Boran ters bir ifadeyle belini ovaladı çaktırmadan, bana kayan gözlerine bakamadım adamı resmen sakat bırakacaktım. "Gidiyordum baba bende." Dedi sert bir ifadeyle.
"İyi iyi gel senle konuşacaklarımız vardı zaten." Dediğinde, "Gidelim baba gidelim." Dedi, bakışları bana değdiğinde başını aşağı yukarı salladı, bu 'akşama görüşürüz' demekti. Yutkundukça yutkundum, mahvetmiştik adamı iyi mi, hâlâ eli belindeydi.
Oflaya oflaya salona girdim tekrar, bizimkiler kahvaltıyı yapmış çay içiyorlardı masada. Diljen fazlalıkları topluyordu, bende usulca sandalyeme geri oturdum.
"Pek iyi gördüm sizi maşallah." Diyen kişi Lalezar anneydi, yüzünde manidar bir gülümseme vardı.
"Değil mi ya," diye destek verdi süzüle süzüle Zara. Gözlerimi belerterek baktım ona sussun diye ama omuz silkmekle yetindi.
"Evet, iyi vakit geçirdik." Diye cevap verdim Lalezar anneye çekinerek. "İyi iyi, Allah muhabbetinizi arttırsın biz dedik bu oğlan kızı ne diye sürüklüyor heder olacak kız İstanbul'larda ama Boran'ım tıkmamış seni otellere."
"Yok hiç öyle olmadı," Saçma bir dürtüyle Boran'ı korumak istemiştim, güldü bu halime. "Yani Boran işte, neler yapacağına akıl sır ermiyor." Boran onlara iş için gittiğimizi söyledi diye ne diyeceğimi pek kestiremiyordum ama Mara o kadar suskunluğun ardından iyi bir çıkış yaptı, beni yine delirterek.
"Neyi saklıyorsun ki sanki bilmiyoruz, abim iş diye bize yalan söylemiş gidip gezmişsiniz onca gün, sanki bilsek umurumuzda sizin halleriniz."
Gerildim haliyle, beni sevmiyordu ama sanırım gidenlerin yerini doldurma peşindeydi. Lalezar anne öfkeyle döndü ona. "Kes sesini, dediklerini tartta konuş artık! Yengen var senin karşında yengen çocuk musun sen, uyar uyar bıktım artık." Diye bağırdı. Onu ilk defa böyle görüyordum belliki ona Mara'nın durumunu anlattığımdan beri araları pek iyi değildi.
"Ne bağırıyorsun anne ne dedim sanki ben! Anca bana bağır zaten!" Diye o da bağırarak masadan kalktı ve çıktı salondan.
Ne diyeceğimi şaşırdım bir an, "Ablam kesinlikle bu aralar iyi değil." Diye mırıldandı Zara. "Ama sen ona bakma annem ağzının payını verdi, umarım akıllanır." Ya tabi ne demezsin kime durulacak dediysem daha da azmıştı.
"Bende iş için gittik zannediyordum orada öğrendim bir sergi vardı sürpriz yapmak istemiş, söyleyecektim ama çekindim yani-"
"Açıklama yapmana gerek yok kızım her yaşadığınızı her anınızı anlatacaksınız diye bir kaide de yok ben bilirim seni," tavrı ve yumuşak sesi tüm gerginliğimi aldı üstümden. "Vallahi tat bırakmadı ağzımda bıktım artık." Diyerek çayını aldı kalktı masadan.
Zara masadan kalkıp yanağıma sesli bir öpücük bıraktı, "Şimdi okula gidiyorum, geldiğimde oturup her şeyi konuşuyoruz tamam mı canım yengem." İşte şimdi güldüm sahiden. Kolunu sıvazladım. "Beni düşüneceğine derslerini düşün sınav yaklaşıyor bak, sonra ağlama iki puan iki puan diye."
Elini savurdu havada, omuzlarındaki kısa saçlarını geri attı havalı bir edayla. "Şu hayatta iki şey vardır önemli olan yengem bir; kariyer yapmak iki doğru bir evlilik yapmak. Baktın ben kariyer yapamıyorum napıcam hemen zengin yakışıklı bir adam kapacam ya İstanbul Koç Üniversitesi mezunu olarak çıkacağım ya da gelin olarak. Allah yolumu açık etsin amin." Diyerek elini yüzüne kapattığında şokla bakakaldım kendisine.
"Sen o okulu bir kazanama ben göstereceğim sana evliliği! Turşu yapar tıkarım seni dolaba yenmene bile izin vermem!" Güldüm kendimi tutamayarak, Zara çocuk gibi ayaklarını yere vurdu. "Anne ya! Yetişkin bir bireyim ben artık kabul etsene şunu, kimse hayatımla ilgili kararlarıma karışamaz!"
"Kız defol önümden almayayım ayağımın altına seni! Kararmış! Bir puan hele bir eksik olsun o karnede neyim, bak gör napıyom ben sana!"
"Vallahi bıktım ama ya," diye söylendi Zara, "Gidim zengin kocaya kaçayımda gör sen turşuyu-" Der demez Lalezar anne ayağındaki terliğe uzanıyordu ki Zara ışık hızıyla kaçtı salondan.
"Bak sen şu kancığa, biz okusun adam olsun diyoruz bu tutturmuş zengin koca diye sankim her istediği alınmıyor gibi!" Diye arkasından bağırdı sinirli sinirli.
Gözleri bana değince gülüşüm yavaşça söndü, "Çayı al da gel hele buraya," diyerek yanını gösterdi koltukta. "İstanbul'da neler ettiniz önce bana de hele, gittiniz mi o kulelere, ay keşke bende geleydim bir boğaz kahvaltısı yaparda atardım durumuma. Neyse sen çektiysen at bana da onları koyam en iyisi, gelinim ile oğlumu paylaşayım şöyle." Diye gerine gerine konuşurken ağzım açık kaldı.
"Kızım ne bakıyon öyle gelsene!" Diye direttiğinde çaydanlığı nasıl kavrayıp gittiğimi hatırlamıyordum.
Ama bir sorun vardı, Lalezar annecim maşallah pek güzel sohbet ediyordu bende iyi konuşmuştum tabi. İşin özü her boku anlatmıştım neredeyse. Bu kadın harbi mükemmeldi hipnotize falan mı yaptı diye düşünmedende edememiştim.
🔗🗝️🔗
"Sen ne dersen de baba! Ne dersen de, o kadından hesap soracağım ben! Uyardım amcamları uyardım ama onlar bile bile çiğnedi sözümü!" Boran iki gündür öğrendiği şey yüzünden İstanbul da bile zor duruyordu ama sırf Gece işin susmuştu huzuru kaçsın istememişti.
Bertan Ağa oğlunun kolunu sıkıca tuttu yine, "Tamam oğlum git sor hesabını ama bir sakin ol da, böyle öfkeyle iş mi edilir! Delirtme beni babanım ben senin biraz söz dinle!" Diye hiddetle bağırdığında burnundan soluyarak sakinleşmeye çalıştı Boran.
"Konuşacağım sadece baba," dedi şimdi daha sakin bir ses tonuyla. "Sadece konuşacağım, ama... Olurda en ufak bir parmağı varsa karımın o attan düşmesine atının zehirlemesinde! Yemin olsun! Yemin olsun bu sefer elimden kimse alamaz!" Diye yine yükseldiğinde, kehribarlarlarındaki yoğun öfkeyle irkildi Bertan Ağa. Oğlu kendini bildi bileli en sakin en doğru nerede ne yapacağını bilen biriydi ancak ne zamanki abisi öldü ne zaman ki geçti aşiretin başına bambaşka birine dönüşmüştü. Öfkesi yakıyordu kimseyi gözü görmüyordu neredeyse tüm doğu aşiretlerini karşısına alacak kadarda delirmişti üstelik.
Boran kolunu babasından çekip amcasının konağına doğru baskın adımlarla ilerlerken Merih'e baktı kızgınca Bertan Ağa. Merih iti kalkıp bulmuştu halasının kaldığı yeri yetmemiş gidip hemen abisine yetiştirmişti. Gurbet uzun zamandır diğer kardeşinin yanında kalıyordu. Halil Asparşah'ın evinde.
Merih babasının bakışlarından tırsarak hemen abisinin peşine takıldı, kendi konaklarına göre ufak olan konağın demir kapısına sertçe vurdu Boran. Ali, Haşim ve on beş adamı daha arkasında hali hazırda yerini almıştı ona kalsa adamlarıyla gelmezdide babası takmıştı peşlerine.
Kapı evin büyük gelini Nazenin tarafından açılınca neye uğradığına şaşırdı kadın çünkü ev halkı Gurbet'i saklıyordu, Boran Ağa'yı görmek dizlerini korkuyla titretmişti. Boran ters bir bakışla yanındaki boşluktan kendini konağa sokunca ardından babası Merih ve adamlarıda küçük avluya dolmuştu.
"Ağam hoş geldiniz." Dedi başındaki lacivert şalını stresle omzundan geri atarak Nazenin. "Neredeler?" Diye sordu sadece soğuk bir sesle Boran Ağa.
Nazenin sessiz kaldı yutkunarak. Boran gözlerini kapattı öfkeyle. "Naze! Lafımı ikiletmeyi kes, korkmak için fazlasıyla geç kaldınız! Şimdi çekil kenara, ben kendim bulurum!" Diyerek merdivenlere yöneldi sert adımları hızla. Bertan Ağa söylene söylene ilerledi oğlunun peşinden.
"Yenge sen sakin ol," diyerek omzunu sıktı kadının Merih sonra hemen ardından koştu abisinin. Nazenin de koştu hemen arkalarından.
Salonda yere kurulmuş sofrada kahvaltı ederken herkes olanlardan habersizdi. Halil Ağa; karısı Şehnaz, iki genç kızı üç oğlu ki biri Civan'dı ve Gurbet. Civan'ın Boran'ın geleceğinden haberi vardı zira Merih'e olayı o anlatmıştı zaten, babası ve abileri ne kadar tehdit edip söylememesi için zorlasalarda Civan daha fazla dayanamayarak konuşmuştu.
Herkes sessizce sadece televizyonu seyrederek kahvaltı ediyordu. Ta ki içeri tüm heybetiyle Boran Ağa girene kadar, ağızlarındaki lokmalarıyla öylece kalakalmışlardı gördükleri kişiyle. "Oo afiyet olsun! E insan bizide davet ederdi değil amca, nerede akrabalık bağları?" Diye alayla konuştu Boran.
Nazenin salona girer girmez koltukta uyuyan henüz ufacık bir bebek olan oğlunu kucağına alarak çıktı salondan, o sırada herkeste ayaklanmıştı sofradan kalkarak. Gurbet bariz bir korkuyla ayağa kalkarken Boran'ın yüzüne bakamıyordu. Evsiz barksız beş parasız koymuştu ortaya resmen. Hiç acımamıştı, babanın yanına git demişti, ölse gitmezdi onun yanına bir daha.
"Oturup konuşalım bir Boran." Diyen evin en büyük oğlu aynı zamanda Nazenin'de kocası Salih'ti, Boran'dan büyüktü ancak hiçbir zaman bir abi olamamıştı ona.
Boran konuşan adamın yüzüne bile bakmadı, duymamazlıktan geldi, bu da adamı epey bozdu. "Boran değil," dedi sertçe. "Boran Ağam, diyeceksiniz!" Kehribarları herkesin üstünde gezindi yoğun bir öfkeyle ama birinde takıldı.
Gurbet halasında.
Yutkunmak istedi ama yapamadı halası bir zamanlar canı yanmasın diye her şeyi yapan dedesinden koruyan bir melekti ama büyüdükçe değişmişti, kötüleşmişti şimdide bile bile canını yakıyordu.
Halil Ağa Bertan Ağa'ya baktı, "Abi biz kötü bir şey etmedik, bacımıza sahip çıktık. Bunun için böyle ev basmanız doğrumudur!"
