6. Bölüm

1414 Kelimeler
Üç gündür evin içindeyim. Yataktan kalkıp kanepeye, kanepeden kalkıp yatağa yatıyorum.. Şerefsiz Selo o günkü verdiği parayı da almış.. Ben kimliğimi al getir diye eve gönderdim. O çantamda ki üç kuruşuda almış.. Doymadı.. Kan emici şerefsiz doymadı.. Yıllardır kanımı, iliğimi sömürdü yetmedi.. Bir de utanmadan dün sabah elinde bir poşetle "Şu hayatta seni düşünen bir tek ben varım.. Bak sana yiyecek bir şeyler getirdim." diyerek teşekkür bekliyor.. Ulan bu hayatta beni anam düşünmedi ki sen düşüneceksin.. Menfaatin olmasa yüzüme bile bakmazsın. Benden kepçeyle aldığını çay kaşığıyla önüme koyup minnet bekliyor.. Karşıda ki adamda olmasa açlıktan ölüp gidermişim. Sabah ve akşamları zile basıp kendine sipariş ettiği şeylerin yarısını bana bırakıyor. Yüzünü bile görmesem de onun yaptığına eminim. Burada iki senedir oturuyorum, kapımı çalanın hayra çaldığını hiç görmedim hiç.. Ya beleşçi şerefsizler, yada geçen günkü gibi kocasını benim evde bulacağını sananlar.. Apartmanın tek namussuzu benim sonuçta.. Kaç kez şikayet ettiler ama hiç bir şey bulamadılar.. Ulan sanki beni buradan atınca kocaları beş vakit camiye gidecekler de ben engel oluyorum. Akşam altıya bir kaç dakika vardı. Yerimden kalkıp kapının yanına geldim. Üç gündür bu saatlerde zile basıyor. Kapıyı açmaya gelene kadar gitmiş oluyor. En azından bir teşekkür edeyim bu kez. Dışarıdan ayak sesleri duyunca bir kaç saniye bekledim önce. Zile basıldığı anda kapıyı açtığımda şaşırmış bir şekilde yüzüme baktı. "Şey ben bunları bırakıyordum da" derken ne söyleyeceğini bilemiyor gibiydi. "Çok teşekkür ederim.." Bu kez yüzüme gülümseyerek baktı. "Daha iyi gördüm bugün sizi.." "İyiyim.. Yani iyileşiyorum." dediğim de ilaçları kullanıp kullanmadığımı sordu. Tuhaf bir şekilde ilgiliydi. İlk gördüğünde yüzüme iğrenir gibi bakan gitmiş sanki başka birisi gelmiş gibiydi.. "Afiyet olsun iyi akşamlar" deyip kendi kapısına yönelmişti ki, tekrar dönüp "Benimle birlikte yemek ister misiniz? Yani değişiklik olur size de benim eve gelmek.. Hem sürekli evde yalnız kalmaktan sıkılmış olmalısınız" Tamam dediğim de elime uzattığı boşeti tekrar alıp koluma girdi. "Gerek yok İyiyim" desem de 'olsun' diyerek iki adımlık mesefa için koluma girdi. Evin içine girdiğim de kendimi kötü hissettim. Aynı abartman, aynı daireler ama içine girince çok şey değişiyormuş.. Benim kapıdan adım atar atmaz sigara kokusu, rutubet gelirken.. Burası hiç öyle değildi. "Lütfen rahat ol. Sen otur ben masayı hazırlayayım" diyerek beni koltuğa oturtup mutfağa geçti. Ulan hayat aynı yerde bile bana başka bir hayat sunmuşsun ya alacağın olsun.. Zaten hep alıyorsun, verdiğini hiç görmedik ya neyse.. Adam mutfakta tabağı, çatalı gürültüsüz yerleştirirken ben koltuğun ucunda oturmuş etrafı inceliyordum. Bir ev nasıl bu kadar düzenli olurdu? Perdeler bile ütülü duruyordu. Şaka gibi. Benim evde perdeyi çekince yarısı elimde kalıyor. Birlikte yemek yedik, benimle ilk kez biri normal bir şekilde sohbet etmeye çalıştı. Yemin ederim gözlerim doldu. Ağlamamak için kendimi zor tuttum. Acele, acele yenilen yemeklere, yalandan nasılsın gibi sahte cümleler yoktu. Yemek bitsin de odaya geçelim telaşı olmadan yemek yemiştim bir erkekle.. Benki erkeklerin aklını başından alan Alev.. Şimdi adamın yüzüne bakmaya çekiniyordum. Oysa ki en iyi yaptığım şey onları etkilemekti.. Şimdi ise yanlış bir şey anlayacak diye korkuyorum.. Yemekti, kahveydi derken kaç saat oturdum bilmiyorum. Tuhaf olanı ise sanki geleli bir kaç dakika olmuş gibi hissetmem. Ben bakışlarımı kaçırsam da onun da bakışlarında hiç bir kötülük hissetmedim. Yazar olduğunu anlattı. Hatta kitabını bana hediye etti. En son ne zaman kitap okudum bilmiyorum bile.. Buraya yeni bir kitap yazmak için geldiğini. O kadar çok şey anlattı ki bir süre sonra bazılarını unuttum. Tabi beyin sohbetin nasıl bir şey olduğunu unutalı çok olduğu için kaydetmeyi unutuyor.. Evden çıkacağım sırada söylediği şeyle öylece kaldım. "Alev!! Seninle bir anlaşma yapalım mı? Yeni kitabımın baş karakteri olurmusun?" "Nasıl yani anlamadım.. Benden nasıl bir karakter olur ki?" dediğim de yanıma oturup "Ben uzun zamandır hiç bir şey yazamıyorum. Ne denediysem olmuyor. Buraya gelmemin sebebi de değişiklik iyi gelir ve ben yazabilirim diyeydi. Benim en fazla altı ay bir sürem var bu kitabı tamamlamak için.. Eğer yazamazsam büyük bir tazminat ödeyeceğim.. Aslın da tazminat umurumda değil.. Ama yazar kimliğim leke alacak, bunu asla istemiyorum.. Lütfen kabul et.." "İyi de ben ne yapabilirim ki? Sana nasıl bir yardımım olacak?" "Ben senin gözlerine baktığım da orada çok şey görüyorum Alev.. Orada bambaşka bir hayat var. Ben onu merak ediyorum.. Bana o gözlerinde sakladığın hayatı anlat.. Belkide bu hikaye senin hikayen olur ne dersin?" dediğin de oturduğum yerden hızlıca kalkıp "Hayır.. Hayır olmaz.. Ben istediğini yapamam." diyerek evden çıktım.. Arkamdan seslense de evin kapısını açtığım gibi kendi evime geçtim. Benden istediğini yapamazdım.. Gözlerim de her ne gördü bilmiyorum ama, benim gözlerim de sadece acı var.. Ben o acılarımı kimseyle paylaşamam ki.. Eğer acılarımı biriyle paylaşırsam biliyorum ki yeni acılara yer açmış olacağım.. Yeni acılara bünyem dayanmaz artık... O akşamdan sonra bir daha kapımı açmadım. Bıraktığı yemekleri almadım. Bir kaç kez zile bastı ama ışıkları kapattım. "Alev lütfen iyi düşün.. Bak sen bana yardım edersen söz veriyorum ben de sana yardım edeceğim.. Bu hayattan kurtulmak istemez misin? Sana yardım edebilirim.." dese de duymamazlıktan geldim. Bana bunları en son söyleyen Selo olmuştu.. İstanbul'dan alıp buraya getirdi. Sandım ki değişecek bu kez bir şeyler.. Değişen tek şey üstüme çıkan erkeklerin memleketi oldu.. Artık İstanbul'lu Alev değilde Adana'nın Alev'i oldum. Benim boş vaatlere karnım tok.. Bir haftayı bir gün geçmeden Selman aradı "Akşama hazırlan, iki saatlik bir işin var. Hastasın diye uzun olmayacak." Allah razı olsun ne kadar düşünceli bir pezevenk.. Şerefsiz ölüyorum desem, ölmeden son bir iş koyar önüme.. Elimden geldiğince toparlanmıştım. Yine siyah bir elbise giyinip hazırlanıp çıktım. Dolabımda siyahtan başka bir renk yoktu. Belki de içimin siyahını, dışıma yansıtmak istiyorum.. Yüzüme sürdüğüm renkler palyoça misali.. Milleti güldürürken içten, içe ağlıyorum.. Merdivenlerden inerken Güven ile karşılaştım. Ben konuşmak istemesem de, selam verince karşılık verdim. "Alev kaçmaya gerek yok.. Sana istemediğin bir şeyi zorla yaptıracak değilim.. Ben sadece bu hayatı sevmediğini düşünmüştüm.. Ama sanırım yanılmışım.." Söylediği sözler mi daha çok canımı yaktı? Yada bakışlarımı? Emin değilim.. Sadece gülümseyerek yanından geçtim.. Evet ya ben bu hayatı çok seviyorum.. Gerizekalı... Arabaya bindiğimde Selo yine söylenmeye başladı. "Kızım bir kez de renkli bir şey giyin.. A.ına koduğumun evinde siyahtan başka bir renk yok mu?" "Boş yapma Selo... Kimsenin ne giyindiğim umurunda değil. Onlar içindekini istiyor.. Bak istersen göstereyim.." dediğim de önüne döndü.. Salak... Herkesin hayat hikayesi farklı olsada, Selo'nunki de çok normal değil.. Kadınlara karşı o gözle asla bakamıyor.. Hayat çok garip gerçekten.. Hayatına giren tüm kadınlar ona bir travma yaşatmış.. Şerefsiz tüm bu travmaların bedelini de bana ödetiyor.. Yani anlayacağınız olan yine bana oluyor.. Artık tüm odalarını bildiğim otele geldiğimiz de araban indim. "23 numaralı oda.. İki saat sonra alırım seni." deyip gitti. Odanın önüne geldiğim de 'Sadece iki saat.. Dayanırsın be kızım..' diyerek kapıya vurdum.. Kapı açıldı. İçeri geçtiğim de tekli koltuğa oturup eline telefonu aldı. “Soyun,” dedi. Bu kadar. İnsanı insan yapan kelimelerden en ufak bir iz yok. Ne bir gülüş, ne bir selam, ne bir merhaba… Sadece emir cümlesi. Tabiki de istediğini yapacaktım.. Arkamı dönüp yavaşça elbisemin fermuarını açtım. Adam hâlâ telefonun ekranında bir şeylere bakıyordu. Yüzüme bakar gibi yapıp koltuğu gösterdi. “Buraya gel.” Gittim. Çünkü gitmem gerekiyordu. Çünkü para lazımdı. Çünkü başka çarem yoktu. Çünkü ben buraya o ne isterse onu yapmak için gelmiştim... Adamın her dokunuşunda içimde bir şeyler yine çatlarken, gözlerimi kapattım. Güven’in yüzü geldi aklıma. Sözleri geldi.. Gerçekten beni bu hayattan kurtarabilir miydi?? En fazla ne olabilirdi ki?? Daha ne kadar batağın içine çekilebilirdim.. En fazla bataklıkta boğulurdum.. Zaten şu an yaptığım şeyden daha kötü ne olabilirdi.. İki saat boyunca vücümda dolaşan eller, zihnimde dolaşan düşünceler.. Boğuluyor gibi hissettim.. Telefonumun alarmı çalınca yataktan kalktım.. "Nereye??" "Doldu süren bu kadardı." millet alarmı sabah uyanmak için kullanır, bense süre tutuyorum.. "Gitme parası neyse veririm." "Malesef canım ya... Bu kadarlıktı.. Artık bir daha ki sefere.." Duşa bile girmeden çıktım.. Çalışanların yüzüne bile bakmıyorum. Herkes biraz önce o odada neler olduğunu çok iyi biliyor.. Otelden çıktığım Selo ortalıkta yoktu. Sözde beni bekliyor olacaktı.. Zaten ne zaman verdiği sözü tuttu ki. Yürüdüm... Yürüdüm.. Nefessiz kaldım, boğuldum.. Ciğerlerim patlayacak gibiydi. Tüm bunlar yürümekten değil aslında düşüncelerdendi. Güven denilen adama zerre güvenmesem de bir kez daha birinin peşine takılacağım.. Eve geldiğimde saat gece yarısını bulmuştu. Bu saatte konuşmak ne kadar mantıklı bilmiyorum ama zaten benim durumum da mantık aramak da saçma.. Zile bastığım da ne söyleyeceğimi düşündüm. On, onbeş saniye kadar bekledim kapı açılmadı. Tam dönüp eve geçiyordum ki kapı açıldı. "Alev!!! Hayırdır bir şey mi oldu?" "Müsaitsen içeri gelebilir miyim? Yada saat geç oldu gelmesem de olur... Ben şey diyecektim.. Eğer teklifin hala geçerliyse kabul ediyorum." "Tabiki de geçerli.. Böyle kapı önünde konuşmayalım, hadi içeri gel.. Müsaitim merak etme.." İçeri geçip oturdum.. Güven heyecanla karşıma geçip konuşmaya başladı. Belki de bu kez bir şeyler değişirdi değil mi?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE