Orada durupta onu dikizleyemezdim daha fazla kiminle ne yapıyorsa yapısındı. Karnım da tam anlarında sancılanarak canımı sıkıyordu. Bir kaç dakika sonra Boran Ağa içeri girdiğinde dönüp bakmadım. Televizyonun önünden geçerek yerine yanıma oturduğunda kendine yeni bir çay doldurdu. "Tatlını hiç yememişsin, bu atıştırmalıklarınada dokunmamışsın, yesene." Diyerek mısır kasesini önüme getirdiğinde eliyle, ona bakmadan, "Yemeyeceğim!" Dedim.
Kaseyi yavaşça geri çekerken bitmiş çay bardağımı doldurmak için demliği almıştı ki ona da bakmadan engel oldum. "Doldurma boşuna içmeyeceğim," dedim yavaşça.
"Bir bardak içtin sadece," dedi ne olduğunu anlamayarak. "Canım istemiyor sağ ol."
Tüm hevesim gitmiş tuhaf bir yorgunluk bitkinlik çökmüştü üzerime bir anda. Filmi durdurdum, onun çatık kaşları altında anlamayan bakışlarla bana bakan gözlerine karşılık verdim. "İzlemek istemiyorum, erkenden yatmak istiyorum sen istersen devam et." Dedim ve hemen ardından ayağa kalktım.
"Bir dakika bir dakika." Diyerek bileğimi tuttu. "Noldu sana şimdi niye morelin bozuldu, yüzün düştü?" Dediğinde dudaklarımı ıslattım. "Bir şeyim yok ya, meraklanmana gerek yok sadece öylesine canım uyumak istiyor." desemde yememişti bunu, ben bileğimi çekerken o daha da sıkıp kendine çekti bir anda.
Ellerini karnıma sararak sırtımı göğsüne dayadı, "Söyle hadi yavrum, ağrın mı var yoksa?" Kazağımın üstünden karnımı okşayınca gerildim ister istemez. "Utanma benden," diye konuştu hemen ardından tüy kadar hafif bir öpücük bıraktı kulağımın altına. "Adet olmuşsun, neyini saklıyorsun benden sen." Biraz sitemli çıkmıştı sesi.
Odaya bir ara girdiğinde büyük ihtimalle ped paketini görmüştü yatağın üstünde ve oradan tahmin yürüterek anlamıştı ama bu ona hasta olur olmaz yetiştirip söyleyeceğim anlamına gelmezdi.
"Söylemek zorunda değildim mahremiyet diye bir şey var."
Karnıma elini bastırarak okşadığında aslında uyarırcasına tepki vermişti. "Senin mahremiyetin en açık haliyle bir tek bana açık olmalı aksine, benden başkasına hemcinsinde olsa bakmamalı bilmemeli." Kesin ve netti.
"Başladın yine kıskançlıklarına," diye söylendim. Uzaklaşmak istedim ama buna yeltenenemeden beni daha da göğsüne yasladı, "Kıskanç değilim ben sadece sevdiğimi sakınıyorum o kadar." Diye savundu kendini. Kesin öyledir dercesine salladım başımı.
"Sıcak su hazırlayacaktım sana ama ne kadar kötüsün bilemedim, çok ağrıyorsa söyle yapayım şimdi." Bir eli beni tutarken diğeriyle yüzüme dökülen saçlarımı geriye çekerek yüzümün yanını kendine açıyordu. Koluna koydum parmaklarımı, "Ağrım o kadar da yok," dedim kısılan sesimle. Her şekilde beni düşünmesi bir noktada, çok iyi hissettiriyordu.
Açılan çıplak omzumda dudaklarını hissedince içim titredi. Kendimi ona daha da yaslanırken buldum. "Senin şimdi ilgiye çok ihtiyacın vardır." Dedi yavaşça.
"Hmm," diye düşündüm. "Aslında yok."
"Var var," dedi hızla. "Senin ilgiye şefkate bolca ihtiyacın var ve bu görevde bana düşer." Diyerek kabardı adeta arkamda. "Benim güzel karım..." Diye dolu dolu söyledi. Sırtını koltuğa yaslayıp beni üzerine alır gibi yatırdı göğsüne, elini karnımda aşağı yukarı hareket ettirerek masaj yapmaya çalıştı ve bu çok iyi geliyordu.
"Anneme sofrada anne derken," diye başladı birden konuşmaya çok farklı bir konudan girerek. "Ne kadar mutlu olduğumu bilemezsin, o bir anlık öfkeyle yaktı senin canını," derken kolu sıkılaşmıştı bir an. "Ama inan bana o benim annem tanırım onu anında pişman olduğunu da biliyordum ama ikinizin bu kadar erken bir şekilde barışmanızı beklediğimi söyleyemem... Yinede tek dileğim ikinizinde bağlarınızın güçlü olması." Öptü sonra boyun ve omuzum arasındaki noktayı koklaya koklaya.
Az önce telefonla konuşurken yaşadığım saçma hallerimden sıyrılmıştım bile gereksizdi çünkü... Hele de arkamdaki adamın bana karşı bu kadar ilgili ve güven doluyken.
Filme nasıl daldık bilmiyorum, daldık diyorum çünkü Boran da izliyordu artık. Saçlarımı çözmüş göğsüne dökülmesine neden olmuştu ve onlarla oynarken diğer eliyle karnımı alışmış gibi aşağı yukarı ovup duruyordu. Kazağım toplanınca indirip okşamaya kaldığı yerdende devam ediyordu üstelik.
Tatlımdan yerken bir çatalda omzumun üstünden ona doğru uzattım, bakmasamda duraksadığını üstümdeki ellerinin durmasından anladım, ancak hemen sonra çataldaki tatlıyı yedi. Çatalı tekrar kullanıp ben yedim bu sefer bir dilim sonra bir kere daha uzattım ona ve o tekrar yedi.
"Bu adam harika biliyor musun bayılıyorum buna, hele bir tane filmi vardı Allah'ım mükemmeldi onuda izlemelisin!" Diye yorum yaptığımda elleri sıkılaştı üstümde.
"Siktirtme adamın belasını şimdi bana! İkinci Zara mı olacaksın başıma sen?!" Diye sitemle konuştuğunda gülümsedim adam bilmem kaç yaşındaydı ve sadece çekici ve yaşıklıydı.
"İyi oyuncu ama hakkını yemeyelim şimdi?" dedim bir çatal tatlı daha ağzıma atarak. "Gece! Sinirleniyorum bak yapma ciddiyim!" Diye dişleri arasından konuştuğunda sert bir nefes verdim. Göğsünde doğrularak ona doğru bedenimi döndürdüğümde saçlarımı anında toplayarak sırtıma attı çünkü elimde tatlı tabağı vardı. "Al ye bak sinirlerini yatıştırır," diyerek çatalı ağzına uzattım. Kaşları çatık ve huzursuz dururken yinede araladı dudaklarını ve yedi tatlıyı.
"Herkesin favori oyuncusu vardır, kesin seninde vardır, bunlarda kıskançlık yapmana gerek yok Boran Ağa'm, hayali ürün bunlar hayali kimse erişemez ve dokunamaz öyle düşün." Tatlıyı sehpaya bıraktığımda bakışlarımı ona çevirdim tekrar, iyiden iyiye öfkeleniyordu sanırım iyice berbat ediyordum.
En iyisi önüme dönmek ve susmak diye düşünürken sırtımdaki eli enseme kayıp tutarken buna izin vermedi. Başımı bir anda kendine yakınlaştırırken tutunmak için göğsüne baskı yaptım. "Birincisi Ağam yok!" Tatlı nefesi dudaklarıma çarptı, karnım kasıldı. "İkincisi bebeğim yanımda bu piçlerden övgüyle bahsetme hayal ürünü olsun olmasın beni film sektörünün katili etme!" Dediğinde çeneme öpücük bıraktı.
"Abartma," diyebildim sesim zor çıkarken.
"Abartmıyorum." Dedi boğuklaşan bir tınıyla. Dudaklarını çenemden biraz daha yukarı taşıdı. Geri çekildim bir anda kaşlarını çattı, "film devam ediyor hâlâ." Dediğimde homurdandı sinirle.
Filme tekrar döndüğümde beni bırakmamıştı tabiki, dudakları ufak öpücüklerle omzumda boynumda kulağımın altına doğru yol alıp duruyordu. Her öpücüğü umursamamaya çalışsamda ayrı bir ateş düşürüyordu sanki içime. Omzumdaki kazağı parmağının ucuyla daha çekerek sağ tarafımın iyice açılmasına neden oldu sütyenimin askısı tek duruyordu omzumda, burnunu sürterek dokunduğunda ise içim titredi kıpırdandım. "Boran!" Dedim uyarır şekilde, omzumu indirdim ondan kurtarmak için. Parmaklarını koluma koyarak sıktı ve ısırır gibi öpünce gözlerimi yumdum sıkıca.