Bir gülme sesi yükseldi birden ancak hemen kesildi, "Pardon amca," diyerek gülüşünü kapatmaya çalıştı Merih lakin bu oldukça zordu. "Sen bacıma sahip çıktım diyince dayanamadım." Derken yine güldü kendini tutamayarak. Boran bile alaylı bir ifadeyle süzdü amcasını babasından ufaktı ama ondan daha yaşlı ve çökmüş görünüyordu.
"Söyle söyle utanma, kesin ya bir şeyle tehdit etmiş ya da para vermiştir sen menfaatine olmayacak hiçbir işe girmezsin." Bozuldu adam tabii, kızardı Gurbet ile kesişti bakışları. Doğruydu Gurbet kolundaki bileziklerinin hepsini vermişti abisine sırf yanına alsın diye. Boran haklı çıkmanın sevinciyle dudaklarındaki gülüşü büyüdü ancak gözlerindeki soğuk öfkesi yerli yerindeydi.
"Çok yakışıklı değil mi..." diye konuştu süzülerek Seren Boran Ağa'ya doğru.
"Ve çok karizmatik, Allah'ım nasılda özene bezene yaratmış!" Diye aynı alıklıkla cevapladı Nergiz.
Seren derin bir iç çekti, çekik gözlerini iyice dikti yandan gördüğü adama. "Doğuştan tapulu olmasa almasını bilirdim ben kendime ama, kader işte önce sözlü dendi sonra Güneş şırfıntısı çıktı yetmedi birde Gece Hanım geldi! Dibimizdeki kanımızdan olan adamı bizim dışımızda herkes elden geçirdi bir biz dokunamadık! Hak mı bu Allah'ım!" Dedi isyan edercesine. Kötü niyetli değillerdi ancak içleri yanıyordu elbette.
Seren başıyla onaylarken gözünü Merih'e çevirdi, genç delikanlı acayip taş görünüyordu. "Kız Nergiz Boran Ağamı kaptırdıkda şunu mu yakalasak acaba görmeyeli pek bir yakışıklı olmamış mı? Ela mı o gözler bana mı öyle geliyor?" Derken Merih'in kendisine dönen gözleriyle kalakaldı yerinde, hak-u teâlâ nasıl bir meteor bırakmıştı bu yeryüzüne. Merih kaşlarını çatarak döndü önüne.
Seren sesli bir iç çekti içine, "Vallahi elaydı, ben bunu alırım Nergiz kimse tutamaz beni!"
"Bok alırsın!" Diyerek hayallerine bir darbe indirdi Nergiz. "Şimdiye kadar oturupta iki sohbet etmişliğimiz mi varki çocuk birden bire sana varsın. Olacak olan olurdu zaten, nasılda çattı kaşlarını döndü önüne."
"Öyle deme abla, belki tanıştıktan sonra severe yavaş yavaş aşık olur illa yıldırım aşkı olacak değil ya." Diye umutlandırdı kendini Seren. Sırtını sıvazladı Nergiz Seren'in, "Bir konuş tabii ama olmazsa da üzme kendini sana başka erkek mi yok." Diye teselli etti kendince. Olmayacağını hissediyordu çünkü bir ara Merih'in sevgilisinin olduğunu duymuştu yalan olmasa. Yinede kader dedi içinden.
"Bak Boran Ağa'ya bir haftada tüm hayatı alt üst oldu, okulu yandı abisi öldü istemediği biriyle zorla evlendi, adam ruhsuzdu be ruhsuz bitikti, robottan halliceydi hayatı kaydı diye arkasından ağıt yakıyorduk adam beşik kertmesinde buldu aşkı! Nasıl aşıksa karşısına alıyor hiç çekinmeden herkesi, aşk bu işte nerede ne zaman nasıl gelir kim bilir ki tam bittim derken yeniden doğabilirsin, Allah'ım İnşallah en hayırlısından gönderir taliplerimizi, amin." Dedi salonun tavanına doğru ellerini açarak. Nergis'te ters ters baksada amin dedi ardından.
"Siz kimsiniz ki benim sözümü çiğnersiniz!" Diye hiddetle bağıran Boran Ağa ile dikkatler artık tamamiyle ondaydı.
"Ben bu kadını kimse yanında barındırmayacak diye özellikle dedim size!" Diye bağırdı tekrar, elleri yumruk yapmış sakin kalmaya çalışıyordu. Gözleri halasına değdi kara gözleri dik dik bakıyordu ona korkmasına rağmen. "Kızma onlara kapılarına gelen bendim, yapıştım ayaklarına onlarda acıdılar aldılar! Sende merak etme yeterince rezil olup acı çekiyorum sayende! İçin rahat olsun iyi olduğum falan yok yani! Nasıl olayım zaten değil mi evimden oldum yuvamdan her şeyimden oldum, neden peki?! Kanlımızın kızı yüzünden! Sizden asıl ben utanıyorum ben, ama Allah'a havale ettim sizi ne haliniz varsa görün artık!" Halasının dolan gözlerini aldırmadı Boran zira zihninden silemediği Gece geliyordu anında aklına onun attan düşüşü yara bere içinde kalışı ayağını kırması halasının hakaretleri onu intihara teşebbüs etmesi- ah düşündükçe delirecekti.
"Sen uslu durmadın!" Diye bağırdı avazı çıktığı kadar herkes bir geriledi. "Kanlımızın kızı diyip durmayı kes! O kız benim karım canım, bir bedel ödemesi gerekiyorsa benimle evlenerek ödedi zaten! O pislikle aynı yerde yaşadı onca laf yedi onca şey geldi başında kaç kere ölümden döndü! Daha ne istiyorsun lan sen! Uzak duracaktın ama sen ne yaptın git kendini öldür dedin!" Boyun damarları patlayacak kadar belirginleşmiş üzerindeki beyaz gömleği sinirden parçalamamak için zor duruyordu.
"Duruyorum zaten-" diye lafını bitirmesine izin vermeden Boran üzerine atıldı öfkeyle ancak Civan ve kardeşi Murat anında önüne geçerek tutmaya kalktı onu. Gurbet şokla bakakaldı Boran ise yumruğunu ağzına bastırdı dayanamayarak. "Durmadın!!" Diye kükredi. "Uzak durmadın! Zehirlemeye kalktın onu! Senin yüzünden ölebilirdi! Atına bile el sürdün günahsız bir hayvanı bile öldürmeye kalktın lan sen! Kim alacak seni elimden ha! Kim!" Derken bir hışımla itti Civan ile Murat'ı, kimsenin dur etme demelerini duymadı.
Halasının boğazına yapıştı tek eliyle, sıkmadı ancak tutuşu oldukça güçlüydü. Gurbet kafasını şiddetle iki yana salladı elleriyle Boran'ın koluna tutundu ve Boran halasını duvara yapıştırdı sertçe.
"Abi pişman olacağın şeyler yapma," diyen Merih'i duyduğunda gözlerini bir kaç saniye kapadı, daha çok yapmadıkları yüzdendi zaten olanlar.
"Kesin lan sesinizi!" Diye bağırdı herkese onlara bakmadan, "Yaklaşmayın dizerim kurşuna sizi de." Babasını da duymadı.
"Sana tek bir soru soracağım," dedi halasının kulağına yaklaşarak. Gurbet yaşlı gözlerle onayladı onu anında. "Ben artık ben olmaktan çıktım hala, şimdi bana Gece'ye bunu nasıl yaptığını anlat! Atı nasıl zehirlediğinden başla."
"Yemin ederim," dedi çatallı sesiyle Gurbet, yutkundu art arda, derin bir nefes aldı. "Yemin ederim kimseyi zehirlemedim Allah şahidimdir yapmadım Boran! Sen beni kovdun çiftlikten ben kendimi can haliyle zor attım buraya yemin ederim zehirlemedim kimseyi öldürmem ben oğlum Vallahi." Parmaklarını sıkılaştırdı Boran bir anda.
"Öldüremezsin ama öl diyebilirsin demi!" Diye gürledi kulağına doğru, "Piçin tekine parayı verip al bitir işi demek zor değil çünkü!" Zor bela nefes alırken yutkundu acıyla. "Allah şahidim dedim bu sefer benim suçum yok, yapsam tüm gözler üstümdeyken mi yaparım yemin- ye- yemin ederim yapmadım bunu." Dedi nefesi iyice kesilirken.
Başına ağrılar girdi yine Boran'ın, "Yemin etmeyi kes! Şu halime bak lan! Ne hale getirdiniz bak! İntikam hırs ne bokum varsa bittim lan ben artık bittim!" Diye bağırarak çekti ellerini kadının boğazından. Tüm gücüyle dayanamayarak duvara geçirdi yumruğu.
"Abi!" Diyerek koluna yapıştı engel olmak için Merih. "Yapma gözünü seveyim bi dur."
Art arda öksüren Gurbet başından kayan şalını çekerek aldı eline, duvara tutunarak dengesini korumaya çalıştı, "Vallahi bu sefer suçsuzum," diye savunmaya kalktı kendini.
"Yeter artık Gurbet kes sesini!" Diye bağırdı Bertan Ağa. "Ne hale geldi sizin yüzünüzden çocuk, sen aşık insanın halinden anlamaz mısın oysa en iyi senin bilmen gerekirdi seveni sevdiğinin canıyla korkutmak nasıl bir caniliktir!" Dedi hiddetle. Herkes suspus olmuştu Gurbet ağladı dayanamayarak. Boran uyuşan elini umursamanayarak döndü halasına yine, kuşandı yıkılmayan rolüne girdi.
"Kanıtlayacağım sana!" Dedi Gurbet birden Boran'a. "Yeminle aklayacağım kendimi bunda bir suçum olmadığını anlayacaksınız, zaman ver Boran zaman ver yeterki." Gözlerini silerek.
"Sana zaman versem neye yarar olan olduktan sonra! Şimdi adamlar götürecekler seni Van'a burada görmeyeceğim seni bir daha, şimdi burada beni katil etmek istemiyorsan biraz olsun hatrım varsa sende siktir olup gidersin bir daha da dönmezsin!"
"Burası benim evim yurdum gidemem," dedi yalavararak, koluna yapıştı Boran'ın hızla. "Allah rızası için yapma asıl benim sende biraz olsun hakkım varsa etme, izin ver ispatlayayım masum olduğumu, yemin ederim ben yapmadım bu sefer suçsuzum."
Çekti kolunu sertçe. "Hiçbir şeyi kanıtlama ne bok yersen ye ama bir daha sakın karşıma çıkma!" Ve diğerlerine döndü bu sefer çok şey demek istedi ama sadece olumsuzca iki yana sallamak oldu başını.
"İspatlayacağım! Suçsuz olduğumu göreceksin!" Diye bağırdı Gurbet ardından ancak umursamanayarak çıktı salondan.
"Delireceğim lan delireceğim!" Diyerek bağırdı Boran, arabanın kaputuna vurdu güçlüce.
"Abi kızma ama sanırım bu sefer hakkat halam yapmamış." Dedi Merih arkasından yaklaşarak.
"Ulan asıl sorun da o ya zaten!"diye bağırdı tekrar. "Kim yaptı o zaman bunu! Kim ulan kim zarar vermek istedi. Sikerim böyle işi bir kez daha ulan bir kez daha en ufak bir zarar gelirse Gece'ye dayanamam ben! Koruyamazsan ölürüm bu sefer!"
"Şimdiye kadar nasıl bütün belalardan kurtulduysanız sen nasıl hepsinden koruduysan bundan sonra da koruyacaksın boşuna sıkma hiç canını." Nasıl dedi içinden Boran, korurken başına neler gelmişti bundan sonra bilmediği bir piç yüzünden zarar görürse ne bok yiyecekti. Ömrü boyunca görünmez bir kafeste mi tutacaktı onu, daha ne kadar etrafını görünmez iplerle örecekti. Elbet sıkılırdı bir gün, o iplerdende kafestende kurtulmak isterdi o kuş, o zaman nasıl koruyacaktı onu...
Delirmesine ramak vardı artık. Yinede dayanacaktı, akşam olunca kokusunda hayat bulduğu kadınına sığındığında yeni güne daha güçlü uyanacaktı. Tek dalı buydu tutunduğu, koparamazdı asla.
🗝️🔗🗝️
"Yarın boşum bak, öğlen buluşuruz bir kafede sakın bahane bulayım falan da deme bana." Omzum ile kulağım arasında sıkıştırdığım telefona dikkat ederek yıkadım ellerimi. Masanın üstündeki havluyla elimi silerken telefonu kavradım. "Yasmin tamam dedim ya ne anlatıyorsun daha?"
"Ben anlamam peşin peşin uyarıyorum sonra ekilip ortada kalmak istemiyorum dımdızlak."
Sandalyeye oturdum ağırca, Diljen yemekleri kontrol ederken Mizgin abla salata yapıyordu. Zara ile Renas'ta mutfağın diğer ucundaki uzun masaya kurulmuş ders yapıyorlardı.
Neden mutfak diye sormayın, en sağlıklı yer mutfak aslında.
"Merak etme söz verdim bir kere Boran'da laf edecek biri değil tabiki ancak çocuk gibi tembihler dikkat et dikkat et diye." Güldü imalı bir şekilde, nasıl oldu bende anlamadım. "Ama dediğim gibi Maria'yı da arayacağım o da gelecek hem tanışırsınız çok tatlı biri bende daha yakından tanımış olurum."
"Aman iyi gelsin," dedi trip atarcasına. "Yasmin," dedim uyarırcasına. "Ay ne var?!"
Derin bir nefes aldım, "Kızıyorsun belki ama beni satıp onunla daha iyi arkadaş bile olursun sen, bırak bu kıskançlıkları etrafımda bir tane var zaten, yeterli o bana." Maria ile telefonda sadece ufak ufak mesajlaşmalarımız vardı ama ben onunla daha yakından tanışmak istiyordum, kabuğumu kırıp yeni dostluklar kurmak istiyordum. Denemeye değerdi.
Yasmin ile biraz daha konuştuktan sonra kapattık telefonları. Bakışlarım dış kapıya kaydı, akşam olmuştu Boran'larda birazdan gelirdi.
"Kaldırın sizde şunları, yemek hazır olur birazdan." Zara ile Renas'ın bakışları aynı anda döndü bana, "Benimki zaten bitti ki, halamda ders çalışmıyor telefonla oynuyor!" Zara dikleşti anında gözlerini belerterek baktı Renas'a.
"Ya yemin ederim elime alalı beş dakika oldu sadece!" Telefonu kitabın üzerine koyup oynadığından anlamamıştım ne yaptığını, kınayarak baktım ona. "Yenge yeminle çalıştım biraz mola verdim sadece." Derken sinirli bakış attı Renas'a ancak Renas oralı bile olmayarak defterlerini toplamaya başladı.
"Tamam Zara-" diyordum ki kapıdan girenlerle sözüm yarım kaldı. "Tamam her neyse toplanın hadi, abinler geldi." Der demez mutfaktan dışarı attım kendimi.
"Aman aman abimin yollarını gözlermişte gelince heyecanmı yaparmış." Zara'nın sesini duymuştum çıkmadan önce ama dönüpte bir şeyde dememiştim. Adam eve gelmiş karşılamayacak mıydım yani.
Merih ile birlikte konuşarak içeri girdiklerinde bakışları anında buldu beni, "Hoşgeldiniz." Dedim ikisinede.
"Hoşbulduk yengem, Vallahi açlıktan kaslarım eridi ne var yemekte?" Dedi gözleri fıldır fıldır dönerken.
Güldüm bu haline, şişme montunun fermuarını açtı, "Etli sebze yemeği, içli köfte, pilav ve mercimek çorbası var yeter mi sana." Gözleri parladı anında, "Birde yemekleri ben yaptım de de bayılayım şurada." Dediğinde gülüşüm büyüdü.
"İçli köfteyi tek ben yaptım diğerlerine de yardım ettim."
"Oh, iyi iyi bugünde doyacağız Allah'a şükür." Boran ensesine patlattı bir tokat anında.
"Lan kaybol, görende aç bırakıyoruz zanneder. Yemek seçmeyi bıraksan sende rahatlarsın biz de!" İşte bu doğruydu Merih malesef yemek seçen biriydi asla hazetmezdim ama damak zevkinede bir şey diyemezdim.
"Senin bu kardeş sevgin gözlerimi yaşatıyor abi." Dedi kafasını ovarak, "İşine geliyorsa abim, bizde böyle." Dedi samimi olmayan bir gülüşle.
"Vallahi abi insanın bir Gece olmayası gelmiyor hani, Mara ile Zara'ya hiç davranmıyorsun böyle bana gelince sanki ezeli düşmanın var karşında." O sitem ederken ben ikisini izlemekle yetindim.
"Onlar kızlar narinler o yüzden böyleyim senin gibi hayvana ben nasıl davranayım!" Merih'in gözleri bana değdi sonra ise kısılarak abisine döndü ela gözleri.
"Ha yani sen tüm kadınlara böyle narin nazik davranıyorsun," diye imalı bir şekilde konuştuğunda bir anda bakışlarım Boran'ın kehribarlarına kitlendi. Onunda gözleri irileşirken dişlerini sıktı anında, "Tabiki öyle bir şey yok!" Dedi hızla. "Siktir git lan! Karı yapar bir severim seni feleğin şaşar!" Diye bağırdığında, Merih koşarak kendini mutfağa attı.
"Öyle bir şey yok!" Dedi Boran ciddi ciddi. Dudaklarım kıvrıldı bu haline.
"Biliyorum zaten," dedim yavaşça. Rahatladı dediğimle sonra ise süzdü şöyle bir hasretle halimi, "Ee, böyle mi karşılıyorsun sen beni, bir kuru hoşgeldin ile." Dudaklarımı ıslattım tuhaf bir heyecanla. Kollarını iki yana açtı hafifçe, kollarına çağırdı beni. İçim ısındı bir anda, gülümsedim derince aramızda çok bir mesafe yokken bir adım atmıştım ki ona kollarının arasına başkası girdi.
Tüm hevesim de heyecanım da söndü sekteye uğradı bir anda.
Boran'da afallayarak baktı kendine sıkıca sarılan kişiye.
Mara'ya.
"Çok özledim abi seni sabahta konuşamadık hiç, hoşgeldin." Diyerek başını göğsüne bastırdı Mara. Aslında sorun kardeşinin ona sarılması falan değildi, sorun benim sarılacakken bilerek araya girmesiydi, sorun benden nefret etmesi sürekli laf sokmasınaydı, sorun tamamen benimle uğraşmasındandı.
"Bende özledim seni Mara ama yukarıda gideririz özlemimizi değil mi?" Dediğinde bakışları bendeydi ama Mara omuz silkerek ayrılmadı modum da yüzümde iyice düştü.
"Ben mutfağa bakayım en iyisi." Dedim gülümsemeye çalışarak hemen ardından arkamı döndüğüm gibi mutfağa ilerledim.
Bunun için sorun yaratacak değildim elbet, Merih Renas'ı kucaklamış severken bende diğerlerine yardım etmeye başladım.
•••••
Şimdi bakıyordum da fena hatun değilmişim. Saçlarımı güzelce tarayıp sırtıma attım, son bir saattir banyoda kendimle ilgileniyordum, çünkü neden olmasın.
Hava soğukluğu yüzünden çatlamaya kurumaya meyilli yüzümün biraz bakıma ihtiyacı vardı. Maskeler yapmıştım vitamindi yağdı derken kendime gelmiştim biraz, telefonumda çalan şarkıyı durdurdum saate baktım gece yarısı olmak üzereydi. En son akşam yemeği yemiş çay içerken misafir gelmişti, iki adam. İş konuştukları için yanlarında durmamıştık, Lalezar anne dahil mutfağa inmiş orada vakit geçirmiştik en sonda ben odaya çıkmıştım, canım sıkıldığından da kendimi banyoya atıp cilt bakımı yapmaya başlamıştım.
Yüzüme iyice yedirdiğim serumdan sonra banyoyu topladım. Üzerimde beyaz pembe çicekleri olan bir gecelik vardı, öyle dekolteli bir şey değildi kalın askılı kare yaka dizlerimin bir tık altında biten ipek bir gecelikti. Aslında yine pijamalarımı giyecektim ama bunu istememiştim normalde de böyle giyinirdim ama evlenince Boran yüzünden ondan çekindiğim için olabildiğince kapalı giyinmeye çalışmıştım uyurken. Fakat anladım ki buna gerek yoktu çünkü o hiçbir zaman isteğim dışı bir dokunuşta bulunmamıştı, her zaman nerede ne zaman nasıl davranması gerektiğini bilmişti.
Her neyse odaya girmeliydim artık çünkü Boran yaklaşık yarım saat kadar önce gelmişti. Kapıyı ağırca açtığımda yumuşak panduflarıma basa basa sıcacık olan içeri girdim, odanın ısısının neden böyle arttığını Boran'ın şömineyi yakmasından anlamıştım. Bakışları bana döndüğünde ayak uçlarıma kadar süzdü beni, banyonun kapısını kapattım kaçınarak.
Uzun demirle sömineyi karıştırıp demiri şöminenin dibine bıraktı, iki büyük yumuşak minderleride şöminenin önüne koymuştu, en son dolabın tepesindelerdi çünkü.
Üzerini değiştirmiş siyah eşortman ve siyah bir tişört giymişti, saçları dağınık ama çok güzel duruyordu. Minderin üzerine oturdu yavaşça, tüm perdeleri çekmişti ortam sıcak ve şömine yanıyordu, gerçekten harikaydı.
"Kaloriferler yanıyordu zaten gerek var mıydı sömineye," diye sordum, odanın içine doğru bir kaç adım atarak.
"Gerek yoktu ama ortamı güzelleştirmek için yaktım hoş olmamış mı?" Diye sordu ciddiyetle.
Saçlarımı geriye doğru attım, şömineye bakış attım. "Olmuş olmuş."
"Buraya gel hadi," dedi beni kollarına çağırarak, tek kaşımı kaldırdım doğrusu yine benden önce biri girermi diye düşündüm. Malum son olandan sonra. Yemek masasına geçtiğimizde Mara tam yanına oturmuş sürekli onunla konuşarak bana bakmasına bile izin vermemişti Boran bu durumdan rahatsız olmuştu elbette ama hasta ve günlerdir kötü göründüğünden midir bilmem sesini çıkarmamış kalbini kırmamıştı kardeşinin Mara'da bundan güç alarak olayın dozunu artırıyor gibiydi.
Patlak vermese iyiydi.
"Uyumayacak mıyız? Erken kalkıyoruz işe gidiyorsun hem." Derin bir nefes aldı göğsü şişti, ona tavır yapmıyordum sadece gerçeği söylüyordum. "Gece'm, gel yanıma sen bi'," dediğinde sesli bir nefes aldım. Diretmedim bu sefer ufak adımlarla yanına ilerledim, karşısına diğer mindere oturacaktım ama uzattığı elini tutunca araladığı ve uzattığı bacaklarının arasına girmek zorunda kaldım. Elini tutarak bacaklarının arasına oturdum yan bir şekilde.
Saçlarımı omzumun gerisine attı yavaş yavaş, nefesi şakaklarıma vurdu usul usul. Kolunu belimden karnıma doğru uzatıp bedenimi kendine yapıştırdı iyice, dudaklarını şakağıma bastırdı, gözlerimi kapadım bir kaç saniyeliğine. "Özledim seni," yoğun sesi içimi titretti. Kim olursa olsun asla tam aramıza giremiyordu ama çünkü Boran'ın sesi yoksa bakışları vardı bakışları yoksa dokunuşları vardı o her türlü bana ulaşmayı aramızdaki bağı kurmayı biliyordu. Mara ile konuşurken onun gözlerine bakarken elleri hep elimdeydi okşayıp seviyordu, elbette kardeşiyle ilgilenecekti buna lafım yoktu ama işte o kardeş pekte iyi menfaatler peşinde değildi.
Çenemi tuttu yumuşakça, kendine çevirmek istediğinde uydum ona alttan alttan bakarak. Yanağımı sevdi yoğun bakışları yüzümde gezinirken, "Konuş," dedi. "Konuş ki sesini duyayım, doyayım biraz."
Dudaklarımı ıslattım stresle, gözlerimi kaçırdım bir kaç saniye için, "Ne konuşayım ki?" Dedim salakça. Dudağımın ucuna ufak bir öpücük bıraktı nevrim döndü sanki, "Ne istersen söyle, yeterki duyayım sesini." Kısık sesi tenimi sardı sıcak nefesi yüzümde dağıldı. İçimde hiç bilmediğim firtınalar kopuyordu. Dudakları tenimden ayrılmadan ufak ufak öpmeye başladı her bir yerini.
"Bu- bugün," dedim titreyerek. Kollarına tutundum, " Biraz annenle sohbet ettik kaynanam diye demiyorum sohbetine doyum olmuyor." Dudakları çenemin üstünde duraksadı. Saçmalamıştım işte!
"Devam et," derken güldüğünü hissettim. Burnumun dibindeki saçlarına kısa bir bakış attım. "Yasmin'le de konuştum yarın kafede buluşacağız." Çeneme üst üstte öpücükler bıraktı ve her defasında nefesim daha da sıklaştı. "Birde... Kurstan aradılar. Haftaya dersler başlıyormuş." Sesli bir iç çektim.
"Biliyorum." Dedi, yüzünü hafif uzaklaştırarak benden. "Seninle ilgili her şeyden haberim var benim." Belimi iyice sararak kendine yapıştırdığında kollarımı boynuna doladım ağırca. Yaklaştırdı yüzünü iyice, elini birini bacağıma koyarak sıkınca irkildim ancak belli etmedim onun yerine yutkunmakla yetindim. Elbise biraz sıyırdığından olsa gerek elleri çıplak tenime değiyordu ve bu boğazımı kurutuyordu.
Bunun onda farkındaydı, basenlerime yakın duran eliyle etimi tekrar sıktığında, "Bu elbise ne kadar yakışmış sana böyle, giysene sen hep."
"Öyle mi?" Dedim salağa yatarak. "Bakarız, canım ne zaman isterse giyerim ben." Eliyle elbisemi sevdiğinde kalçamın üstüne kaydığını hissettim elinin. "Giy giy, çok beğendim ben."
"Her şeyi bilirim dedin ya az önce," diye konuştum hızla. Eli kalbimi zorlayacak yerlere gidiyordu çünkü. "Ne biliyordun ki?"
Ne yapmaya çalıştığımı anlamış gibi sesli bir soluk alarak elini eski yerine bacağımın üstüne kaydırarak kavradı. "Yarın kafeye gideceğini mesela, Bahoz söyledi bugün, dershanede zaten mesaj atmış... Yani diyeceğim o ki ben senden her zaman haberdar olurum."
Tek kaşım kalktı bir hayretle, "Bilmesen de söylerdim zaten," diyerek omuz silktim. Kollarımı boynundan çektiğimde anında kaşlarını çattı huysuzlanarak ancak biraz aşağı kayıl beline sararak başımı göğsüne yaslayınca gevşediğini hissettim. İşte şimdi çok daha iyiydi, yorgundum ve bu harikaydı. Şöminenin cayır cayır alev alan küçük odun parçalarına baktım, çıkan çıtırtılar huzur veriyordu, Boran'ın her zaman ki artan hızlanan kalp ritimleride ninni gibiydi şimdi.
Bir süre şöminedeki ateşi seyrederken ikimizde susmuştuk, bir yandan saçlarımı okşuyordu diğer yandan eli belim ve sırtım arasında ufak ufak dolaşıyordu. Tabii bu güzel anı Boran derin içli sert bir solukla bozmak istedi. Bir şey diyecekte diyemiyor gibiydi, başımı çok hafif kaldırarak baktım ona, çenemi göğsüne yasladım, "Gece'm." Dediğinde gözlerimi kapadım bir kaç saniye. Adımı böyle onun sesinden çok seviyordum. Bakınca ben onun yaptığı pek çok şeyi seviyordum.
"Sana nasıl değer verdiğimi biliyorsun değil mi?" Diye sorduğunda hafiften çatıldı kaşlarım. Çenemi göğsünden kaldırarak yüzüne daha iyi bakmaya başladım şimdi, elini ait olduğu yere saçlarıma soktu yine, uçlarına kadar sevip durdu. "Biliyorum." Dedim yavaşça sorusuna karşın.
"Halamın nerede olduğunu buldum." Diye pat diye söyleyince kaldım öylece bir kaç saniye. "Ne?" Diye sordum olayı algılar algılamaz. Gözlerini kaçırdı benden, halası yüzünden utanıyordu benden... Bu çok saçmaydı ne yaptıysa halası yapmıştı.
"Doğrusu İstanbul'dayken öğrenmiştim ama sen canını sıkma diye söylemedim ki hâlâ canının sıkılacağı bir durum yok." Netti sesi. "Gittim bugün yanına, Civan, babası yani amcamın yanında kalıyormuş, tembihlememe rağmen yanına almış amcam ama boşa değil tabi para karşılığı saklamıştır yanında. O gün ile alakalı hesap sordum sıkıştırdım çok, ama onun yapmadığını anladım... Kimin yaptığı da belli değil malesef." Bu konuda ne derece kötü olduğunu görebiliyordum, doğrusu Gurbet'in yaptığından emindim, Boran yapmamış diyorsa o hâlde kim bana atım üzerinden zarar vermek isterdi ki, benim bilmediğim daha başka hangi düşmanım vardı.
"Üzülme!" Dedi Boran kesin bir tonla. Çenemi tutarak kaldırdı eğilen başımı, "Korkma sakın, biliyorsun seni korumak için neler yaptığımı, peşini de bırakmadım, elbet bir patlak verir yapan her kimse. Normalde anlatmayacaktım ama sana söz verdim hiçbir şey saklamam senden diye."
Çenemdeki elini tutarak kucağıma koydum, parmaklarımı parmaklarından geçirdim, "Korktuğum falan yok zaten, sadece kim olabilir diye düşündüm."
Dediklerim rahatlattı, dudakları kıvrıldı çok hafif. "Korkmuyorsun demek?" Dedi sorar gibi.
Başımı aşağı yukarı salladım, "Korkmuyorum tabiki. Birincisi bir şeyin olacağı varsa önüne hiçbir şey geçemez. Sen ne yaparsan yap yani. İkincisi zaten beni korumak için elinden gelenin fazlasını yaptığının farkındayım." Kehribarları yoğun bir parlaklıkla bakıyordu, "Ama en çokta neden korkmuyorum kimseden biliyor musun?" Merakla bakmaya başladı bu sefer, sarımsı gözleri kısıldı kirpikleri gölgeledi gözlerini. Yanağını avuçladım yavaşça sakallı yanağını baş parmağımla oksadım, yutkundu ağırca, "Çünkü sen varsın... Zarar görecek olursam bedelini en ağır şekilde ödeteceğini biliyorum. Hiçbir şeyi kimsenin yanına kâr bırakmazsın sen." Der demez uzanıp yanağını öptüm sıkıca. Yanağını hâlâ okşarken dudaklarımı yavaşça ayırdım yanağından, baya kocaman öpmüştüm, hoşuma gitmişti. Ama onun kadar değildi...
Kolunu belime sardı sonra da çevik bir hareketle bedenimi altına aldı minderde. Ani refleksle ufak bir çığlıkta kaçmıştı dudaklarımdan. Yumuşak mindere iyi yatırmıştı herif. Bir bacağını bacaklarımın arasına koydu, bir elini yere yaslayarak durdu üstümde.
Saçlarımı çekti yavaşça boynumdan, "Ne yapacağım ben seninle böyle?" Dedi sıcacık sesi.
Anın rehavetiyle gülümsedim derince, bakışları hızla gülüşüme kaydı, "En iyi yaptığın şeyi yapacaksın." Elimi göğsüne yasladım tişörtünü sıkıca tuttum. "Seveceksin." Dedim yavaşça. "Sadece sev yeter beni, ben başka bir şey istemem."
"Boynumun borcu o bir kere." Dedi anında. "Seni sevmekten vazgeçmem asla, ölsem bile geçmem. O kadar da bencilim ki hiç bırakmam seni." Omuz silktim. "Bırakma." Dedim. Halime hayran hayran baktı, tehlikeli sulara açıldığımı hissediyordum. Eğildi başını boynuma soktu yavaşça, derince nefesler aldı. Onun kokusu ise benim genzime doldukça doldu, ısıttı ruhumu sardı, elleri bel oyuntumda hafifçe gezinirken bedenim gevşedi iyice.
Başını boynumdan çıkardı yüzüme baktı yoğun bir ilgiyle. "Hâlâ inanmakta zorluk çekiyorum." Derken sesi kısıktı.
"Neye?" Diye sordum. Yanağıma kocaman bir öpücük bıraktı öyleki yanağım içeri göçtü. Ayı yavrusunu severken öldürür ya hani, bu adamda bizi öldürmese iyiydi.
"Neye olabilir sence? Tabiki benim olmana, bana gelmene, beni istemene, etkilenmene, bir şans vermene," derken her kelimesinde bir öpücük bıraktı yüzüme. Bayılmama son bir. Şömineden bir çıtırtı yükseldi, ateş cayır cayır yanıyordu, ateşin yansıması Boran'ın göz bebeklerinde görülüyordu ya da bu Boran'ın alev almış içinin yansımasıydı. Çözemedim.
Ve hâlâ daha inanamadığının farkındaydım olanlara. "Bu kadar imkansızmıydım senin için? Ayrıca dediğim gibi sadece bir şans verdim aşk ilanı yapmışım gibi konuşma." İki parmağıyla burnumu tutarak aşağı çekti hafifçe. "İndir o burnunu. Kocanım ben senin, kime dikleniyorsun sen bakim?" Kaşlarını çatmış yüzünü ifadesiz tutmaya çalışıyordu ama göz bebekleri parıl parıl bakıyordu bana.
Ellerimi yavaşça boynuna doladım sözlerine karşılık, gözleri ona sardığım kollarıma değdi. Bu cesareti, bu utanmazlığı nereden buluyordum bilmiyordum. "Bir soru sormuştum," sesi zayıf çıkmışken kollarımı boynunda sıkılaştırarak kendime çektim bir anda. Burunlarımız birbirine çarptı, dişlerini sıktı, sırıtmamak için zor durdum hâlbuki yaptığım hiçbir şey yoktu.
"Ben... İstediğim kişiye istediğim gibi diklenirim." Dedim tane tane. Gözleri gözlerime kilitlendi. Her kelimemde sıcak nefesim dudaklarına çarptı. Öne doğru biraz uzatsam birbirine kavuşacaklardı dudaklarımız. Ensesindeki kısa saçlarda dolaştı parmaklarım, "Sana ise bir şans verip duvarlarımı yıktım diye, kedi gibi yerime sinip kalacağımı sanıyorsan yanılıyorsun. Sesimi sende dahil kimse kısam-" Dudaklarımın üzerine kapadı sıcak etli dudaklarını, lafımı ağzıma tıkadı. Ona doğal bir dürtüyle karşılık vermeme izin vermeden sertçe öpmüş ve alt dudağımı dişlerini geçirerek geri çekildi. Ona alık alık bakarken alt dudağımı gözlerimin içine baka baka bıraktı.