Altında kıpırdanarak biraz aşağı kaydığımda başı göğsümden omuz boşluğuma doğru kaydı, onun altına daha da girerken buldum kendimi. Çıplak vücuduyla bir bütün oldum, ellerimi sırtına koyarak onu sarsmadan itmeye çalıştım, ve sonunda alt bölgemi ondan kurtarırken başı tek boynum ve yastığa dayalı kaldı o kadar. Ondan da bir şey olmazdı.
Battaniyeyi ikimizinde üstüne cekip onun omuzlarına kadar örttüğümde kıpırdandı ve gözlerini araladı mahmur bir ifadeyle. "Uyuyamı kaldım?" Diye sordu gözlerini iyice kısıp çatık kaşlarını daha da derinleştirdi. "Evet ama sorun değildi yatıyordun."
Elini omzuma atıp okşadı çıplak tenimi, yaklaştı sonra yan yatmış pozisyonda karşı karşıyaydık. Eli saçlarıma kayarken güçlü iri ve kaslı kolları arasında ufaldım sanki, dudaklarını çıplak omzuma bastırdı ve yüzüme eğildi. "Seni farkında olmadan ezmek çok büyük sorun olurdu, lazımsın sen bana." diye konuştu uykudan sebep boğuk bir sesle. Gözleri sıcak bir ifadeyle bana karşılık verdi.

Sonrasında kolunu belime sardığı gibi kendine yapıştırdı, yüzünü boynuma gömüp bir bacağını bacaklarıma atıp arasına aldığında öylece kaldım. Sanırım böylesi daha iyiydi. Yorgunca bedenimi ona bırakıp, ellerimi aramıza, göğsüne koydum. Saçlarıma yüzüme bıraktığı öpücüklere aldırış etmeden uyudum.
Sabah uyandığımda yatakta tek başımaydım. Tahmin ettiğim gibi kahvaltı bile etmeden kalkıp gitmişti. Karnım o gün daha çok ağrıdığından sinirlerim daha bir gergin uyanmıştım. Ama gerginliğim yataktaki kutuyu görene kadar sürmüştü. Kırmızı ince orta boyda bir kutuyken kutuyu hemen kucağıma çekmiştim.
Kutunun üstünde bir not vardı elbette.
Öncelikle günaydınlar benim karıma. Yaptıklarının karşılığını nasıl veririm bilmiyorum ama ufacıkta olsa güzel gülümsemeni görmek için her şeyi yaparım. Kutunun içinde ki senindir aç ve bak sevgilim...
Sevgilim mi? Kalbimin hızı yine seyir değiştir mişti. Kutuyu sabırsızca açtım, içindeki elbiseyi askılarından tutarak havaya kaldırdım. Bu en sevdiğim tek markanın son çıkan parçalarındandı! Şarap rengi mini bir elbiseydi hem göğüs dekoltesi hem sırt dekoltesi vardı, dökümlü bir gece elbisesiydi. Bunu nasıl alabilmişti ki giymeme asla izin vermezdi kaldı ki bu kadar açık modeli ben bile zor giyerdim.
Kutunun altından bir not daha çıkmıştı.
İstanbul'da görüp beğendiğim ve içinde seni hayal ettiğim bir elbiseydi, almak zorundaydım elbet bir gün sadece benim için giyersin :) umarım aksini düşünmemişsindir bebeğim... Güle güle giyin, çünkü ben severek çıkaracağım.
Ateş basmıştı yine, tamda düşündüğüm gibi kendine giyinmem için almıştı ve çok güzeldi. Giyinecektim elbette ama ne zaman giyerdim orası muammaydı...
🗝️🔗🗝️
Çok kritik bir çizgi atmaya çalıştım şövaleme astığım kağıdıma. Çizimim körelmesin diye zorlu çizimler yapmaya çalışıyordum ama ne kadar oluyorsa.
Şu son üç gün hem hızlı hem dolu dolu geçmişti, Hevdem ve abimle görüşmüş konuşmuştum mesela. Abim ne kadar üzgün olduğundan dem vurup özür dilesede ona kızdığım yoktu zaten kendince beni korumaya çalışmıştı, beni ondan uzak durmam konusunda uyardığında onu dinlediğim için aferin diyordum kendime şu an, zaten bir araya gelmemize pek izin vermiyordu ama yinede ona rağmen telefondanda olsa o pislikle irtibatta olduğum için kötü hissediyordum kendimi orası ayrıydı.
Babaannem ve babam art arda her gün arıyorlardı, engellemek istiyordum ama aramalarını görmekte hoşuma gidiyordu. Babam tam iyileşememişken konağa annesiyle geldiğinde mecburen bizimkiler almıştı içeri ama ben bir söz vermiştim onlarla konuşmayacak bir araya gelmemek için elimden geleni yapacaktım. Yapmıştım da odamdan rahatsızım diyerek çıkmamıştım, zaten herkes onlarla aramın iyi olmadığını bildiğinden seste çıkarmamışlardı, babaannem odama çıkmak istediğinde ise Boran engel olmuştu onlara şunları diyerek; "Karım zaten rahatsız birde sizin yüzünüzden nefesinin bile teklemesine izin veremem, varın gidin yolunuza."
Babaannem ve babam omuzları en dibe çökmüş hâlde gitmişlerdi. Annem ise gelmeyi bırakın aramamıştı bile.
Babaannem kendine ve aşiretine yaraşır bir hanımağa adayı arar dururdu artık. Neticede abim evleniyordu.
Duyduğumda şoklara girsemde sevinmiştim, onu seven birinin hayatına girecek olması çok güzeldi, İnşallah ömrünü adayabileceği birini bulur sever ve en az kendisi kadar da sevilirdi o sevilmeyi fazlasıyla hakediyordu. Bu dünyada gördüğüm en mert sayılı insanlardandı o, en iyisini de hakediyordu.
Yapmaya çalıştığım resme biraz daha odaklandım. Son üç gündür kahvaltıdan sonra Renas ve Zara'yı okula gönderip konağı toparladıktan sonra kendimi odama atıyordum ve çalışıyordum haliyle.
Son zamanlarda olan bir diğer şeyse Mara olayıydı. Lalezar anne konak boşaldığında gündüz vakti onu odaya çekmiş ve konuşmuştu ne konuşmuşlardı bilmiyordum ama Mara bana daha bir düşmanca bakıyordu, sanki hiç yokmuşcasına, gözleri hep ağlamaktan sebep kırmızıyken yemeklere de inmiyor insanları endişelendiriyordu, en çok Boran'ı. Ama yinede Lalezar anne çok güzel onu geçiştirip kapatıyordu konuyu ve Mara'yı da kimse görmüyordu. Böyle devam ederse yaptıklarının ortaya çıkması geç olmazdı, ben sadece bir hata yapmasını istemiyordum o kadar çünkü Boran şu saatten sonra kimsenin ne günahını ne de sorumluluğunu dertlerini çekemezdi.
Diljen gelip sipariş ettiğim Çamaşır makinesinin geldiğini haber ettiğinde çıkmıştım resim odamdan. Artık kimseye güvenemediğimden kendi çamaşırımıda kendim yıkayacaktım doğru olan şekilde. Makineyi odamdaki banyoya lavabo ile çapraz kalacak şekilde yerleştirmiştim. Zaten banyo büyüktü yeterince o yüzden yer falan kaplamamış aksine tam olmuştu yerine. Siyah mat renk bir makine almıştım. Çalışanlar makineyi kurup gittikten sonra toparladım banyoyu.
Hava iyiden iyiye soğumuştu ama oda havalansın diye balkon kapısını sonuna kadar açmıştım, perdeyide hava girsin diye tamamen çektiğim sıra odanın kapısı açıldı ve kapandı, döndüğüm sıra gördüğüm kişiyle duraksadım.
Bu saatte Boran'ın konakta ne işi vardı?
"Yavrum," dedi beni süzerek, üzerime geldi ve anında kolunu belime sararak kendine çekti. Dudaklarını yüzümün yanına bastırdı güçlüce. Son günlerde bu konuda fazla özgürleşmişti daha fazla öpüyor daha fazla sarıp sarmalıyordu. "Özledim seni."
Kollarına tutundum siyah kaşe kabanının üstünden, soğuk hava hakimdi üstünde. "Ayrılalı üç saat olmadı bile?"
"Hadi ya hiç fark etmemişim," dedi alayla yan bir bakış atarak. Başını uzaklaştırdı benden. "Bir iki kağıt vardı almam gereken onun için geldim, şimdi şirkete geçeceğim yine." Derken gösterdiği şeffaf dosyadaki kağıta baktım, elinde olduğunu şimdi farkediyordum.
"Boya olmuş yine ellerin," dedi elimi tutup parmaklarıma öpücük bıraktı.
Dudaklarımı ıslattım hızla, "biraz resim yapmaya çalıştım da, makine gelince aceleyle çıktım temizleyemedim bile." Diye açıkladım.
"Makine mi?" Doğruya onun haberi bile yoktu.
Elini tutup banyoya çekiştirdiğimde bana uydu. Makineyi görünce önce bir aydınlandı tabi, bende niye aldığımı anlatınca anlamış hayırlı olsun demişti birde.
"Güzel bir şeye benziyor, ne kadara aldın?" Diye sordu odaya girdiğimizde. Sorusuyla şaşırdım kısa bir an, telefonundan bir şeye bakıyordu şimdi.
"Yirmi bindi fiyatı, ömürlük işte hem kalitelide."
Tek kaşı telefona bakarken kalktı, fiyatı biraz fazlaydı bence vergiler sağ olsun tabii, ama makineninde gideri vardı yinede alamayanlara üzülsemde Allah olmayana versin diyordum.
Boran'a bakarken elindeki kağıt dosyayısını sıkıca tuttuğunu buruşturduğunu farkettim, ters giden bir şeyler vardı, bu telefona baktığı katılaşan suratından bile belliydi. Sonra o bakışları bir anda bana kalktı, irkildim içten içe.
"Neyle aldın o makineyi?" Diye sordu soğuk bir tavırla.
"Kartla alişveriş yaptım, o kadar nakit yoktu elimde doğal olarak." Dedim gayet normal şekilde. Güldü alayla. "Hangi kartla aldın peki Gece?" O böyle katı bir suratla önümde durup konuşurken kendimi kotü hissediyordum.
"Kendi kartımla aldım, sorun ne anlamıyorum?" Dediğimde güldü bu defa sinirle.
"Gece!" Dedi bastırmaya çalıştığı öfkesiyle. "Neden yapıyorsun bunu! Sen benim karımsın karım, farkında mısın bunun!" Tahammülsüzce sıktı burun kemerini elinde telefonunu tutuyorken hâlâ. "Senin için kredi kartı bırakmıştım buraya, nerede o Gece?" Diye sorunca birden soğuk bir tavırla duraksadım. Beynim durdu sanki.
Bana kredi kartı bıraktığını hatırladım hatta komodinin üstüne bırakmıştı, peki ben ne yapmıştım ona? Hah! Alıp çekmeceye atmıştım o ara sinirle. O bana manidar bir ifadeyle bakarken yanından geçerek kendi tarafımdaki komodinin alt çekmecesini açtım. Hemen arkama geçip bakmaya başladı çekmeceye. Bir iki eşyayı çektiğimde siyah kartı ve nakit parayla çıkmıştı karşımıza. Elini önümden çekmeceye uzatıp paraları ve kartı aldı eline.
Ben unutmuştum bunları.
Doğrulduğumda karşı karşıya geldik, öfkeliydi hemde çok.
"Hadi resim odanı kendi emeğin kendi paranla yapmak istemişsindir diye sustum bir şey demedim ama odamıza aldığın bir makinede bir parça eşya bile olsa farketmez yahu en azından onda sana verdiğim parayı harcasaydın! Nakit paraya bile dokunmamışsın nasıl verdiysem öyle buldum resmen!" Parasını harcamamamı böyle sorun etmesini beklemediğimden şok geçiriyordum.
"Param var benim çünkü." Diyebildim sadece ve bu onu daha da kızdırdı.
"Senin her seyinle ilgilenmek benim sorumluluğumda tek bir çöpünü bile benim karşılamam gerekirken sen tek kuruşumu bile harcamadın! Ne sikime çalışıyorum o zaman ben!"
"Bağırma!" Diye uyardım dayanamayarak.
"Bağırmıyorum!" Diyerek üste çıkmaya çalıştı.
"Bundan sonra tek kuruş harcamayacaksın kendinden!"
"Buna bu kadar öfkelenecek ne var anlamıyorum," diyerek girdim lafa. Keskin bakışları irileşti, "ilk zamanlar sana öfkeliydim ve o durumdayken bir kuruşunu bile asla harcamayacağımı bilmen gerekirdi, aldım çekmeceye attım sonrada unuttum. Şimdi ise param vardı ve harcadım parana ihtiyacım yok ki?"
"Hâlâ paran diyor!" Diye bağırdı dayanamayarak. "Benim değil bizim bizim! Kendinden tek kuruş harcamayacaksın artık, kocanım ben senin kocan anla şunu artık." Kartla paraları yatağa atıp dayanamıyormuş gibi atmıştı kendini odadan. Arkasından öylece bakakalmıştım.
Yatağa attığı kart ve paralara ters ters baktım, kolay mıydı öyle onun parasını harcamak, kocanım anla diyordu birde sanki bilmiyorum.
Saçlarımı dağıttım oflayarak. Hiç yoktan nereden çıkmıştı bu olay şimdi.
Paraları ve kartı alıp cüzdanıma koydum yine unutmamak için, parasının harcanmamasına öfkelenen başka kim vardı acaba hayatta?!
Telefonumun bildirimin sesi gelince ekranı açıp baktım, hesabınıza para geldi kaşlarımı çattım kim bana para atacaktı ki abim düzenli olarak her ay yatırıp dursa da daha bir kaç gün önce atmıştı zaten. Hesaba girip baktığımda gözlerim irileşti Boran Asparşah'tan İki Yüz Bin TL gelmişti. Manyak mıydı bu adam, nasıl böyle bir şey yapardı. Hah! Açıklama kısmına bak birde.
Gelinim olduğundan beri tüm harcamaların geri ödendi, bundan sonra sadece benim paramı kullanacaksın! Kocanım ben senin!
"Ben sanki başka bir şeyimsin diyordum manyağa bak!" İki Yüz Bin ne ayrıca ben o kadar harcamamıştım ki, bu adamla nasıl baş edecektim ben şimdi, çözemiyordum bile.
Sinirliydide bana, öylede gitmişti.
Saate baktım henüz öğlene vardı iki saatten fazla. En iyisi kalkıp onun yanına gitmekti sen kimsin hayırdır falan diyecektim, kendi paramı harcarım harcamam kendine gel diyecektim Boran Ağa! Evet Boran Ağa diyecektim.
"Öyle diyeyimde tüm şarterlerin atık gez şirkette." Diye mırıldandım.
🗝️🔗🗝️
Asansör yükseldikçe sıcak bastı bana, aynadan üstüme göz attım ve düzelttim, asansördeki iki adamın bakışları tuhafça bana kaydığında umursamadım. Beni tanıyor olduklarını düşünmüyordum, elimde tatlı poşetine dikkat ederek eteğimin belini düzelttim ve üstümdeki gömlek süveter ikilisine göz attım iyiydim ya sorun yoktu.
Diz üstü bol siyah kısa bir etek giymiştim, altına siyah ince görünümlü kalın çoraplarımı çekip çıplaklığımı örtmüştüm soğuk havada, üstümede beyaz gömlek siyah süveter ikilisini giymiş eteğin üstüne çekmiştim uzun olduklarından eteğim az görünüyordu. Siyah sivri burunlu kısa botlarımı giymiş bileklerimde biten beyaz yün kabanımı giymiştim, soğuğa gelemiyordum napayım azda olsa hemen sarıyordum kendimi.
Saçlarımıda dalga dalga yapmış kahküllerimi kıvırıp kıvırıp dökmüştüm alnıma, günlük sade bir makyajla tam olmuştum.
Asansör ineceğim katta durduğunda iki adamın geçmem için nazikçe yön vermelerine uyup asansörden rahat bir nefesle çıktım. Koridora adım atmam asansörden çıkmamla bir ordu takım elbiseli adam ile karşı karşıya kalmıştım şaşkınca.
Sertçe yutkundum.
En önde Boran ve Bahoz durup onlara önderlik ederken onların karşısına direkt çıkmıştım öylece. Hepsinin adımları durdu, Boran'ın kocaman açılan Kehribar bakışları gerçekliğime inanamazca üstümde gezinirken ardımdan çıkan iki adama kaydı, onlarda mı bu katta iniyordu, vay canına. Ben niye gelmiştim neler oluyordu.
Kimse adım atmayıp tek kelime edemeyince, Boran hâlâ afallamış halinden sıyrılamamışken;
"Gece, hoşgeldin. Keşke haber etseydin karşılardık." Diyen Bahoz oldu, Boran'a kaçamak bir bakış atarak bana adımladı, "helal olsun sana Gece, arkana bile bakma dümdüz devam et Boran'ın odasına git. Bu yamyam gavurların ölmesini istemiyorsan uza Gece!" Bahoz'un dedikleriyle art arda yutkunurken Boran'ın kitlenmiş bakışlarını sırtımda hissederek hızla onun odasına ilerledim. Masasında oturan Sevgi adımlarımı duyup başını kaldırıp beni görürken şaşırsa da ilgilenmeden odaya girip kapıyı pat diye kapattım.
Elimdeki çantamı ve tatlı poşetini koltuğa bırakıp camın önüne gittim nefeslenmek için. Bendeki şansa tüküreyim zaten, kim bilir ne üzerinde çalışıyorlarken baltalamıştım dahası Boran'nın öfkesini de görmüştüm. Memnun olmamıştı hiç.
Kapı düşündüğümden yavaş açıldığında bende kabanımı koltuğa bırakıyordum. Boran kapıyı oldukça dikkatli bir şekilde kapatıp bana döndüğünde gülümsemeye çalıştım. "Niye haber vermedin geleceğine?" Diye sordu düz bir şekilde.
Hevesim kırılsada, "Öylesine," dedim sonra ise omuzlarımı dikleştirerek. "Buraya istediğim zaman gelip resim yapabileceğimi söylemiştin bende geldim!"
Ellerini kumaş pantolonun cebine yerleştirdiğinde üst gövdesi gerilip daha belirgin şekilde ortaya çıktı, beyaz gömlek ve üstüne takımı olan siyah yeleğini giymiş tam dört düğme açık bırakmıştı. Kara saçlarından bir kaç tutam alnına dökülmüştü.
Üşümüyordu galiba adam, gerçi şirket sıcaktı ama.
"Gelmende sıkıntı yok zaten, sorun o kadar piçin karşısına bu etekle çıkmandı, bu ne amına koyim bacakların olduğu gibi ortada!" Diye yükseldi bir anda.
"Güzel ki çıkarıyorum ortaya sanane!" Diye karşılık verdim geri kalmayarak. Hızla üstüme geldiğinde çok geç olduğunu farkettim geri gitmek için. Burun buruna geldik üstten bakarak bana başını iyice eğdi, sert çehresi kızgın sarı gözlerini daha da ortaya çıkarmıştı.
"Ne demek sanane ulan delirtme beni! Sabrımı bugün fazlasıyla zorluyorsun Gece'm... Yapma! Ara evi bir şeyler getirsinler giy hemen, katil etme beni, yorma yavrum olur mu?" Gözleri aşağıya kaymamak için direniyordu, bacaklarıma bakmamak için zor tutuyordu kendini ama boştu bu yaptığı abartıyordu bir kere.
"Aramıyorum evi falan!" Diye diklendim burnumu dikercesine havaya.
Elleri iki yanında yumruk oldu, "yapma Gece'm." Dedi bastırarak.
"Ben bir şey yapmıyorum farzetki tayt var altımda, çıplak bile değil üstelik nerem açıkta benim ayrıca." Anlayış göstermesini istedim ama bu bir hataydı en başında.
Eteğimin ucunu tuttu bir anda, avucuna aldı kumaşı, "Bak görüyor musun o kadar kısa ki eğilmeme gerek kalmadan aldım elime eteğini! Ulan zaten bunu sizi kandırmak için tasarlıyorlar sizde onlara para kazandırıyorsunuz!"
Eline vurarak eteğimi çektim elinden, hayretle baktı yüzüme, "Bak Boran Ağa ben böyle seviyorum böylede giyinirim! Değiştirmeye kalkma beni boşuna birbirimizi kırmayalım, ben vazgeçmem sende zorlama alış!" Gözleri fıldır fıldır dolaştı gözlerimde. "Öyle mi Gece hanım?" Dedi imayla soğuk bir tavırla.
"Öyle!" Dedim kesinkes bir şekilde.
"Tamam, napıyorsan yap istediğini giyin." Diyerek geri adımladı koca bedeni. "Ben toplantıda olacağım." Diyerek gitmek için arkasını sertçe döndüğünde adını seslenerek durdurdum.
Durdu ama dönmedi.
"Renas'ın veli toplantısına gidiyoruz değil mi?" Diye sorduğumda başını biraz çevirerek salladı aşağı yukarı.
"Toplantım bitsin gelince gideriz." Bu son konuşması oldu hemen ardından kapıyı çarpmadan ancak sert bir şekilde kapatıp gitmişti.
Ben ne diye gelmiştim neler olmuştu şaka gibi ama gerçekti resmen. Elbiselerime hep bir laf buluyordu bir kere dediğini yapsam ucunu kaçıracağımı biliyordum, üstelik cidden göze batacak şekilde giyinmiyordum. Aslında tüm sorun giydiğim her şeyin üzerime tam oturması güzel olmasıydı bence, çünkü onun dikkatini fazlasıyla çekince başkalarınada aynısı olur sanıyordu ve öfkeleniyordu. Buranın geleneklerine göre bile zaten fazla açık bir insan değildim tamam kapalı değildim ama çıplak derecede bir açıklığımda yoktu, olsada sadece beni ilgilendiriyordu bu.
Kendimi nasıl iyi hissediyorsam öyle giyinecektim elbette.
Sesli bir soluk verip koltuktaki tatlıyı alıp açtım, şerbeti dökülsün istemiyordum, baklava getirmiştim elbette. Bir dilim ağzıma atıp camın önünde hazırda duran resim tahtama ilerledim, saçlarımı kalemin biriyle tutturmuştum toplayarak, kısa sürede çekmecede ve kendi getirdiğim boyalarımı palete dökmüş çektiğim bir sandalyeye yayılmışken hem çiziyor hem kahvemi yudumluyordum. Geri çekilip resme göz attım, iyiydim ama zorlanıyordum daha iyi olmam gerekiyordu ve bunun için eğitim almalıydım.
Boran ile konuşmalıydım bu konuyu da, bir acemi sayılmasamda yeteneğimle beraber iyi bir ressam adayıydım dahası farklı bir isimle tanınan resimlerimin toplu sergilerde hep öne çıkıp en büyük hasılatla satılan bir öğrenciydim. Çok daha iyi olmalıydım...
🗝️🔗
Bir buçuk saatin ardından Bahoz ile toplantıdan çıkan Boran gömleğinin yakasını çekiştirdi sıkıntıyla.
"Sen nereye Bahoz?" Dedi Boran Bahoz'a odası tam tersi koridordayken onunla aynı yolda ilerlemesi kaşlarını çatmasına neden oldu.
"Senin odaya tabiki, Gece oradaysa konuşuruz diye-"
"Konuşma kardeşim hiçbir şey zaten doluyum birde sen sıkma canımı!" Diye sert bir dille terslediğinde, Bahoz sabırla yumdu gözlerini. Toplantıya girdikleri heriflerden biri zaten deli fişek gibi gezen Boran Ağa'ya koridordaki kızı sormuştu.
O kız karısı oluyordu elbette.
Boran adama öyle bir kilitlenmişti ki Bahoz telaşla anında, karısı diyivermişti. Adamın rengi atarken Boran hayırdır demişti, ama tabi adam anında geri vites yapar gibi öylesine sorduğunu falan gevelemişti ya da cidden adam sadece merakından sormuştu.
"Boran Gece benim bacım sayılır saçma sapan konuşma istersen kardeşim!" Bahoz cidden alınmıştı ama Boran dinlemedi bile onu.
"Müsait değil kardeşim başka zaman konuşuruz birlikte!" Diyerek hızlı adımlarla Bahoz'u gerisinde bırakmıştı.
Kapıyı yavaşça araladığında gördüğü sahne yüreğine oturdu ruhunu kıvrandırdı ateşle. Gece geldiğini duymamış önündeki resme odaklı duruyor ve çok ince çizgiler atmaya çalışıyordu resimine. O karamel saçları kalemle tuttursada dağınıkça dökülmüştü yüzüne, kahküllerine zaten bayılıyordu. Sessizce iç çekti odadan çıktı dikkatle ve kapıyı kapattı.

"Bir sorun mu var Boran bey?" Diye sordu Sevgi, Boran olumsuzca başını sallarken lavaboya yöneldi. Elini yüzünü yıkayıp rahatlamak istedi gereğinden fazla tartışmışlardı bugün.
Ellerini yüzünü ensesini ıslattı ovdu sertçe ensesini.
Aynadan kendine baktı, sabahki kart olayında kendisi haklıydı tamam ama kıyafet konusunda kız haklıydı üstüne çok gittiğininde farkına varmıştı. Gençti güzeldi ilik gibi hatundu elbette deli dolu davranacaktı.
İstediği gibi giyinmekte hakkıydı. Allah var öyle çok açık giyinmiyordu ama ne giyse ayrı bir hava katıyordu ona. Hele bugün giydikleri eteğin kısalığı neydi öyle, birde güzelki çıkarıyorum demiyor muydu?!..
Sakallarını sıvazladı, yüzüne baktı, olgun biriydi, kırışıklıkları yok denilecek kadar azdı bir kusur sayılmazdı bu değil mi, üzerine de baktı karnı düzdü ama spora başlamayı düşündü tekrar, gencecik kızın yanında babası gibi duramazdı yakışmalıydı yanına. Sevdirmeliydi kendini.
Elini yüzünü kurulayıp, çıktı lavabodan, gidip aralarını düzeltmesi gerekiyordu yeniden uzaklaşamazlardı.
"Yeter oğlum bir gören olacak yok kız işte ortada." Diyen çocukla Boran kaşlarını çatarak durdu. Koridoru dönmeden duvara yaslandı yavaşça bu puştlar Gece'den hemen sonra asansörden çıkan diğer iki erkekti. Yaşları yirmi üç var ya da yoktu. Stajyer olmalıydılar.
"Bir kes ya, heyecanlandım diyorum lan çok fena bir şeydi bir daha görsem kesin tavlarım en azından adını öğreneyim anladın mı?" Boran'ın alnındaki damarlar atmaya başladı. İnşallah dedi içinden İnşallah Bahsettiği kişi karım değildir dedi içinden.
"Boşa ümitlenme, deminden beri kaç tur attık katta, yok işte inelim aşağı müdür farkederse yanarız!" Dedi mavi tişörtlü gözlüklü geç erkek. Kumral olansa inatla kıvırcık saçlarını karıştırdı, kulaklarında küpe burnunda, dudağında ve kaşında pircengler vardı, farklı bir tarzı vardı.
Boran sıkıntıyla iç çekti iyice paranoyaklaştığını hissetti o an, duvarın dibinden ayrıldı ve ortaya çıktı ince geniş koridorda karşı karşıya geldiler, gençler anında gerilerek dikleştiler. "Hayırdır sizin bu katta ne işiniz var?" Diye sordu sert bir tavırla Boran.
"Biz şimdi iniyorduk aşağı dosya arşiv odası bu katta zannettikte." Boran inanmasada sert bir tavırla, "İşinizin başına dönün." Dedi.
Ardından onların cevabını beklemeden arkasını dönüp odasına yönelmişti ki Gece odadan çıkıp asistanı Sevgin'in masasına yönelmişti elindeki kahve bardağıyla.
"Ya, en iyisi sen mutfağın yerini göster ben gidip kahvemi kendim yapayım senide sürekli yormamış olurum." Diyen karısıyla dudakları kıvrıldı.
Ancak hemen sonra arkasından gelen sesle dudaklarında ki ufak tebessüm kaybolup yerini büyük öfkeye bıraktı.
"Bu benim kız lan! Dedim sana oğlum hislerime güveniyorum tekrar karşılaşacağız diye!"
Birincisi asistanı Sevgi'yi herkes tanırdı şirkette, ikincisi ise kattaki tek yabancı Gece'nin ta kendisiydi. Ve bir diğeri üçüncüsü ise bir sela sesi geliyordu uzaktan...
••••••Bölüm Sonu••••••