53. Bölüm Part:1

4380 Kelimeler
"Dudaktan Kalbe" Part:2 "Sıcak oldu sanki," diye mırıldandı Gece, Boran anında onu sıkıca sararak kıpırdamasına engel oldu çünkü yatağa bile zor girmişlerdi. "Uyu Gece artık, uyu yoksa elini ayağını bağlarım!" Boran'ın tehditvari sesiyle gözlerini düşürmüştü umutsuzca Gece adamın göğsüne. Boran gözlerini kapatmış uyumaya çalışırken omuzlarının sarsıldığını farketti Gece'nin, kaşlarını çatıp hızla ona baktığında ağladığını farketti. "Gece'm bu sefer noldu?" Dedi kızın başını kendine kaldırmaya çalışarak. Kızın sıcak göz yaşlarını sildikçe bir diğeri hızla geliyordu. "Anlat kurban olayım anlat, dediklerim yüzünden mi ağlıyorsun yoksa, ulan şaka yapmıştım ben şaka." "Hayır!" Dedi ağlaması gittikçe artan Gece hayır birde öyle bir ağlıyordu ki duyan Allah'ım neyi öldü derdi bu kızın. "Ben şimdi içki içtim ya, sarhoşum ya ben," dediğinde Boran başıyla onayladı hep onu. "Şimdi ben senin yüzünden sarhoşum diye içki içtim diye meleklerim benim yanıma kırk gün boyunca gelmeyecekler!" Dediğinde Boran dona kaldı. "Ne dedin sen?" Kocasını göğsünden itmeye çalıştı ama Boran izin vermedi, "Ne dedin tekrarla Allah rızası için!" Duruldu bir anda Gece'nin göz yaşları. "Senin yüzünden cehenneme gideceğim, meleklerim içki içtim diye uzaklaştılar ben!" "Gece kimsenin senden uzaklaştığı falan yok ama ben uzaklaşayım istemiyorsan hemen kapat gözlerini uyu!" Gece tek bir şey demeden gözlerini kapattığında sert bir nefes bıraktı Boran, bol bol sabır çekti. Kızın beline sardığı kolunu sıkılaştırıp kendine iyice yapıştırdı, sütyen takmadığı için onları rahatça hissedebildi Boran kendi sert göğsünde. Sert bir soluk çekti içine çenesini kadının başına yasladı hemen ardından da yavaşça okşamaya başladı saçlarını. Gece uyusallaşmıştı ama uyuyamıyordu, Boran Ağa ise o uyusun diye saçlarını okşarken kendi uykuya dalmıştı. Gece homurdanarak başını geriye attı, çatık kaşları ile süzdü kocasının yüzünü. Camlardan yansıyan dış ışıklar ve ay yüzünden karanlık ortamları birbirlerini seçebilecekleri kadar aydınlıktı. Huysuz yüz ifadesi gevşedi Gece'nin, elini örtünün altından çıkarıp Boranın yüzüne dokundu yavaşça, ondan gelen sıcak nefes alnına vuruyordu ve bu onun çok hoşuna gidiyordu. Tüy kadar hafif dokunuşlarla göz altlarına dokundu, kirpikleri bol kıvrımlı olan kocasının kapalı gözlerini sevdi dudaklarındaki o tatlı gülümsemesiyle. Alnına dökülmüş saçlarına dokundu, siyah saçların arasına daldırdı parmaklarını, yumuşacık ve iç gıdıklayıcıydı en az sakalları kadar. Sesli bir solukla adamın kollarının arasından yavaşça çıkmaya çalıştı Gece, belindeki koldan kurtulup kendini geri atarken hızla kendi yastığını adamın kollarına bıraktı, Boran anında yastığa Gece'siymiş gibi sarılırken karısı zafer kazanmış gibi gülümseyerek indi yataktan. Ayakları yerle buluştuğunda dengesi yüzünden sarsılsada kendinide bir şeyleride devirmemeye dikkat ederek salona geçti, Boran'ın yanında getirdiği iş çantasını sarhoş aklı zor bela seçerken fermuarı açtı biraz karıştırdı çantayı kağıtlar hep A4 boyutundaydı ama o daha büyük istediğinden katlı olan büyük bir proje kağıdını çıkardı çantadan. Göğsüne dayadığı kağıdı ve kalemleri ile yatak odalarına geri döndüğünde Gece, kendini yatağın karşına yere attı, öylece bıraktı kendini yere. Kelemleri zeminde tıkırtılar bıraktığında yataktaki adam kıpırdandı ancak uyanmadı çünkü o da sarhoş olmasada bir bardak alkol almış üstüne yorucu bir günün yorgunluğu ile uyuyordu. Uyanması güçtü ama imkansız değildi. Katlı olan kağıdı açarak yere serdi Gece, oldukça büyük olan kağıtta çok ince çizilmiş bir proje vardı ancak bu Gece'nin umrunda olmadı zira o kağıdı bu kafayla bomboş zannediyordu. Dizleri üstünde bir süre durdu Gece sonra W işareti olacak şekilde oturdu yere, eline aldığı yumuşak uçlu siyah kalemle kağıdın üstünde çizikler bırakmaya başladı. Attığı her çizik yataktaki kocasının görüntüsüne aitti. Beline kadar sıyrılmıştı örtü, çıplak üst gövdesi görsel şölen niteliğindeyken yastığa sarılı hâli de harikaydı. Saçları dağılmış yüzü yan şekilde yastığa gömülüydü, o kalın dudakları ise büzülmüştü. Zavallı Boran neler olduğundan habersiz sarıldığı yastığı Gece'si sanıp sıkarken derin bir uykudaydı. Bir saate yakın bir süre sonra Gece elindeki kağıdı katlıyordu, kocasını istediği gibi resmetmişti, sarhoş kafayla. Başı döne döne kağıdı ve kalemlerini alıp salona giderken onları çantaya koymakla uğraşmayıp koltuğun üstüne attı ve umursamazca yatak odasına doğru yürüdü, feci halde uykusu gelmeye başlamıştı. Yatağa tırmanırcasına çıkarken örtünün altına girdi, bakışları yastığına gitti. Hâlâ kocasının kollarındaydı, yastığını tutarak çekiştirdi Gece. Ancak, bir sorun vardı. Boran yastığı bırakmadı. Gece ise homurdanarak yastığa daha fazla asılarak çekmeye çalıştı güçsüz haliyle. "Bırak şunu ya!" Diye yükseldi Gece. Boran'ın ilkte kaşları çatıldı sonradan yastığı daha da sardı, "Uyu dedim sana uyu!" Diye mırıldandı kızgın olmaya çalışarak Boran ancak kendinde değildi o da. "Yaa, Boran ben buradayım bırak şu yastığı." Derken çenesi titremeye başladı Gece'nin. Yastığa daha da asıldı, "Bebeğim hadi uyu," diyerek mırıldanan Boran yastığı okşadığında gözleri taşacak gibi dolu dolu olmuştu Gece'nin. "Ben buradayım Boran," dedi ağlamaklı bir tonda Gece, saçını çocuk gibi arkaya atarken yanan gözlerini ovuşturdu. Yastığı çekmenin fayda etmediğini gördüğünde sessizce ağlamaya başlamıştı Gece, ellerini yastıktan çekip hırçınca bu sefer adamın saçlarına atıp kavradığı gibi çekiştirmeye başladığında ağlamasını sürdürerek söyleniyordu. "Noluyor amına koyim noluyo!" Diye hiddetle uyanan Boran saçındaki eli bileğinden kavrayarak çekerken karşısında bir adet gözü yaşlı Gece beklemiyordu elbette. Gözlerini kırpıştırdı olanları anlamak için ama olmadı. "Sen artık beni gerçekten sevmiyorsun, o yastığa sarılmaya devam et bundan sonra senin benim gibi bir karın yok!" Diye bağırdığında Gece yüzünü buruşturdu Boran. "Kurban olduğum napıyorsun sen gel buraya!" Diye sitem ederek kolundan çekip almıştı kolları arasına karısını yine. "Yastığı seviyorsun değil mi?" Diye konuşmaya devam ediyordu hâlâ Gece. Boran yastığa göz atarak düzeltti onu yatakta, muhtemelen yatarken bir şekilde pozisyon değiştirdikleri için olmuştu bunlar yoksa bu kadını aptalmıydı ki bıraksındı. Karısının yüzünü avuçlarının arasına aldı hızla, parmaklarının uçlarıyla sildi gözlerini. "Sulu göz olmandan hoşlanmıyorum sinirlendiriyor bu beni," diye fısıldadı yüzüne. "Senden başka kimseyi de sevmiyorum ben kadın, sevemem sevmek istemem. Seni seviyorum aklının asla alamayacağı kadar..." Durulmuştu Gece Boran'ın yüzünde bıraktığı ufak öpücüklerle. Yeniden yatağa uzandıklarında birbirlerine sıkıca sarılmışlardı Gece çocuk gibi başını adamın çıplak göğsüne sürtüp duruyordu bir bacağıda adamın bacakları arasındayken beline sıkıca sarılmıştı. Boran bu zorlu görevi zor bela atlatırken tutunduğu tek dal karısı ayılınca ondan soracağı hesaptı. 🔗🗝️🔗 Yatağımda güçlüce esnedim, hafif bir baş ağrım vardı kendime yavaş yavaş geliyor uykumdan arınıyordum. İlk etapta gözlerimi kırpıştırarak açtım, camlardan gelen gün ışığı anında yüzüme çarpmıştı. Biraz öyle dururken kendime gelmeye çalışıyordum her tarafım sızlıyordu sanki, kaç saattir uyuyordum ki ben? Sonra farkettim ki yatakta tek başımayım, Boran yoktu. İnleyerek dirseklerim üstünde doğruldum, bir şeyler olmuştu bunu sezebiliyordum. Odada gözlerimi gezdireceğim sıra camların önünde olan o L koltukta oturuyordu Boran. Saçları dağınık üstü çıplak ve altında sadece bir eşortmanı vardı. Kehribar hareleri ile göz göze geldiğimde içim bir ürpermişti, tuhaf bakıyordu. Biraz duygusuz ya da sinirli gibi. Anlamadım. "Güzellik uykunuzdan sonunda uyanabildiniz mi, Gece hanım?" Çıkan o imalı sesiyle gözlerimi kıstım. "Günaydın." Dedi, önündeki sehpada duran ince belli çayını aldı ve bana bakarak içti. "Saat kaç?" Diye sordum tarazlı kendine gelmemiş bir sesle. Kolundaki kol saattine bir göz attı hemen ardından bana baktı, "On iki buçuk." Diyince gözlerim irice açıldı. Bu kadar saat nasıl uyumuştum ben? En son sergideydik- Ben çok fazla rüya görmüştüm hiçbir soruma mantıklı bir cevap vermedi beynim. En iyisi iyi bir duş almak ve kendime gelmekti sonra anlardık neler olduğunu. Üstümdeki örtüyü kaldırıp bacaklarımı sarkıttım yere, o an aklıma akşamdan bir sahne düştü ben yine yataktan iniyordum o zaman. "Dün akşam hakkında bir şeyler hatırlıyor musun?" Diye sorunca Boran ona çevirmeden başımı iki yana salladım. Fakat ayağa kalkmıştı ve bana doğru gelmeye başladığını hissettim. Başım dönse de ayağa kalktığımda, "Başım ağrıyor biraz, ne oldu ki?" Diye sordum anlamayarak. Karşımda durdu, gözleri gözlerimde bir şeyler arar gibi dolaştı, şüpheyle baktı bana. "Dün içki içtin, aklına bile gelmiyor mu olanlar?" Dediğinde ciddiyetle gözlerim kocaman açıldı. Dün en son Boran ile tabolara bakıyorduk biz, "Ne içkisi saçmalama ben içki içmem!" Dedim kesin bir tavırla ancak o sıra yutkunurken ağzındaki acı tat ile bir duraksamadım değil. "Enerji içeceği içiyordum bir ara," diye mırıldanırcasına konuştuğumda Boran tahammül edemeyerek sert bir nefes aldı. Burun kemerini sıktı, "Bak yavrum! Ben sana kendi içkimi enerji içeceği diye verdim iki dakika telefonla konuşup geleceğim dedim sende o arada benim içeceğimi içmeye başlamışsın. Sonradan olanları yaptıklarını da bence bir zorla beynini eminim bir şeyler hatırlarsın!" Dedikleri sarstı bedenimi, "Onlar rüya değil miydi şimdi?" Dedim inanamayarak. Kaşları havalandı, "He rüya, ne rüyası acaba o ki dünden beri ağzımıza etti!" Gözlerimi ondan kaçırdığımda aklımdaki parçaları birleştirmeye çalıştım ama zordu. Boran'ın telefonu çalınca bıkkınca nefesini bırakarak döndü ve gidip sehpanın üstündeki telefonunu aldı. "Söyle," diye açtı telefonu. Yatağa çöktüm dayanamayarak, saçlarımı karıştırdım, o sırada Boran konuşmaya devam ediyordu. Ben nasıl içki içebilmiştim dahası bir adamın bana sarkıntılık yaptığını da hatırlıyordum, peki araba- Yok artık rüyalarım gerçeklerse benim Boran'ın kucağında ne işim vardı arabada! Hayır hayır hayır, bu imkansızdı kesinlikle rüyaydı o kısımlar emindim. "Ne diyorsun düzgün anlat şunları!.. tamam bekle bekle!" Öfkeli konuşmasını yanıma kadar gelerek ve telefonun sesini dışarı verdi ona anlamayarak baktım. "Günaydın Gece," bu Özgür'dü. İyi de bu saatte o ne alakaydı. "Günaydın?" Dedim soru işareti bol bir sesle. Güldüğünü işittim, "Gece'de duysun dedin duyuyor ne diyeceksen de hadi!" "Şimdi şöyle ki Gece sana helal olsun! O nasıl zeka o nasıl bir işbilirlik! Senin için o kadar uğraştım o paralarda yüzde elli ortaklık isterim yoksa elimdekileri internete yayarım bak." Kafam hepten çorba olurken Boran'a baktım bu ne diyor diye. "Ne diyorsun Özgür sen kafamı buluyorsun bizimle!" Dedi sertçe. "Ne kafa bulacağım be ben, yenge diyorum yenge senin üstünden bir bahis oynamış ki görme sadece iki dakika da zengin olmuş!" Dediginde heyecanla Özgür benim gözlerim şokla açılmıştı telefona bakarken, çünkü zihnimde dönen kareler parça parça birleşerek beni mahvediyordu. Boran'a kaldırdım başımı yavaşça hiçbir şey anlamamış şekilde bakıyordu. "Şimdi elimdeki görüntüyü atayım size en iyisi ben sonrada Gece ile özel bir görüşme yapayım en iyisi böylesine kıvrak zekayı kesinlikle kullanmam gerek." "At hemen şunu Özgür, öfkeliyim sana patlamayayım!" "Yahu insan teşekkür edeceği yere niye bağırır! Ben olmasam tüm ülkede viral olacaktınız herkes sizi konuşacaktı, ama yok anca bir nankörlük bir nankö-" Telefonu adamın suratına kapatıp saçlarını karıştırdı sabırsızca. "Hiç öyle melül melül bakma sende!" Diye birden bana da parladığında irkildim. Gözlerimi kaçırdım anında. Telefonuna bildirim gelince beklemeden açtı bende hemen ayağa kalkıp izlemeye çalıştım. Görüntüler açıldığı an ağzımda açıldı bir parça. Bunlar nasıl rüya olmazdı ki! Elimde çantayla milletten resmen para topluyordum, içine takı atan bile varken gözlerim her saniye daha da irileşiyordu ben bunları nasıl yapabilmiştim! Boran'a çevirdiğimde başımı gözlerini kırpmadan donmuş şekilde izliyordu görüntüleri dahası keşke bununla da kalsaymışım Boran'a kazanması için bağırırken bir sandalyeye çıkıyordum. Hayır hayır hayır bu anı izlemeden hatırladım ve telefonu Boran'ın elinden çekmek için atıldığımda kolumu tutarak elini uzaklaştırdı benden. "Lütfen izleme." Diye yakındım ama dinlemedi. Çalan müzikle birlikte sandalyenin tepesinde oynadığımı aptal gibi kıvırdığımı biliyordum. Neyseki kısa sürmüştü video ama ben ben napacaktın şimdi. "O görüntüleri sakın yayılmasına izin verme sende sakın ne izle bir daha ne de birine göster!" Diye bağırdı kulağına dayadığı telefona hangi ara Özgür'ü aradı bilmiyordum. "Lan Özgür! Bak küfrettirme bana, elimde kalmak istemiyorsa ben hazır İstanbul'dayken babana gideyim istemiyorsan dediklerimi yap!" Diye son sözlerini söyleyerek bir hışım kapattı telefonunu ve yatağa fırlattı. Bana döndüğünde yüzüne bakamadım, çünkü hâlâ olanların gerçekliğine inanamıyordum. "Hatırladın mı şimdi yaptıklarını?" Diye konuştuğunda sesi kısılmıştı. Başımı aşağı yukarı salladım yavaşça ona bakamazken. "Peki bana yaptıklarını hatırlıyor musun?" Dediğinde yaklaştı üzerime eğildi koca bedeni. Duraksadım bir, bunu o da farketti, karmaşık bir ifadeyle gözlerine baktım. Alnımdaki dağınık perçemlerime dokundu parmak uçlarıyla, "Israrla kucağımdan inmek istememen sürekli sırnaşıp durman seni sevdiğime kendine ikna ettirmeye çalışman, bana cesurca dokunmaya çalıştığın o anları hatırlıyor musun?" Sesi fazlasıyla talepkar bir tınıda çıkıyordu. Hatırlıyorum desem niye iyi şeyler olmayacakmış gibi hissediyordum. Üstelik onlarda mı rüya değilmiş? Yandığımı hissettim, baştan aşağı utançla yandığımı. "Hatırlamıyorum." Dedim sessizce. "Hatırlamıyorsun?" "E-evet hatırlamıyorum hiç." Sesim deli gibi titrerken inanır mıydı bilmem. Çenemi tuttu ve kaldırdı bir anda. Kehribar gözleri alev topu gibiydi. "Yalan söyleme," diye bastırdı kelimelerini. "Hatırlamazsan da bir halt, ben sana tek tek anlatır yine keserim cezanı." Ferah nefesi yüzüme vurdu, yutkunamadım bile onun söyledikleri kulaklarıma girip beynimde dönerken arka planda rüya sandığım gerçeklerin sahneleri oynuyordu. Nasıl böyle rezil bir insana dönebilmiştim ben?! "Ben hiçbir şey anlamıyorum, banyoya gitsem iyi olacak." Diye kaçınarak konuştuğumda yanından geçmek istediğimde önüme geçerek izin vermedi buna. Pijamamı kavradım sıkıca, ölmek istiyordum tam şu an. "Söyle şimdi napayım ben sana?" Çıplak göğsüyle bakışırken tam dibimde olduğundan gelen kokusu içimi sıcacık etmişti malum, dışım zaten epey yanıyordu. Onun göğsüne bakarken dokunduğum anlar düştü zihnime, iki büklüm olup çığlık atmamak için zor tuttum kendimi. "Boran," diye sessiz bir mırıltıyla adını dillendirdiğimde göğsü derin bir nefesle şişti. "İsteyerek olmadı." Dedim direkt. "İsteyerek olmadı öyle mi?" Yüzümün yan kısmını kapatan saçlarımı omzumdan geriye doğru atarak açtı yüzümü, iri eli omzumda durdu. Başımı hızla salladım asla yüzüne bakamayarak, "Ben nasıl içtim bilmiyorum yoksa hiç öyle davranırmıydım ben." Belkide hayatında asla duyamayacağı kadar masum bir sesle konuşmuştum, mahzun... Zavallı gibi. "Davranmazdın tabiki." Ilımlı sesine karşın omuzlarım çöktü rahatlayarak biraz. "Ama bu beni zerre kadar ilgilendirmiyor! Yemin ettim kızım ben senin yüzünden! Bahaneye bak içiyor yapıyor sonrada istemeden oldu diyor, ya bende istemeyeceğin şeyler yapsaydım!" "Yapsaydın o zaman!" Diye çıkmıştım bir anda. Gözleri döndü. Kolumu tutarak kendine yaslanmamı sağladı, karşısında ufacık olmuş kalmıştım. "Bana bak kadın zaten barut gibiyim ateş atıp yakmaya kalkma beni! Seni de yakarım kendimle!" "Ne yaptığın umrumda bile değil, bana kızıp durma alkollü olmamın tek sebebi sendin olanlardan beni mesul tutamazsın!' "Yok ya! Kurtul kurtulabiliyorsan benden." Diye tısladı adeta yüzüme. Başımı daha da dikleştirdim ona karşı. "Dün gece kendini bana soydururken bana dokunurken beni aptalca tahrik edip dururken beni öylesine çok zorlarken yaşattığın o acıların bedelini sana sorarım demedim mi?" Kolumu daha sıkı tutarak eğdi başını yüzüme. "Sorsaydın o hâlde!" Dedim diklenerek. Kaşları havalandı hayretle. Ağırca yutkundum. "Seni zora sokan benmişim her şeyide şimdi hatırladığıma göre bana sormak istediğin hesabı dün sorsaydın eğer, bugün yaptıkların için sana öfkeli olmazdım!" Afalladı. "Senden dün akşam o haldeyken yararlansa mıydım?" Hâlâ duyduklarını yutabilmiş değil gibiydi. "Evet," dedim başımı sallayarak. "Ne yaptıysam ben yapmışım sense her defasında daha da dirençli davranarak kendini zora sokmuşsun, şimdi gelipte karşımda yaptıklarının hesabını sorarım deme!" Elbette böyle düşünmüyordum ters tepki yaratarak üste çıkmaya çalışıyordum tek istediğim onun kollarından kurtulmak ve anında kaçmaktı yoksa utançtan bayılacaktım şuraya. Kızgın bir boğa misali sert soluklar almaya başladı, gözleri kıpkırmızı olurken dişlerini nasıl sıktığı ortadaydı, tüm damarlarımı iki tür duygu sarmıştı sarmaşık misali; biri utançtı biri de onu bile geçecek derecede korkuydu. Her şeyin içine etmekte bir numara falandım galiba. "Boran-" dememe kalmadan iri eliyle çenemi komple kavrayarak kendine bir çekip bir yükseltti ki tüm bedenim bedenine yaslandı bir kolu anında belimden dolanarak sabitledi beni kendine. Dudaklarım büzülmüştü ona doğru, canımı yakmıyordu ama tutuşu da sertti. "Sen," dedi katı sesiyle. "Kafa mı buluyorsun benimle? Dokunsaydın ne demek!" Yanaklarımın tek tüm bedenimin utançtan yandığının farkındaydım. Çenemdeki eline sardım ince parmaklarımı, "O zaman ceza falan kesme zaten iyi hissetmiyorum ki ne dememi bekliyorsun?" Sabırla nefes aldı bir anda bıraktı beni, öyle büyük bir nefes aldım ki anlatamam. "İyi hissetmemen iyi, yoksa neredeyse dün akşam sana dokunmadığım için pişman olacaktım! Hele de dövmeni görmeye bu kadar yakınken!" Aldığım soluk boğazımda tıkandı, "En ufak bir harekette o göğüslerinin ucunda durmuş elbiseni indirip görebilirdim tüm servetini!" Ellerimi göğüslerime kapatmamak için zor durdum. Üstelik o bana dün dokunmuştu! Ah, hayır Allah'ım lütfen bunu bana yapma, onun yüzüne iyice bakamayacak bile hale gelmiştim. Parmaklarını tıpkı dün akşamki gibi sağ göğsümde olduğunu hissettim sanki. Gözlerim ona çıktı kararmış kehribarları utanmazca üstümde dolanıyordu, belkide zevk alıyordu halimden. "Madem sende her şeyi hatırlayabiliyorsun o halde kendini bana bırak." Dedikleri beynimi zonklattı adeta. "N- ne?" Yaklaştı bir adım kadar, zaten çok yakındı. Elini usulca bel boşluğuma dokundurdu ince pijamamdan hissettiğim eli sıcacıktı. "Diyorum ki ben yeminimden dönmem o yüzden ikimizinde iyiliği için kendini bana bırak seni biraz sevmeme izin ver." Diye yoğun bir tonda konuştuğunda yüzüme eğildi. Ne yapacağımı bilemez hâlde ona bakakalmıştım. Pijamamı sıyırıp elini çıplak belime koyduğunda tüm bedenim titredi bunu o da hissetti gözlerimi kapatmamak için zor tutarken elimi dudaklarına kapattım dudaklarıma dokundutmadan. Sert bir nefes bıraktı avucumun içine, "Gayet güzel bir anlaşma sundum sana bence, nankörlük etme!" Dudakları avucumun içinde kıpırdadıkça içim gıdıklandı. Avucumu ondan çektiğimde ellerimi çıplak göğsüne koydum, kalbimi hep olduğu gibi yine çok hızlıydı yanımda. "Nankörlük etmeyeceğim," dedim yavaşça, kaşları ağırca düzelirken, "Sadece biraz izin ver en azından elimi yüzümü yıkayayım." Duydukları şaşırttı onu bir parça açılan dudaklarını birbirine bastırdı başını sessizce aşağı yukarı salladı bu büyük ölçüde rahatlatırken beni bana kendim için izin verdi. O tenime işleyen belimdeki elini çektiğinde gözlerimi gözlerinden çektim utançla. Çok ufak adımlarla yanından uzaklaştığımda banyoya girdim kapıyı yavaşça kapatırken kilidi en ufak ses yapmamaya çalışarak kapattım. Öyle büyük bir rahatlamayla nefes verdim ki hayatımda böyle mutlu olduğumu hatırlayamazdım herhalde. Klozetin kapağını kapatıp üstüne oturdum, başımı öne eğip tutarken tüm olanları tek tek düşünmeye başladım. Napacaktım ben şimdi ya, üstelik Boran Ağamız intikam almaya yeminli gibi dururken. Zavallı ben Boran acaba onu kandırarak buraya girdiğimi anlasa ne yapardı, cidden nasıl kendimi hazırlayıp ona gitmemi bekleyebilirdiki. Tek bir dilek hakkım olsa tereddütsüz dün akşam yaşananları silerdim herhalde. Öfkeyle tüm çığlıklarımı içime gömdüm. 🔗🗝️🔗 "Daha ne kadar kalacaksın orada?" Diye sorduğunda umutsuzca etrafıma baktım. "Bir buçuk saat oldu Gece! Benden kaçabileceğini mi zannediyorsun çık dışarı!" Evet tam bir buçuk saattir banyodaydım ve çıkmaya da hiç niyetim yoktu. "Çıkmıyorum boşa bekleme!" Dedim sinirle. Bornozumun kuşağını iyice bağladım bu sürede duşa girmiştim dişlerimide bir güzel fırlamış içerdeki adamdan kaçmak için bir banyoda ne yapılıyorsa yaparak oyalanmıştım. "Bak yavrum sabrım kalmadı bitti tükendi anlayabiliyor musun?" Derken kapıya vurdu eliyle. "Farkındayım ve özür diliyorum senden, daha ne yapayım istiyorsun zaten utancımdan yüzüne bakamıyorum ne var biraz insaf etsen!" Deminden beri ne desem yatışmıyordu nasıl kindar bir adama dönüşüvermişti bu adam. "Yok sana insaf falan çık dışarı!" "Ama Boran..." diye yalvardım adeta. "Yemin ederim çok utanıyorum zaten hiç mi acımıyorsun bana." Az kalmıştı hüngür hüngür ağlamama. "Sen beni yüzümü yıkayacağım diye kandırırken acıdın mı?! Kolay tabi senin için insanın hayalleri ile oynamak!" O böyle diyince daha da utandım, kim bilir banyoya kaçamasaydım ne yapardı bana, düşünmek bile nefesimi kesiyordu. "Haklısın," diye mırıldandım çaresizce. Vukuatlarım çoktu ne diyecektim. Başımdaki havluyu düzelttim üstelik bornozumda varken nasıl çıkacaktımki hem karşısına. "Tamam," diyerek sesli bir nefes bıraktı. Kapıya yanaştım iyice. "Hadi çık bir şey yapmayacağım." Dediğinde huzursuz oldum bir. "İnanmıyorum sana," diye mırıldandım. "Yeter ama bak! Çık şu banyodan daha fazla delirtme beni." "Sen zaten delisin!" "Gece!" Diye bağırdığında irkildim. "Çık şuradan artık yoksa kırarım yeminim olsun!" Üst üste yutkundum, midem düğüm düğüm olmuştu. "Tamam," diye mırıldandım usulca. Kapının kilidini açmak için hareket etmiştim ki midem ağzıma geldi, elimi ağzıma kapatırken öğürerek klozetin önüne koşarak eğildim. Hayatımda en nefret ettiğim şey midemin bulanmasıydı. "Gece!" Endişeli sesini kapının ardından duyduğumda ona cevap verecek durumda değildim. Üst üste defalarca kez öğürdüm ancak kusamadım sonra tam kalkayım derken kusmaya başladım öyleki kusarken boğulacağımı hissettim. "Allah kahretsin! Sakin ol yavrum bir şey yok!" Diyerek endişeliyken beni yatıştırmaya çalıştı. Sonunda içimdeki her şeyi çıkardığımda güç bela sifona uzanıp basabildim ardından ise kendimi yere bıraktım dinlenmek için, elim ayağım boşalmıştı anında. "Konuş benimle Gece," dedi boğuk bir sesle Boran alnını kapıya yaslamış ve sesi bu yüzden boğuk çıkmış gibi hissettirdi. "İyiyim," dedim sesimi duyabilsin diye yükselterek, ağzımın içindeki tat midemi yine bulandırmıştı. "Kapıyı açabilecek misin peki?" Dedi sabırsızca, kulpu bir kaç kere indirdi sanki açılacakmış gibi. Yavaşça ayağa kalktım ağzımı hızla suyla çalkalayarak temizledim. Başımdaki havlu yere düşmüştü ama eğilip kaldırmaya üşendim onun yerine tedirgin olsamda kapıyı açtım. Açar açmaz kapıyı iterek beni kollarına almıştı bile. "Bağırma diyorsun, kızma diyorsun ama kapıları kilitliyorsun ya bayılsaydın başını bir yerlere çarpsaydın! Niye sürekli sınıyorsun beni, derdin ne senin benimle?!" Dudaklarını kulağımın hemen altına bastırdı güçlüce. Kokumu soludu sanki. Üstüne bir tişört giymişti, konuşmadım sessiz kaldım, başını geri çektiğinde çenemi tutarak kendine kaldırdı ıslak saçlarım iyice geriye düşmüştü. "İyisin değil mi?" Diye sorduğunda uslu bir kız gibi onayladım onu sadece. Başını onaylamazca saldırdı bir çok şey demek istedi aslında ama sanırım halime acıdığından sustu. Bornozumun önünü sıkıca tutuyordum yüzüne doğru dürüst bakamıyordum bile. "Giyin üzerini inelim bir kahvaltı yapalım kendimize gelelim en iyisi," dediğinde sonunda dedim içimden. Bu odadan çıksak harika olacaktı. Geri çekildiğinde bakışları üzerine kaydı, bornozlu olduğumu daha yeni farkediyordu, ancak dün giydiğim elbiseden daha kapalı olduğu için bornoz, rahattım doğrusu ama bu Boran'ın bakışlarını farkettiğimde değişti elbette. Koyulaşmış bakışları bacaklarıma kaydığında bacaklarımı birbirine bastırmamak için zor durdum. "Sen salona geçsen," diye konuştuğumda yutkundu ağırca. "Geçeriz tabi, niye geçmeyelim ki?" Dedi sitem edercesine sonrada salona gitti. Bir an önce Mardin'e dönsek iyi olurdu bu İstanbul bize pek iyi gelmemişti, ama ondan once elbette Boran'la konuşmam gerekenler vardı hatta belkide onunla konuştuktan sonra dün akşam yaşananları unutur ya da bu konuda bana kızmazdı daha fazla çünkü ben her an kendime kızıyordum zaten rezilliklerim yüzünden. "Üzerini sıkı giyin akşama kadar gelmeyiz otele, hava iyice soğudu yağmurda yağabilir." Diye seslenince içerden, "Tamam peki." Diyerek cevaplamıştım onu. Bugün ne yapardık bilmiyordum ama biraz rahat giyinmek istiyordum bu yüzden dolaba yöneldiğimde yanımda getirdiğim kot pantolonlarımdan birini elime alıp yatağa bıraktım ortalık biraz dağınıktı tabi toplamadan çıkamazdık. Odanın diş kapısın önüne doğru giderek yerdeki ayakkabılarımı ve çantamı aldım, ağırdı ve içinde ne olduğu belliydi. Yatağıma geldiğimde çantayı açarak ters çevirdim ve içinde ne var ne yoksa döktüm yatağa. "Oha! Yuh! Allah'ım ben ne yapmışım böyle?" İçinde en az türk lirası varken bir servet çıkmıştı çantamdan belkide. Ben türlü türlü şeyler düşünürken Boran adımı tuhaf bir şekilde seslendi içeriden, anlamayarak kulak kabarttığımda adımları buraya doğru gelmeye başladı, üstümdeki havluyu düzelttim düzgün olmasına rağmen. "Boran daha giyinmedim!" Diye ikaz ederken o odaya gitmişti bile, göz göze geldik anında. Yüz ifadesi fazlasıyla tuhaftı sabrı tükenmiş gibi. Gözlerim elindeki büyük kağıda iliştiğinde gözlerimi kıstım. "Bu ne böyle?" Diyerek elindeki kâğıdı gösterdi. Ne dediğini kavrayamadım yanına yaklaştığımda elindeki kağıda ilk baktığımda hiçbir şey anlamadım bir karalama vardı. O da farketti sesli bir nefes verirken iki ucundan tutarak kâğıdı havaya kaldırdığında gözümün önündeki resime bakakaldım. Bir adamın yatarken ki görüntüsü vardı kağıtta dumura uğramıştım adeta. "Buda mı rüya değildi?" Diye mırıldandım umutsuzca. "Senin ben rüyalarına-" cümlesini tamamlamadı, kağıdı ayaklarımızın dibine bıraktı, böylece yere boylu boyunca serildi kağıt. Yalnız güzel çizmiştim. "Hangi ara çizdin bunu?" Sesi çok fazla sakin çıkıyordu. Bu onun İstanbul'da olacak o dev projesinin taslağıydı büyük ihtimalle son bir kere göz atarım ya da çalışırım diye yanında getirmişti ama ben içine etmiştim projenin. İnce bina çizgileri yaptığım resmin altında belli oluyordu ama neye yarardı. "Ben sen uyuduktan sonra yataktan kalkmıştım o ara çizdim bunu." Dedim kısık bir sesle. Başım önüme eğilmişti bile. "Yemin ederim nasıl oldu bilmiyorum, işine zarar vermeyi asla istemezdim nasıl telafi ederim onu da bilmiyorum her şeyi zehir ettim zaten dünden beri," kağıdın etrafından geçerek yanıma geldi ancak ben susmadım. "Sergide kavga çıkardık adam bizden şikayetçi olmuştur bir kaç saat sonra belkide yakalarlar bizi üstelik hırsızlık yapmışım resmen, o kadar parayı ne yapacağım ben nasıl geri vereceğim sahiplerine!" Diye dert yakınırken Boran yerdeki kâğıdı izliyordu. "Şikayetçi olamaz Özgür çoktan halletti onu," dedi rahatça gözleri yerdeki kağıdı incelerken. "Ayrıca hırsızlık birinin malını ondan izinsiz çalarsan olur, sen çalmadın onlar sana verdi. Yani aslında dolandırıcılık yaptın ama olsun sonuçta alkollüydün ve kafan yerinde değildi bu onların suçu." Ağzım açıldı dedikleri karşısında. "O paraları bir yere bağışlarız ihtiyacımız yok olsa çatır çutur ezerdik tabiki o ayrı mesele." Tok sesi odada yayılırken rahat bedeni keskin bakışları hâlâ kağıda odaklıydı. Neler oluyordu bu adama şu an, beni azarlaması gerekmez miydi? Yoksa önemli bir kağıt değil miydi bu? "Boran, özür dilerim zarar verdiğim için." Dedim ona dönerek. Çenesini sıvazladı sertçe, bakışları yavaşça döndü bana, bakışlarından hiçbir şey okunmuyordu. Tek kelime etmeden bana doğru adımladığında eş zamanlı olarak geri geri adımladım. Yönümü bilmeyip geri geri giderken o adımlarını durdurmadan üstüme yürüdü, "İzin ver sana yardım edeyim öncekinden çok daha güzel bir şey çıkarabiliriz." Diye bir teklif sundum korkuyla ancak alayla sırıttı bana. Yatağa çarpmamla oturmam bir oldu, Boran tehlikeli bir ifadeyle Bana bakarken yine durmadı, "Boran... Konuşsana ne yapıyorsun?!" Diye titreyerek konuşurken ellerimi yatağa koyarak geri geri sürünmeye çalıştım yatakta. Paralar yatağı sarsışım yüzünden dağılırken Boran dizlerimin altından tutarak çekti kendine yatakta, o kadar kaçışım bir halta yaramadı o benim üstüme çıkarken. Belimin iki yanına koyduğu ellerini sürterek havlumun üstünden yukarı çıkarmaya başladığında gözlerimi üst üste kırpıştırdım. Dilim tutuldu bacaklarım bacaklarımın arasında kalmıştı. Bu defa fazla öfkelenmişti sanırım. "Aslandan kaçıpta kurtulan ceylan gördün mü sen hiç?" Dedi alayla. Ceylan ben aslan o mu oluyordu şimdi. İri elleri belimden yukarı sürtünerek çıkarken çok kısa bir an göğsümün yan kısımlarına değdi parmakları bu titretti bedenimi. Elleri koltuk altlarımdan kollarıma doğru çıktığında ellerimi bir anda başımın üstünde çaprazlama birleştirerek tek eliyle yatağa sabitledi. Sızlandım dayanamayarak, "Boran yapma..." diye uyardım kısıktan ama o pislikçe gülümsedi bana. Bileğimi çekmek istediğimde izin vermedi elbette. Havlumun alt kısımları açılmasın diye hareketlerimi kısıtlandırmıştım, bacaklarımı oynatamadım. "Sen istediğini yapabiliyorsun ama bana gelince Boran yapma öyle mi?" Ellerimi yatağa daha da bastırdığında diğer elini açıkta kalan gerdanıma sürttü. "O kadar yeminime rağmen yinede kıyamadım sana boşver Boran dedim ama sen kendini benim avuçlarıma bırakmaktan hiç çekinmiyorsun be yavrum. Napacağız şimdi?" Parmağı havlumun yakasına takıldı, daha doğrusu bilerek yaptı göğsüm hızla inip kalkarken o gözlerimin içine baka baka göğsümü açmaya başladı. "Bunları seveceğimi söylemiştim sana," dudaklarını dişledi sabırsızca. "Üstelik duştan yeni çıkmış halinle fazla tahrik edici ve mis gibi kokuyorsun..." sesi gitgide derinleşiyordu. Bileğimi çekiştirdim olmadı kıvrandım yine olmadı, heyecandan bayılmak üzereydim üstelik. Yassılaşmış dolgun göğsüm neredeyse tamamen onun aç gözlerinin önüne seriliyordu ki, "Siktir!" Diye yükseldi heyecanla. Gözleri göğüslerimin çok az görünen arasına kaydı, "Dövmenin başladığı kısmı gördüm!" Hassiktir ama daha da kıvrandığımda daha da hakimiyet kurdu üstüme. "Boran bekle bir dakika!" Diye bağırdım nefes nefese. Bakışları kısa bir an bana çıktı. "Akşam-" "Yok akşam falan sana, dünde akşam öpersin dedin ağzıma ettin!" Diye sertçe konuştuğunda hızla konuştum. "Dinle bir önce lütfen!" İstesem onu kıracak şekilde benden uzaklaştırabilirdim ama bunu asla yapamazdım bu yüzden güzel bir yolla çıkmak istiyordum işin içinden. "Bu akşam sana bir şey söyleyeceğim tüm bu olanları telafi edecek bir şey bu yemin ederim, yeter ki bırak beni şimdi." Kaşları çatıldı iyice. "Cidden mi Gece?" Diye sorduğunda başımı salladım hızla. Sıkıntılı bir nefes bıraktı tûm heyecanı sönmüştü. "Kendini bana sadece bir kere bırakmanı istedim, ne sanıyorsun böyle bir anda seni sikeceğimi falan mı!" Bağırışıyla dona kaldım. Kulaklarıma kadar kızardım. "Biraz olsun isteksiz ya da bedeninin beni arzulamadığını hissetsem zaten bırakırım! İstemediğinin farkındayken zorla kendimi rahatlatma peşine düşmüyorum ben, sadece dövmene bakacaktım o kadar, inan bana aksi olsaydı sabah bu yatakta giyinik olmazdın!" Beni bırakıp üzerimden kalktı ve dolaba yöneldi tek seferde aldığı iki parça kıyafetini sıkıca tutarak salona gitti ve kapısını öyle bir kapattı ki odanın dışından duyulduğuna emindim. Amacının ne olduğuyla ilgilenmiyordum ki, sadece kendimi buna şu an için hazır hissetmiyordum. Ondan kimseden olmadığı kadar utanıyordum ve çekiniyordum elimde olmadan ben daha olanları hazmedememişken ona nasıl izin verecektim, hem sadece dövmeye bakıp bırakacağım deseydi izin verebilirdim ama her şeyi yanlış anlamıştım belliki. Bir şeyler yapsam iyi olurdu buradaki az zamanımızı birbirmize böyle davranarak geçiremezdik, onunla konuşmamı en iyisi akşamı beklemeden yapmalıydım. ••••••
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE