Sabah erkenden evden çıkıp mağazayı açmak için yola koyulmuştum. Dünden beri evde canım çok sıkıldığı için sabah uyanır uyanmaz kalkıp yola koyulmuştum.
Yolda yürürken Anıl'ı arayıp telefonu kulağıma koydum. Dün benim yokluğumda aşırı yorulmuştu. Bunu kendisi söylememişti ama Emre bunu fark edip bana söylemişti.
"Efendim?"
"Uyandın mı?"
"Yok abi ya. Hala yatıyordum. Senin aramanla uyandım. Birazdan hazırlanıp gelirim."
"Ben de onun için aramıştım. Bugün biraz geç gel. Ben bakarım buralara."
"Yok ya hemen geliyorum."
"Uzatma işte be Anıl. Dün çok yorulmuşsun Emre söyledi. Ögleden sonra gel bugün."
"Ulan Emre. Senin götünü si-"
Anıl cümlesini yarıda bıraktığında güldüm. Emre ile aralarında çok güzel bir bağ vardı. Hatta o kadar güzeldi ki her seferinde küfürle sonuçlanıyordu.
"Tamam o zaman öğleden sonra görüşürüz."
"Görüşürüz."
Telefonu kapatıp cebimden çıkardığım anahtarla kapıyı açıp içeri girdim ve kapıyı arkadan kilitleyip içeri girdim. Daha açmamıza neredeyse bir saat vardı.
İçeri gelip her zaman oturduğum yere oturdum ve telefonu cebimden çıkarıp Yağmur'la olan mesajlarımıza girdim.
omerkayabasi: Günaydın.
Attığım mesaj birkaç dakika sonra Yağmur tarafından görüldüğünde heyecanla mesaj atmasını bekledim. Onunla sabah sabah sohbet etmek biraz iyi gelebilirdi.
yagmurozer: Günaydın.
omerkayabasi: Neden bu kadar erken uyandın?
yagmurozer: Sen neden bu kadar erken uyandın?
omerkayabasi: Benim işlerim vardı.
yagmurozer: Benim de.
omerkayabasi: Ne gibi?
yagmurozer: Telefoncunun önündeyim, açılmasını bekliyorum.
omerkayabasi: Ne?
Şok içinde ayağa kalkıp yakalanmamaya çalışarak pencerenin önüne gidip gizlice dışarı çıktım. Yağmur gerçekten de hemen kapının önünde duruyordu.
"Hass" gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım ve gelen mesaja baktım.
yagmurozer: Ne? Telefoncunun önündeyim.
yagmurozer: Neden bu kadar şaşırdın?
omerkayabasi: Ne işin var orda?
yagmurozer: Hiiç öyle içeri bakınıp gideceğim.
omerkayabasi: Dersin yok mu bugün senin?
yagmurozer: Derse yetişebilirim bence. Burası saat 8'de açılıyormuş. Benim dersim de sekiz buçukta. Hemen bakınıp gideceğim zaten.
Yağmur'un attığı mesajla sırıtıp cevap yazmaya başladım. Bugün biraz geç açacaktım çünkü benim içerde olduğumu bilmesini istemiyordum. Bugün cidden ucuz kurtulmuştum ama nedense Yağmur'u içeri alıp onunla sohbet etmek istiyordum.
Bunu bugünlerde yapamayacağımı bildiğim için yazdığım mesajı ona attım.
omerkayabasi: Çok güzel olmuşsun bu arada.
yagmurozer: Neden durup dururken böyle bir şey soyledin?
Yağmur bana mesajı atar atmaz başını kaldırıp çatık kaşlarla etrafa bakındı. Bu haline gülüp attığı mesaja cevap verdim. Ona küçük bir oyun oynayabilirdim en azından.
omerkayabasi: Seni görüyorum çünkü.
Yağmur elindeki telefona birkaç saniye bakıp tekrar başını kaldırdı ve etrafa daha dikkatli bakmaya başladı.
omerkayabasi: Kendimi yorma kıvırcık. Beni görebileceğini sanmıyorum.
yagmurozer: Beni görmüyorsun değil mi? Yalan söylüyorsun.
omerkayabasi: Görüyorum gerçekten.
yagmurozer: Üstümde ne var?
omerkayabasi: Bol kot bir pantolon, beyaz ayakkabı ve siyah bir crop. Onun üstünde de ismini tam olarak bilmiyorum ama trenç tarzı bir şey var.
yagmurozer: Nerdesin? Şu an beni izliyorsun ve ben kim olduğunu bilmiyorum ve seni göremiyorum. Bu haksızlık.
omerkayabasi: Sana çok yakınım ama işte dikkatli bakmazsan göremezsin.
Yağmur telefonunu sinirle kapatıp cebine koyarken birkaç dakika boyunca çatık kaşlarıyla yere bakmasını izledim. Beni ona çeken bir şey vardı kesinlikle. Bu çok açıktı. Yoksa hayatta böyle şeyler yapmazdım.
omerkayabasi: Sinirlendin mii?
omerkayabasi: Yağmur?
Yağmur mesajlara cevap vermeyince bu sefer i********: üzerinden aradım. Numarası bile yoktu bende. Olsaydı şu an ordan arayıp daha rahat bir şekilde ulaşacaktım.
Yağmur nihayet cebinden telefonu çıkarınca ekrana baktı ve size yemin ederim çok çok kısa bir an gülümsediğini gördüm. Çatık kaşları çok kısa bir an düzelmiş ve dudağı kıvrılmıştı.
Ama bu olay o kadar kısa sürmüştü ki sanki hiç olmamış gibiydi. Ben o kısacık gülümsemesinde takılı kalırken o çoktan telefonu açmıştı.
"Alo?"
Sesini duyar duymaz çarpmaya başlayan kalbim beni şoka uğrattı. Mal mısın oğlum niye bu kadar hızlı çarpıyorsun dememek için kendimi zor tutuyordum.
"Konuşmayacak mısın? Cidden artık benimle dalga geçtiğin düşüneceğim."
İlk defa duyduğum güzel sesi kulağımda dönüp dolaşırken artık bir cevap vermem gerektiğini düşündüm ve aklıma gelen ilk şeyi söyledim.
"Neden mesajlarıma cevap vermiyorsun? Kızdın mı?"
Tam karşımda hareketsiz bir şekilde duran Yağmur'a aynı şekilde kaskatı kesilmiş bir halde bakıyordum. Şu an resmen konuşuyorduk.
"Yağmur?"
"E-efendim? Dalmışım pardon. Ellerim üşüdüğü için telefonu cebime koydum. O yüzden cevap vermedim."
"Anladım."
Sessizlik...
Yağmur ayağıyla yerdeki taşlarla oynamaya başlayınca ben de hala onu neredeyse gözümü kırpmadan izliyordum. Yaptığı, yapacağı her hareketi merak ediyordum.
"Okula gitmeyecek misin artık? Hem üşüteceksin hem de geç kalacaksın."
"Gitmem gerekiyor sanırım. Yine bir şeylere yetişemediğim bir gün."
"Yetişemediğin değil erken geldiğin bir gün."
"Olsun." dedi buruk bir gülümseyle. Bu gülümseme az önceki gülümsemeden çok uzaktı. "Erken gelmiş olsam da yine yetişemedim. Ben ya hep erken gelirim ya da hep geç kalırım."
Yağmur yürümeye başlayınca hissettiğim ve istediğim tek şey kendimi tokatlamaktı. Bu şeyleri benim yüzümden söylemişti ve bu canımı çok sıkmıştı.
"Özür dilerim." dedim hiçbir şey umrumda olmadan. Benim yüzümden olmuştu ve ne olursa olsun ondan özür dilemek istiyordum.
"Neden?"
"Önemli bir nedeni var. Şimdilik görüşürüz."
"Görüşür müyüz?"
"Efendim?" dedim şaşkınlıkla.
"Yok bir şey. İyi günler sana." telefon suratıma kapanınca şaşkınca kapanan ekrana baktım.
Ne söylemek istemişti ki? Benimle tekrar mı konuşmak istiyordu? Ya da sadece öylesine söylediği bir söz müydü?
Hiçbir şey anlamadığım için oflayarak Yağmur gittikten birkaç dakika sonra kapıyı açıp içeri geldim. Mağazayı keşke Yağmur burda olduğunda açabilseydim ama olmamıştı.
Dakikalar, saniyeler, saliseler, saatler geçerken Anıl nihayet gelmişti. O olmasaydı gerçekten kafayı yerdim sanırım.
"Kolay gelsin Ömer Başkan."
"Hoşgeldin Anıl. Geç gel dedik de gün biterken gel demedik amına koyayım. Nerdesin?"
"Geldim be. Böyle yapacağını biliyordum. " dedi gülerek. "Bensiz hiç dayanamıyorsun eşşek sıpası."
Dediği şeye ben de gülmüştüm. Haklıydı. Bunu inkar edemezdim.
"O Emre nerde? Göt herif 20 yaşına girecek kadar büyüdü hala beni ispiyonlamanının peşinde."
"Emre'yle olan ilişkiniz gözlerimi dolduruyor. Gerçek abisi ben değil de senmişsin gibi."
"Senden korkuyor anasını satayım. Ben şerefsiz gibi mi duruyorum? O pezevenk neden benden korkmuyor?"
"Abi ben olsam ben de beni küçükken sırtına alıp gezdiren birinden korkmazdım."
"Neyse Yağmurla konuştun mu bugün hiç?"
"Sabahleyin buraya geldi."
"Ne? Karşılaştınız mı? Ne oldu?"
"Hayır dışarda mağazanın açılmasını bekledi ama bir yandan benimle mesajlaştığı için biraz geç açtım. O da gitti. Moralim çok bozuldu ya."
"Neden ne oldu ki?"
"Yağmur nasıl desem bilemedim şimdi ama sanki büyük bir sıkıntısı varmış gibi davranıyor. Açılması için erken geldiği mağazaya bile geç kaldım dedi. Hep bir şeylere geç kaldığını söyledi. Ya her şeye çok geç kalıyormuş ya da hep erken gidiyormuş. Yani bir türlü gitmesi gerektiği zamanda gidemiyormuş."
"Üzüldüm ya. Dediğine göre gerçekten bir sıkıntısı var gibi. Keşke kapıyı açıp içeri alsaydın ve karşına alıp güzelce dinleseydin."
"Sence o yanıma gelip benimle konuşur mu?"
"Bakar mısınız?"
Müşterilerden biri bize doğru seslenince Anıl beni düşüncelerimle tek başıma bırakıp oraya gitti. Ben de boş gözlerle kapıdan dışarıya doğru baktım.
Birkaç dakika sonra giyimi tanıdık olan bir kız buraya doğru yürümeye başlayınca gözlerimi kısıp dikkatlice baktım. Evet doğru görüyorumdum. Yağmur buraya doğru geliyordu.
Elim ayağım birbirine dolanınca sakince nefes alıp içeri gelmesini bekledim. Onunla ben ilgilenecektim.
Yağmur bir dakikadan daha kısa bir sürede içeri girdiğinde hiçbir yere, hiçkimseye bakmadan direkt duvar kağıdı yaptığı telefonun olduğu kısma doğru yürümeye başladı.
Gülümseyip onu takip ettim. O telefonun bende olduğunu bilseydi acaba ne derdi?
Yağmur'un biraz arkasından yürümeye devam ederken o durduğunda ben de durdum. Hızlıca raflara göz gezdirirken tam yanında durup konuşmaya başladım.
"Hoş geldiniz. Nasıl yardımcı olabilirim?"
Şimdiye kadar çok kişiye yardım etmiş, bir sürü müşteriyle konuşmuştum ama bu sefer... Bu sefer gerçekten çok farklıydı. Değişik bir his vardı içimde. Değişik ama çok güzel bir his. İçim içime sığmayacak kadar güzel bir his.
Yağmur şaşkınlıkla yüzüme bakıp birkaç saniye boyunca durdu ve elini o telefonun olduğu yere elini uzatıp konuşmaya başladı.
"Şurda siyah bir tane IPhone7 vardı. Satıldı mı acaba?"
"Evet." dedim gülmemeye çalışarak.
"Ne zaman?"
"İki gün önce."
"Kimin satın aldığını öğrenebilir miyim?"
"Maalesef müşterilerimizin özel bilgilerini paylaşamıyoruz."
"Off."
Yağmur benimle değil daha çok kendiyle konuşuyor gibiydi.
Anıl da yanımıza gelince Yağmur'u görür görmez çok açık bir şekilde şaşırmıştı ama bunu derhal yok etmeyi de başarmıştı.
"Hoş geldiniz."
"Hoş buldum."
"Daha önce arkadaşınızla gelmiştiniz değil mi?"
"Evet."
"O da sizin beğendiğiniz telefonu aldı."
Yağmur gülümsemişti. Bu benim için doğa üstü bir olaydı. Çünkü onu tanıyalı üç gün bile olmadan fazla gülen biri olmadığını anlamıştım.
"Biliyorum."
"Size nasıl yardımcı olabiliriz?"
Yağmur bu soruyla gözlerimin içine bakıp daha sonra Anıl'a baktı.
"Teşekkürler bir telefona bakmaya gelmiştim ama çoktan satılmış. Size kolay gelsin. İyi günler."
"İyi günler."
Yağmur ikimizin bakışları arasından çıkıp giderken ilk konuşan taraf Anıl olmuştu.
"Ömer yemin ederim bu kızı kaçırırsan senden daha gerizekalı birini tanımam abi. Çok ciddiyim."
"Neden öyle dedin ki durup dururken?"
"Nedeni yok ama kaçırmaman gereken biri."
"Saçmalama Anıl. Sadece iki üç gündür tanıyorum onu. Hemen sevgilim mi yapacağım?"
"Neden olmasın? Aynı sonuca çıkacak bir şeyi ne kadar erken yapsan senin için daha iyi."
"Ne!?" dedim şaşkınca.
"Bu işin sonunda sevgili olacaksınız. Sen de köpek gibi aşık olacaksın ki bence zaten olmaya basladın bile."
"Anıl ne-"
"Bol şans kardeşim. Sana güveniyorum."
Anıl yanımdan hızlıca geçip gittiğinde şaşkınca arkasından bakakaldım.
Ben ve köpek gibi aşık olmak?
Böyle bir şey olabilir miydi?