"Saklanan Duygular"
Hayatta bir çok kez yeni başlangıçlar yapmıştım, defalarca kez tökezleyip düşmüş ama tekrar tekrar ayağa kalkmıştım. Yerde durup insanların önünde çökmüş vaziyette ezilip gitmektense ayağa kalkıp onlara üsten bakışlar atarak ezilmeye yeğlerdim.
Yerler biz kadınlar için doğru bir nokta değil, her kadın battığı noktadan yeniden gün yüzüne çıkabilmeliydi. Her şeyini kaybetmiş bile olsa.
Tıpkı karşımdaki kadın gibi. Fisun. Öğleden sonra gelmişti buraya, açık açık kovmama rağmen gitmemiş konuşmak istediğini belirtmişti sadece. Doğrusu onu dinlemek bile istememiştim. Ta ki, "bir yabancı olarak gör beni, ne dersen de kız bağır yine döv ama en azından dinle beni buraya hiç kimse adına gelmedim ben sadece kendim için buradayım... Lütfen biraz konuşalım sadece... Biraz." Diyene kadar.
Sonuç olarak şu an salonda baş başa oturuyorduk, Diljen bana kahve Fisun'da su dışında bir şey istemediğinden başka bir şey getirmeyerek gitmişti.
"Cesaretin taktire şayan," dedim onu süzerek. Bacağımı diğer bacağımın üstüne atarak rahat bir tavırla süzdüm onu. "Seni karşımda bir daha görmem sanıyordum..." Elleri titriyordu saklamaya çalışsa da dizlerinin altında biten kışlık belden oturmalı bol bir elbise giymişti siyah renk ve eteğinin altına saklamaya çalıştığı elleri farkediliyordu. Saçlarını düzleştirmiş kulaklarının arkasına sıkıştırmış sade ve makyajsız doğal haliyle çıkmıştı karşıma. Zayıflamış ve biraz çökmüş görünüyordu.
Gözlerini benim gözlerime çevirdiğinde kaçırmamak için zor tuttu kendini. "Seninle hiç iyi bir aramız olmadı bizim." Diye başladı sesli bir soluk vererek Fisun. "Çok kötü davrandım sana bir zorbadan farksız. Senden çok özür dilerim. Yaptıklarım yüzünden kimseye suç atmamalıyım belki ama ne yapacağımı da bilmiyorum... Senden sadece bana yardım etmeni istiyorum. Babam annemi babasının evine gönderiyor beni de yanında, lütfen konuş babamla." Diye ihtiyaçla konuştuğunda kaşlarım çatıldı.
"Niye yapayım bunu?" dedim sert bir ifadeyle. "Annen yokken kalan görevini sen tamamla diye mi! Bak Fisun siktir git bu evden, polyana değilim ben her haltınızı yiyip yutamam! Çıkın artık hayatımdan."
"Gece dur bir dakika!" Dedi telaşla. "Dinle bir önce, lütfen." Sıkıntıyla nefeslendim.
"Tekrar tekrar söylüyorum söyleceğimde affet beni. Bak ben kendime yeni bir hayat kurmaya karar verdim. Kimsenin müdahalesi olmadan kendi istediğim. Ben istedim ki hep arkamda yanımda dursun annem, istediğim beni kimseyle kıyaslamadan olduğum gibi kabullenip sevmesiydi. Senden çokta farklı bir durumda değildim ben Gece, evet senden sadece bir kaç yaş büyüğüm ama aramızdaki her şeye rağmen olgun davranacak olanda sensin. Annem hep senden bahsederek büyütürdü beni, sana kinlenmeme neden oldu nefret etmeme, çocukken ona kanmam kolaydı sana kötü davranmamı asla arkadaşlık yapmamamı isterdi bende yapardım onun için, büyüdüğümde işler farklılaştı lafları değişti yapmamı istedikleri... Şimdi diyeceksin ki senin aklın yok muydu diye, yoktu. Sen aileni defalarca kez bir umut affederken bende bir umut beni senden üstün görür gurur duyar ve sever diye ona uydum..." Titreyen çenesini sertçe yutkunarak durdurmaya çalıştı, istediği ağlamadan tamamlamaktı konuşmasını.
"Ferman'ın yanında çalışmaya onu kendimi sevdirmek için girdim doğru ama yemin ederim hiçbir zaman buna kalkışmadım, yapamadım. O benim abi değilde ne bileyim işte yakın bir dostum gibiydi benim iyiliğimi istedi hep, farkındaydı o da senin gibi olanların belkide. Eve gidince anneme yalan yanlış şeyler anlatırdım Ferman ile ilgili biraz, uzak dursun diye o sırada çalışmak düşündüğümden farklı bir şekilde iyi geldi bana. Kendi kendime yetebileceğimi hissetmeye başlamıştım sanki gerçek kendimi bulmaya başlamış gibi... O gün Jiyan amcamın evinde öfkeyle bu sebepten saldırdım sana, konu ne Ferman'dı ne de işti konu annemdi Ferman'ın yanından ayrılıp başka bir departmana alınmama öfkelendi bir ton küfür etti bağırdı çağırdı, hayatındaki en büyük hata olduğumu klasik seni doğuracağıma ölseydim lafları işte... Annem ilk defa beni överken iş yüzünden yine eskiye dönmesi canımı yaktı bende acımı sana yansıttım, hep yaptığım gibi."
