Namussuz🥹

1525 Kelimeler
Göle gidip geldikten sonra bazı şeyler değişti. En azından benim için değişti. Yani Güven'e hiç bir şey hissettirmek istemiyorum, ama ona karşı duygularım var gibi. Gibisi fazla ben Güven'den hoşlanıyorum. Yani ne bileyim benimle ilgilenmesi, beni bu kadar düşünmesi beni etkiliyor. Hem de hiç bir karşılık beklemeden. O gün beni alnından öptü.. Belki binlerce kez öpüldüm, yüzlerce kişi tarafından ama hiç alnımdan öpen olmadı.. Tolga'dan sonra ilk kez bir erkeğe karşı duygularım var.. Ama söylemek istemiyorum.. Onun bana güvenini yada yaklaşımını duygularım yüzünden değiştirmek istemiyorum. Tabi duygularımın bir karşılığı varsa orası ayrı. O zaman herşey değişebilir.. Buraya gelirken ne yalan söyleyim hayattan çok bir beklentim yoktu. En fazla bir kez daha düşerim diye düşündüm. Yani daha ne kadar dibe batabilirsem o kadar dibe batardım.. Ama hiç korktuğum gibi olmadı. Belki de hayat beni bu kez farklı bir şekilde şaşırtıyordur. Buraya geldiğimiz günden beri bir kez olsun bana farklı bir şekilde yaklaşmaya çalışmadı. Bu bile ona güvenmen için yeterli bir sebep oldu. Yani buraya geldik ama ben ne istersem yapacaksın, koynuma gireceksin dese ne diyebilirdim ki.. Kabul etmekten başka... Ama bırak Güven koynuna almayı o gözle bile bakmadı... Uzun zamandır artık geçmişimi açmasada akşam yemeğini yerken "Kitabın çok zamanı kalmadı anlatmaya devam mı etsen?" dediğinde kabul ettim. Yani sonuçta bunun için buraya gelmiştim.. Ben yemekten sonra mutfağı toplayıp balkona çıktım. Güven önce odasına gitti, sonrada 'benim almam gerekenler var' deyip arabayla gitmişti. O gelene kadar bende biraz düşünürdüm. Düşünecek o kadar çok şeyim vardı ki.. Hangisini düşünsem bir diğeri eksik kalır.. Belki de bugün hiç düşünmediklerimi düşünmenin vakti gelmişti.. O kadının yani annemin öldüğünü biliyorum. Ona anne demek istemiyorum.. Anne kutsaldı hep öyle öğretilmişti. Ama benim annem o kutsallığı hak etmedi.. Oğlu için beni gözden çıkardı. O gün kapısına gittiğimde bana sahip çıksaydı ben bu halde olmayacaktım.. Ne vardı sanki "Kızım ben her zaman senin yanındayım.. Hiç bir yere gitmene gerek yok. Ben sana da torunuma da sahip çıkarım" deseydi.. Ne olurdu yani.. Ben evladımdan ayrılmak zorunda kalmazdım o zaman. İnsan gibi yaşayabilirdim. Aç kalsam zorluk çeksem de bundan kötüsü olmazdı ki.. Düşünmekten korktuğum o kadar şey varki.. Geçmiş gözümde canlandıkça ben hala nasıl yaşıyorum diye aklımdan geçiriyorum.. "Zeliha!!" ismimi duymamla düşüncelerimden çıktım. Güven elinde poşetlerle karşımdaydı.. "Kavun aldım yeriz.. Ben dilimleyip geliyorum" deyip içeri geçtiğinde, ben hâlâ düşüncelerimle boğuşuyordum. Düşünmek ne kadar yorucu bir şeymiş meğer… İnsan bazen sadece yaşamak ister, ama geçmiş yakasını bırakmaz ya hani… Öyle işte. Biraz sonra Güven elinde iki tabakla geldi. Dilimlenmiş kavun… Öyle bir dilimlemişki sanki hepsi bir makineden çıkmış gibi eşit bir şekilde.. Tabağı alınca gülümsedim. "Bunları aynı şekilde dilimlenek zor oldumu?" "Hayır.. Şey yani çocukluğumdan beri böyle bir alışkanlığım var benim. Her şeyi eşit, aynı boyda keserim. Bir nevi takıntım var" "İlginçmiş.. Hiç böyle bir takıntısı olanı görmemiştim.." Bir süre Güven’in takıntısıyla dalga geçsem de konu yine benim geçmişime geldi. Benim bir takıntım yoktu. Yani olsa bilirdim herhalde demi?.. "Zeliha bir şeyi merak ediyorum.. O kadar şey yaşamışsın, evladını kocan denen şerefsiz satmış. Seni başka adamlara satmış. Senin bu durumda olmana sebep olmuş. Tüm bu olanları ailen öğrenmedi mi? Yani ne bileyim hiç mi iletişime geçmediniz? Belki bilselerdi sana yardımcı olurlar mıydı?" Güven öyle bir soru sormuştu ki ağlasam mı? Gülsem mi bilemedim.. Ailem... Beni görmezden gelen ailem.. Bilselerdi ne yaparlardı öyle mi.. "İstanbul'a geleli iki bilemedin üç sene olmuştu. İnsan her şeye alışıyormuş biliyor musun? Orospu olmaya bile alışıyor insan. İş gibi görmeye başlıyor bir süre.. Bende artık alışmıştım. En azından burası biraz daha insancıldı.. Yani manyak, psikopatlara denk gelmediğin sürece işini bitiren parasını verip arkasına bakmadan çekip gidiyordu.. Hatta bazıları fazla para veriyordu. O paralarda bize kalıyordu. Yani kimseye göstermeden saklayabilirsek.. Orospuluk öyle bir şey ki gönüllü yapsan da, gönülsüz olsanda bir şey değişmiyor.. Değişen tek şey ruhun.. Yavaş yavaş ölüyor onuda kimse görmüyor.. Bir gün değil, iki gün değil. Baktım değişen bir şey yok bende bu düzene ayak uydurmaya başladım. İşte o zaman Alev oldum.. Alev Taş... Orospuluğun hakkını vermeye başladım. Özel müşterilerim olmaya başladı. Zengin bol paralı olanlarından.." Güven gözlerini kocaman açmış, nefesini tutmuş beni dinliyordu. Bazen anlatırken yüzüne bakamıyorum… Çünkü ne kadar güçlü olmaya çalışsam da onun gözlerinde acıyan o bakışı görünce kırılıyorum. “Zengin adamlar… Parayı bastırıp kendilerini kral sanan tipler… Ama bazıları farklıydı. Sanki beni bir insanmışım gibi görüyorlardı. Sohbet eden bile oluyordu. Ne saçma değil mi? Bir adamla yatıyorsun ama sana hayatını soruyor. Neden buradasın, nereden geldin… Belki umursamıyorlardı ama merak ediyorlardı işte. Kimisi kendisini iyi birisi olarak gördüğü için vicdan yapıp çok para veriyorlardı.. Ulan bu kadar iyisiniz evde karınızı bırakıp benim yanımda ne işiniz var?.. ” Masanın üzerinde duran sigaramdan bir dal alıp yaktım.. Çünkü zurnanın zırt dediği yere gelmiştik.. Ailem biliyormuydu... “Bir gün…” dedim derin bir nefes alıp, “yine o özel müşterilerden biri geldi. Diğerlerinden çok farklıydı. Ne bileyim, bakışları, konuşması… birine benziyordu. Tanıdık gibi… ama çıkaramadım. Çok konuşmadı önce. Sadece oturdu. Uzun uzun beni süzdü.” İçimde bir yer sıkıştı. O anı hatırlamak hâlâ karnıma ağrılar giriyor.. "Ben yan odaya gidiyorum sana arkadaşı göndereceğim.. Benim ki yan odada.. Sadece Alev, Alev dedikleri kimmiş merak ettiğim için geldim.." deyip odadan çıktı. Böyle tuhaf manyaklar vardı.. Ben de onlardan biri sandım. Sonuçta kendi çapımda benim de bir namım olmuştu.. Merak edenler oluyordu.. Adam çıkınca bende üzerimdeki elbiseyi çıkartıp gecelikle beklemeye başladım.. Allah benim belamı her şekilde verdi de ben hala akıllanmıyorum.." dediğim de gülümsedim. Benim için bu kısmı anlatmak hiç kolay değildi.. "Öylece yatağın üzerine oturmuş beklerken kapı açıldı.. Keşke o kapı hiç açılmasaydı.. İçeri giren adamı görmemle olduğum yerde donup kaldım.. Abim… abimdi o. İçeriye giren adam benim öz ve öz abimdi.. Ben görür, görmez tanıdım ama o beni tanımadı biliyor musun? Yüzüme baktı baktı öyle boşluğa bakarmış gibi baktı.. Kardeşini, bacısını tanımadı.. Yanıma yaklaşıp elini gömleğinin düğmelerine attığını görünce, ağlar gibi "Abi!.." deyince bu kez yüzüme baktı sanki tanımak istermişcesine.." Güven’in kaşı havaya kalktı. Şaşkınlıkla: “Biyolojik abinden mi bahsediyorsun?” Başımı salladım. Gülmeye çalıştım ama beceremedim… boğazım düğümlendi. “Beni bulmuştu… Hem de hiç ummadığım bir yerde… Bir fahişe yatağında karşımda duruyordu... Bu odaya girerken ne umutla gelmişti.. Sanırım tüm umutlarını