"Rahat bırak beni!" Diye söylendi sinirle ve dudaklarını kendi açtığı enseme doğru taşıdı. Bu- bu biraz fazla oluyordu sanki. "Filmini izlesene sen!" Dedi. Öç mü alıyordu anlamadım.
Tam o esnada ekranda da filmdekiler müstehcen sahnelere geçiş yapmıştı. Onlar yerine ben utandım resmen ve dahası izleyemezdim de tek başıma olunca bile sadece öpüşme sahnelerini izlerdim fazlasına tahammül edemiyordum tuhaf bir şekilde. Kumandayı elime zor bela alabildiğimde sahneleri geçecektim ki sesleri yüzünden Boran Ağa'nın dikkati oraya döndü bir anda ancak ben daha da utanarak saçma bir halde geçtim hızla o sahneleri.
"Niye geçtin, utandın mı yoksa?" Dediğinde kumandayı sehpaya bıraktım. "Ne utanıcam be hoşuma gitmiyor bu tür sahneler!" Dedim sinirle. O sırada omzumu kapatmak için kazağımı çekiştirdiğimde parmağını kazağıma taktığı için kapatamadım.
"Hım," diye düşündü mırıldanırcasına, mırıltısı nefesiyle omzuma döküldü, yutkundum ağırca. Sonra anlamadığım şekilde belimden tutarak beni tek seferde altına aldı koltukta.
Aha şimdi bitmiştim.
Bir dizini bacaklarımın arasına koyup diğerini yere basarak üstümde durmaya çalıştı. Saçlarımı ona nefes nefese bakarken yüzümden ve boynumdan çekti ilgiyle. Tek kelime edemedim, göğsüm hızlı hızlı kalkıp iniyordu ve o bunu görüyor hoşuna gidiyordu. "Amacın ne?" Diye sordum hafif sitemle.
Yüzümü avuçları arasına aldı parmakları saçlarıma girdi iki yandan. "Kendi filmimizi çekeceğiz." Dedi gözlerindeki haylaz parıltılarla.
Elimi göğsüne yerleştirdim, "ne güzel," dedim hızla. "İçeriği ne bu filmin?" Diye sordum biraz alaylı biraz telaşlı bir halde.
Dudakları kıvrıldı, öpmek için hamle yapacakken çenesini kavradım ve tuttum. Sinir olsa da durdu, "İçeriği yetişkin içerik, saklı arzuları barındırıyor... Hoşuna gider mi?" Diye konuştu kışkırtıcı bir tonda. Öpmek için dirensede çenesini sıkıca tuttuğumdan izin vermiyordum.
"Basit bir içerik olmuş beğenmedim, hadi kalk."
Dudakları pis bakışlarla kıvrıldığında dediklerimi fesata çıkaracağını anladım. Anlar anlamazda dudaklarını kapattım elimle. "Bak beni delirtme Boran! İmalı imalıda bakma!"
Burnundan derin bir nefes alırken avucumu yaladı, hızla çektim elimi o ise bunu fırsat bilerek dudaklarını boynuma gömdü. Sesli bir nefesle gerindim. Elleri belimin yanlarını kavrayıp okşadığında boynumu öpmeye başladı. Dudakları ince derimi emdiğinde seslice mırıldandım. "Boran napıyorsun!" Diye söylendim.
Boynumu geriye atınca daha da yerleşti, sakalları derime sürtünüp deştikçe deşti, huylandırdı. "Kurban olurum sana ben, benim güzel karım..." Dediklerimi bilmem sakinleştirdi bir anda. Dokunuşları bile öyle dolu ve hisleriyle çevrelenmişti ki tepkisiz bırakmak çok zordu onu. Sadece sık nefesler alıyor göğsüm inip kalkarken ufak ufak ona değiyordu.
Ellerimi omuzlarına yerleştirdim yer yokmuşcasına. "Öyle güzel kokuyorsun ki, delirtiyorsun ne yapacağım nasıl dayanacağım ben sana." Sıcak nefesi tenime ılık bir esinti gibi değdi. Gömleğinin altından hissettiğim teni sıcacıktı hele birde buram buram kokusu, derince iç çektim o sırada o da yüzünü yüzüme eşitledi. Kehribarları en derinlerime karıştı sanki, o kadar dikkatli bakıyordu gözlerime.
Belimdeki elleri sıkılaştı, parmakları battı tenime, dudaklarını yaladığında konuşmak için sabırsız ve gergin olduğunu anladım her ne söyleyecekse çekiniyordu. Meraklandım kaşlarımı çattım, sonra o dudaklarını araladı ve konuştu sonunda.
