Hayat çok garip bir yerdi , bir gün ağlarken diğer gün gülüyor, bir gün kaçarken diğer gün dönüyordun…
Bundan üç sene önce kaçtığım şehre başka bir Feride olarak dönmek hayalini kurduğum bir plan değildi.Hayatım boyunca yaptığım en mantıksız şey ise sürekli planlarla yaşamaya çalışmaktı. Çalışmaktı diyorum çünkü sadece yaşamaya çalışıyordum, hayatın bana getirdikleri ise her zaman planladığımdan çokça farklı oluyordu. Mesela şu güne kadar bir daha Ankaraya dönmek gibi bir planım olmamıştı, bundan sonraki hayatımı Bursada kendi halimde geçirmeyi düşünüyordum fakat hayat bu planımı da yerle bir etmiş ve beni kaçtığım o şehre mahkum etmişti.
Bir şehir bir insanı bırakmıyorsa o insanın elbet o şehirde yaşayacağı bir hikayesi vardır derlerdi, belki de benim Ankaradaki hikayem henüz bitmemişti.
Sağ olsun Korkmaz ailesi bu dönemde beni hiç yalnız bırakmamıştı ki Korkmaz ailesinden kastım, Asiye teyze,İpek, hayatımın Hem aşkı hem nefreti Mahir bir de küçük fındık kurdumuz Elaydı. Mahiri bu dönemde pek fazla görmesemde son üç senedir gördüğümden daha sık görmek sanki sürekli görüyormuşum hissi yaratıyordu, son bir haftadır ara ara gelip halimi hatırımı iki kelime ile soruyor Ela yanımdaysa Elayı alıp, Ela yoksa iyi geceler dileyip gidiyordu. Geliyordu diyorsam çay kahveye gelmiyordu, saat akşam sekiz gibi kapımı çalar bir yaramazlık olup olmadığını sorar, olmadığını duyunca iyi geceler bacım der ve giderdi. Sağ olsun her geldiği akşam arkasından bazen sinirden bazen de üzüntüden ağlayan bir Feride bırakırdı.
Babaannemin vefatının üzerinden tam beş hafta geçmişti, ilk iki hafta Asiye teyze ve İpek sürekli benimle kalırken üçüncü haftanın başında ani bir kararla işlerimi halletmek, evimi kapatmak ve istifamı vermek için üç günlüğüne Bursaya gitmiştim. Önder ağabey babaannemin vefatından sonra çokça destek olduğu gibi bu dönemde de yanından ayrılmamı istememişti fakat kararım kesindi babaannemin istediği gibi Asiye teyzenin kanatlarının altına girecektim. Üç gün içinde işlerimi halletmiş Ankaraya dönmüş üç yıl önceye kadar babaannemle yaşadığımız eve tekrardan yerleşmiş hatta ve hatta büromu açmak için evime çokta uzak olmayan bir ofis bulmuş ve tutmuştum. Sürekli bir şeylerle ilgilenmek acı kaybımı unutturmuyordu ancak psikolojik men beni hayatta tutuyor ve kafamı dağıtmamı sağlıyordu e tabi yalnızlığa da alıştırıyordu. Denildiği gibi zaman her şeyin ilacıydı.
Bu dönemde hayatımdaki en önemli yenilik ve bana en iyi gelen şeylerden biri de Elaydı, beni sürekli güldüren ve hayata döndüren belki de tek şeydi. Babasının aksine beni çok seviyordu,belki bir ablası belki de teyzesi gibi hissediyordu bilmiyorum fakat bazen yanıma gelmek için ağladığı bile oluyordu. Babasına olan sevgim tükenmek bilmezken onunla yarışacak bir sevgi elde etmeye başlıyordu, küçük hanımın gönlümde yeri ayrıydı. Bu geçen beş haftada Bursa olan tüm bağımı koparmış, Ankaraya iyice yerleşmiş hatta kendime yeni bir düzen oturmuştum, her cuma babaannemi birlikte ziyarete gidiyorduk.
Bugün babaannemin ölümünün altıncı haftasının ilk günüydü, yalnızdım kalkmam ve artık hayatımı idame ettirmek için çalışmaya başlamam gerekiyordu, düzenimi kurmuştum artık kendimi toparlamam gerekiyordu. Sabah ofisime gitmek için hazırlandım,kumaş bir pantolon beyaz saten bir gömlek giymiş saçlarımı açık bırakmıştım tabi yüzümü renklendirmek için de biraz makyaj yapmıştım. Hazırlandıktan sonra kahvaltımı yaptım mutfağı toplarken kapı çaldı Asiye teyzelere bugün işe gideceğimi söyleyememiştim muhtemelen gelen onlardı, onlara haber verip evden çıkardım. O yüzden ellerimi kuruttum hızlıca kapıyı açtım. Fakat beklediğim kişiler dışında biri çıktı karşıma, belki bir haftadır yüzünü görmediğim Mahir ve kucağında fındık kurdum Ela, Mahir ağabey tepeden tırnağa dikkatle süzdü beni geldiğim günden beri kendini bırakmış hiç bir şey umurunda olmayan oldukça paspal bir Feride gördüğü için şu an bu halimi görmek muhtemelen onu şaşırtmıştı, boğazını temizleyip konuşmaya başladı,
“Günaydın Feride, bir yere mi gidiyordun?”
“Günaydın Mahir ağabey, evet artık işe başlamam şart malum ofisi kurdum çalışmaya başlayacağım bugün.” Kafasını anladım anlamında salladı,
“Hayırlısı olsun, umarım her şey gönlünce olur.”
“Teşekkür ederim Mahir ağabey de sen bu saate işte olurdun bir sorun mu var.” Sorduğum soruyla çenesi gerildi,
“Aslında vardı ama senin işin varmış, başka bir çözüm bulacağız artık.” Kaşlarımı çattım,
“O ne demek öyle, ne sorunu var söyle bakalım belki çözebileceğimiz bir şeydir.”
“Ananem aniden rahatsızlandı, annem memlekete gitti, İpek de onu yalnız bırakmamak için annemle gitti. Ela ile ben yalnız kaldık, işe geçecektim sen de evdesin diye bir kaç saatliğine Elaya bakabilir misin diye rica edecektim ama sen de işe gidiyormuşsun, başka bir çözüm bulacağız artık kendimle götüreceğim mecbur.” Söylediğiyle kaşlarım iyice çatıldı, telefonumu cebimden çıkardım İpek gittiyse mutlaka mesaj atmıştır diye düşünüyordum ki gördüğüm 7 mesajla can dostumu çok iyi tanıdığımı bir kez daha anladım,
“Evet İpek de bir kaç tane mesaj atmış henüz yeni gördüm, nasıl acaba durumu ben gün içinde bir arayayım Asiye teyzeyi.” Kafamı kaldırdım, Mahir ve Ela bana bakıyorlardı kendi kendime sesli düşünürken onları kapıda unutmuştum. Aklıma birden Elayı kendimle işe götürürüm demesi geldi,
“Kendimle işe götüreceğim mi dedin, ben mi yanlış anladım?”
“Evet doğru anlamışsın, kime bırakayım kızım. Kimseye güvenip bırakamam kızımı ben.” Gülümsedim,
Demek ki bize güveniyor Feride.
“Olur mu öyle şey Mahir ağabey, götüreceğim dediğin yer tamirhane. Toz, kir ne ararsan var, sağlıklı çocuğu hasta etmek istiyorsan tabi götür bir şey diyemem de. Fındık kurduma kıyamam.”
“ E ne yapayım Feride mecbur götüreceğim.” Biraz düşündüm, aslında ben kendimle götürebilirdim, benim gideceğim yer Ela için daha uygundu,
Ne diyeceğiz Feride, Elayı ben götüreceğim mi diyeceği.
Cidden nasıl denirdi ki bu şimdi, biraz düşündüm hafif utanarak konuştum,
“Aslında istersen Ela bugün benimle gelebilir.Ofise gideceğim zaten bir kaç saat sonra dönerim tamirhaneye götürmenden daha makul bir seçenek bence.” Duyduklarıyla biraz şaşırdığını fark ettim, muhtemelen benden böyle bir teklif beklemiyordu,
“Olur mu öyle, zorlanacaksın benimle gelmesi daha mantıklı sanki Feride.”
Mantıklı dediği yer tamirhane, hem çalışırken çocuğu ne yapmayı planlıyor bu adam Feride.
“Ela Alıştı bana bir huzursuzluk çıkaracağını düşünmüyorum. Ayrıca seninle gelmesi daha mantıklı falan değil Mahir ağabey. Çalışırken çocuğu ne yapacaksın, götüreyim ben kendimle, hem ona da bir değişiklik olur. Arabayla gideceğim, bir kaç saatlik işim var senden de erken dönerim, çocuk daha fazla yorulmaz.” Sesli bir nefes verdi söylediklerimi kafasında tartıyor gibiydi,
“Feride nasıl teşekkür etsem bilemedim. Beni nasıl bir zorluktan kurtardın bir bilsen, inan işim olmasa tamirhaneye gitmeyi bile düşünmüyordum çırak aradı şimdi sıkıntılı bir araba gelmiş gitmem gerekti mecburen.” Burukça gülümsedim,
Teşekkür için bizi sevebilir Feride.
“Olur mu öyle şey ne teşekkürü, Ela sizin kadar benim de değerlim.” Kolumdaki saate baktım, konuşurken baya da zaman harcamıştık,hızlıca çantamdan arabamın anahtarlarını çıkarıp Mahire uzattım,
“Geç olmadan sen arabandaki çocuk koltuğunu benimkine yerleştir ben de çantamı toplayayım geleyim sen de ben de geç kalmayalım.” Elimdeki anahtarı aldı,
“Tamam, benim için acele etme yarım saat geç gitsem de bir şey olmaz. İşin varsa rahatça hallet.”
Gülümseyip kafamı tamam anlamında salladım, aklıma gelen şeyle arkasından seslendim,
“Mahir ağabey, Elanın ihtiyaçlarının olduğu çantayı da benim arabanın bagajına yerleştir unutmayalım.”
“Hatırlattığın iyi oldu onu unutmuştum. Tamam sen git hazırlan ben de buraları halletiyorum.”Hızlıca odama gittim çantamı topladım, trençkotumu aldım ve çıkışa yürüdüm. Ayakkabılıktan uzun süredir giymediğim topuklu ayakkabılarımı çıkarıp giydim. Evin de anahtarlarını alıp kapıyı kilitleyip küçük bahçeden çıktım. Mahir koltuğu benim arabama taşımıştı Elayı kucağına almış beni bekliyordu, topuk sesimi duyunca bana döndü. Sabahki gibi baştan aşağı beni süzmüştü, galiba yirmi yedi yıllık hayatım boyunca ilk defa bu kadar detaylı incelediğini görüyordum. Gözlerinden küçücük bir parıltı geçtiğini yakaladım ama tam emin olamadım,
“Geldim, hallettin mi?”
“Hallettim, biz de seni bekliyorduk.” Mahirin yanına yürüyüp kollarımı açtım,
“Gel fıstığım, bugün payına Feride ablan düştü.” Ela alışkanlıkla kucağıma atladı, Mahir topuklularımdan gözünü çekerek konuştu,
“Bunlarla rahat edecek misin sen gün içinde, Ela da var zor olmasın.”
Bu bizim giydiğimiz diğer ayakkabıları görse sakat kalacağımızı düşünür o zaman Feride.
“Yok Mahir ağabey endişelenme, alışığım ben bunlara.” Elayı koltuğuna oturtup iyice yerleştirdikten sonra doğruldum,
“ Dikkatli olun, bir yaramazlık olursa beni arıyorsun. Elayı sana, seni Allaha emanet ediyorum Feride.” İçime garip bir şeyler aktığını hissettim o an, sözleri o kadar hoşuma gitmişti ki
En değerli varlığını bize emanet edecek kadar bize güveniyor Feride.
“Aklın bizde kalmasın, daha doğrusu Elada kalmasın, gün içinde haberleşiriz. Eve geçince de ararım seni.” Kaşlarını çattı,
“Aklım sadece Elada değil sizde kalmasın Feride, eve geçince arayın beni.” Bugün ki tavırları içimi bir hoş ediyordu, sanki bir eş ve baba olarak bizi bir yere uğurluyordu ve onun endişesini yaşıyordu, bunun hayalinin hissiyatı bile böyleyken gerçeği nasıldı merak ediyordum.
Merak etme Feride belki gerçeğini de yaşarız.
Kendi içimden düşündüklerimle gözlerim büyüdü. Bence ben hemen işe gitmeliyim yoksa düşüncelerim pek doğru bir yere evrilmiyordu,
“Peki Mahir ağabey, sen de kendine dikkat et. Hayırlı işler, haberleşiriz.” Kafasını salladı, Ela’nın kapısını kapatıp kendi koltuğuna yürüdüm, kapıyı açıp bindim, emniyet kemerimi bağladım, her şeyi kendime göre ayarladıktan sonra dikiz aynasından baktım hala giymemizi bekliyordu. Arabayı çalıştırıp gittiğimizi belli etmek için arka arakaya iki kez kornaya bastım, bu hareketime gülmüştü. Gözden kaybolunca fıstığıma döndüm,
“Fıstığım, bugün benim elime kaldın. Feride ablanın arabasında babanınkinden daha güzel şarkılar var hiç merak etme sen.” Ben konuştukça onun da hoşuna gidiyordu, tatlı tatlı gülüyor ellerini çırpıyor ve garip garip sesler çıkartıyordu. İpeğin Elaya sürekli açtığı bir çocuk şarkısını açtım ve yola döndüm, ben bile artık ezberlemiştim. Şarkıyı duyunca Ela coştu tabi,
“Hadi fıstığım birlikte söyleyelim. Kırmızı balık gölde, kıvrıla kıvrıla yüzüyor…” Yol boyu ben şarkıyı tekrarlamıştım Ela ise garip sesler çıkarıp ellerini çırparak bana eşlik etmişti.
O an düşündüm, şu meleğin benim çocuğum olduğunu düşündüm. Annesinin ben olduğumu, bana anne dediğini. Onu yanımdan ayırmadığımı, en yakınının ben olduğunu düşündüm. Böyle bir melek nasıl istenmezdi ki, şu geçen sürede en büyük ilaç Elaydı bana. Tamam ela bana alışmıştı belki ama ben,onun bana alıştığından daha çok alışmıştın ona.
“Ah küçüğüm sanki kaderlerimiz de benziyor, ikimiz de öksüz babaanneleri tarafından büyütülen iki çocuğuz. Seni benden iyi kimse anlayamaz.” Kendi kendime Elayla dertleşerek ofisime geldim. Elanın çantasını ve kendi çantamı aldım, daha sonra miniğimi kucağıma alıp arabamı kilitledim. Tuttuğum büroya girdim, Elanın karnını doyurmasına yardım ettikten sonra, uyku saatine doğru uykusu geldiği için uyutmuş, uygun bir yere yatırmış ve bir kaç saat işlerimle ilgilenmiştim. Uzun zaman sonra işlerimle ilgilenmek kafamın dağılmasını sağlamıştı. Miniğim de henüz uyanmamıştı.İşlerim bittikten sonra Asiye teyzeyi aradım annesinin durumun daha iyi olduğunu ancak en azından bir hafta yanında kalacağını söylemişti. Mahiri bana beni Mahire emanet edip konuşmayı sonlandırmıştı.
Hala büyük masada battaniyelerden yatak yapıp uyuttuğum bebeğe baktım.
“Demek ki en az bir hafta daha benimlesin miniğim. Ne kadar bahtiyar oldum bilemezsin.” Kendi kendime güldüm, saatime baktığımda altıya geldiğini gördüm düşündüğümden de fazla çalışmıştım, uzun süre sonra çalışmak beni yormuştu gerinerek yerimden kalktım.
“Haydi Feride beline kuvvet kızım. Civcivi arabaya taşıyalım.” Ofisteki her şeyi toplayıp, miniğimi kucağıma alıp kapıyı kilitledim, hala uyanmamıştı.
Arabaya yerleştirirken telefonum çaldı ben de nerede kaldı diyordum. Kendim de arabaya yerleştikten sonra telefonuma baktım tam da tahmin ettiğim gibi Mahir aramıştı, daha fazla merak etmemesi için arabayı çalıştırmadan önce arayıp aramanın yanıtlanmasını beklerken kemerimi taktım,
“Alo, Feride.” Duyduğum sesle kalbim göğüs kafesimde bir kuş gibi kanatlanıp uçacakmış gibi çırpınmaya başladı. Üstümdeki etkisi gün geçtikçe azalmak yerine artıyordu,
“Mahir ağabey kusura bakma, Elayı arabaya bindiriyordum o an telefonu açamadım. Çıktık şimdi eve geçeceğiz.”
“İşin bitti mi?”
“Henüz bitti, Ela da iki saattir uyuyor miniğim yorulmuş galiba henüz uyanmadı.” Özlemle iç çekti,
“Uyanır o birazdan, bugün çok erken uyandı uykusunu alamadı.” Gülümsedim çok güzel bir babaydı,
“Akşam yemeği yedin mi?” Mahirden böyle bir soru beklemiyordum,
“Henüz yemedim, eve geçeyim bir şeyler hazırlarım, hatta sen de direk bana gel Asiye teyzeler bir hafta yokuz dediler, akşam yemeğini bende yeriz.”
“Yok hazırlama bir şey bizim Mahmut abinin yerine gidelim mi, hem sana teşekkür yemeği ısmarlamış olurum hem de bu saatten sonra yemekle uğraşmamış olursun.”
Mahir baş başa yemek yiyelim diyor Feride.
Başkası olsa belki kabul etmeyeceğim teklifi Mahir yapınca balıklama atladım, hayatımda ilk defa baş başa yemek yeme fırsatını geri tepecek değildim.
“Aslında güzel olur, senelerdir Mahmut abinin kebabını da yemiyordum. Özlemiştim.” Memnun bir sesle cevap verdi,
“Tamam o zaman ben çıkıyorum şimdi sen de direkt oraya gel, mekanın önünde buluşalım.” Heyecanlandım,
“Tamamdır ben de çıkıyorum şimdi. Görüşürüz o zaman mekanın önünde.” Araba kapısının kapanma sesi geldi, arabasına bindiğini anladım,
“Görüşürüz, dikkatli olun.”
“Sen de.” Sen de dikkatli ol gönül sızım, sen de dikkatli ol…