Dedikleri durultmuştu beni biraz ancak benimde sorunlarım vardı ama kimseye gidipte kin gütmedim.
"Açıktan okula yazılacağım, liseyi bitirip üniversiteye hazırlanacağım Gece, eğer bana yardım edersen sadece babamla konuşursan burada kalmam için yeterli. Benden nefret ediyorsun biliyorum, haklısında ama bir şeyleri yoluna koymak istiyorum artık... Yoldan geçen bir kız olarak düşün en azından beni." Sert bir nefes verdim, neydi benim böyle uğraştıklarım. "Hayatıma devam edebilmek için buna ihtiyacım var."
Dolu gözleriyle bana bakarken yanağını sildi ağlamamak için zor tutarak kendini. "Benden uzak duracaksın! Babanla sadece burada kalman için konuşacağım dahası yok bir daha da gelme kapıma, hiçbir mazeret hayatım boyunca bana yaptıklarını değiştiremez Fisun... Şimdi arkana bile bakmadan git buradan!" Dedim tavrımdan taviz vermeyerek.
Sevinir sandım ama başını salladı sadece akan göz yaşlarıyla. Ayağa kalkıp çantasını hırkasını aldığında, "bu yaptığın iyiliği asla unutmayacağım iyi ki varsın..." O son minnet dolu gülümsemesi ile salondan çıktığında arkasından ilerleyerek gidişini izledim.
Geldiği zamankinin aksine omuzları daha dikti, gözü yaşlıydı ama gülümsüyordu. Benden uzak durduğu sürece bir sorun olmazdı ama bu sefer ondaki farklılığı hiç hissetmediğim kadar iyi hissetmiştim. Tüm sorun gerçektende ebeveynlerimizden miydi? O yüzden mi böyle insanlara dönüşüyorduk.
🔗🗝️
Akşam vakti olduğunda salona kuruluyordu yemek, Boran Ağa hâlâ gelmemişti. Aramamıştı da hiç geç kalacağım diye, doğrusu merak ediyordum. Avluya indiğimde telefonumdan numarasını tuşlayıp aradım. Elimi belime koyarak açmasını beklediğimde telefonunun sesi arkamda yankılanmaya başladı.
"Ne o beni kapılarda mı karşılıyorsun artık?" Diye keyifli sesini duyduğumda derin bir nefesle döndüm ona. Ceketini omzuna aşmış yorgun ancak keyifli bakışlarla süzerek gelmeye başladı bana. Telefonu sıkıca tutarak indirdim yanıma.
"Hoşgeldin," dedim önce, dudakları kıvrıldı. Omuzundaki ceketi açarak benim omuzlarıma örterken kendine yaklaştırdı ve dudaklarını yanağıma bastırdı sıkıca. "Çok hoşbuldum yavrum." Dedi sessizce. Ceketinin verdiği sıcaklıkla üşüdüğümü yeni farketmiştim.
Sessizce iç çektim, bakışlarına karşılık verdim titrekçe, gelir gelmez bu kadar yakın olması... "Yemek hazır neredeyse, geç kalınca aramak istedim." Diye bir açıklama yaptığımda başını biraz geri çekmişti.
"Tamam," dedi ve elimi tuttu hızla. "Gidip yemeğimizi yiyelim hemen."
Acelesi ne çözemedim tam ama salona girdiğimizde yemekleri tabaklara doldurmuştu bile Diljen. "İyi akşamlar!" Dedi Boran Ağa selam vererek.
Masaya geçip oturduğumuzda Boran'ın gözleri annesine takılmıştı, beklemiyor olmalıydı belkide masada ancak o odasından o gittikten sonra toparlanıp çıkmıştı. Mara olayını öğrendiğinde hem yıkılmış hem sinirden delirmişti çünkü ne beklediği ne de onaylayacağı bir şey değildi. Konuşmuş muydu bilmiyordum hatta henüz Mara ile konuştuğunu zannetmiyordum ama bu artık annesi olarak onu ilgilendiriyordu.
"Kızım şu tabağı it hele bir Renas'ın önüne, ekmekle ye oğlum!" Lalezar annenin dediğiyle el yapımı köftelerin olduğu tabağı Renas'ın önüne çekmiştim.
Boran'ın bakışları yemek yerken ikimiz arasında dolaştı, kötü olup olmadığımıza kafa yoruyordu büyük ihtimalle. Annesini seviyordu elbette ikimizin arasının kötü olmasını istemezdi kaldı ki kendi benden daha da üzülmüştü belkide annesinin dün dediklerine.
"Lalezar anne," dedim, herkesin bakışları bana döndü sanki. "Yemekler çok güzel olmuşta, ellerine sağlık diyecektim."
Gülümsedi derince, "sen kuş kadar yemede, afiyet olsun." Dedi.
Masadakiler bu duruma şaşırmış gibi göründüler belkide ilk defa anne dediğim içindi, ama eminimki mutlu olmuşlardı Mara bile tepkisiz ancak şaşkın bakarken hemde.
Bacağımda hissettiğim elle irkilerek yanımdaki adama döndüm. Kehribar hareleri parlıyordu hele de bakışlarını kısmışken, bir bardak suyu kana kana içti bana baka baka ademelması her yutkunmasında hareket etti. "Yemeğini hızlı ye!" Dedi dudaklarını yalayarak.
Kaşlarımı çattım anında ancak gözüyle yemeğimi işaret etti. Kafam karışsada yemeğimi yemeye devam ettim, o sadece su içip durdu yemek yemenin yerine, bu da gerdi beni. Ne karıştırıyordu şimdi bu adam.
Herkes yemeğini yiyip kendini koltuklara attığında masayı toplamak için tabakları üst üste topluyordum, Zara da bardakları tepsiye yerleştirirken Mara telefonuyla oynamaya başlamış Lalezar anne ve Bertan Ağa konuşuyorlardı. Yemeğini tam yemeyen Boran ağa ise masadan kalkmamış sandalyesini masadan uzaklaştırarak oturuyordu. Pardon gözlerini bana dikmiş dik dik bakıyordu.
Gözleri Zara'ya kaydı, Zara tepsiyle birlikte salondan çıktığı an Boran ayağa anında kalkıp dibimde bitmişti. "Hadi yukarı çıkalım biz!" Dedi.
"Niye, bir şey mi oldu?" Diye sordum, elimi tabaklardan çekerek. "Hani resim odanı gösterecektin? Çıkalım göster hadi." Kolumu kavrayıp çekiştirdiğinde şaşkınlıkla bakıyordum arkasından.
Onun çalışma odasıyla aynı katta ama tamamen farklı yönlere bakan bir odaydı, kapının önüne geldiğimizde kolumu çektim elinden, "acelen ne anlamıyorum ki oda bir yere mi kaçıyor?" Dedim sitemle. Sabırsız bakışlarına karşılık verirken aklıma düşenle gözlerim büyüdü. "En iyisi sonra bakalım biz odaya!" Diye heyecanla konuştuğumda gitmek için ilk adımımı atmıştım ki belimin iki yanından tutarak kapıyla arasına aldı beni.
"Kaçış yok Gece'm, bu akşam göreceğim bu odayı..." diye konuştu kışkırtıcı bir tonda, tek derdinin oda olmadığını ikimizde biliyorduk. Sıcak bastı anında. "Yapma," dedim yutkunarak.
"Yapacağım..." Dedi keyifle yüzüme fısıldayarak. Çok farklı bir şeyden bahsettiği açıktı ve eline düşmüşken kurtulmak saçmalıktı.
"Tamam," dedim pes edercesine. "Odaya bakalım ve gerçekten nasıl olduysa söyle, dürüst ol yani odam hakkında." Dudağının ucu kıvrıldı üstten bir bakış atınca küçüldüm sanki karşısında.
"Neyse onu söylerim zaten, hadi aç kapıyı." Peki dercesine başımı salladım. Ona arkamı dönüp elimi kapının tepesine pervazına yetiştirmeye çalıştım, ilk yoklamamda anahtar elime gelirken stresle nefeslendim çaktırmadan; neticede arkamdaki beden yeterince geriyordu beni.
Anahtarı kilidine koyup çevirmeden önce, "Bak Boran, kötü bir noktada olsa lütfen yumuşak bir dille eleştir olur mu?"
Elini arkamdan belime yerleştirdi, dikleştim, "Niye bu kadar takılıyorsun diyeceklerime, beğenip beğenmediğimi söyleceğim o kadar, korkma." Diyerek yatıştırmak istedi beni çünkü heyecanlanmıştım.
Başımı geriye hafif çevirip ona baktım, "Mimarsın sen anlarsın bu işlerden o yüzden çekiniyorum..." Diye konuştuğumda kapıyı aralayıp içeri adımladım. Elimi duvara koyup anında elektriği yaktım. Birkaç adımda odanın içindeydik...
Boran, benim önüme geçip odayı dikkatle süzmeye başladı. Yerlere halı sermemiştim zemini olduğu gibi kullanacaktım çünkü böyle bir odaya hiçbir halıyı sokamazdım. Oldukça geniş ve kullanışlı olan odanın taş görünümlü duvarlarına da dokunmamıştım sıcak bir görüntü katıyordu çünkü, ilk etapta tavanları ve duvarları oldukları renge daha canlı şekilde boyatmış tadilatını halletmiştim. Sağ tarafta raflardan oluşan bir dolap vardı, hepsi düzenli şekilde paletler boyalar biblo ve resim aletlerinden oluşuyordu, odanın ortasında ise geniş kahverengi bir masa duruyordu aynı şekilde karşımdaki açık kahve tonlarda yere kadar uzanan tül perde taktığım yarım camın altınada orta boy bir masa dayamış çeşit çeşit kalemlerimi dizmiştim, pencerenin altında iyi bir enerji salgılardı çizim yaparken ben. Üç farklı boyutta şövalem ise odanın sol tarafındaki duvarın önünde duruyordu; boş tablolar altında ve üstünde duvara dayalı bir şekilde çizilmeyi bekliyordu. Küçük bir oturma kadife kumaşlı tabure ise hemen önünde duruyordu. Bir kaç led ışığı duvarlara asmış çerçevelerle odayı ciddi ortamdan sıyırmıştım. İstediğim etrafı pek doldurmak değildi rahat ve ferah bir ortamda çalışmak istiyordum.
Boran eliyle hem yokladı hemde odayı dolaşarak inceledi. Köşeye koyduğum yapay ama şık çiçeğe dokundu, gerçek çiçeklerde yerleştirmiştim elbette odaya. Bu yapay çiçek krem kahve tonlarda uzun bir yer vazosundaydı.
"Resim yapmayı sevmeyene bile resim yaptıracak bir oda hazırlamışsın Gece'm..." Dedi odayı süzmeye devam ederek. "Çok dengeli renkler kullanmışsın, karımın zevkini beğeniyordum ancak bu şekilde görmek daha çok hoşuma gitti."
Gülümsedim sahici bir şekilde, "Gerçekten mi? Doğrusu bir şeyler eksik gibi hissediyordum ama artık tamamlanmış gibi sanki oda." Dedim.
Çenesini sıvazlayarak odanın ortasında durdu, elini odanın ortasında duran masamın üstüne koyarak parmağıyla vurdu ritmik bir şekilde. "Gece'm, buraya gel." Dedi. Beni yanına çağırarak.
"Yok," dedim kaşlarımı kaldırarak, "kalsın. Odayı da gördüğüne göre çıkalım biz artık." Kaşları huysuzca çatıldı anında. "Buraya gel dedim Gece!" Dedi bu sefer baskın bir tonda.
Olmazdı işte, böyle yoğun, sabırsız ve dikkatlice bana bakarken ona yaklaşamazdım bile. "Bende gelmek istemiyorum dedim." Dediğimle sabır çekti. "Odan hakkında yorum yapmam bitmedi daha, korkma buraya gel."
Ofladım, inat etmesinden nefret ediyordum. İsteksizce yanına yaklaştığımda, "Ne diyeceksen de hadi." Dedim.
"Ne kadar güzel olduğundan bahsetmiş miydim bugün?" Dedi haylazca. Gözleri arsızca beni süzdü, göğüslerime oradan bacaklarıma kaydı, elbise göstermesede vücut hatlarımı belli ediyordu biraz, hoş belli etmesede karşımdaki adam içimi görüyormuş gibi bakıyordu.
"Sabah çıkarken küfreder gibi söylemiştin hatırlarsan." Diye imayla konuştuğumda dudakları kıvrıldı.
Kolumu nazikçe tutup önüne çektiğinde derin bir nefes aldım, kurtuluşum yoktu. Kalçamı masaya dayadım kollarımıda göğsümde birleştirdim, o da ellerini kalçamın iki yanından masaya yaslayarak eğildi bana doğru, delici kehribarlarından çekmedim gözlerimi aksine cesurca karşılık verdim. Üzerime gelen oydu seslice yutkunanda o oldu. "Nesin sen böyle?" Diye sordu derin ve içten bir sesle. "Öpsem yetmiyor dokunsam olmuyor, kokun başlı başına bela." Elinin tersi ile boynumu okşadı, kazağım yüzünden tek açık alan buydu onun için.
Boynuma doğru eğildi, kollarım gevşeyerek açıldı Boran'ın saçları yüzümün yanına sürtününce içim titredi sıcak bir nefes koyverdim o görmeden ve tam o anda dudaklarını boynuma bastırdı.
Nabzım anında orada atmaya başladı sanki.
Ellerimi iki yanımdan masaya yaslayarak tutunmak istediğimde bir elim elinin üstüne kapandı, elektrik çarpmış gibi elimi çektim hızla. Başını boynumdan uzaklaştırıp yüzümle eşitlediğinde, daha çok o bana üstten bakışlar atarken bir an ne olduğunu anlayamadan ayaklarım yerden kesildi. Belim ve bacağımdan tutarak masaya oturtmuştu beni ve ben sadece ufak bir çığlık atmıştım korkuyla.
"Napıyorsun Boran!" Dedim sitemle.
"Masan hakkında yorum yapacaktım," dedi ve bacaklarımın arasına girerek yakınlaştırdı bedeni tamamen bana. Yırtmaçlı olan deri eteğim hareketi yüzünden hepten sıyrılmıştı ve bacağımı fazlaca açık bırakmıştı... Üstelik bunun farkında olarak ince siyah çorap giydiğim bacaklarıma kısa bir bakış atarak bir elini bacağıma koydu. Zaten sıcak bir vücut ısım vardı onun dokunuşuyla alev aldı sanki bacağım.
"Beni masaya oturtmadan yapamadın mı yorumunu?!"
Dilini damağına vurarak, 'cık'ladı.'
"Üstelik bir öpücük borcunda vardı." Dediğinde buz mavisi gözlerim kocaman açıldı. "Sen unutmadın mı ya," diye mırıldandım farketmeden.
"Unutmam!" Dedi kesin bir ifadeyle. "Akşama kadar bu anı bekledim nasıl unutayım!" Dedi sitem edercesine. Çenemi kavrayıp yüzüne kaldırdı iyice, kalp atışlarım hızlanmıştı değilmiş gibi yine.
"Bunu sen kendin çıkardın, borç falan deme!"
Dudakları kıvrıldı, "Seninle bir anlaşma yapmamız lazım o zaman. Bir kaç kere öpmeme izin verirsen borç falan kalmaz orta da." Tek kaşım kalktı sorgularcasına, sonra ise göz devirdim. Bir kaç kere diyordu sanki normalde izin alıyordu da! Hoş bende engel olmuyordum. Ofladım içimden kendime, bu öpüşmelerin sonu iyi değildi ki korkutuyordu bu adam beni napayım.
Bacağımdaki elini sıkılaştırdı varlığını belli etmek için, gözlerine baka baka yutkundum sertçe, gözlerimi kırpıştırdım üst üste. "Bu masa," diye başladı cümlesine ardından üstüme doğru eğilince ellerimi geriye doğru masaya dayayarak eğilmeye başladım. Diğer elini belime koyup kendini iyice bacaklarımın arasına soktu, Allah'tan masa engel oluyordu bana değmesine yoksa bitmiştim! Hoş bacaklarımın içi zaten değiyordu bacaklarına ama...
"Odaya girer girmez aklımda neler canlandı tahmin bile edemezsin... Hele de bu masa-"
"Sakın pisleşme resim masam hakkında!" Diye çıkıştım, nefes nefese. Güldü erkeksi bir şekilde kısaca.
"Bir resim masasından çok daha fazlası bu yavrum, inan bana harika şeyler yapılır burada." Dedi, gittikce boğuklaşan sesiyle. Allah'ım konuşurken bile aklından ne geçiyorsa gözlerine yansıyordu resmen. "Boran..." Dedim dişlerim arasından uyarırcasına.
Üzerime daha da eğildiğinde masada yatar pozisyona geçmeme az kalmıştı, kaldı ki bacağımı kavrarcasına sıkarak kendine doğru kaldırdığında kalçasına temas etti, ona sarmamı istiyordu bacağımı resmen. "Tam boyumuza göre seçmişsin, yüksekliğide harika... Düşünsene seni yine böyle buraya yatırdığımı..." Ağzım açıldı bir parça arsızlığı karşında. Dudaklarıma kayan bakışları içime korlar akıtırken milim milim yaklaştı dudaklarıma. Bacağımı okşayarak eteğin altına doğru kaydırdı ufakça ve sıkarak kendine yaslamaya devam ederken yüzüme hırladı adeta, "tek bir parça üzerinde bırakmayana kadar çırılçıplak soyardım sonra da seni kendime hazırlar ve sertçe-"
Gömleğinin yakasını kavradığım gibi dudaklarına yapışmıştım çünkü susmak ne bilmiyordu gözü kararmış halde o konuşmalarına devam etmesine izin veremezdim. Dudaklarımı salakça dudaklarının üzerine bastırmış durmuştum. Yaptığım karşısında ensemi sertçe kavradı karşılık verecekti ki duyduğumuz çığlık sesiyle onu hızla ittim. Aynı anda kapıya baktığımızda Zara ağzını şokla kapatıp tazı gibi koşturarak kaçtı, fırsat bu fırsat diyerek Boran'ın boşluğundan faydalanarak göğsünden ittiğim gibi atladım masadan tam o anda, "ZARA!!" Diye bir bağırışı vardı ki konak inlemişti.
"Lan!" Dedi şaşkınlıkla ben kapıdan son anda çıkarken, muhtemelen daha yeni farkediyordu kaçtığımı. "Ulan sen nereye gidiyorsun!" Diye arkamdan bağırdığında hızlı adım seslerini duydum daha da panik yaparak koşturdum aşağı doğru. Koşarken de eteğimi üstümü düzeltmiştim.
Avludakilerin görüş açısına girdiğimde yavaşlayarak efendi bir şekilde fakat seri adımlarla indim avluya.
"Kızım ne bu hal ne oldu, abin niye bağırıyordu?" Diye sordu Lalezar anne Zara'ya. Zara kıpkırmızı halde nefes nefese dururken bakışları bana değdi, anında kaşlarımı kaldırarak gözlerimi belerterek susmasını belirttim. Lütfen söylemesindi zaten rezil olmuşken daha fazla etmesindi.
"Allah bilir ne yaptında bastın adamın damarına." Diye söylendi Merih, Mara'nın bakışları arkama kaydığında Boran'ın geldiğini anladım zaten öyle sesli ve baskın adımlarla geliyordu ki nefes nefeseyken dikleştim. Diğerlerinin bakışlarının odağındaydım, Boran da gelince iyice dikkat kesilmişlerdi.
Zara çaktırmadan babasının arkasına sığınarak gizlenmeye çalıştı, Boran elini belime koyarak kendine sertçe yasladığında bedenim yan bir şekilde ona yaslandı, yahu bari babanın yanında yapma be adam!
"Hazırlanın diyecektik Boran, gidip bir ziyaret edelim dedik Kalender Ağa'yı." Dedi Bertan Ağa baskın bir sesle. Bir adım geriledim istemsizce. Gitmekte görmekte istemiyordum onları. Boran'a çevirdim başımı ve iki yana salladım başımı, anlamıştı ve sıkıntıyla nefesini bıraktı.
"Siz gidin baba, biz gelmeyeceğiz!" Diye sert bir şekilde konuştuğunda Bertan Ağa ile birlikte diğerleri de kaşlarını çattı. "Ne dersin oğlum, ayıp olur öyle. Kızım babanın evine gidiyoruz yabancıya değil bir kaç saat oturur kalkarız zaten." Dedi bu sefer.
"Ben istemiyorum Bertan Ağam," dedim başımı dikleştirerek. "Onlarla konuştum ve bir daha görüşmeyeceğimizi söyledim, bundan sonra benim öyle bir ailem yok o aşiretinde hanımı falan değilim! Bizim taraf öğrendi bile yakında herkes öğrenir sizde bilin yani, bu onlar ve benim aramda sizinle ilgisi yok. Şimdi gidip ziyaretinizi yapın siz ama benim gelmemi beklemeyin." Dediğimde bir süre tek kelime edemediler.
"Gece yoksa ben zaten yokum, sen geçmiş olsunumu ilet yeter baba." Diyen Boran Ağa ile sert bir nefes koyvermiş başını sallamıştı aşağı yukarı.
"Belliki ciddi bir mesele, hayırlısı neyse o olsun o halde. İnşallah düzelir aranız kızım!" Dedi konaktan ayrılmadan önce Bertan Ağa.
Baş başa kaldığımızda gerilmedim değil yine, karnıma ağrılar girdi.
"Gitmek istemediğine emin misin?" Diye sorunca ciddi bir şekilde sıkıntıyla nefes aldım. "Umrumda değil diyorum, boşver." Dedim kısaca.
Ellerini omuzlarıma yerleştirerek yaklaştı bana, "Boşverdim gitti o halde." Dedi. "Ne yapacağız şimdi peki karıcım?"
Sorusuyla ağır bir sıcak havaya tutuldum sanki, ne yapabilirdik ki gidip otururduk herhalde. "Sen gider çalışma odanda çalışırsın bende biraz film izlerim."
Dudakları kıvrıldı omzumdaki eli sırtıma doğru kaydı, "konakta başbaşa kaldık bebeğim," dedi bastıra bastıra. "Birlikte vakit geçirmeliyiz. Başlatma çalışmama falan."
"Ne yapacağız peki?"
"Ne yapalım istersin?"
"Seni bilmem ben gidip film izliyeceğim," diyerek gitmek istediğimde izin vermeyerek tuttu beni. "Ne güzel kaçıyorsun sen böyle." Sinirlenmişti daha doğrusu huysuzlanmıştı. "Filmse film birlikte izleyeceğiz zaten borcunu vermeden kaçtın diye ayrı bir sinirliyim sana benim tepemi attırma."
"Tepen neredeki?" Diye sorduğumda tersçe baktı bana. Borç diyordu birde hâlâ, sen insan gibi öpsen zaten bir şey demiyoruz ama masaya yatırmak ne demek?!
Yemin ederim korkuyordum artık.
Karnıma giren sancıyla yüzümü ekşittim eğerek. "Noldu?" Diye sordu çenemi tutup kaldırarak. Sadece bir anlık bir şeydi muhtemelen adet olacak-
Hayır ama ya! Bunu düşünürken olmuş olamam!
Bacaklarımın arasında bir sıcaklık hissettiğimde yüzümü daha da ekşittim. "Gece'm, cevap versene." Diye sorduğunda doğrulmaya çalıştım kendimi düzelterek. Bende zaten şans mı vardı bir kaç saat önceye kadar hazırlıklıydım buna karşı ama en son lavaboya gittiğimde salak gibi bugünde olmam diyerek ped takmamıştım ve canım reglim bunu hissetmiş gibi bir iki saat içinde kendini bırakmıştı. Üstelik iç çamaşırım yeniydi ve doya doya kullanamamıştım bile.
"Ay sinirden ağlacağım şimdi!" Derken bile sesim ağlamaklı çıkıyordu. Boran daha fazla halime anlam veremeyerek ensemden tutarak göğsüne bastırdı başımı ve sarıldı. "Ben mi bir şey yaptım Gece'm?" Dediğinde derin bir iç çekişle ellerimi göğsüne yasladım ve başımı hafif geri çekerken iki yana salladım başımı. Bu yönden rahatlamıştı ama gözleri yüzümde dolaşmayı bırakmıyordu, benden bir cevap beklediği açıktı ama nasıl diyecektim ki ona ben şimdi hasta olduğumu.
"Bir şeyim yok," dedim kendimi toplayarak. Geri çekildim kollarından tamamen, kaşlarını daha da çattı. "Ben odaya çıkıp rahat bir şeyler giyeceğimde," diye bir açıklama yaptım ve daha fazla o halde duramayarak uzaklaştım ondan. Eminim kafası iyice karışmıştı ama elimde değildi benimde.
Dakikalar sonra üzerimi değiştirmiştim ve tam tahmin ettiğim gibi hasta olmuştum dahası ağrımda vardı ama dayanılmayacak gibi değildi hatta çektiğim o kötü ağrıların yanında ilaç gibiydi bu şu an. Belimi sıksın diye kalın kemerli bir eşortman giymiş ve kordonlarını çekerek sıkıca bağlamıştım, üstümede siyah bir kazak giymiş saçlarımı tepemden topuz yaparak toplamıştım lastik tokamla. Odadan çıkıp salona indiğimde Boran'ın orada olacağını umuyordum bir ara banyodayken odadan kapı sesi gelmişti ama çıktığımda odada değildi.
"Boran!" Diye seslendim merdivenleri inerken.
"Salondayım yavrum buraya gel!" Diye gelen sesiyle istemsizce gülümseyerek salona doğru yürüdüm. Tuhaftı ama Güneş'in olmaması üzerimden büyük bir yük kalkmış gibi rahatlatmıştı beni. Salona girdiğimde Boran biriyle konuşuyordu telefonla, bana baştan aşağı bakıp süzerken dudağımı birbirine bastırdım yutkunarak. Televizyon film uygulamasında açıkken karşısındaki koltuğun önündeki sehpada yiyecekler vardı cips mısır ve içecekler, bir tepside de iki demlik çay vardı ama onu sehpanın yanına yere koymuştu.
"Film izleyeceğiz dedin bende bir şeyler aldırdım. Gerçi sen ne yiyorsun ben hâlâ çözebilmiş değilim ama tatlıda söyledim onlara alsınlar diye... Birazdan getirirler." Saşkınca baktım sadece ona. Bu kadarını beklemiyordum üstelik ben film izleyeceğim demiştim birlikte dememiştim, yinede tabiki sorun değildi de onun bu kadar kısa sürede böyle hazırlık yapması çok hoşuma gitmişti.
"Çekirdek ve mısır yerim onlar yeterdi, bunlara gerekte yoktu aslında ama," dediğimde koltuğa geçip oturdum terliklerimi çıkarıp. Telefonunu koltuğun kolçağına koyup yanıma oturdu o da yavaşça, "Bilmiş bilmiş konuşma güzelim, ne izleyeceksek aç." Dediğinde ben güzelim lafına takılmıştım bunu çok fazla söylemiyordu, genelde abim böyle seslenirdi bana o söyleyince seviyordum ama Boran söyleyince içim bir hoş oluyordu. Alt tarafı bir kelimeydi hâlbuki.
Çaylarımızı doldururken ayaklarımı koltuğa çıkarıp altıma aldım, kumandayı aldığımda filmler ve diziler arasında gezmeye başladım. "Sen ne izlemeyi seviyorsun ona göre seçeyim," dedim televizyona bakarken.
Koltukta arkasına yaslanmış bir ayağını diğer bacağının altına alırken diğer bacağı sarkıyordu koltuktan, o üzerini değiştirmemişti üstten üç düğmesini açtığı dirseklerine kadar katlı olan gömleği ve pantolonuyla duruyordu.
Çayını içti önce, "Ne istiyorsan aç bana farketmez." Dedi sadece.
"Zombi filmlerini sever misin?" Dediğimde burnunu kırıştırdı tiksintiyle anında. "Dalak böbrek görmek istemiyorum." Önüme döndüm göz devirerek ona.
"Sen ne anlarsın film izlemekten zaten," diye söylendim. "Gece!" Diye uyarsada omuz silktim ona.
"Zaten bütün zombi filmlerini izledim, elde kalmadı, vampirde sayılı var zaten onları da eleyelim en iyisi yeni çıkmış korku filmlerine bakalım ya da gerilim-aksiyon." Dediğimde sesini çıkarmadı. Biraz öne eğilerek filmeri tek tek elemeye başladım.
"Bunu izledim, bunuda izledim bunları kaç kere izledim bilmiyorum, bu çok güzeldi ama sonunu beğenmemiştim... Bunu senin miden kaldırmaz bu çok banel, bu sıkıcı, bu boş, bu uzun ve bir halta benzemiyor." Diye diye bir sürü filmi geçmişken Boran homurdanarak konuşuyordu.
"Laf söyleme lütfen napabilirim." Demiştim hâlâ filmleri eliyordum. Tam o sırada Diljen salon kapısında belirdi kapıyı tıklattığında farkedebilmiştik onu. "Gel Diljen," dediğinde Boran, Diljen içeri girmişti.
Uzanıp tabağı ondan aldım teşekkür ederek, "Sen git dinlen artık kardeşim, sağol." Dediğinde Boran Diljen iyi akşamlar diyerek çıkmıştı. Diljen'i seviyordum tatlı ve edepli kızdı ister istemez kan çekiyordu sanki. Diğerleri gibi bir hatası olmazdı İnşallah.
Tabağı koltukta yanıma koydum servis tabağıydı ve içinde limonlu ve vişneli cheesecake ile doluydu resmen. İştahım kabarmıştı. "En iyisi bu olsun bir kaç sahnesini görmüştüm internette güzel bir şeye benziyor." Diyerek açtım filmi. Boran zaten rahatça geriye yaslanmış çayını yudumluyor ve ona her bakışımda göz göze geliyorduk yani bana bakıyordu.
Film başladığında küçük koltuk yastıklarından birini sırtıma koymuş rahatça oturmaya çalışmıştım. Filmi izlemeye başlamışken tatlı tabağını aldım elime, "Sanırım Diljen sana da tabak getirmeyi unutmuş," başımı hemen yanımdaki adama çevirip kısa bir bakış attım. "Senin tatlıyı da benim tabağa koymuş sanki bunlar fazla hepsini yiyemem ben sonuçta."
"Yiyebildiğini ye sende, kalanını da yarın yersin." Demesi ne kolaydı öyle. Elini omzuma atıp kazağımı yukarı çekiştirip omzumu kapattı, ancak kazak tekrar omzumdan düşünce kaşlarını çattı. "Öyle olmuyor ama." Dedim omuz silkerek.
"O niyeymiş?" Dedi anlamayarak, ardından omzumdaki kazağı tekrar çıkarıp kapatmaya çalışınca yine düşmüştü kazak omzumdan. "Çünkü yarına kalmıyor Merih vantuz balığı gibi ne bulsa tatlı olarak hepsini yiyor! Hiç çekinmiyor bile."
"Şerefsiz!" Diye tısladı ağzının içinden ama odağı kazağımdaydı ve öfkeli bir şekilde omzumu düzeltip duruyordu en son dayanamayarak kazağımı geriye doğru çekerek uzaklaştım ondan. "Modeli böyle bunun çekip çekip durmasana!"
"Sikerler böyle modeli," diye sinirle söylenince ağzım açıldı bir parça hayretle. "Küfür etme ya benim yanımda! Senin yüzünden filmede odaklanamadım zaten." Önüme öfkeyle döndüm o ise afallamış hâlde kalmıştı televizyonun sesini artırarak odaklanmaya çalıştım.
Tatlımı yerken çayımı da yudumluyordum arada, yalnız film ciddi anlamda nefes kesici ve heyecanlıydı ara ara Boran'a baktığımda bana bakarken yakalıyordum gerçi onun kaçarak bir şey yaptığı yoktu ben ona bakarkende çekmiyordu yani bakışlarını. Çaydan başka bir şey içmemiş yememişti sanki yanımda zorla oturuyor gibi hissettim bir an. Ne film izliyordu nede yiyip içiyordu sesi de çıkmıyordu -tamam film izlediğim için olabilirdi ama umursamıyordum- keyfim kaçtı bir anda. Karnımda iyice ağrımaya başlamıştı zaten, sinirlerim normalde değilmiş gibi daha da geriliyordu.
Tam o esnadada onun telefonu çalmaya başladı ve ayaklandı seri bir hareketle. Gözlerimiz buluşunca, "Asistanım arıyor konuşup geliyorum." Diyerek göz kırptı ve çıktı salondan.
Asistanım? Sondaki ek baya iyiydi maşallah birde söylüyor arıyor diye banane seni kim arıyorsa! Devlet başkanı arasın isterse. Televizyonu seyre daldım. Beş dakika geçti gelmedi on dakika geçti gelmedi bu kadar zaman bir telefonda insan ne konuşabilirdi ki? İş olsa şirketi komple elden mi geçiriyorlar derdim bi' hani.
Gözüm habire kapıya kayarken film izlemek biraz zordu bu yüzden durdurdum filmi. Merak ediyordum... Ama neyi? Onu olamazdı kimle konuştuğunu da olamazdı ensemi ovdum sert bir şekilde. Biraz nefeslenmek için saçma bir şekilde sakin kalmak için gözlerimi sıkıca yumdum. İstediğiyle istediği kadar konuşabilirdi, merak etmek doğal bir şeydi, neticede mesai saatleri dışında konuşuyorlardı.
İçimden bir ses git diyordu sürekli arkasından, hislerime güvenen biriydim ve zaten biraz daralmıştım sayesinde. Salondan dışarı çıkmadan kapıdan dışarı baktım onu bulmak için ve baya ilerde bulmuştum... Ne yani oraya gitmesine gerek var mıydı sırf konuşmak için bildiğim kadarıyla konağın her noktasında sorunsuz şebeke çekiyordu.
Gözlerim üzerindeyken üstüne birde otuz iki diş sırıtarak konuştuğunu farkedince omuzlarım düştü istemsizce, elinin birini korkuluğa yaslamış ileri bakarken kiminle konuşuyorsa hoşnut bir ifadeyle gülümseyerek konuşuyordu.
İçeri geçip filme kaldığım yerden devam ettim.