"Gece'm..." Dedi içli içli, boğuk sesi üstüme sis bulutu gibi yayıldı. "Daha önce hiç kendine dokundun mu?" Sorduğu soruyu anında anladım. Kızardım kıpkırmızı oldum resmen utançtan dahası sinirlendim de böyle bir soruyu nasıl sorardı!
"Çatma kaşlarını hemen." Dudaklarını iki kaşımın ortasına bastırdı ufak bir şekilde. "Sadece karımı merak ediyorum her şeyini bilmek istiyorum basit bir soru evet veya hayır." Gözlerimi anında kaçırdım ondan.
"Hayır o zaman!" Dedim tersçe.
"Hiç mi dokunmadın kendine, tatmin etmeye bile kalkmadın mı orgazm-"
"Yapmadım hiçbirini sus artık," diye parladım ona bakarak, kırmızıdan mora dönmeme az kalmıştı ama karşımdaki adam en terbiyesiz tavrıyla duruyordu karşımda.
"Peki neden yapmadın?" Zorluyordu bile bile beni. Belkide aramızdaki bir başka duvarı yıkmaya çalışıyordu, ondan beklerdim.
Sert bir soluk verdim, Boran çenemi tutarak kaldırdı gözlerine bakmamı emretti resmen. Karşılık verdim ona, "Başımda onca dert ve sorumluluk varken ergence bile hissetmedim ben! Zaten yeterince günahım var birde bunları zevkine ekleyemezdim. Oldu mu, aldın mı cevabını."
"Aldım." Dedi hoşnutlukla. "Karşımda bir melek duruyor sanki, bir bakışı büyülüyor, ömrümce mühürlenmek istiyorum bakışlarına... Başını çevirdiğin her noktada benden başkası görmesin mavi gözlerini istiyorum! Deliriyorum sana..." Belimdeki elleri sıkılaşarak göğüslerimin altına doğru çıktı kaburgalarımda durdu. Gözleri yoğun bir bulutla netliğini koyulukla şenlendirmişti.
"Tüm ilklerin benim olacak," diye fısıldadı dudaklarıma. "Tüm hayallerin tüm hayatın sen tamamen benim olacaksın... Avucumun içinde yaşatacağım seni hep yanımda yakınımda koynumda, güvende ve mutlu olacaksın. Bunun için her şeyi yaparım, dünyaları sererim ayaklarına." Sıcak bir nefes çektim onun kokusuyla harmanlanmış.
Beni öpecekken durdurdum yine çenesini tutarak, "Gece... İzin ver dokunayım biraz olsun, az insaf et!" Dedi sitemle boğuk bir tınıda. Gözleri koyulaşmış dudaklarımdan ayrılmıyordu.
Ellerim omuzlarını sıkıca tuttu, derin bir nefes alırken, "Şey... Merak ettimde şirkette işlerinle ilgili bir sorun mu çıktı?" Diye sorduğumda dehşetle açıldı kehribar gözleri.
Ağırca yutkundum.
Sormasaydım daha iyiydi. Merak ettiğimle kalsaydım nolurdu sanki, patlyacak mıydım?!
"O ne alaka şimdi?" Diye sorduğunda üstümde yükselerek mesafeyi açtı az biraz, ciddiyete bürünmüştü yüzü bir anda.
Parmaklarımı omuzunda gezdirdim hafifçe, "Sen asistanım aradı diyince, bende bu saatte önemli bir şey mi oldu acaba dedim... Tek kelime de etmeyince merak ettim."
Kafası iyice karışmıştı sanki, bana tuhafça bakarken yüzümün yanını sevdi öylece. "Şirketimde sorun falan çıkmadı, Sevgi sadece yarın erken toplantım vardı onu haber verdi bana, mesaj atmış ama görmemişim bu yüzden aradı bilgilendirdi sadece."
"Bilgilendirme yirmi dakika mı sürüyor?" Dedim bir anda, dilimi ısırdım. İfadesi değişti an be an, nabzım hızlandı yemin ederim sadece merak ediyordum normal bir şekilde!
"İki dakika bile sürmedi onunla konuşmam aslında."
"Yaa," dedim anlamış gibi. Madem Sevgi denen kızla iki dakika konuşmuştu o hâlde başkasıyla sırıtarak konuşuyordu. Tamam. Konuşabilirdi istediğiyle ona karışacak değildim kendime yapılmasını istemediğim şeyi ona yapmayacaktım.
Ama dayanamadım ve meraklı bakışlarına, "ben seni gülerek konuştuğunu görünce hâlâ asistanınla konuşuyorsun zannediyordum ama o değilmiş anladım." Diye karşılık verdim, gülümsemeye çalıştım tuhaf tuhaf bakmasın diye ancak o yemiyordu bunları.
Dudakları kıvrıldı gözlerindeki ışıltı büyüdü, "Çevir kazı yanmasın Gece." Dedi gülerek.
Omuzunu sıktım ama işlemedi ona, "Yanmaz merak etme!" Diye karşılık verdim burnumu havaya dikerek. Gerçi koltukta uzanır pozisyonda nasıl olacaksa.
Dediklerimle gülüşü daha da büyüdü. Kim bilir neler geçmişti şimdi aklından. "Sevgi'den sonra Bahoz aradı onunla konuştum." Dediğinde dondu bakışlarım. "Bizim Bahoz mu?"
"He yavrum he, bizim Bahoz. Onunla konuştum Yasmin ile çarşıya inmişler bizide çağırdı bir çay içelim diye bende senin ağrın var soğuk hava zaten iyi gelmez diye reddettim onu, bu yüzden konuştuk yani."
Vücudum gevşedi bir anda, ne düşünmüştüm ben birde. Kendimi avutur gibi merak diyordum ama meraktan fazlasıydı bu. Böyle davranmamam gerekirdi, kendimi kaybediyordum sanki.
Ya da belkide buluyordum.
Boran yavaş yavaş öpmeye başladı beni bir kaç şey söylerken, muhtemelen onu kıskandığımı düşünmüş zannetmişti. Haklıydı böyle düşünmekte tozdan nem kapacak hali vardı zaten. Dudakları yüzümün her yerinde gezindi sürete sürte öpe öpe. Rahatsız olmuyordum sadece elim ayağım titriyordu ne tepki vereceğimi şaşırıyordum. Belkide her şeyi ana bırakmalıydım, Boran'ın beni bayıltana kadar öptüğünde söylediği gibi.
Film hâlâ devam ediyordu durdurmamıştık, kendimize öyle bir dalmıştık ki. Dudakları çeneme kaydı öptü, üst üste yine öptü sıcak nefesi ile. Dudaklarımı ıslattım ne ara kapattığımı bilmediğim gözlerimi aralarken. "Karnın ağrıyor mu hâlâ?" Diye sordu kısıktan bir sesle. Şöyle bir durumdayken beklediğim bir şey değildi, karnım arada yoklarcasına sızlıyordu ama ağrımıyordu.
"Ağrıyor," dedim bir anda. Boğazım düğüm düğüm oldu. Yanlışlıkla değil bilakis söylemiştim... "Çok mu?" Diye sordu gözleri aşağıya aramızdan karnıma kaydı. Kazağım toplanmış ince beyaz atletim görünüyordu pijamamın izin verdiği kadar.
"Çok değil, ama ağrıyor." Dedim, yine yalanımı desteklercesine. "Sana su ısıtayım en iyisi, geçen seferki gibi ayağının altına da koyarız bende sarılır masaj yaparım diner en azından."
Dudaklarımı ısırdım, üzerimden kalkacakken omuzlarına baskı uygulayarak izin vermedim aksine kolumun birini boynuna sardım, burun buruna geldik. Tavrıma bariz bir şaşkınlık ve anlamayarak bakıyordu.
"Gitme, sıcak suya ihtiyacım yok." Dedim. Boştaki elim ile elini tutarak karnıma yerleştirdim, çok yoğun bir çekim hissesiyordum aramızda şu an. "Masaj yapsan yeter bana... Yapmasanda elin karnımda kalsın sıcaklığı ve ağırlığı iyi geliyor." Dudaklarını yaladı hızla.
"Neyin peşindesin sen?" Diye sordu şüpheyle. Eli dediğim gibi karnımı ovmaya başladı, bunu yapar yapmaz gözlerim kapandı, ağrımıyordu ama rahatlattığı kesindi.
"Senin peşindeyim." Diye cevap verdim kısıkça. Kaşının teki havaya kalktı, bak sen der gibi. Dudaklarını öylece, yoğun bir hareketle hafif aralık dudaklarıma bastırdı, öptü ve çekildi seslice. Dudaklarımı yaladım hızlıca gözlerine ateş düştü, "Peşimde olmana gerek yok tek sözün yeter beni alt etmene... Ben zaten seninim yavrum." Dedi ve sert bir öpücük bıraktı bu sefer dudaklarıma.
Sersemledim anında.
Karnımı ovalarken öpücüğü yüzünden heyecanla dudaklarımı tekrar yaladım, o bunu görünce tekrar öptü beni. "Her defasında şerbet yudumluyorum sanki..." Dedi ve yine öptü, öptü ve öptü. Ancak içim yanmaya başlamıştı bir noktada ve geri çekilmesine izin vermeyerek dudaklarını kavramıştım. İnanamazca ağzımın içine inlediğinde boğukça alt dudağını emdim o ise hoyratça yapıştı ağzıma.
İçli içli içine çeker gibi öptükçe ben eridim altında, ona verdiğim hiçbir karşılık yeterli gelmiyordu sanki. Ben ise bu yaşadığım anı daha önce yaşamamış gibi yoğun bir hisle karşılık veriyordum. İki dudağımda ağzının içinde hoyratça yer alırken kollarımı tamamen boynuna sardım.
Rahat hissediyordum, daha özgür ona dokununca eskisi gibi olmuyordum. Artık sadece dokunacaksamda ben dokunacaktım bağıracaksamda kavga edeceksemde sarılıp uyuyacak olanda ben olacaktım. Bu tür isteklerim hiç olmamıştı aksine umursamazdım Güneş varken ama şimdi anlıyordum içinde bulunduğum karmaşanın bir çoğu onunla birlikte silinip gitmişti. Onun odası bile yoktu artık burada dolapları bile kalmamıştı hepsini göndertmiştim.
Acımasız, kötü her ne derlerse diyebilirlerdi ama umrumda değildi. Güneş şu an bile istediği hayatı kurabilecek fenalıkta bir akla sahipti, o yanlışlar yapmıştı tamam kimse ondan bir melek olmasını beklemiyordu zaten ama o benim geleceğimi bile bile buraya aklındaki şeytanlıklarla gelmişti, sanmıştı ki ben gelmem Boran ona aşık olur ve bırakmaz... Öyle olmamıştı o kendi cehennemine bile bile bir kumar oynarmışcasına girmiş ve kaybetmişti. Burada olsaydı bile ona ilk günki gibi üzülmezdim Boran ve benim aksime o mecbur değildi, onu zorlayan kimse yoktu varsa da Güneş onlara boyun eğmeye dünden razıydı.
Şimdi ise ben bundan sonra sadece önüme ve olacaklara bakacaktım. Canım ne istiyorsa onu yapacaktım.
Kaybedecek neyim vardı ki zaten.
Dudaklarım sızlıyordu, dişleyip dişleyip ısırırken neyi amaçlıyordu bilmiyorum ama kendini zaptedemez şekilde duruyordu. Belimi sıkıca sarıp bacağımı da kavrayıp kucağına aldığında bacaklarımı başka seçeneğim olmadığından beline sardım. Sert karnını fazlasıyla iyi hissedebildim bu daha da heyecanlandırdı içten içe. Kollarım hâlâ boynundayken dudakları çenemde dolaşıyordu bir saniye bile ayrı kalamıyordu, "Sakin ol. Sadece seni seveceğim ilgileneceğim..." Diye fısıldadı boğuk bir şekilde. Hissediyordu heyecanımı da titreyişimide korkularımı da. Yürümeye başladı. Odaya gidiyorduk muhtemelen. Televizyonu kapatmıştı ama tepsi ve çay öylece duruyordu.
Saçlarım onun yüzünü iki yandan kapatırcasına dökülmüştü yüzüne, dayanamayarak başımı omzuna yasladım, utanıyordum olduğumuz durumdan dolayı elimde olmadan. Elini kalçamın altından bacağımda sıkıca tutarken belimi kavrayıp ilerlemeye devam etti, hava cidden soğuktu, odada ve Boran yüzünden sımsıcak olduğum için daha da ürpermiş ve ona sokulmuştum çekinmeden, gözlerimi kapatmıştım. Dingin ve farklı hissediyordum.
Odaya girdiğimizde bile gözlerimi açmadım. Kapıyı ayağıyla kapattı ardından elektriği yakmadan ilerledi ve yatağın ortasına uzandırdı beni, bacaklarımı çözdüm, araladım gözlerimi yavaşça, saçlarımı yüzümden ve boynundan çekerken ilgiyle seyretti beni. Burnunu yanağıma sürttü koklaya koklaya, "bebeğim benim." Diye mırıldandığında gülümsedim derince.
"Boran," dedim uyusalca, bu istemsizce çıkmıştı. "Senin o ses tellerine kurban olayım ben. Adımı her dillendirdiğinde içim çekiliyor sanki, alıp seni yüreğime hapsedesim geliyor." Sızlayan dudaklarımın daha da genişledi gülümsemesi. Dudaklarımın kıyısına bastırdı dudaklarını. "Gerçeksin... Benimsin Gece'm sadece benim daha ne isterim ben bu hayattan."
Zehir sarısı bakışlarına karşılık vermekten çekinmezken elimi yavaşça yanağına koydum, sakalları batmıyor huylandırıyordu avucumu ama hoşuma gitmişti. Elimi tamamen yanağına yaslamam ile o da yanağını elime sürttü gözlerini kapattı sertçe yutkunarak. Sevdim yavaşça yüzünün yanını okşadım diğer elimi de yüzüne dokundurdum. Gözlerinin altını okşadım, o sadece dokunuşlarımı hissetmeye çalışıyordu, "Güzel seviyorsun." Dedim sessizce.
Dudakları kıvrıldı ama gözlerini açmadı hoşuna gidiyordu ona dokunmam belkide hâlâ inanamıyordu aramızdaki olanlara şu an. "Sevene değil sevdirene bak sen, seni görene dek tanıyana dek nasıl sevilir ben nerden bileyim..." Diye cevap verdiğinde kocaman gülümsedim bu sefer.
Başını bir şey demeden göğsüme koydu, yasladı ve belime sarıldı. "Saçlarımı okşasana biraz," dediğinde duraksadım.
"Yatağa iyice yerleşsek olmaz mı?" Diye sordum kıpırdanarak. Başını yorgunca kaldırıp baktı pozisyonumuza, yatağın ortasındaydık ve ayaklarımız sarkıyordu resmen. Hak vermiş gibi elerini çekerek doğruldu. Yatağın içine kısa sürede girdiğimizde bacaklarımın arasına girdi yine. "Seni seviyorum," dedi içten bir sesle.
Dudaklarımı yaladım, yutkundum sertçe nefeslerim zorlanıyordu artık ciğerlerime ulaşmakta. O kadar hızlı ve kesik alıyordum heyecandan işte. Elleri kazağımın eteklerini tuttuğunda gözlerim irice açıldı. "Tek istediğim seni daha iyi hissetmek... Atletin var zaten Gece." Tamam sorun hissetmiyordum. Ellerimi ellerinden çektiğimde onay almış gibi kazağımı tuttuğu gibi başımdan çıkardı.
Saçlarım ahenkle döküldü, omuzlarıma. Atletimin ince askılarını çekiştirdim istemsizce, bir dekoltesi yoktu göğüs çizgimide kapatıyordu tam yerinde altta sütyenimde vardı görünmüyordu ama çekiniyordum işte. Delici bakışları altında zor nefes alırken bu işe nerden kalkmıştım bilmiyordum.
"Sen şimdi şu dövmeyi göstermeyeceğin değil mi?" Diye sorduğunda anında iki yana salladım başımı. Ona bakamıyordum da tam anlamıyla. Yaklaştı bana, saçlarımı avucunda ezerek okşarken sırtıma doğru çekti hepsini iki eliyle, "Hadi uzan," dediğinde karşısında durup beni izlemesinden daha iyi diye düşündüm. Ağırca uzandığımda alnımdaki saçları çektim iki yana doğru, odanın sıcaklığı kaç dereceye çıkmıştı böyle.
O yataktan çıkarak dolaba yöneldiğinde üstünü değistireceğini farkettim. Üstündeki gömleği aceleyle çıkarıp attığında kemerine uzandı anında, anlaşılan yine yanımda giyinecekti, başımı cama doğru çevirdim bakmamak için. Yatağın alt tarafında sallanma olduğunda yatağa çıktığını farkettim. Kalın örtüyü öncesinde girerken çektiğimiz için üzerime doğru gelirken onuda ayak ucumuzdan tutarak sırtına attı ve sonrasında üzerime uzandı. Ve farkettimki sadece eşortmanını giymişti.
Çok fena bir durumdu bu, ben nasıl kabul etmiştim ki. Zehir sarısı gözleri yoğun bir ifadeyle nutku tutulmuş bana bakarken eğildi köprücük kemiğimin alt kısmına göğsüme doğru sesli bir öpücük bıraktı. Gözleri göğüslerime kaydı, dudaklarını yaladı iç çekerek, "Sütyenini çıkarmayacak mısın?" Diye sordu birden.
"Ha- hayır, böyle rahatım ben." Kesinlikle çıkaramazdım zaten fazla hassaslardı rahat edemezdim. Başını belli belirsiz salladı. "Biraz uzanayım bu anı kaçıramam ama sen çok izin verme uyursam uyandır tamam mı? Göğüslerin ağrısın istemem." Diye tembihlercesine konuştuğunda dudaklarımı ıslatarak başımı salladım.
Sesli sert bir nefes verdi sonra eğildi ve yanağımı koca eliyle kavrarken yavaşça öptü beni dudaklarımdan, yumuşak sızlayan dudaklarımı bu sefer nazik ve tutkulu öpmüştü. Kısa ama etkili öpücüğünü ıslak bir sesle kopardı benden. "Dayanamıyorum yavrum fazlası bize zarar, yalayıp durma dudaklarını yeterince ezdim zaten bugün." Zaten ben ne zaman dudaklarımı ıslatsam öpmüştü rahat durmayarak.
Bir şey demeden aşağı doğru kaydırdı bedenini, başını göğsüme bıraktığında saçlarından yayılan koku daha da doldurdu içimi. Bacaklarımı daha da araladığımda karnından aşağısı bacaklarımın arasındayken üstü üstümdeydi. Elinin birini uzatıp saçlarıma koyarken diğerini belime koydu sonrada kendisini bana bıraktı, ağırlığını tamamen bırakmıyordu ama yinede ağırdı.
"Bu gece ve her gece bir tek sen karış bana Gece'm..." Diye boğukça mırıldandı, ellerimi yumuşak saçlarına koyduğumda sevmeye başladım onu. Başını göğsüme sürttüğünde gözlerimi sıkıca kapattım dayanamazca.
"Sakinleş, kalbin kalbimle yarışır vaziyette," dediğiyle daha da hızlandı atışlarım. Farketmişti işte. "Sus yoksa kaldırırım seni!" Diye tehdit etmeye kalktığımda güldü erkeksi bir şekilde.
"Yatak bile farkında kaldırdığının bir sen değilsin yavrum, farkına var artık." Beynim uğuldadı yanaklarım zonkladı.
Saçını çektim dayanamayarak, "Pisliksin, arsız ve ahlaksızsın! Sus artık!"
"Tamam tamam, çekme okşa beni bebeğim." Derken bile sırıttığını hissedebiliyordum.
"Boran!"
"Yahu tamam! Ne diyorum sanki," dedi savunmaya çalışarak kendini. Göz devirdim tam bir piçti hâlâ konuşuyordu.
Saçlarını yavaşça okşadığımda mırıldanarak başını yine göğsüme sürttü, derin derin iç çekip duruyordu. "Bundan sonra yastık kullanacağımı sanmıyorum," neden böyle söylediğini idrak etmeye çalışırken;
"Böyle yumuşak memelerin varken yastığa ne hacet." Ağzım açıldı parmaklarım hareketlerini durdurdu.
"Siktir bunu dışımdan demeyecektim." Diye hızla konuştuğunda başını kaldırmak yerine daha da bastırdı göğüslerime. "Yemin ederim tek kelime etmeyeceğim daha, hadi devam et yavrum."
Derin bir nefes aldım, aklından neler geçiriyordu bu herifin böyle, hep mi böyleydi. "Gece-"
"Sus Boran!"
"Tamam sustum ama kalkmam şimdi." Diyerek başını daha da bastırdı, belimi sıkıca tuttu.
"Ben boşuna demiyordum ki elini veren kolunu kaptırır diye." Söylene söylene saçlarını okşamaya devam ettim. "Biraz sonra kalkacaksın ama!" Dediğimde tek kelime etmeden onaylarcasına salladı başını göğsümden kaldırmazken.
Sessizliğin çöktüğü sadece ikimizin soluk seslerinin karıştığı zaman diliminde, zifiri karanlık epeyce çökmüştü, ne kadar zaman geçmişti bilmiyorum. Bir ara Bertan ağaların geldiğini duymuştum, Lalezar anne ve kendisi odalarına geçerken seslerini duymuştum, o ara Boran'a artık kalkmasını söylerken uyuya kaldığını farketmiştim. Hâlâ uyuyordu, benimde uykum gelmeye başlamıştı ama onun ağırlığı bu kadar üstümdeyken yatmam zordu.
Bir yandan da uyandırmak istemiyordum çünkü yarın erkenden toplantısı vardı belkide kahvaltıya kalmadan giderdi, uykusunu bölmek istemiyordum. Ne ara onu bu kadar düşünur olduğumu da bilmiyordum, normalde umrumda bile olmazdı oysa. Şimdi ise takıldığım şey çok komikti. Sanırım ona kötü yaklaşamıyordum artık hiçbir şekilde.