elinden aldığım için bana çok sinirlendi. Bir kez daha “Abi…” dedim… Sesim öyle ince çıktı ki, bir çocukmuşum gibi… Sandım ki abi deyince beni buradan alıp kurtaracak. "bacım" diye bağrına basacak.. Gözleri bir anda değişti. Bakışı… nefretle karışık bir hayal kırıklığı… Sanki o an, karşısında kardeşini değil de… rezil birini görüyordu. Yani rezildim orası ayrı ama.. Kendi isteğimle burada değildim.. “Bu musun yani?” dedi. “Bunun için mi kocanın evinden kaçtın? Murat demişti de inanmamıştık. Kızınız orospu diye. Adamı bunun için mi bıraktın. Allah belanı versin senin.. Aşağılık..” Her kelimesi kalbime saplanan bir bıçak gibiydi. Murat'ı ben mi bırakmışım? Ben mi evden kaçmışım? Şerefsiz kendi yaptıklarını söylemeyip bir de bana iftira atmış... Kolumdan birden sertçe tuttu. “Çık giyin, çık buradan!” diye bağırdı. Duvarlar bile titredi. Ne diyeceğimi bilemedim. Ağzımı açtım… ama kelimeler boğazımda düğüm oldu. “Abi ben…” İzin vermedi. “Kes! Sakın! Sakın bir şey söyleme!” diye hırladı. Sonra o tokat… Hayatımda çok tokat yedim ama o tokat… başkaydı.. Yere düştüm. Dizlerim titriyordu. İlk kez küçülmedim… yok oldum.. Beni dinlemedi. Beni duymadı... Beni görmek istediği gibi gördü.. ‘Sen bizim ailemizin yüz karasısın!’ dedi bana.. Ben yüz karasıydım ailemin.. Meğerse her şeyi bilmek istedikleri gibi biliyorlarmış... ‘Evladını kaybettin çünkü hak ettin. Sen bunu hak ettin! İyi ki ölmüş o çocuk.. Orospudan anne olmaz..’ O söz… hâlâ içime saplı bir bıçak gibi." "Biliyor musun Güven…" dedim, gözlerim dolu dolu, “Paramı ödemiş içeri girerken… Odadan çıktığında parasını geri almak istemiş.... Vermeyince odaya geri döndü. Ben salağı da sanıyorum ki her şeye rağmen abim.. Beni almaya geri geldi. Dayanamadı yüreği.. Aynı kan, aynı candanız sonuçta.. Meğerse parasını alamadığı için sinirlenip sinirini benden çıkarmaya gelmiş.. Siniri geçene kadar vurdu, kırdı, sövdü.. Tüm belaları okudu. Kendi çok namusluya bana 'namussuz' deyip durdu.. Oysa ki beni orada bırakıp gittiği için namussuz olan kendisiydi. Namusuna, bacısına sahip çıkmayan kendisiydi.. Biliyor musun Güven… dudağım titredi, kelimeler dişimden zor döküldü. “Abim… o gece sadece beni dövmedi. Beni benden aldı. Sonra da hiçbir şey söylemeden çekti gitti. Sanki ben hiç var olmamışım gibi… Sanki odaya giren adamla çıkan adam aynı değildi. Bir insan o kadar mı değişir? Yoksa hiç tanımamış mıyım ben onları? Belki de kardeş falan değildik biz… Sadece aynı evde büyüyen iki yabancıydık." Güven yumruklarını sıkmış, çenesindeki kaslar gerilmişti. Ses çıkarmadı ama gözlerindeki öfkeyi görmemek imkânsızdı. Ben kaçıncı sigarayı içtiğimi fark etmeden bir kez daha yaktığım sigaramdan bir nefes daha aldım. Artık sigaranın dumanı bile içimdeki zehri hafifletmiyordu. “Sonra günler geçti… Haftalar… Aylar… Ben hala onun gelip beni bu bataklıktan kurtaracağını düşündüm biliyor musun? Ne saçma… Her gelen kapıya baktım. Belki o derdim. ‘Hadi Zeliha kalk gidiyoruz abicim.’ diyecek sanırdım. Ama gelen hep başkası oldu. Benim payıma yine kirli eller, kirli bakışlar düştü.” Başımı arkaya yasladım, gözlerimi kapadım. “Ailem… beni hiçbir zaman gerçekten istemedi. Yaramaz bir çocuk olduğum için değil… Var olduğum için. Ben sanki hep fazlaydım. Annem oğlu için beni hiçe saydı… Abim görmezden geldi. Kız kardeşlik falan hikâyeymiş demek ki… Ben ölmüştüm aslında. Çoktan ölmüştüm. Ama kimse mezarımı kazmadı, cenaze namazımı kılmadı.. Belki de o yüzden yaşıyorum sanıyorlar..”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE