52. Bölüm Part:1

4861 Kelimeler
"Dudaktan Kalbe" Part:1 "Bu benim kız ne demek lan!" Duyduğum adeta gürleme sesiyle gözlerimi koridorda Sevgi'den alıp sesin geldiği yöne döndüm. Boran birinin yakalarını tuttuğu gibi duvara tüm kemiklerini kırmak ister gibi dayadı sertçe. Gözlerim korkuyla irileşti. Bir genç erkek daha vardı o korkarak kaçarken, Boran bağırarak elindeki çocuğun yüzüne yüzüne konuşuyordu. Anında onlara koştum. "Bilmiyordum yemin ederim bilmiyordum! Affedin yemin ederim kötü niyetli değildim!" Diye can havliyle bağıran çocuk aklımı karıştırmıştı. "Kes lan sesini döl israfı, saatlerdir karımı görmek için burada dolanmıyor musun sen!" Son adımımda durdum, ben ne alakaydı şimdi? "Karınız olduğunu bilmiyordu-" çocuğun lafını -çocuk dediğimde yirmili yaşlarda biriydi- yüzüne acımasızca yumruk atarak kesmişti. "Boran dur!" Diye bağırdım telaşla. Çocuğu tek eliyle duvara yaslayıp parmak ucunda zor duracak halde tutarken diğer eliyle boksör gibi yumruklar indiriyordu suratına. Benim içim acımıştı resmen çocuğa. "Allah rızası için bir dur, konuşalım! Öldüreceksin dur artık!" Diye bağırdım avaz avaz sesimi duysun diye ama kendi sesiyle örseliyordu benim sesimi. "Bıktım lan sizden parmağında onca yüzük varken bile nasıl ona bakmaya kalkarsın! Ben kendimi zor zaptederken kendinizi bana nasıl verirsiniz gebertmem için!" Korkuyla etrafıma bakındım çok olmasa da bir kaç kişi dışarı çıkmış bakarken kimse durdumaya yeltenmiyordu, dayanamayarak Boran'ın sırtından omzunu tuttum farkedebilsin artık beni diye. "Öldüreceksin çocuğu bırak artık nolur!" Diye yalvardım resmen. Duraksadı, buna sevinecektim ki bu sefer çok sert bir şekilde geçirdi yumruğunu öyleki adamın hepsinden daha güçlü haykırışını burnunun kırılma sesini duymuştum neredeyse. "Odaya git hemen!" Diye bana bağırdı bakmadan, elimi hayalkırıklığı ile çekerken başımı olumsuzca salladım. "Noluyor lan napıyorsun!" Diye bağırarak gelen Bahoz'du. Yüzümü görünce kaşları hepten çatıldı ancak yanından hızla geçerek odaya gittim. Kabanımı koluma asıp çantamı da alıp çıktım hemen odadan. Bahoz Boran'ı sırtından tutup çekmeye çalışırken diğer insanlara da bakmamaya çalışarak asansöre yöneldim. Tam o sırada dip dibe geldiğim Yasmin'le şaşıracak olsamda durmadan onu geçmek istedim ama kolumu tutarak engel oldu. Sesler tüm koridoru inletiyordu resmen, öldürmüş bile olabilirdi adamı. "Neyin var ne oldu?" Diye sordu endişeyle. "Bir şeyim yok hava almam lazım boğuluyorum!" Dedim derin bir nefes almaya çalışarak. "Tamam gel gidelim," kolumdan tutup asansöre çekti, anlamıştı bir şeyler döndüğünü tabiki. Asansör kabini kapandığında sesler azalmış inmeye başladığında kaybolmuştu. Sık nefesler alıyordum nedeni öfkeydi elbette, ne olduysa bir günde her şey üst üste geliyordu. Yasmin bir şey demedi, asansör durduğunda bizi şirketin yakınındaki cafeye götürdü, ben su isterken o kahve istedi kendine. "Hadi konuş ne oldu, içinde hesaplar yaparak çözemezsin bunu." O anda telefonum çalmaya başlayınca çantamdan çıkarıp baktım kim olduğuna, elbette Boran'dı. Çağrısını reddedip sessize aldım telefonu ve ters çevirdim masaya koyarak. "Neler olduğunu ben bile bilmiyorum, sabahtan beri sürekli bir şeyler oluyor ve Boran heyheyleri tepesinde geziyor, az önce genç bir adamı döverek öldürmeye komutlandırmıştı kendini, o kadar bağırdım ettim dur diye o da bana bağırıyor odaya git diye! Yasmin çok acımasız ya birini dövüyordu ama döverken bile acımıyordu beni duymuyor her işi şiddetle çözebileceğini zannediyor yaptığı tek şey bağırıp çağırmak!" "Sakin ol sende bağırıyorsun şu an." Diye uyarınca Yasmin sesimi kıstım etrafa bakarak. Garson içecekleri getirip gittiğinde suyumu içmeye başladım. "Gece, Boran bu kim bilir ne oldu da dayanamamıştır hem o birini döverken kim olsa duymaz ki, hırsını alana kadar durmaz." Beni yatıştırmaktı amacı ama o zordu işte. "Sorun birini dövmesi değil ki," dedim sinirle. "Dayanamıyor Yasmin, hasta gibi sanki. Sabah çamaşır makinesi aldım ben, sırf onun parasıyla almadım diye delirdi kalktım geldim buraya tatlı aldım üstelik dedim ki belki biraz sakinleşir ne bileyim öfkesinin yersiz olduğunu söylemek için. Şirkete bir geldim bunlar toplantı salonuna geçerken bir düzine adamla karşı karşıya geldim, ya bu benim suçum mu? Değil! Bu bir suçta değil. O kadar adam beni gördü diye sinirlenmiş odaya girdim bu sefer eteğimin boyuna karışıyor gidiyor, geliyor bu sefer genç bir çocuk beni görmek istemiş diye herhalde almış ağzını burnunu kırıyordu... Gelemem ben böyle şeylere sürekli." Hak verir gibi başını salladı ancak gözleri arkamda bir noktaya takılınca derince yutkundum birine bakıyordu ve bu kesin Boran'dı. Üzgünce omuz silkince suyumu içtim tamamen o sırada, Bahoz ve Boran'da geçip masaya oturdu. Karşımda Yasmin dururken sağ çaprazımda Boran sol çaprazımda Bahoz oturuyordu şimdi. "İyi misin?" Diye sordu Boran bana doğru eğilerek. Ona tuhafça baktım, "bence biz sana soralım iyi misin diye, malûm güçlü bir dövüştü." Dişlerini sıktı, saçları dağılmıştı sadece, geri kalan her şeyi hiçbir şey yapmamış gibi temiz ve düzgündü. Profesyonelleşmişti artık tabii. "Gel yalnız konuşalım en iyisi." "Yo neyi konuşacağız ki olan bir şey mi var? Üstelik yabancımı bunlar." Diyerek önüme döndüm. Bahoz ve Yasmin ses etmeden bize bakıyorlardı. "Gece bak o piç hakkında bildiğin hiçbir şey yok!" Sesini kısıkta tutmaya çalışıyordu. Cevap verecektim ki Yasmin ve Bahoz ayağa kalktı, "Biz gidelim en iyisi siz başbaşa çözün sorunlarınızı." İtiraz edip gitmeyin diyecektim ama onlar bizi bırakıp gitmişlerdi bile. "Sen nereye?!" Dedi sinirle bileğimi tutarak. "Renas'ın toplantısı var unuttun mu? Burada kalıpta ne olursa olsun kendi bildiğini okuyan bir adama dert yanamam." Ayağa kalktı o da öfkeyle, kabanımı giydim çantamı omzuma geçirirken kehribar harelerine çevirdim bakışlarımı. "Hesabıda sen öde, şimdi birde bunun için bağırıp çağırmanı dinleyemem!" Arkamdan homurdanırken çıktım kafeden. Ama onu bekledim, birlikte gidecektik neticede. Renas utana sıkıla benden Lalezar annenin değilde kendimin gelmesini istemişti, o kadar istekli ve mağrur bakıyordu ki reddetmeyi düşünmemiştim bile. 🗝️ "Sana zarar vereceğimi düşünmüyorsun değil mi?" Diye sordu, gözlerim arabanın camından akıp giden trafiğe odaklıydı. Cevap vermeyişimle sıkıntılı bir nefes aldı. "Haklısın bebeğim, giydiklerine karışmamam gerek, sen zaten nerede nasıl davranman gerektiğini bilen birisin, öfkem dayanamadığımdan korktuğumdan böyle." Ne diyordu şimdi bu. Anlamsızca çevirdim bakışlarımı ona. Korkuyorum da ne demekti. Direksiyonu tam sola çevirerek yön değiştirdi ilerlemeye devam etti. Sarı göz bebekleri bana döndü kısa bir an. "Gençsin severek evlenmedin benimle, yaşımda ortada karakterimde, sana göre değilim belkide, etraftaki piçlerden birine gönlün kayacak diye ödüm kopuyor napabilirim!" Hayret içersindeydim. Neler düşünüyordu böyle. Saçlarımı sırtıma doğru attım, önüme dönmüş ona tek kelime etmemiştim. Bu canını çok daha fazla yaktı, sürekli bakıp durmasından anlıyordum, hissediyordum. "Haklıyım değil mi?" Diye sordu acıyla bezenmiş bir sesle. "Eskiye göre daha iyi olman sana dokunmama izin vermen yaklaştırman hepsi hayatı kendin için daha yaşanır kılabilmek için öyle değil mi? Tüm bunlar olmasa biz seninle hiç tanışmasak yolda öylece gördüğün biri olsam ya da bir arkadaşın sayesinde tanışsak asla birlikte olmayacağın biriyim aslında?" Sesi kısılmış boğazı düğümlenmişti bunu hissedebildiğim için kendime öfkeleniyordum. Bütün derdinin onu sevmediğimden ve birine olurda aşık olmamdan kaynaklanıyordu dediğine göre, korkuyordu başkasını sevme ihtimalimin olmasından bile. Ve her saniye ben sessiz kaldıkça onu onayladığımı düşünüyordu. Asıl susmamın sebebi onu bu arabada boğmamak için kendimi tutmamdandı. "Gece susma," dedi yalvarır gibi. Direksiyonu öyle bir tutuyordu ki korktum. "Evet de hayır de ama içimdekilerle başbaşa bırakma beni." Sıkıntıyla nefes aldım, "Sana sadece tek bir şey söyleyeceğim Boran," ona bakmasamda dikkat kesildiğini biliyordum. "Bir konuda emin olabilirsin ve bir daha bunun imasını dahi yapmamalısın, senden ölesiye nefret etsemde ki etmiyorum başka biriyle olmam seninle nikahlıyken." Konuşacaktı ki bakışlarımla susturdum. "Aşık olmamdan korkuyorsun... Korkma boşuna aşık olmam, kimseye bakmam o şekilde yanlış bir kere bu." Dediğimde yüzü düştü paramparça oldu. O da Güneş'i sevmiyordu ama bana aşık olmuştu benimde onu sevmediğimi düşünüyor başkasına aşık olmamdan korkuyordu. "Sana yakın olmam birlikte sarılarak uyumamız ya da öpüşlerine karşılık vermem alışmaya çalıştığımdan değildi içimden geldiği içindi." Dediklerimde işte bu rahatlattı biraz olsun onu, yola bakan yan profiline baktım, yanağına sakallarına keskin gözlerine kusursuz burnuna güzel dudaklarına. Yutkundu ağırca çıkan o çıkıntı bile çok güzeldi. Ve uzun süredir dillendirmediğim sildiğim aklıma hiç getirmediğim o gerçekle karşı karşıya kaldım. Bana başka türlü tanışsak benimle asla olmazsın demişti değil mi? O konu hiç öyle değildi aslında. Ondan sonra hiç konuşmadı bende konuşmadım. Okula geldiğimizde arabayı bahçeye park etti, hemen ardından indiğimizde öğrencilerin son dersi olduğunu biliyorduk, veliler konferans salonuna toplanacaktı öğrencilerin dersi beden olduğundan onlar spor salonundaydı bizide sınıf öğretmeni bilgilendirecekti. Konferans salonunda en önden iki arkada olacak şekilde yan yana oturduk Boran ile. Durgundu, sesi çıkmıyordu hiç. En son kızgın olan bendim ama şimdi trip atan oydu. Gerçi trip atmakla bile uğraşmıyordu, o çocuğun durumu ne bilmiyordum merakta etmiyordum pek, sadece Boran'ın öfkesini kontrol etmeyi öğrenmesi gerektiğini biliyordum bana nasıl ilaç aldırıyorsa sinirlerim için kendi de gidip bu konuda destek alabilirdi aksi hâlde böyle hayat geçmezdi. O sırada sadece bir kere gördüğüm sınıf öğretmeni gelmiş sahnedeki koltuğa oturmuştu önünde de bir tane öğretmen masası vardı. Bakışları çok kişi olmayan salonda dolaştı, sınıfın belkide yarısının velisi gelebilmişti sadece. Bakışları bizde duraksadı Boran'a kaydı. "Öncelikle lütfen öğrencilerinizin isminin karşısına imzanızı atın, kimin gelip gelmediğini görebileyim böylelikle." Dedi naif bir şekilde. Saçlarını ensesinde toplamış gömlek etek kombini yapmıştı tatlı bir kadındı. Ön sıralardan imzalayanlar kağıtı yanındakine vererek gönderiyordu ki kağıt en sonunda bize gelmişti, "Sen imzala," diyen Boran ile imzamı atıp göndermiştim kağıdı. Geçen sürede öğretmen genel anlamda uyarılar ve bilgilendirmeler yapmıştı sorulan soruları da cevaplamıştı okul müdüründen de konu açılmıştı yaptığı hizmetlerle ilgili yani, sorun burada değildi elbette benim tanıştığım rüşvetçi okul müdürü kadındı ancak o görevden alınmış yerine kırk yaşlarında bir adam getirilmişti göreve. Boran ne yaptıysa iyi yapmıştı görevlerini kötüye kullanan insanlardan nefret ediyordum. Toplantı bittiğinde bahçeye çıkmıştık, öğrenciler dağılıyor veliler alıyordu, Renas'ı beklerken kabanıma sarıldım rüzgar vardı hava soğuktu öyleki burnumun kıpkırmızı olduğunu düşünüyordum. "Arabaya geç istersen, ben alır gelirim Renas'ı." Dedi elini belime koyup kendine çekerek. Gün boyunca tek sakin olduğumuz an buydu sanırım. Ellerimi üstündeki kaşe kabanın önüne yasladım, başımı ona kaldırdım hafifçe, "Isındım şimdi," diyerek karşılık verdim. Eli iyice sarıldı belime dediğimle, "Benimle böyle konuşursan yanlış anlayabilirim Gece." Dedi boştaki elini kabanımın içindeki saçlarımda dolaştırarak. Ona daha da yaslandım, "Ne anlıyorsan anla, umrumda değil." Dedim meydan okurcasına. Belimi sıktı uyarırcasına, "Ayarlarımla oynama benim sonra öfkelenince korkuyorsun benden." "Senin ayarların zaten bozuk ayrıca senden korkmuyorum sadece sevmiyorum o hallerini." Kaşları havalandı dediklerim karşısında. Başını bana eğdiğinde gerildim, etrafta insanlar vardı çoluk çocuk vardı umarım yanlış bir şey yapmazdı. "Bugün sürekli bağırıp durdun bana, nasıl karşılamamı istiyordun ki seni." Diye açık açık konuştum. Bakışları şefkatle doldu, "Amacım bu değildi, özür dilerim, seni kırmak istemediğimi üzmek istemediğimi biliyorsun." Dediğinde başımı olumsuzca salladım. "Özründe eksik bir şeyler var, kabul etmiyorum." Kaşları çatıldı gözleri gözlerimde dolanıp durdu. Bana, ne yavrum demişti ne de bebeğim sadece Gece diyordu birde özür diliyordu. Doğrusu bunlar olmadan onu samimi bulamazdım. "Seni seviyorum mu dememi istiyorsun yoksa?" Dediğinde kaşlarımı kaldırarak iki yana salladım. Düşünmeye başladı gözlerinin içindeki karmaşa büyüdükçe büyüdü, ona yardımcı olmak istercesine ellerimi kabanının yakalarına götürdüm düzeltmek ister gibi, bedeni kasıldı, tepkisi hoşuma gitti. Bakışları kararmış halde dudaklarıma odaklandı yutkunamadım nefes almak bile zorlaştı, ve tam konuşacaktım ki Renas'ın öğretmeni, "Boran Bey!" Diye seslendi. Uzaklaştım ondan yavasça o sırada Renas'ın elini tutarak gelmeye başladı Hülya hanım, Boran dudaklarını sinirle dişleyerek boynunu kütletti. "Renas hakkında konuşabilir miyiz diyecektim de," gözleri bana değdi. "Müsaitseniz yani." Boran kadının yüzüne bakmadan onu onaylarken bana döndü, ben Renas'ın çantasını almıştım. "Yavrum al anahtarı arabaya geçin üşümeyin siz, hemen geliyorum." Dedi anahtarı bana uzatıp. Renas'a baktım bedenden çıktığından terlemiş görünüyordu birde öğretmen hanıma baktım gözleri Boran'daydı. Onunla ilk tanıştığımda da tavırları Boran'a karşı bir şeyler hissettiğini düşündürtmüştü. Konferans salonundayken bunun saçma olduğunu düşünürken o salona girdiğinden beri sürekli olarak Boran ve bana bakıp durmuştu. Hakkında tatlı bir kadın dediğim için pişman olmuştum anında. Şimdi ise gözlerinin sürekli onda olması sinirlerime dokunuyordu, Boran beni kıskanırken ona kızıyordum ama benim sorunum sadece bu kadının ben varken bile, bile bile kocama bakmasıydı. Bu acayip derecede sinir bozucuydu. Salonda onu rezil etmediysem tek nedeni Boran'ın onun hiçbir bakışına karşılık vermeyişindendi, bu yüzden yumuşamıştım. "Toplantıya girdiniz değil mi?" Renas'ın heyecanlı sorusuna karsın gülümsedim ona. Nemlenmiş saçlarını geriye yatırdım, "Girdik tabi, sen istersinde ben yapmaz mıyım." Dediğimde gülüşü büyüdü. Boran'a baktım, "Bence sen Renas'ı al ve arabaya geç benimle konuşsun Hülya hanım." Dediğimde kadının duraksamasını gördüm. "İşime gelir," dedi anında Boran, bu tavrı hoşuma giderken kadının yüzünün düşmesi sinirlendirmeye başladı. Boran eğilip Renas'ı tek seferde kucağına alıp çantasını da aldı benden. "Fazla kalma seni bekliyorum." Diyerek göz kırptı ve arabaya doğru ilerledi. Hülya hanımın önüne geçerek giden kocama bakmasını kesip bana odaklanmasını sağladım. "Evet, konuşabilirsiniz." Öksürerek kendine gelmeye çalıştı. "Renas'ın dersleri iyi, onu ihmal etmemenizi üzerine düşmeniz gerektiğini söyleyecektim." "Bunları zaten söylemiştiniz?" "Tekrar etmek istedim," tek kaşım kalktı sorgularcasına. "Hayırlı olsun bu arada evlenmişsiniz." "Teşekkür ederim, Renas'ı merak etmenize gerek yok, ödevlerini özellikle takip ediyorum üstüne onu darlamadan da düşüyorum, kocamda öyle. Renas bizim bir tanemizdir." Kocam diyişimde yutkunuşunu görmek bedenimde yabancı olduğum duyguları açığa çıkarıyordu. "Boran beyi bayadır tanıyorum aslında, sizinde hakkınızda çok şey duydum." "Ya, öyle mi?" Dedim yapmacık bir gülümsemeyle. "Öyle, kendisini kardeşi Zara'yı okulundan alırken hep görürdüm, çok iyi bir abi, bu senede Renas'ı okula kaydederken tanışmıştık." O konuştukça tırnaklarımı avucuma geçiriyordum. "Sizi ve aranızdaki beşik kertmesi olayını biliyordum etrafta çok konuşuluyorsunuz doğrusu, hele de zaten evliyken adam, sizin ikinci karısı olma olayınız. Doğrusu çok üzüldüm size fazla gençsiniz." Sahte anlayış gösterisine asla kanmazdım. "Belli ki haberiniz yok," dediğimde anlamayarak baktı bana. "Boran'ın tek karısı benim! Her şeyden haberdar olduğunuzu söylüyorsunuz halbuki, bilmelisiniz ki ilk karısından boşandı benim için." "Gerçekten mi?" Diye sordu tutulmuş gibi. "Gerçekten tabiki niye bu kadar şaşırdınız anlamıyorum." "Sizin adetlerinizde boşanma yoktur sanıyordum şaşırmam bu yüzdendi." Anlamış gibi kaşlarımı kaldırdım. Ona doğru bir adım atıp yakınlaştım, "Aşk işte, gözünü nasıl döndürdüyse her şeyi yaktı yıktı." Elimi koluna koyarak sıktım, "Kocamdan gözlerinizi uzak tutun sizin gibi basit piyonlarla uğraşamam, ben sizin için diyorum kocam ben olmasam dahi benden başkasına bakmayacak beni bırakmayacak bir adam!" Uyarımı anladı reddetmedi de gözleri doldu, daha fazla bakmayarak arkamı döndüm ve arabaya doğru yürüdüm. Arabaya bindiğimde Hülya hanım okula doğru yürüyordu, Boran bir terslik mi var dercesine baksa da başımı olumsuzca salladım. Kendi yaptığımı düşündüm kadının canını yakmıştım belki ama hakkettiğini biliyordum, bana hadsizce o şekilde konuşamazdı hele de hissettiklerine saygı duymamı hiç bekleyemezlerdi. 🗝️🔗🗝️ "Özlemişim seni Vallahi." Yengeme gülümsedim, Hevdem ve o birlikte gelmişlerdi beni görmeye. Rona Renas'la oynuyordu bağıra bağıra bizde onların seslerinden konuşabildiğimiz kadar konuşuyorduk. Lalezar anne de bizimle oturuyordu ama namaz kılmak için gitmişti yanımızdan. "Neyin var hadi anlat, ağzında bir şeyler tutuyorsun anlatıp anlatmamak arasında dolaşıp duruyorsun. Çekinme bizden canım benim." Dediğinde yengem, sesli bir nefes bıraktım. Dün okuldan döndüğümüzden beri hep düşünüp duruyordum bu konuyu aslında. Boran ile resimimle ilgili sorunlarımı anlatmıştım o da bana bir kursa gitmemi önermiş hatta yakında iyi olan bir kaç tanesinin numaralarını bile almıştı benim için, bunu hiç beklemediğim için şaşıp kalmıştım. "Ben seneye okula devam edeceğim zaten, şimdi birde kursa gidersem bir şey demezler mi okulumu bitireceğimi bile bilmiyorlar," demiştim sıkıntıyla ona. "Sen benim karımsın Gece'm, senin her şeyin benim sorumluluğumda ben izin veriyorsam seni destekliyorsam kimsenin tek kelime etmeye hakkı yok!" Demişti. İşte asıl o andan beri düşünüp durduğum bir konu vardı. Yengem ve Hevdem merakla bana bakarken ellerimi ovuşturdum. "Ben... Bir karar verdim doğrumu değil mi ölçemiyorum." Yanağımın içini ısırdım. "Konu tabikide Boran." "Ha Ağa demiyoruz artık?" Diye imayla konuşunca yengem. "Yenge sus lütfen, dinle." Dememle ağzına fermuar çekti. Derin bir nefes aldım ve tek seferde koyverdim diyeceklerimi, "Ben Boran'a bir şans vermek istiyorum!" Dedim pat diye. "Ne şansı kız?" Dedi yengem anlamayarak. Yüzümü sıvazladım stresle. Hevdem çoktan anlamış onun şaşkınlığını yaşıyordu ama yengem kavrayabilmiş değildi. "Yenge Boran beni seviyor ya hani-" "Sadece sevdiğine emin miyiz biz bu adamın, ben çok fazlasını görüyorumda." Göz devirmemek için zor durdum. "Ben bundan hep bir tık uzak duruyorum yenge, Güneş'ten önce oluru yoktu yaptıklarına karşı kayıtsız kalmak kolaydı Güneş var diye, benim bahanem hep Güneş ve olduğum durumdu gururuma yediremiyordum ama şimdi o yok ve Boran'a hâlâ kayıtsız kalmak çok zor üstelik normal davranamıyorum bile ona." Ellerimi tuttu okşayarak. "Benim güzel kardeşim sen bundan mı utanıyorsun, ben şimdiye kadar sadece senin hakkında hayırlısı neyse o olsun derdim, Boran Ağamızı da severdim sana olan bakışlarını kör olan hisseder anlardı zaten, ben senden öncede tanırdım adamı Hevdem de öyle. Herkes hata yapar Gece, o da yaptı evet ama hayatını böyle devam ettiremezsin, onun geçmişi geçmişte kaldı şimdiye bak, senden başkasını seni gördüğünden beri görmeyen bir adam bu, üstelik yaptığın ve yapacağın her şeyde yanında bu adam, kusura bakma ailenin yapmadığını yapıyor... Şimdi ben sana sorayım sen zaten bu adama ve evliliğine şans vermeyeceksinde napacaksın? Hayatının sonuna kadar kaçıp duracak, zehir mi edeceksin hayatı kendine, mutlu olmayı hiç mi istemiyorsun?" Hevdem yengemden hemen sonra konuşmaya başladı. "Vallahi abla önceden söylesen bir tık karşı çıkardım sana ama şimdi bu da Boran Ağa, yaptıkları ortada adam kardeşini öldürmek uğruna senin için berdeli bozdu. Ben birazda onu düşüneceğim sanırım ikinizde mutlu olmayı hak ediyorsunuz... Zaten kaybedecek neyin var ki abla, korkma bence, içinden geldiği gibi hareket et." Gülümsedim Hevdem'e. "Gece bu adam ne istersen yapacak hâlde, en ufak yaklaşsan yeter." İçim rahatlamıştı artık anlatmakla iyi etmiştim. "Ee nasıl yapacaksın peki?" Yengemin imalı sorusuyla yutkundum. "İstanbul'a gideceğiz biz," dememle ikisininde gözleri büyüdü. Bende böyle şaşırmıştım sabah. "İş için gitmesi gerekiyormuş beni de götürecek, bana da sabah söyledi bir anda olmuş zaten. Akşama doğru yola çıkacağız, yani İstanbul'a kaldı." "Yaa kız bol bol eğlenin o zaman!" Diyerek ayağıma vurdu yengem, döverek seviyordu canım benim. "Yenge çalışmaya gidiyor adam oraya ne gezmesi Allah aşkına, hemen döneceğiz zaten üç güncük oradayız." Anladım dercesine salladı başını konu üzerine biraz daha konuşurken Mustafa'ya geldi olay. "Nüvit babasının evine gitti, bunlar konakta kaldı ama bir şeyler dönüyor bak orada bu Mustafa manyamış iyice." Kaşlarımı çattım. "Noldu ki?" "Bir kaç gündür sürekli senin ona saldırdığını iddia ediyor, akşam yatarken biri bunu boğmaya kalkmışta banyodayken seni elinde bıçakla arkasında dururken görmüşte bilmem ne bilmem ne. Ya kafayı yemeye başladı iyice ya da numara yapıyor ölüm cezandan kaçmak için..." Başımı eğerek gülümsememi gizlemeye çalıştım. "Sahi gerçekten yapacak mısın aklını karıştımak istemem ama sadece üzülmeni istemiyorum, Jiyan, Babaannen ağzına sıçtı neredeyse adamın, bu fazla olur sanki ömür boyu çekebileceğin bir yük değil." Beni düşünüyordu. Ama ne olacağını hep birlikte görecektik, önce bir delirsindi sonraya bakardık. 🗝️🔗🗝️ Elimi sıkıca tutmuş ilerliyordu bende arkasından ilerliyordum. Boran akşam sekize kadar çalışmış gelir gelmezde üzerini değiştirmiş evdekilerle vedalaşıp çıkmıştık konaktan. Şimdi ise uçağa doğru yürüyorduk. Boran valizi görevliye teslim ettiğinde merdivenlerden önce benim çıkmamı sağladı ancak elimi bırakmadan ardımdan o da çıkmaya başladı. "Uçak yolculuğundan korkmuyorsun değil mi? Sormayı unuttum." Uçaktan içeri girdiğimizde ferahlığı karşısında nefesim açıldı. Yalnız bu uçak fazlasıyla lükstü ve sadece ikimiz mi olacaktık? "Korkmuyorum elbette, babam hiçbir zaman otobüs yolculuğu yapmama izin vermedi en kısa süreli hangisiyse onu kullandım uçağa ilk kez binmiyorum yani." Güzel diye mırıldandı. Belimden ittirerek yönlendirdiğinde karşılıklı koltukların olduğu yere cam kenarına oturdum. Çantamı ve montumu karşımdaki koltuğa bıraktım Boran'da kabanını çıkarıp koltuğa bırakmak yerine benim montumuda alıp gelen görevli kıza uzattı ve verdi. "Başka kimse olmayacak mı?" Diye sordum merakla. Koltuğun üstündeki elimi kavradı iri eliyle ve alıp öptü. "Uçak bizim yavrum, bizden ve görevlilerden başka kimse yok." Gözlerim şaşkınlıkla açıldı. "Bizim bile uçağımız yok abim kiralıyor hep," dediğimde güldü. "Bizim bile derken, yavrum sen bizi niye küçümsüyorsun şimdi? İstersen sana bile alırım uçak." Bana doğru eğilip kemerimi takmaya başladığında yakınlığı ile derin bir nefes aldım o kokan. "Sizi küçümsemiyorum asla, sadece abimlerin madenleri var o niye kiralamak yerine almıyor diye düşündüm bir an için." Kemerimi taktı güzelce başını kaldırınca burun buruna geldik dünden beri pek yakın olduğumuz söylenemezdi. Dudağımın ucuna ufak bir öpücük bıraktı, o öpücük orada ufak bir ateş olarak yanmaya başladı sanki. Geri çekildiğinde başımı iki yana salladım çaktırmamaya çalışarak. Uçak kalkışa geçtiğinde elimi tuttu ve kendi kucağına çekerek tuttu, baş parmağıyla okşadı elimin tersini. "Nereleri gezdireyim sana orada?" Diye sorunca heyecanlansamda belli etmek istemedim çalışmak için gidiyordu beni dert etsin istemiyordum, aslında zaten gelmeyecektim ama beni son olanlardan sonra tek bırakmayacağından yanında götürüyordu. "Bir yeri gezdirmene gerek yok ki sen işlerini hallet yeter." Baktı kısa bir süre yüzüme, "Sen işi boşver en çok görmek istediğin yerlerin listesini yap ben seni gezdiririm her türlü, bir tane sevdiğim var onunla da gezemeyeceksek." Dudaklarım kıvrıldı. Şimdiden aklımda bir sürü yer vardı bile. Bir süre sustuk, ben karanlık olmasından dolayı dışarıda pek bir şey göremiyordum, başımı Boran'a çevirdiğimde başı bana dönük şekilde gözlerinin kapalı olduğunu farkettim. Uyuyordu usulca, elimde hâlâ parmaklarının üstünde karnında duruyordu. Yavaşça ona doğru döndüm. Siyah bir kazak ve siyah bir kot pantolon giymişti, son günlerde şu proje yüzünden çok fazla çalıştığını görebiliyordum. Boştaki elimi onun yüzüne çıkardım, yanağına dokundum yavaşça. Okşadım sevdim, ona bir şans vereceğimi söylediğimde ne tepki verecekti ne yapacaktı çok merak ediyordum. Doğru zamanı nasıl ayarlayacaktım bilmiyordum heyecandan konuşabileceğimede inanmıyordum ama yapmak zorundaydım. Bunu gerçekten istiyordum. Parmaklarım dudaklarının üstünde duraksadı, bir kaç gündür öpmemişti hiç bu şekilde, kendini tuttuğunu görüyordum, öpüşürken bile kendini nasıl sıktığını tam anlamıyla serbest olmadığının farkındaydım. Güzel öpüyordu bu arada. Öksürdüm, ne diyorum ben Allah'ım akıl ver! Parmağımda hissettiğim tiz acıyla çığlık attım ufak, Boran gözlerini açmış parmaklarımı ısırmıştı. Elimi hızla kendime çektim. "Napıyorsun sen!" Diye söylendim huysuzca. Koltukta gerilerek kazağını çekiştirdi, "O parmaklar olmadık noktalarda gezerse olacağı buydu." Diye karşılık verdi. Ters ters baktım. Çok kötü yakalanmıştım. "Ne bakıyorsun öyle, sana niye yüzümü seviyorsun diye sormayacağım, yakışıklıyım yavrum ben dokunmak hakkın sebep sunmana gerek bile yok ki." Ukala ukala bilmiş bilmiş konuşmasına karşın öylece baktım. Sırıtmaya başladı, "Sen gelip kucağıma otursan bedenimi sorgusuz sualsiz kullansan sana asla dur demem!" Diyerek hırladı hayvan gibi yüzüme. Çenesini tutarak ittirdiğimde gülmeye başladı. İster istemez gülümsedim bende. Bana doğru eğilip elini karnıma koyduğunda irkildim bir anda, "Korkma bebeğim, kemerini açacağım inene kadar böyle duramazsın." Diyerek kemeri çözmeye başladı. "Rahatsız etmiyordu ki hiç." Dedim kısıkça. Parmakları kot pantolonumun kemerine değiyordu ve nefesimi tutmuş onun burnumun dibindeki saçlarına bakıyordum. Çok güzel kokuyorlardı ama korkudan nefes alamıyordum, bir kemer bu kadar zor açılmamalıydı. Elinin tersi karnımı okşuyordu resmen ben o bana değmesin diye karnımı içime çekerken onun elinin tersi karnıma değiyordu biraz aşağı kaysa eli kazaya kurban gidecektik. "Nefes al, korkma sana dokunmaya meraklı değilim... Dememi bekliyorsan çok beklersin meraklıyım amına koyim!" Dediğinde omzuna vurup ittirdim sinirle. Gülerek geri çekildiğinde kemeri açmıştı, aslında zaten açmıştı ama bilerek oyalanıyordu pislik, sırıtmasından belliydi. "Pisliksin," diye söylendim. "Hoşuna gitmediğini söyleyemezsin." "Söylemiyorum zaten." Duraksadı cevabımla. "Senin şu sözlerin sonunda bayıltmazsa iyidir beni! Hayır korkuyorum kafana bir şey mi düştü diye." Göz devirmemek için zor durdum. Garip ama hiç susmadan konuşa konuşa zaman nasıl geçti anlayamadık bir baktık uçak inişe geçiyor ve şimdi ise bizi alan lüks araçla otele doğru gidiyorduk. Fazlasıyla büyük ihtişamlı bir otel karşılamıştı bizi, gittiğimizde önce yemek yemiştik odamıza çıktığımızda elimi tutmuş beni yönlendiren oydu, uykum çok geliyordu ve bir an önce uyumak istiyordum. Kartı kapıya okuttuğunda odaya girdik. Keşke girmeseydik uykulu gözlerim açıldı bir anda. "Ben süit oda istemiştim bunlar balayı odası ayarlamışlar." Boran'ı duymadım bile ilerleyip odayı gezmeye başladım, Allah'ım yatağın üstünde iki kuğu vardı havludan ve yatak kırmızı güllerle donatılmıştı gül yapraklarına dokunduğumda yüzüm düştü canlı çiçek kullanmışlardı. Odanın her tarafına yerlere bile dökmüşlerdi, banyoya geçtiğimde su dolu bir jakuziyle karşılaşırken hem utanç hem sinirle dolmuştum. Boran hem arkamdan gelip hem tarafa bakmıştı o da, "Bu kadar çiçeğe yazık değil mi bir de her yere dökmüşler, bu kadar hazırlığa ne gerek vardı ki," omuzlarımdan kavrayıp kendine çekti sarıldı sıkıca. "Karışıklık olmuştur, canlı çiçekleri bu kadar severken sen böyle bir şey yapar mıyım ben." "O kadar emek var birde." "O zaman emeklerini boşa çıkarmayalım mı demek istiyorsun?" Dediğinde sırtına cimcik attım anında tepki verdi. "Yapma kızım acımıyor musun hiç?" Başımı göğsünden kaldırıp, "Dalga geçme sende ara gelip temizlesinler ne saçma şeyler bunlar." Geri çekildiğinde, "Neyse en azından neyi sevip sevmediğini anladık ona göre hareket ederiz." Demişti. Temizlikçiler gelip dakikalar içinde odayı temizlerken ben koltukta uyuya kaldığımı hatırlıyordum en son. Gözlerime vuran güneş ışığıyla uyandığımda yatakta gerinmeye çalıştım ama ensemde hissettiğim nefeslerle duruldum. Üstümüzdeki örtüyü yavaşça aşağı çektim, kazağımı çıkarmıştı neyseki siyah dantelli atletim vardı, kot pantolonum ile duruyordum ve o arkamdan sıkıca bana sarılmış vaziyette uyuyordu. Üstümü hava soğuk olduğundan ve çıkaramayacağından değiştirmemiş olabilirdi. Sorun değildi rahatsız olmamış deliksiz uyumuştum. Kolları arasında döndüğümde uyanmaya başladı o da, İstanbul'da ki ilk günümüzdü, acaba o hemen işe mi gidecekti? O halde bende oteli gezerdim, fazla büyük bir yerdi neticede. "Günaydın güzel karım," diyerek gözlerini kırpıştırdı Boran. Sabahın köründe bu halde pekte güzel olduğumu düşünmüyordum açıkçası. "Günaydın." Kıpırdandı, üst gövdesi çıplaktı yine, "Üzerini değiştirmek isterdim ama askılı bir tane bile geceliğin yoktu pantolonlu takımlarını kazasız bir halde giydiremezdim," dedi, boynumu öptü önce, bu ufak bir sabah öpücüğü diye nitelendirilebilirdi ama o devam etti boynumu ufak ufak sesli bir şekilde öpmeye. Sakalları huylandırdı. "Mis gibi kokuyorsun," dedi boğuk bir tınıda. Dizini bacaklarımın arasına koyup üzerime çıktı yavaşça. Öpücükleri çeneme taşındı. "Doğrusu dün sana dokunmamak için elimden geleni yaptım, gittikçe direncimin düştüğünü hissediyorum sana karşı." Dudaklarımın üstüne fısıldarken yavaşça sürttü dudaklarını. Eli bacağımı okşamaya başladı, karnım kasıldı atletimin askılarından tutup çekiştirdim göğüslerimin dolgunluklarını kapatmak için. Yavaşça öptü dudaklarımı, "sabah sabah hiç iyi bir durumda değilim, bir oteldeyiz ve sen benim kollarımdasın, bir daha yanımda uyuyakalmamaya dikkat et yoksa bu sefer acımam sana, soyar öyle sokarım yatağa!" Dudaklarımı yaladım hızla bunu yaptığım an dilim dudaklarına değdi ve o anında dilini ağzıma itip dilime dolamıştı. "Boran!" Diye inledim sızlanarak ağzınının üstüne. Bacağımı sıktı kotumun üstünden baldırlarıma kayarak kavradı ve kendine doğru kaldırdı. Kıvrandım altında, dudaklarımı ondan kaçırayım derken karşılık vermekten geri duramıyordum dilini tekrar ağzıma itip ıslak bir sesle içine çeker gibi öptüğünde beni, gözlerimi baygınca kapattım. Parmaklarını parmaklarıma geçirerek başımın iki yanına yatağa yasladı yavaşça, kararmış hareleri buz mavisi gözlerimin içine baktı sonra bir anda kendini bana bastırdığında rahatça hissettiğim o şey nefesimi kesti sanki. Başımı geriye doğru attım dudaklarından kurtularak, o anda kendini bana daha da bastırdığında nefesi boynuma dağıldı. "Ben böyle işi sikeyim!" Diye bağırarak acıyla kalktı bir anda üstümden ve ne olduğunu kavrayamadan banyoya attı kendini kapıyı çarparak. Anında örtüyü üstüme çektim, dudaklarımın ıslanmış çevresini sildim elimin tersiyle. İçim kaynıyordu bedenim karıncalanıyordu hele de karnım ve aşağısı. Bunu ilk kez yapmıştı ilk kez bile bile kendini bana bastırmıştı. Yanaklarım boynum her yerim zonkladı, kıpkırmızı oldum. Nasıl bakacaktım yüzüne şimdi. Su sesi gelmeye başladı, duş alacağını anladım bu daha da utanca boğdu beni. Yataktan kalktım biraz dolaşmam lazımdı kendime gelmem için, saçımı başımı düzelttim üstün körü, duş alamadan giyinmekte istemiyordum. Bir salon vardı, karşısında devasa televizyonu olan bir yatak odası vardı ki orada yatmıştık zaten boydan boya camlardan oluşuyordu oda, l koltuk cama yakın bir şekilde dururken yatağın karşısında da televizyon vardı, fazla modern ve şık bir odaydı dolplara yöneldim, valizi çekip yatağa koydum ve eşyaları çıkarıp dizmeye başladım yaklaşık yirmi dakika sonra her şeyi halletmişken su sesi daha yeni kesilmişti. Ellerim titremeye başladı o anları unutmak istiyordum onu da ama çok zordu. Banyonun kapısı açıldı ve siyah bir bornozla çıktı içeriden. Göz göze geldik anında. Bakışları üstüme kayınca sabır çekti. Saçlarını kurutmaya başladı ufak havluyla. "Kıyafetlerin dolapta," dedim düz tutmaya çalıştığım bir sesle, kendim için hazırladığım kıyafetleri kucağıma alıp yanından geçecekken kolumu tutarak engel oldu, yüzüne bakamadım. "Dışarı çıkacağız ona göre hazırlan istersen." Dedi gergin bir sesle. Başımı hızla sallayıp yanından uzaklaşıp banyoya girdim nefes nefese. "Allah'ım yardım et," diye yakındım. Jakuziyle göz göze gelsemde duşakabine yöneldim, kısa süre sonra yıkanıp çıkmıştım, dişlerimi bol bol fırçalayıp yıkadıktan sonra başımdaki havluyu çözmeden giyinmiştim üstümü. Krem rengi balon kola benzer salaş bir kazak giydim, siyah kot bir kısa etek giyerek kazağı içine soktum ve belden çıkarıp dökümlü durmasını sağlarken dizlerimin dört parmak üstünde biten yüksek topuklu botlarımı giyerek fermuarlarını çektim.  Başımda havluyla içeri girdiğimde Boran camların önünde sırtı dönük şekilde telefonla konuşuyordu, gelişimle bana döndü, elimdeki tarağı sıktım. Siyah bir kot pantolon lacivert bir kazak giymişti ve kazak bedenine yapışmış gövdesini kusursuz gösteriyordu, sportif takılacaktı belliki, saçlarını eliyle bir kenara atarken alnına dökülmüştü bir kaç tutamı, kol saati parmaklarındaki gümüş yüzükler parlıyordu üstünde. "Allah'ım sen sabır ver yarabbim." Dedi telefonunu kapatırken. Bacaklarımda oyalanan eteğe takılan bakışları her defasında çektiği sabırla dudaklarımı ısırdım. "Hey yavrum hey, benim karımda bir bacak var ki ne bacak, her Allah desin yeter sütun gibi Maşallah!" Dedi üzerime adımlarken çekinmeden süze süze. Eteği çekiştirdim bir işe yaramamasına rağmen, "Pislik misin ya sussana! Bakma ayrıca bacaklarıma, yüzüme bak!" Dedim sinirle. Ellerini ceplerine koyarak itinayla eteğin kapatmadığı kısma baktı bacaklarıma. "Yok Allah'ıma sen bu kadar güzel bacakları madem ki sunmuşsun kocana e bende her baktığımda bir Maşallah çekeceğim!" Dedi kesinkes bir şekilde. "Her defasında bir nazar duası okuyorduk birde zikreder gibi Maşallah çekeriz çok mu karımıza." Ağzım açık kaldı tepkisine. Bilerek yapıyordu. Hem hoşuma gitmiş hem sinirlerimi bozmuştu ama boşverdim bakmak istiyorsa bakabilirdi istediği kadar. Başımdaki havluyu çekip çıkardı nemli saçlarım omuzlarımdan aşağı döküldü, iri parmaklarını kollarıma koyup bana yaklaştığında birden bire nazar duası okumaya başladı, afallayarak bakakaldım, cidden hep okuyordu yani öyle mi? Dudakları arasından çıkan her arapça söz kulağımın pasını sildi sanki. Bitirdiğinde ferah ve temiz nefesini üstüme üfledi sonra aynı şeyi iki kere daha tekrarladı. Dudaklarını alnıma bastırıp sarıldı sıkıca, "Sihhatler olsun," diye fısıldadı saçlarımın arasına. "Sağol, seninde olsun." Diyerek hafifçe geri çekildim elimdeki tarağı gözlerinin önüne çıkardım. "Saçlarımı tarar mısın?" Dedim. Bir süre baktı. Cevap bile vermedi kolumu tutarak ilerledi makyaj masasındaki koltuğa oturttu beni, arkama geçti, havluyu sırtıma atıp saçlarımı üstüne çıkardı, sonra ise hiç acıtmadan güzel güzel taradı, her taramasında eliyle sevdi dudaklarıyla öptü güzel sözcüklerinden bahsetmiyordum bile. Sabahki olanlardan konu açmaması iyi olmuştu ikimizde farkında olsakta konuşmamak daha iyiydi neticede. Son kez baştan aşağı taradı, "Oldu işte güzel bebeğim." Dudaklarını saçlarımın tepesine bastırdı. "Biraz bekle kurutup geliyorum saçlarımı," dediğimde geri çekildi arkamdan yavaşça. Banyoya girip saçlarımı çok kısa kurutmaya başladım, elektriklenmesin diye kremle hafif hafif masaj yaparak sırtıma bıraktım. Kahküllerimi parmaklarımla düzelttim alnıma dökerken. Sonunda hazır bir şekilde çıkmıştım Boran'ın karşısına. Dizlerine kadar gelen siyah kaşe kabanını giymişti, bende beyaz montumu giydim o hazırlanırken, "ne yapacağız dışarı çıkınca otelde kahvaltı yapmayacak mıyız, hem senin işin yok muydu?" Diye sordum, çantamı omzuma takarak. Siyah şapkasını taktı ve gözlüklerini takınca her ne kadar süzmemeye çalışsamda dikkatimi dağıtmasına izin vermek istemesemde bir noktada aurasına yakalanıyordum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE