir şey söylemeden önce kollarımı omuzlarından çektim. Bu hareketim kollarının daha da sıkılaşmasını sağladı. Yüzümde nasıl bir ifade vardı bilmiyorum ama nil yeşili gözleri uzun uzun yüzümde gezmesinin bir sebebi olmalıydı. "Bırakabilirsin," dedim, sesim bir fısıltıdan farksızdı. Taş gibi hareketsiz durmaya devam etti. Gözlerine bakmıyordum. Nil yeşili gözlerinin karanlık tarafında kendimi bulmaktan korkuyordum. İtirafım ruhumu sarstı ve bunu hissetti. Alnını alnıma yaslarken nefesini istemsizce soludum. Ve tehlikesini solumuşum gibi içimi yaktı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE