"Tabiki de geçerli.. Böyle kapı önünde konuşmayalım, hadi içeri gel.. Müsaitim merak etme.."
İçeri geçip oturdum.. Güven heyecanla karşıma geçip konuşmaya başladı. Belki de bu kez bir şeyler değişirdi değil mi?
Aslında tam olarak benden ne istediğini anlamadım. Geçmişimi öğrenmek ne işine yarayacaktı? Tamam yazar olduğunu söylemişti, ama benim hikayem hiç öyle güzel şeylerle dolu değildi.. Kim benim geçmişimi merak edipte kitabı alırdı ki?
"Sen bana en başından hayatını anlatacaksın.. Bende bunları derleyip bir kurgu yazacağım. Tam olarak senin hikayen olarak düşünme.. Sen bana ilham vereceksin.. Yani en azından ben öyle hissediyorum."
Boktan hayatımın birilerine ilham vermesi çok saçma..
"Tamam anlaştık.. Peki sen beni bu hayattan nasıl kurtaracaksın? Nasıl yapabilirsin ki bunu?"
Bu hayattan kurtulmak öyle kolay değildi. Ben çok denemiştim, ve hiç birinde de başaramadım.. Selo'ya yıllardır ödeyip bitiremediğim borcum var mesele.. Asla benim peşimi bırakmak.. Açık, açık bunu söylediğim de para işin en kolay kısmı dedi.. Vay be en kolay kısmı paraymış..
"Yani anlamak için soruyorum.. Şimdi sen o Selo denen adama borcunu ödediğin zaman bu işi yapmak zorunda kalmayacaksın değil mi? Başka birileriyle bir bağlantın yok değil mi?"
"Yok.. Sadece Selo'ya benim borcum.. Aslına bakarsan Selo'da beni bu hayattan kurtarma vaadiyle buraya getirdi.. Ama sonuç ortada." dediğim de anlatmama izin vermedi. Her şeyi sırasıyla öğrenmek istiyormuş. Neredeyse sabaha kadar konuştu bir şeyler anlattı. Bir süre sonra gözlerimin kapandığını hissettim. Rüyamda bile bu hayattan kurtulduğumu görüyordum..
Bir tarafım masmavi bir deniz, bir yanım yemyeşil orman. Öyle huzur verici ki orada öylece kalmak istiyorum. Üzerime konan mavi bir kelebeği izlemeye başladım.. Kanatları kusursuz.. Öyle güzel ki bakmaya doyamadım. Tam barmağımın üzerine alacağım sırada bir anda uçmaya başlıyor. Oturduğum yerden kalktım, kelebeği takip etmeye başladım. Ben koştukça o uzaklaştı.. Tam yaklaşıyorum daha çok uzaklaşıyor.. Tam umudu kestim kaybettim derken bir anda tekrar karşıma çıktı.. Sanki gözleriyle, gözlerime bakıyordu.. 'Koşma artık, gelme peşimden.. Sen asla bir kelebek kadar özgür olamayacaksın.. Hem sen ne sanıyorsun ki.. Her kanadı olan özgür mü? Kanadının olduğunu fark ettiklerin de ilk yapmak isteyecekleri şey kanadını kırmak olacak.'
Gözlerimi açtığımda nefes, nefeseydim.. İlk bir kaç saniye nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Doğrulup etrafa baktığımda gece uyuya kaldığımı fark ettim.. Sabah güneşi çoktan ortalığı aydınlatmıştı bile.. Sessizce evime geçmeyi düşünürken
"Günaydın.. Bende seni uyandırmaya geliyordum. Kahvaltı hazırladım." diyen Güven’e "Günaydın.. Kusura bakma ben uyuya kalmışım.. Hiç gerek yok kahvaltıya ben evime geçeyim " desem de 'konuşmamız gereken şeyler var olmaz' diyerek mutfağı gösterdi. Birlikte kahvaltı yaparken "Selo muydu neydi o adamı ara gelsin.. Onunla konuşmam gerek." dediğin de Selo'ya mesaj attım. Bir kaç saate gelirim yazmış. Onun bir kaç saati akşamı bulur.
"Alev ben düşündüm... Artık burada kalamayız.. Yani tanınmadığın bir şehirde yaşamak daha mantıklı.. Muğla'nın sessiz, sakin bir kasabasında ev kiraladım. O adamla konuştuktan sonra yola çıkacağız. Ona göre hazırlan.. Böylece normal bir hayata ilk adımını atmış olacaksın.."
Güven’in söyledikleri rüya gibiydi. Hiç tanınmadığım bir yerde, yeni bir başlangıç yapabilirdim. Hatta öyleki polis kayıtlarına geçmiş sicilimle ilgili bile bir şeyler yapacağını söyledi.. Güven konuştukça içimde bir yerlerde çiçek açıyor gibi hissediyorum.. Neden bilmiyorum ama ona güvenmek istiyorum... Kime güvensem sonrasın da olanları bilsemde, bir kez daha birine güvenmek istiyorum.. Eve geçeceğim sırada "Çok bir eşya almana gerek yok. Gittiğimiz yerden alırız." dediğin de aslında ne demek istediğini anladım. Benim kıyafetlerim normal insanlar için uygun değildi.. Yada ben damga yediğim için herkese öyle geliyor.. Aslında herkesin giyindiği kıyafetleri biz giyince anlamları değişiyor.. Onları cesur yaparken, bizi orospu yapıyor.. Zaten çok bir eşyam yok, olanlarda eski.. Evden sadece kıyafet alacağım. Küçük bir valize yerleştirdim. Yatağın üzerinde duran yastığı elime alıp içini açtım. Selo şerefsizinden saklayabildiğim üç, beş kuruşumu buraya koyuyordum. Onları da aldım.. Çok bir şey olmasa da en azından işime yarardı..
Kapının vuruluş şekliyle Selo'nun geldiğini fark ettim. Asla normal bir şekilde kapıya vurmaz öküz..
Kapıyı açtığımda içeri girmeye çalışınca "Dur lan öküz.. Buraya değil karşıya geçicez. Seninle konuşmak isteyen birisi var." dediğim de şaşırsa da dediğimi yaptı. Güven kapıyı açtığında bunu der gibi bakınca "Selo.. Yani Selman.." diyerek içeri geçtik.
"Ne oluyor lan?... Alev bu adam kim?"
"Bir sus da geç içeri.. Anlatacağım.."
Selman içeri geçip oturdu, teklif dahi beklemeden. "Anlat bakalım, neler oluyor burada?? Lan yoksa bu adam.." devamını getirmesini izin vermeden
"Selo.. Sus lan iki dakika.." eliyle fermuar işareti yaparak yüzüme anlat dercesine baktı.
"Alev.. Sen evine geç hazırlan.. Biz erkek, erkeğe konuşsak daha iyi olur."
"Emin misin?? Ben konuşsam sanki daha iyi olur"
Güven teklifimi kabul etmeyince mecbur onları bırakıp çıktım. İnşallah Selo itlik yapmazdı..
* * * * *
Güven Erden
Alev ilk başta teklifi kabul etmese de, biliyordum eninde sonunda kabul edeceğini. Onun o gözlerinde gördüm ben.. Bu hayatı kendi isteği ile yaşamıyor.. Kesinlikle kitabımın konusu o olacak... Bir kez daha başaracağım.. Bugüne kadar yapamadığım hiç bir şey yok.. İstediğim her şeyi başardım.. Altı ay bitmeden o kitabı önlerine koyacağım.. Arkamdan bir kitapla ünlü oldu.. Tesadüfen alınmış bir başarı diyenleri göreceğim o zaman... Başarı tesadüfle olmaz.. Çalışmadan hiç bir başarı kendi ayaklarıyla gelmez.. Alev henüz kabul etmemiş olsada ben her şeyi ayarlamaya başladım.. Burada kalamazdık.. Ama İstanbul'a da dönemem.. Sahil kasabalarını araştırdım. Hem her şeye ulaşabilir olmalı, hemde insanlardan uzak kalmalıydık.
Aklımda onlarca düşünce dönüp dururken Selo denen adam oturmuş yüzüme bakıyordu. Adamın yüzündeki o umursamaz ifade midemi bulandırıyor… Ama belli etmiyorum. Böyle tiplerin karşısında en önemli şey sakinliktir. Sakin görünürsen ipleri eline alırsın. Yetmediği yerde ise para konuşur zaten.
"Anlat bakalım, ne bu işler? Ne konuşacakmışsın benimle.. Alev'i istiyorsan parası beşin söylemiştir sana.."
Selman’a döndüm.
"Bak Selman… Alev’in sana borcu varmış.. O borcunu ben kapatıyorum. Zaten senin gibi bir şerefsize nasıl borcu oldu orası da meçhul ama neyse... Bugün, şimdi. Paranı vereceğim sonrasında bu kızın peşine düşmeyeceksin. Yeni bir hayat kuracak."
Adamın dudak kenarı yukarı kıvrıldı. O iğrenç, kendini kaf dağında sanan sırıtışı…
"Haydaaa… Sen kimsin de benim paramı ödüyorsun? Niye ödüyorsun? Alev'i satın mı alıyorsun? Lan yoksa sen mi pazarlayacaksın?"
Bir an gözlerim karardı ama kendimi tuttum. Bu adam sinir bozmak için yaratılmış belli ki. Üstelik Alev’in ona yıllardır nasıl mecbur bırakıldığını düşündükçe içimdeki öfke kabarıyor.
"Bana bak," dedim, sesimi gereksiz bir sakinliğe bürüyerek, "bu bir pazarlık değil. Kızın borcu bitti. Seninle derdim yok. Bugün paranı alıp gideceksin."
"Ya ben gitmem dersem?"
O cümleyi söylediğinde, koltuğun kenarına koyduğu ellerini izledim. Parmağında ucuz bir yüzük… Boynuna taktığı altın zincir.. Belli ki kendini bir halt zannediyor. Ama gücünün yarısı, karşısındakini korkutmasından geliyor. Ama bilmediği bir şey var..
Ben korkmuyorum... Hele ki böyle bir şerefsizden... Güven Erden'in kim olduğunu bilmiyor daha.. Ama öğrenecek birazdan..
Bir dosya uzattım...
"Şimdi iyi bak içindekilere.."
Gerizekalının azıcık aklı varsa teklifimi kabul ederdi..
"Bu belgeleri imzalıyorsun. Aldığın miktarın karşılığı olarak Alev'in sana borcu kalmadığını, borcunun bittiğine dair. Bu kadar."
Selman bir süre dosyaya baktı, sonra bana.
"Sen ciddi misin lan?" dedi.
"Evet."
"Niye? Gerçekten neden yapıyorsun bunu?"
"Sanane lan.. Seni ilgilendirmeyen işlere burnunu sokma. Al paranı defol git."
Selman’ın gözleri parladı. Para görünce bir anda evcil bir köpeğe dönen adamlardan… Ama yine de bir şeylerin ters gitme ihtimalini düşünerek tetikte duruyorum. Böylelerine asla güven olmaz.. Parayı alan Selman çıkmadan önce kapıda durdu, bana bakıp:
"Sen bu kadına gerçekten yardım edeceğini sanıyorsun ha? Bu işlere bulaşan hiç kimse normale dönemez. Yakında görürsün."
İçimden geçen tek şey: Defol git.
Dudaklarımı bile kıpırdatmadan sadece kapıyı gösterdim.
Artık o şerefsizden kurtulmuştuk..
Alev'i alıp yola çıktık. Kaç saat sürerdi Tam olarak bilmesem de. İçimde tuhaf bir his vardı.. Güven Erdem bir kez daha en iyisi olacaktı...
* * * *
Alev Taş
Arabaya bindiğimde hâlâ elim titriyordu. Selo’nun gider ayak söylediği o iğrenç cümle beynimde dönüp duruyordu ama… Güven’in yüzüne baktığımda içimde bir şey, hiç bilmediğim bir şey, kıpır kıpır oluyordu.
Sanki… güveniyordum ona.
Belki de aptallığımın zirvesiydi bu. Ama olsun. Bir kez olsun biri beni kurtarmaya niyetlenmişti. Bu hayattan kurtulmam için küçücük bir umut varsa ona da sonuna kadar tutunacağım....
Köy yoluna girdikçe şehir gürültüsü, sokak lambaları, koku… hepsi geride kaldı. Yol virajlıydı, ağaçların gölgesi arabanın içine düşüp çıkıyordu.
Camı hafif araladım. İçeri dolan hava bile başka kokuyordu.
Temiz. Sessiz. Sanki dünyanın bambaşka bir yeriydi.
“Birazdan varıyoruz.” dedi Güven.
Kalbim küt küt atmaya başladı.
Benim için bir ev tutulmuştu. Benim için…
Kimse bugüne kadar bana “bir ev” bile layık görmemişti. Görende sonuna kadar beni kullanmıştı.. Küçük bir kasabaydı, vardığımızda güneş öğleye dönüyordu. Etrafta taş evler, beyaz badanalı duvarlar, ahşap kapılar vardı. İnsanlar ağır ağır yürüyordu. Bir kadın kapının önünde biber seriyor, bir çocuk bisikletiyle dolaşıyordu.
Kimse bana bakmıyordu, kimse beni tanımıyordu, kimse fısıldamıyordu.
Bu bile başlı başına mucizeydi.
Güven arabayı eski ama tertemiz görünen tek katlı bir evin önünde durdurdu.
“Burası.”
Sesindeki o sakin güven… içime işledi.
Eve adım attığım anda kalbimde garip bir sıkışma oldu.
Korkudan değil.
Bu kadar… sıradan, bu kadar huzurlu bir yerde ne yapacağımı bilmiyordum.
Yuvası olmayan biri, yuva kokusu alınca önce ürkermiş...