5

1358 Kelimeler
Mesai saatimiz bitince önce işçiler çıktı mağazadan sonra da ben ve Anıl birlikte çıktık. İkimiz de çok açtık ve evde yemek yerine dışarda yemeye karar vermiştik.  "Pizza mı yesek? Canım çekti birden." Anıl pizzacının önünde durup bana soru sorarken ben de başımı salladım. "Olur bana uyar." İkimiz birlikte pizzacıya girdiğimizde önümüze menü getirdiler ama Anıl menüye bakmadan istediği daha doğrusu hep yediğimiz pizzadan sipariş verdi. Çalışan çocuk siparişi alıp gittikten sonra ben de düşünceli bir şekilde masaya bakıyordum.  "Neyin var? Neden bu kadar düşüncelisin?" "Bir şeyim yok. Yorgunum biraz sadece." "Yorgun değilsin bence. Aklın Yağmur'da kaldı değil mi? Şimdiden bu kadar düşünürsen işin zor Ömer, benden söylemesi." Anıl haklıydı. Şimdiden aklımı bu kadar meşgul etmesi hiç iyi bir şey değildi ama onu düşünmekten kendimi alamıyordum da.  "Off ne yapacağımı bilmiyorum gerçekten. Aşırı değişik bir kız. Hiç beklediğim gibi biri çıkmadı. Üstelik her dakika beni şaşırtmaya devam ediyor. Tam çözdüm derken yeni bir şey ortaya çıkıyor ve her şey başa sarıyor." "Yani, ben de senin gibi nasıl biri olduğunu hiç bilmiyorum ama kırılmış bir kıza benziyor. Bu her halinden belli. Bizimle konuşurken bile sesi yorgun çıkıyordu. Kim bilir neyi var? Bunu hiç bilmediğimiz için ona karşı dikkatli olmalısın." "Neyi olduğunu deliler gibi öğrenmek istiyorum. Neden bu kadar üzgün olduğunu, söylediği şeyleri neye dayanarak söylediğini kısacası her şeyini." Siparişler önümüze gelince konuyu kapatıp yemeğimizi yemeye başladık. Birkaç dakikanın ardından ilk konuşan Anıl olmuştu.  "Bugün Çağla'yı gördüm. Çok mutlu görünüyordu. Yanında da sanırım yeni sevgilisi vardı." Anıl burukça gülümseyip cümlesini bitirirken göz devirdim. Çağla Anıl'ın eski sevgilisiydi. Anıl'ı hiç hak etmeyen değer bilmezin tekiydi. "Sen ondan bugün bu kadar durgunsun o zaman. Anlamalıydım." "Bugün durgun muydum? Hiç farkında bile değildim." "Ne zaman gördün?" "İşe gelirken. İkisi el ele üniversiteye gidiyorlardı. Çocuk bizim bölümden değil galiba. Daha önce hiç görmemiştim. Çağla söylediği her şeye gülümsüyor gibiydi. Oysa ben bana bir kere gülümsemesi için elimden gelen her şeyi yapıyordum. O da benim yanımda hiçbir zaman rahat hissetmediğini söylüyordu." Anıl elindeki pizza parçasını tabağa atarken geriye yaslandı.  "Demekki ona olan sevgimi gösterememişim." "Saçmalama oğlum ya. Seni tanıyan herkes Çağla'ya olan aşkını çok iyi bir şekilde biliyor. Onun bunu görmemesi senin yetersizliğin değil onun kıymet bilmezliği. Sen de şu salak sevdadan vazgeçip artık kendine yeni bir yol çiz. Çağla seni hiçbir şekilde affetmiyor." "Olmuyor Ömer ya. Çok denedim ama unutamıyorum. Tam unuttum, artık hatırlamıyorum dediğim zaman bir şekilde karşıma çıkıyor, gülümsemesini görüyorum yine her şey en başına dönüyor." "Çıkalım mı artık?"  Anıl ayağa kalkıp hesabı masaya bıraktı ve kapıdan çıkıp gitti. Sinirleri tıpkı benimki gibi çok bozuktu. İkimiz de sanırım bu Dünyadaki şanssız sayılan insanlar kısmındandık.  Ben de aceleyle Anıl'ın peşinden çıkarken o sigarasını çoktan çıkarıp içmeye başlamıştı yine.  Ben de aynı onun gibi yaparak sigaramı çıkardım ve dudağımın arasına koyarak yaktım. Sonra ne derin bir nefesi içime çekip geri bıraktım. Bu his... gerçekten güzeldi.  "Yarın üniversiteye mi gitsek?" Anıl'a bakarak kurduğum cümle üzerine durup bana bakmıştı. Sonra da tekrar önüne dönüp sigarasını içmeye devam etmişti.  "Bir şey demeyecek misin?" "Gidemeyiz." "Neden?" "Babanı biliyorsun Ömer. Sana çok kızacaktır. Zaten sana laf sokmak için fırsat kolluyor. Hiç bulaşmayalım." "Senden beni düşünmeni isteyen oldu mu?" "İstemene gerek yok zaten. Gitmiyoruz." "Saçmalama Anıl ya. Şimdiye kadar üniversiteye bir gün gidip gelelim diye beynimi siktin şimdi de gitmiyoruz mu diyorsun? Bak bir daha bu fırsat elimize geçmez." "Elimizde fırsat mı var anasını satayım?" "Emre'nin yarın dersi yokmuş. Daha doğrusu ögleden sonra yokmuş. Öğlene kadar dururuz sonra da Emre bakar mağazaya biz de üniversiteye gideriz. Şimdi anlaştık mı?" "Tamam o zaman." Anıl gülümseyerek cevap verdiğinde son zamanlarda en çok istediği şey bu olduğu için morali yerine gelsin diye teklif etmiştim. Emre'nin dersinin yarın boş olup olmadığını bile bilmiyordum. Eve gidip onunla da konuşacaktım. Bizi yarım gün idare etse ölmezdi sonuçta.  "Ben burdan eve gideyim. Yarın görüşürüz." "Görüşürüz." Anıl benden ayrılıp gittiğinde ben de yürümeye devam ettim. Evime daha çok yol vardı ama ben yürümek istiyordum. Eve ne kadar geç gidersem o kadar iyiydi.  Yolda yürürken telefonumu cebimden çıkarıp interneti açtım. Her ne kadar Yağmur'un mesaj atmayacağını bilsem de yine bir umut mesaj atmıştır diye bekledim ama beklediğim şey olmadı.  Derin bir iç çekerek ben mesaj yazmaya başladım.  omerkayabasi: Nasılsın?  Elimde telefonla birkaç dakika bekleyip Yağmur'un cevap vermesi için bekledim ama o cevap vermeyince adımlarımı hızlandırıp eve girdim.  "Emre gel buraya babasının aslan oğlu."  Eve girer girmez babamın bana hiçbir zaman kurmadığı cümleleriyle karşılaşırken beni ilk fark eden bana doğru koşan Kübra olmuştu.  Kübra kucağıma atlar atlamaz onu yukarı kaldırıp yanağından öptüm. O zaten çoktan o minik dudağıyla yanağımı öpmeye başlamıştı bile.  "Kimmiş bakalım abisinin prensesi?" "Beeeen."  Kübra tatlı bir şekilde cevap verirken yanağından acıtmadan ısırdım.  "Kızım bak seni yerim. Sonra ölürsün ben de seni çok özlerim." Kübra gülmeye başlayınca onu tekrar öpüp yere bıraktım. Kübra bacağımdan tutunca onu tekrar kucağıma aldım. Daha konuşmayı tam olarak bilmiyordu. Bazı kelimeleri karıştırıyordu ve ben neredeyse her gün kelimleri tatlı bir şekilde karıştırmasını bekliyordum.  Kübra'nın beni sımsıkı saran kollarıyla içeri girince annem yüzündeki gülümsemeyle yanıma geldi.  "Hoş geldin oğlum." "Hoş buldum annem." "Hoş geldin abi." "Hoş buldum. Emre iki dakika odama gelsene. Küçük bir işim var seninle." Ne babam benle ne de ben babamla muhattap olmadan odama gittim.  "Yemek yemeyecek misin Ömer?" "Ben gelirken yedim anne. Size afiyet olsun." Emre de peşimden gelirken ikimiz birlikte odaya girdik. Üstümdeki seri ceketi çıkarıp yatağıma atıp oturdum.  "Yarın hangi derslerin var? Daha doğrusu ögleden sonra hangi derslerin var?" "Kimya ve Beden eğitimi." "Yarın ögleden sonra bizim yerimize işe bakar mısın? Anıl'la üniversiteye gitmemiz gerekiyor." "Anıl'ın yerine de mi bakacağım?" "Anıl?" "Anıl abi yani." Gülmemek için kendimi zor tutarken ses kaydı almadığım için içten içe kendime kızdım. Bu muhteşem konuşmayı Anıl'ın da kesinlikle duyması gerekiyordu.  "Evet. Birkaç saat sadece. Okul çıkışında geliriz sen de eve gidersin." "Tamam o zaman. Yarın ögleden sonra gelirim." "Evdekilere bir şey deme sakın." "Yok demem ama ANIL ABİ neden geliyor?" "Oğlum Anıl'la aynı kıza mı aşık oldunuz amına koyayım. Birbirinize olan bu siniriniz ne?" "Beni dışarda gördüğünde arkadaşlarım yanımdayken hep laf atıyor. Sonra ona kızınca da kulağımı çekiyor. Bıktım senin arkadaşlarından abi ya." "Sevdiklerindendir o." dedim gülerek. "Neyse ben üstümü değiştireyim. Dediğim gibi kimseye bir şey söyleme. Anıl'a bile bir şey söyleme. Eğer sorarsa da dersim boştu ondan geldim de." "Tamam iyi geceler." "İyi geceler." Emre odadan çıkarken ben de üstümü değiştirmek için ayağa kalkıp dolabımın önüne gittim. Siyah eşofman altımı ve beyaz tişörtümü alıp giydikten sonra yatağıma girip uzandım ve yatağın üzerine attığım telefonumu alıp interneti açtım.  Yağmur'un attığı mesaj bildirimi anında gelirken öbür hiçbir bildirime bakmadan direkt onun attığı mesaja girdim.  yagmurozer: İyiyim sen?  omerkayabasi: Arayabilir miyim? O kadar yorgunum ki yazacak halim bile yok.  Bu mesajı hem çok yorgun olduğum için hem de sesini duymak istediğim için atmıştım.  yagmurozer: Olur.  Mesajı okur okumaz hemen i********: üzerinden onu aradım ve açmasını bekledim.  Yağmur telefonu açıp konuşmadan beklemeye başladığında konuşmaya başladım.  "Yağmur orda mısın?" "Burdayım." "Neden konuşmuyorsun?" "Bilmem. Senin konuşmanı bekledim." Gülümsedim. Sanırım bugün terslemeyecekti.  "Nasılsın?" "İyi olmaya çalışıyorum sen?" "Ben de aynı şekilde." dedim sol kolumun üstüne yatarak.  "Bugün neler yaptın?" "Yine telefoncuya gittim ama telefonu bulamadım. Telefon satılmıştı." "Telefonu bulup ne yapacaktın?" "Hiçbir şey. Sadece fotoğrafa bakıp gidecektim." "O telefon bende." Yağmur'un tepkisini merakla beklediğimde tam ondan beklediğim bir cevap vermişti.  "Tahmin ettiğim gibi." İkimiz de sustuğumuzda Yağmur tekrar bir soru sormuştu.  "O telefonu şu an kullanıyor musun? Benimle konuştuğun telefon o telefon mu?" Hayır kullanmıyorum ama telefonumu değiştirme zamanım çoktan gelmiş bile. Birkaç güne o telefona geçerim." "Fotoğrafımı silmeyi unutma." "Sırf fotoğrafın için aldığım telefondan fotoğrafını neden sileyim?" Farkında olmadan kurduğum cümleden sonra yattığım yerden kalkıp oturdum. Acaba çok mu ileri gitmiştim? Yağmur rahatsız olmuş muydu?  "İyi geceler Ömer. Benim uyumam gerekiyor." Yağmur yorgun bir sesle iyi geceler dileği dilediğinde kendimi özür dilemek zorunda hissettim ve özür diledim.  "Özür dilerim. Çok ileri gittim sanırım." "Ne için?" "Az önce kurduğum cümle için. Haddimi aşmış olabilirim. Rahatsız olduysan özür dilerim." "Zaten telefonu fotoğrafım için aldığın açıkça belli. Bunun için özür dilemene gerek yok. İyi geceler." "İyi geceler." Yağmur telefonu kapattığında kendimi yine sırt üstü yatağa attım ve gözlerimi kapattım. Gözlerimi kapatır kapatmaz gördüğüm ilk kişi Yağmur olmuştu.  Bundan ne rahatsız olmuştum ne de başka bir şey. Sadece gözümün önüne gelen yorgun gözlere dalmaya karar vermiştim.  Ne sıkıntısı olduğunu bilmediğim yorgun gözlere... 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE