Hastane odasında hayatı sorgularken buldum kendini.. Ne vardı sanki orada ölüverseydim.. Artık birilerinin beni kurtarmaya çalışması bana hayat vermiyor. Sadece bitmiş, yıkılmış hayatımın zorluklarını artırıyor gibi.. O adama teşekkür mü etmem gerekiyor, yoksa ana avrat küfürmü etmem lazım emin değilim.. Ama bir gerçek varki o acılar beni öldürmezdi. Ben be acılar gördümde yine de ölmedim.. Hala yaşıyorsam daha göreceğim kötü günlerin olduğu içindir.. Hemşirenin acıyan bakışlarını görmemek için yüzümü çevirdim. Ben acınmayı bile hak etmiyordum ki..
"Sana bunu yapanları neden söylemedin?" sorusuyla kafamı çevirdim.
"Ben mi?" derken benimle konuştuğuna emin olmak istedim.
"Burada sen ve benden başka kimse olmadığına göre, tabiki de sana diyorum.. Neden o şerefsizleri polise şikayet etmedin?" sustum.. Gözlerimi kapatıp öylece sustum..
"Polisler bana inanmazdı ki.. Hem kim olduğunu bilmiyorum. Ben oraya kendi rızamla gittim." Gerçekten kendi rızamlamı gitmiştim?
Yüzüme öyle bir baktı ki sanki söyleyecek çok şeyi varmışda söylemek istemiyor gibi.
"Kendi rızanla gitmen sana bunu yapma hakkını vermiyor kimseye.. Siz böyle sustukça o şerefsizler kendilerinde her hakkı görüyorlar.. Sonrada olanlar ortada işte.. Yapmayın bunu kendinize Allah aşkına.."
Söylene, söylene odadan çıktı.. Ne tuhaf değil mi hayatım hakkında hiç bir fikri olmayan insanlar bana akıl vermeye çalışıyor.. Kötü niyetli değildi belki, ama bilmediği çok şey vardı... En azından beni insan olarak gördü, oda bir şey benim için.. O kadar çok alışkınım ki insan muamelesi görmemeye, böyle konuşanları bile sevesim geliyor.. En azından yüzüme acıyarak baktı, iğrenerek değil. Sanki vebalıymışım gibi bakanlardan değildi.
İki günün sonunda hastaneden çıkabildim. Hastaneden çıkmak için mecburen Seloyu aradım. Şerefsizin ilk düşündüğü şey kaçmış olmam.. "Kaçmadım bir yere, hastanedeyim. Benim eve geç kimliğimi al gel çıkmam lazım" Sanki kaçacak yerim var.. Kaçmayı bırakalı çok oldu.. Kaçamayacağımı öğrenmiştim..
Selman gelip hastaneden çıkarınca eve geçtik. Kapının önüne bırakıp beni "Benim işim var gidiyorum. Kendine iyi bak toparlanman lazım.. Bir hafta veriyorum sana." deyip çekip gitti.. Ne bekliyorsam artık. Sanki eve geçip bir tas çorba yapıp önüme koyacak..
Selman'ın elime tutuşturduğu anahtarla kapıyı açıp geçtim içeri.. Kendimi kanepeye bıraktım.. Halının üzerindeki kan lekeleri gözüme çarpsada kapattım gözlerimi.. Kan görmeye alışık bu beden.. Ne kadar uyudum bilmiyorum ama kapının sesiyle gözlerimi açtım.. Kapıya vurmuyorlar, sanki kırmak için uğraşıyorlar gibiydi. "Alev!!! Çıkın lan dışarı.. Kız orospu adam mı kalmadıda kocamı ayartıyorsun?" duyduğum seslerle ne olduğunu anlamasam da kapıyı açtım. Açmamla üstüme yürüyen kadınla ne olduğunu anlamaya çalışsam da beynim durmuş gibiydi. Uykudan uyanınca bir süre kafam çalışmıyor da..
Kadının saçlarımı tutup beni yere savurmasıyla kendime geldim. Nefesim kesildi. Dizlerim halıya sürtünürken acıdan gözlerim karardı ama ses çıkarmadım. Bağırmak, kendimi savunmak içimden gelmiyordu artık. Bedenim sanki benim değildi. Kadın çığlık çığlığa bağırıyordu; “Senin gibiler yüzünden yuvalar yıkılıyor! Utanmıyor musun?”
Ne utanması? Benim utanacak bir şeyim kalmadı ki... Zaten çoktan soyunup dökülmüştü tüm utanmalarım. Üzerimdeki tişörtün yakasını çekiştirirken tırnaklarını tenimde hissettim. Kadının arkasından iki kişi daha girmişti içeri, muhtemelen apartmandan komşular. Biri kolundan tutup çekti kadını, “Yeter artık Şermin, yapma!” diye bağırıyordu.
Ama o durmadı. Duramazdı da... Kendi içinde bir yangın vardı, ben sadece ateşi görünen kısımdım.
Yere çökmüş halde, sessizce etrafa bakarken, yerdeki kan lekelerine bir kez daha takıldı gözüm. Sanki o an bana deli gücü gelmiş gibi zorda olsa ayağa kalkıp karşına dikildim.
"Senin koca göbekli kocanla ne işim olur benim.. Benim evimi basmaya gelene kadar karşı komşunun evine baksana. Belki de kocan ordadan kim bilir." dediğim de afallamış bir şekilde hepsi de yüzüme bakmaya başladı bu kez.
"Sen ne saçmalıyorsun?? Kocamın orada ne işi olsun?"
"Valla benim evimde ne yaptığını düşünüyorsan orada da aynısını yapıyor olabilir. Git bir bak istersen." dediğim de "Bu kez geberttim seni Mahmut" diyerek hızlıca evimden çıktı. Arkasından da diğerleri.. Bir tek o çıkmadı.. "İyi misin?" diyerek çenemden tutup yüzüme baktı..
Ne kadar da saçma bir soru… İyi olmak artık benim için mümkün müydü?
Sadece başımı salladım. “İyiyim.” dedim.
Bir yalan daha ekledim hayatıma.
O kadar çok yalanla yaşıyordum ki, artık doğruların nasıl hissettirdiğini bile unuttum.
Benim günahlarım bana yetiyordu, bir de iftiralara hiç gerek yoktu ki.. Çökmüş bir şekilde kanepeye oturdum.. "İyi gözükmüyorsun.. Doktor ilaç, yaraların için merhem falan verdimi? Nerede söyle ben halledeyim." diyen adama gözlerimi dikip baktım.. Ciddi mi diye.. "Hey sana diyorum nerede ilaçlar?" dediğin de "Alev.. Yani ismim Alev" hey demek yerine ismimi kullanabilirdi sanırım.
"Ben de Güven.. Memnun oldum. Tanıştığımıza göre artık söylesen mi?" Aslında söyleyecek bir şeyim yoktu. Çıkarken elime bir kağıt tutuşturmuşlardı, ama ben ne olduğuna dahi bakmadım. İlaç verdilerse de almadım.
Güven bir süre sessizce bana baktı. Sanki içimdeki o paramparça olmuş ruhun arasında bir anlam arıyordu. Ama bulamazdı. Kimse bulamazdı. Ben bile kaybolmuştum kendimde.
“Bak, Alev…” dedi yumuşak ama kararlı bir ses tonuyla. “Ne yaşadığını bilmiyorum, ama böyle devam edemezsin. Yaraların kapanmaz, ne bedendekiler ne de içindekiler. En azından birini iyileştirmeye başla.”
Gülümsemeye çalıştım ama beceremedim. Dudaklarım kıpırdadı sadece.
“İyileşmek istemiyorum.” dedim sonunda, gözümü halıdaki o solmuş lekelere dikerek. “İyileşmek demek unutmak demek. Ben unutmam gerekenleri unutmak istemiyorum.”
Bir süre sessizlik çöktü.
Sadece mutfaktan damlayan musluğun sesi vardı. Her damla sanki geçmişten bir parça gibi düşüyordu içime. Ayağa kalkıp "Ben eczaneye gidip geliyorum. Bu böyle olmaz en azından onlar bir şey verir" dediğin de "Gerek yok" dediğim de öyle bir baktı ki bir an çekindim.. Kapıya doğru gitmişti ki arkasından bağırdım. "ayakkabılığın üzerinde bir kağıt var, bak istersen."
Kapının kapanma sesiyle kafamı koltuğun kenarına koydum.. Aslına bakarsanız kafamı bile kaldıracak gücüm yok.. Ulan iki dakika acımı bile dindirmeme izin vermiyorlar. Kocasını ayartıyormuşum. Tabi biri kocasını ayartıyorsa bu kesin Alev'dir.. Alev'den başka kim gelecek akıllarına.. Ulan benim ne olduğum belli.. Ya sizin ne olduğunuz belli mi? Sabah, akşam canım cicim diyerek birbirinizin evine girip çıkıyor, sonra da kocasını ayartıyorsunuz. Ama sorsan orospu olan Alev... Hiç kendilerine bakmıyorlar.. Bir kaç kez bunları gördüm ama bana ne diye ses çıkarmadım. Siz önce kendi ruhunuzda ki orospuyla yüzleşin, sonra bana laf edin.. O anları unutsam da bu kezde diğeri aklıma takıldı..
Bir yabancının bu kadar sakin, bu kadar sabırlı davranmasına alışkın değildim. İnsanlar genelde bağırır, aşağılar ya da acırdı. O ikisini de yapmadı.
Belki de bu yüzden biraz korktum ondan.
Çünkü iyi gözüken insanlar her zaman bir bedel isterdi sonunda. Ben bu hala iyi gözüken insanlar yüzünden düştüm.. Her ödediğim bedel, diğerinden büyüktü.. Ben iyi insanları değil, kötüleri seviyorum.. En başından niyetleri belli oluyor.. Ona göre gardımı alıyorum. Ama iyi gözükenlerin ne yapacağını asla kestiremiyorum.. Belki de bu yüzden bu adam korkutucu geldi. İkidir bana iyilik yapıyor, sebepsiz yere hem de.. Kafamı bir kez daha koltuğa yasladım..
Beyaz tavan… hastane tavanına benziyordu.
Orada da öyle yatmış, dakikalarca saymıştım çatlakları. Tabi benim evde çok daha fazla çatlak var..
Her biri başka bir yara gibiydi biri geçmişim, biri o gece, biri de... boşverin işte o birini de..
Kapı yeniden açıldı. İçeri Güven girdi.
Elinde bir poşet. Eczaneden geldiği belliydi.
Bir an düşündüm, neden hâlâ buradaydı bu adam? Benim gibi birine neden zaman harcıyordu? Poşeti masanın üstüne bıraktı.
"İlaçlarını aldım, ama yemek yemen gerekiyor önce. Yoksa mideni yakar."
Bir an göz göze geldik.
Bakışı yumuşaktı ama yine de tuhaftı.
Birilerinin bu kadar sabırla bana iyi davranmasına hiç alışık değildim.
"Niye yapıyorsun bunu?" dedim sessizce.
"Ne?"
"Beni umursuyormuş gibi davranmayı…"
Bir an durdu. Sanki ne diyeceğini tartıyordu.
"Çünkü insanız, Alev." deyip bir süre sustu. “Aslında gerçeği söylemek gerekirse neden yaptığımı bende bilmiyorum. Bende şu an bu soruyu kendime sordum biliyor musun? Benim burada ne işim var?? Ama cevabı sanırım yok..”
Sessizlik yeniden aramıza girdi.
Bu kez rahatsız edici değildi.
O sadece sandalyeye oturdu, poşetten bir kutu çıkardı.
“Bu merhem yaraların için. Diğer kutu da antibiyotik. En azından bedenin biraz toparlansın" dediğin de "Saol" diyebildim sadece. Zaten başka ne denilirdi ki?
Telefonu çalınca "Ben gideyim artık, geçmiş olsun" deyip gitti. Zaten çok bile kalmıştı..
Mutfağa gidip baktım belki yiyecek bir şey bulabilirim diye. dolabın kapısını açtım ama hiç bir şey yok. Tezgahın üzerinde duran ekmeği elime aldım, kurumuş hatta küflenmeye başlamıştı.. Aman Alev sende seni öldürmeyen hayat iki küçük haplamı öldürecek. Hem inşallah öldürür, boşver iç gitsin.. Aldım elime ilaçları yuttum, su bile içmedim.. Belki bu sebepten ölürdüm.. Aslın da bu sebepten ölsem çok gülerim.. O kadar insanın yapamadığını şu küçük iki ilaç yaptı diye..
* * * * *
Güven Erden
Kendime inanamıyorum.. Gerçekten kendimden hiç beklenmedik şeyler yapmaya başladım. O kadına yani Alev'e ikinci kez yardım ettim. Hadi ilkinde kim olsa yardım ederdi de ikincisini nasıl yaptım inanamıyorum kendime.. Yine laptopumu almış bir şeyler yazmaya çalışırken duyduğum seslerle merakıma yenik düşüp kapıyı açtım. Kadının bağırışları, Alev'e kocasını ayartmakla suçlaması.. Sanırım beni tetikleyen şeyde buydu.. Neden hep kadınların ayarttıklarını düşünürler ki? Sanki kocası melek miş gibi. Erkek istemese kadın ayartamaz en azından ben böyle düşünüyorum. Demek ki erkekler olarak bizde ayartılmaya meyilliyiz ki istediklerini veriyoruz.. Alev'in kadına söylediklerinden sonra bir hışımla yukarıya çıktı. Açıkçası kocası orada mı merak etsem de Alev'in halini görünce üzüldüm. Tuhaf ama o annesinin arkasından ağlayan çocuğu gördüm.. Arkasından koşarken düşüp dizlerini, ellerini kanatan o çocuğu.. Oda böyle ifadesiz bakmaya başlamıştı. Canı çok yanıyordu ama ağlayamıyordu. Tıpkı Alev gibi.. Canının yandığın o kadar belli ki ama tek bir damla akıtmadı..
Yanında kalıp ilaçlarını içermek istedim. Ama telefonum çalınca çıktım. Şimdi orada konuşamazdım..
Akşam güneşi batarken balkona geçtim.. Sanki çok yazabiliyormuşum gibi laptopu aldım..
Gözlerinde ki derin acı.. Acının bin bir tonunu yansıtıyor gibiydi. Geçmeyen acıları vardı belli.. Kabuk bağlamayan yaraları. Kelebeğin kanadı gibi titreyen vücudu, acılara ne kadar dayanacaktı?
Alev'e bakınca gördüğüm şeyler bir anda kelimelere döküldü. İlk gördüğümde ki düşüncelerin aksine başka bir şey vardı. Bu kadında başka bir şey vardı.. Ne olduğunu bilmiyorum ama bakışların da bir şey vardı.. Benim bunu öğrenmem gerekiyordu.. Uzun zaman sonra birini merak ettim. Belki de yeni romanı yazmam da bana yardımcı olabilirdi. Evet ya neden olmasın. Anlatacağı, söyleyeceği en küçük bir şeyle bile bir şeyler yazabilirdim..