"Nefes al." Dedi, nefes almayı unuttuğumu farketmeden emrine uydum ve derin bir soluk aldım. Yanağımı okşadı hafifçe, "Ve nefesini ver." Verdim. Yarım ağız gülünce irkilerek kendime geldim, dudaklarımı ıslattım hızla, boğazım neden sürekli kuruyorlardı cidden dayanamıyordum artık.
"İlk olarak benim güzel karım." Dediğinde yine büyüsüne kapılacaktım ki dur dedim kendi kendime. Nolur dur, bu kadar çabuk salamazsın kendini, iki sözede düşme be! "Ben senin sinirli, asi, dik başlı haklı tavırlarına aşık olmuşken nasıl bir köşeye sineceğini düşünebilirim ki?"
"İyi bari," dedim ters ters bakarak. "Sonra ters düşmeyelim de." Kollarımı boynundan gevşettim, geri çektim ki çenemi koca eliyle kavrayarak kendine bakmamı sağladı. Tutuşu yüzünden hafifçe büzüşen dudaklarıma kısa bir bakış attı alevli alevli. Kehribarları ağırca çıktı mavilerime.
"Ters düşelim biz yavrum." Boğuktu sesi, dudaklarıma doğru yaklaştı biraz daha. "Yemin ederim sen öfkelenince böyle bana baş kaldırdığında nasıl ateşli oluyon bir bilsen! Ah, var ya neler yapmak istiyorum sana da kıyamadığımdan dokunamıyorum." Ciddi ciddi acı çekiyormuş gibi ifade belirdi bir anlık yüzünde. Dudaklarıma sürttü dudaklarını.
Hassiktir! Hiç iyi şeyler uyanmıyordu artık içimde. Hele de böyle kışkırtıcı dokunuşlar yaparken. Elinin biri bacağıma kaymış elbise kayıp kısaldığından açılan bacağımda geziyordu, ne yapabilirdim ki. Sadece salak salak sesli sesli iç çekip durdum.
"Anlatmamı ister misin?"
"Neyi?" Diye sordum mal mal. Harbi mala bağlamıştım. Kalbim nasıl depara çıkmıştı bilmiyordum, bu gidişle ikinci avrupa şampiyonu ben olacaktım düz koşuda. Gülmemek için alt dudağını dişledi, ufak bir öpücük bıraktı bu sefer dudaklarıma, "Sana yapacaklarımı tabiki." Dediğinde hâlâ mal mal suratına bakıyordum ki en sonunda jetonum düştü. Güldü şerefsiz. Hem de kahkaha attı kocaman, odanın duvarları inledi.
"Anlatma!" Dedim hızla elimi ağzına kapatarak.
Avucuma öpücük bırakarak başını geri çekti, sırıtıyordu. "Ha sen konuşma icraat göster diyorsun. Sen yeterki iste sevgilim. Sev dedin o kadar, bizde sevelim o hâlde," sesi boğuk gelirken, dudaklarını tenime, boynuma bastırdı. Sakalları tenime değdikçe içim ayrı bir yandı, elleri ayrı yaktı. Boynumu sıkıca öperken derin derin kokluyordu, gözlerimi kapattım dayanamadığımdan ya da onu daha iyi hissedebilmek için.
"Boran," diye mırıldanırken sesim çıktımı bilemedim, omuzlarına tutundum. Güçlüydü, geniş omuzları tüm yükü, sorunları her şeyi taşıyordu.
İnce derimi çekiştirerek emdiğinde ruhum sarsıldı baştan aşağı titredim, deminden beri hiç olmuyormuş gibi. Ellerim anında saçlarına girdi, "Boran!" Diye uyardım altında kıvranarak. Fakat duymadı, umursamadı. Dilini dondurmanın akan kısımını yalayıp temizler gibi derimi yalayıp dudaklarının içine çekti. Başım geri düştü kısık bir inleme firar etti dudaklarımdan. Bacağımı kavrayarak sıktı, iri eli bacaklarımda dolaştı.
Ama böyle olmazdı ki...
Saçlarından tutup çekmeye çalıştım. Cevap olarak homurdandı tenimin üstünde. Dili çeneme doğru çıktığında karnıma doğru akan ılık bir his oturdu içime. Fakat o esnada oturan tek şey o değildi... Boran dişlerini çeneme geçirirken kendini bana bastırdı şertçe. Hissetmiyorsan hisset der gibiydi. Şişmiş sertleşmiş erkekliği tam olarak kasıklarımın üstündeydi. Bu sefer daha ince ve yumuşak parçalar varken arada daha belirgin ve hissedilirdi.
Tamam. Lanet olsun en çok sen azdın, nolur dur! Dedim ki az bile demişim, belimi sıktı birden sonrada vakumlarcasına çenemi ağzına alınca nefesim kesildi kalbim sıkıştı. Neden bu kadar fenaydı bu şeyler. Titreyen ellerimle omuzlarından itmeye çalıştım. "Boran bunu yapma!" Diye sızlandım acılı acılı. "İz bırakıyorsun kapatamıyorum. Lütfen!" Nefes nefese kalmıştım ki durdu sonunda. Dudaklarını çenemden ayırdığından alev almış kehribarları gözlerime tutundu.
"Kapatma," dedi sırıtarak. Dilini dudaklarında gezdirdi iştahla, "Tenine imza atar gibi bıraktığım izleri kapatma, bırak öyle kalsın. Ne olmuş." Aa manyağa bak!
Yanağına tokat attım hafifçe, afalladı. "İmzaymış! Her yerim mosmor oluyor, biri kapanmadan başka bir tane yapıyorsun. Kimse görmesin diye saklamak ne kadar zor biliyor musun sen! Birde gelmiş ne olmuş diyor! Kalk, kalk üstümden hadi. Hadisene!" Diye omzumdan ittirsem de kıpırdamıyordu, çattığı kaşlarla bakıyordu öylece yüzüme. "Kalksana Boran."
Sonunda aymış gibi yükseldi üzerimden, dizleri üstünde durdu. Böylede ufacık kalmıştım altında, ezerdi bu herif beni. Bakışları üstüme kaydı çarpık bir gülüş oluştu dudaklarında, baktığı noktaya bakmak için başımı hafifçe eğdiğimde göğüslerime baktığını anlamak zor olmadı. Utanç denizinde boğulmaya başlamıştım yine. Göğüslerimin uçları dikleşmiş, beyaz ince kumaştan merhaba diyordu adeta.
Boran'ın gözlerine kaydı gözlerim, oradaki haylaz parıltıları farkettim anında. "Sakın konuşma!" Dedim hızla, parmağımı ona doğru sallayarak. "Sakın bir şey söyleme!"
Dinlemedi, aksine güldü. "Sen gel sütyen takma, benim güzellerimi sal sonrada uzak dur de. Yapma. Yapma yavrum yanar biteriz." Dedi içli içli. Derin bir soluk aldım domatese dönen yanaklarımla. Konuşacaktım. Parmaklarını kolumda gezdirdi hafifçe sonra anlamadığım bir çeviklikle bileklerimi kavrayarak başımın üstünde tek eliyle tutarak zemine bastırdı.
"Ne yapıyorsun?" Diyebildim hayretle. "Bırak ellerimi."
Başını iki yana salladı umutsuz bir bakışla. Sonra iyice eğildi üzerime, gel gebert daha iyiydi aslanım! "Sev dedin sevmeme izin vermiyorsun," diye fısıldadı dudaklarıma doğru. Kasıklarıma kendini belli edercesine tekrar bastırdığında gözlerine baka baka yutkundum. "Ölüyorum Gece'm, Vallahi ölüyorum."
Üst üste öptü dudağımın altındaki çukuru, "Yine hissedelim mi birbirimizi? Tam burada," bunu kanıtlamak istercesine, aletini o noktama sürttü. İnlememek için dudağımı dişledim. "Kendi odamızda." Gözlerimi yumdum sıkıca. Ama dudaklarıma usulca kapanan dudakları yüzünden gözlerimi geri açtım, ilk bakışlarıyla karşılaştım sonra ise başını hafifçe sağa yatırarak dudaklarımı ağzına alırcasına öpünce ona karşılık vermekten geri kalamadım.
Ellerimi bırakıp yüzümü kavradığında dudakları uyusallığını kaybetti yavaş yavaş, yerini tutkuya hoyratça birleşmeye bıraktı. Dudakları aceleci bir tavra bürünerek dudaklarımı emerek ısırarak öpmeye devam ederken ondan geri kalmak istemedim içimde çok farklı şeyler oluyordu çünkü. Mesela ondan daha çok onu öpme isteği gibi. Ellerimi sırtına dolayıp omuzlarına doğru tutunurken ağzımı iyice aralayarak ona karşılık verdim, alt dudağını emdim, ısırdım sonra tekrar emdim. Boran dilini ağzıma soktuğunda ise daha da tuhaf bir istekle karşılık verdim. İnledim istemsizce boğukça. O ise sertçe dilini ağzımda gezdirip dilimi yalarken inledi dayanamazca ağzıma.
İkimizde aklımızı tam şu an yitirmiş gibi, susuz kalmışızda birbirimizden içecekmişiz gibi öpüşürken Boran art arda ısırıp çekiştirmeye daha sonra öpüp emmeye devam etti dudaklarımı. Ancak ciğerlerimdeki nefesin tükendiğini hissediyordum çünkü o bana nefes almam için bir kaç saniyelik zaman versede ben aklımı toplayıpta bunu değerlendiremiyordum. Neyseki Boran bu sefer çekilmesi gerektiğinin farkına vardı. "Ölürüm sana ben! Bana karşılık veren şu dudaklarına ölürüm!" Diye boğukça konuşurken ısırdı alt dudağımı yine.
Nefes nefese, soluklanmaya çalıştım ancak Boran üzerimde doğrularak ensesinden tişörtünü tutup çıkarınca, Allah kahretsin ki yine nefes almayı unuttum. Çıplak üstü, esmer gövdesi, karın kasları, adonis çizgileri, güçlü omuzları... Öldürürdü. Bana diyordu güzelsin diye ama ya bu adam neydi o zaman!
Şişmiş tahriş olmuş dudaklarımı yaladım. "Boran." Bu sefer sesim büyülenmiş gibiydi ama o anlamamıştı. "Söyle kurban olduğum." Boğuk sesi boynumda kayboldu. Dudaklarını sürttü önce sonra öptü derince, büyük bir oh çıktı ağzından. "Geberirsem tam buraya gömsünler beni. Koynuna gömsünler burada sakla sen beni." Tekrar öptü üst üste. "Sıcaklığın kokun yumuşaklığın... Ölüm hiç bu kadar cezbetmemişti beni."
"Saçma sapan konuşma," diyebildim zorlukla. Kalbim patlamaya hazırdı. "Sen neyi nasıl istersen ömrüm." Dedi dudakları kıvrıldı. Yanaklarımı kavrayarak yumuşakça öptü dudaklarımı. "İz bırakma dedin. Bırakmamak için elimden geleni yapacağım ama," derken elinin tersini boynumda gezdirdi. "Buralara yapamasam bile yapabileceğim yerleri biliyorum. Çok daha güzel yerlerini morartacağım ve sen sesini bile çıkarmayacaksın... Deli gibi inletmem dışında." Göz kırptı.
Bedenini aşağı kaydırdı biraz, ne yapacağını anlamaya çalışırken parmağını geceliğimin askısına taktı. O an anlamamak zor olurdu zaten. Bu yüzden dumura uğradım ama engellemeye de elim gitmedi. Askımı omzumdan yavaşça indirirken gerdanıma usul usul öpücükler bıraktı, omuzlarına tırnaklarımı geçirdim istemsizce. Askı indikçe göğsüm açılmaya başladı, kalbimin atışlarını duyduğunu biliyordum çünkü dudakları tam oralarda geziyordu. "Dövemelerden hoşlanmazken buna deliriyor olmama inanamıyorum, nasıl bir şeysin sen." Diye mırıldandı. Gülümsedim derince ama heyecan ve korku daha fazlaydı.
Kışkırtıcı dokunuşları sürdü, dövmemin görünen kısmına kaydı hız kesmeden dudakları. Başı artık göğüslerimin arasındaydı. Gecelik onunda heyecanlı bakısları altında memenin uçlarına kadar inmişti ki bir şey oldu onu durduracak.
Kapı tıklatıldı.
"Boran, kalk üstümden çabuk!" Diye uyardım endişeyle. "Kapıyı çaldı biri!"
Umursamadı, homurdanarak dudaklarını göğsümün dolgun kısmına bastırdı derince. Sertçe yutkundum, alev alıyordu dokunduğu yer ama farkında değildi.
"Yapma, böyle olmaz." Sesim çıktımı bilemedim. Omuzlarına baskı uygulamaya devam ettim.
"Kedidir vurur vurur gider, boş ver yavrum." Kendini tekrar bana bastırarak başını göğüslerimden gerdanıma oradan da boynuma doğru öpe öpe ilerledi.
"Hmm," diye mırıldandım mayışmış bir şekilde, ancak bu mırıldanma tamamen kendi iradem dışı oluşmuştu. "Kedidir?" Dedim onaylamasını ister gibi. Başımı geriye doğru bastırdım, dokunuşları yüzünden, lanet olsun ki ben ben olmaktan çıkmak üzereydim, "Kedidir tabi." Diye onayladı ağzının içinden.
Eli bacağımı sıkarak elbisenin altına kaydığı an bedenimdeki bütün sinyaller alt bölgeme onun kendini bastırdığı noktaya hücum etti. Sanki beter bir halde değilmişim gibi. Sıcak nefes tabakası ağzımdan yuvarlanarak çıktı, üzerimdeki adam kendini bana iyice bastırıp hissettirirken parmakları etimi kavradı okşayarak kalçalarıma doğru kaydığı an onu durdurabilecek bir bilince sahip değildim. Bilinç altım bile bunu yapmamı onu durudurmamı reddediyordu. Çaresizce sık soluklar alırken kendimi saldığım anlarda kapı yine tıklatıldı ancak bu sefer bir seste geldi.
"Gece..." diye kısık sesli bir şekilde geldi ses. Bilincimi yerime getirecek bir sesti.
"Boran dur!" Bu sefer sesim daha güçlü bir şekilde çıkınca durdu. "Renas bu, çocuk kapının önünde."
Homurdandı yine, "Farkındayım." Burnunu köprücük kemiğime sürttü. Farkındaydı ama hâlâ kalkmak için bir harekette bulunmamıştı, aksine kalbimi heyecandan durdurmaya yeminli gibi davranmıştı ve adamın umrunda bile değildi. "İnanamıyorum sana," diye dehşetle konuştum. Elimi saçına atıp çektiğimde direnmeden başını tenimden kaldırdı, kaşları çatık huysuz bakışlarla gözlerime baktı.
"Hava soğuk çocuk dışarda senin şu umursamazlığına bak! Kınıyorum seni şu an," derken başımı onaylamazca salladım. "O çocuk senden benden zeki Gece! Ona yazık da bana ne peki?"
Yuh! Vallahi yuh be!
Düşmüş askımı, neredeyse her şeyimizi ortaya serecek olan askımı geri omzuma çıkarıyordum ki bileğime yapıştı resmen. "Yapma Gece'm," dedi içli içli, "Bu kadar ilerlemişken bunu yapma bana. Daha dokunamadım bile güzellerime."
Omzundan tuttuğum gibi ittim bu sefer güçlüce. Yanıma şömineye doğru devrildi, hızla üzerimi düzelterek kalktım ayağa. "Ben bendeki şansı sikeyim! Onca zaman bir adım bekleyelim, alıncada bir ordu insan girsin araya! Sikerler böyle işi! Karımıza bile dokunmayacak mıyız gönül rahatlığıyla!"
Göz devirdim. Huysuz herif!
Kapıyı açtığımda alttan kedi gibi bakan Renas ile karşılaştım hemen. O öyle melül melül bakarken sorgulamadım bile geçmesi için önünü açtım odaya aldım hemen. "Rahatsızlık verdiğim için özür dilerim."
Kolunu tutup iyice içeri götürdüğümde, "Saçmalama Renas, ne rahatsızlığı." Dedim sitemle.
"Tabi aslanım ne rahatsızlığı vereceksin sen bize!" Boran üzerine tişörtü geçirmeksizin koca gövdesiyle geldi yanımıza, eğildi ve tek seferde Renas'ı kucağına aldı.
"Uyuyamadım... Sende gelmiyorsun artık yanıma, uyumuyoruz birlikte." Eminim kesin yine rüya gördüğü ya da dışardaki hafif fırtına yüzünden korkmuştu, bunu Boran'ın da anladığına emindim. Siyah saçlarını çekti çocuğun alnından yanağını sıkıca öptü.
Yatağa doğru ilerlediler, Boran'ın arkasından bakınca geniş sırtı omuzları ve o arka kaportasını da istemsizce şöyle bir incelemiş bulundum. "Şimdi şöyle aslanım, ben sen artık büyümüşsündür diye beni istemezsin sandım yanında, sen tek başına uyuyabilecek kadar cesursun ama Gece öyle değil." Kaşlarımı hızla çattım bu noktada. Tip tip baktım. Renas'ta anlamayarak bakıyordu.
"Neyi var ki Gece'nin?" Diye sordu masum masum halbuki sabah pek bir fenaydı.
"Neyi olacak astım hastası ya hani aslanım, şimdi uyurken fenalaşırsa ben yanında olmazsan -Allah korusun- nolacak o zaman? Yazık değil mi benim karıma, ona herkesten daha iyi bakmamız gerek en başta da sen, zarar görmemesi gerek değil mi?" Ağzım bir parça hayretle açılsa da içim tıpkı oda gibi sıcacıktı.
"Doğru diyorsun amca, ben korurum zaten ki onu. Kimse zarar veremez! Sen kal tamam gelme yanıma zaten bende istemiyordum artık seninle yatmayı." Boran'ın kaşları havalandı şaşkınlıkla. "Gece'yle yatmak istiyorum, o da senin gibi çok güzel kokuyor ama o daha sıcak ve yumuşacık göğüsleri var- Ay amca iyi misin?!"
İnsan tükürüğünde nasıl boğulurdu? Tam olarak böyle. Sert sert öksürmeye başladı Boran, gıcık yapmış gibi. "Sınav yemin ederim, sınav bu çocuk bana!" Diye yükseldi. Yatağa atar gibi bıraktığında Renas'ı gözlerimi belerterek ilerledim yatağa. Renas hiçbir şey olmamış gibi yatağın örtüsünü kaldırıp girdi içine. Kocaman yatakta ufacık kalmıştı.
"Kay bakim," diyerek yatağın sağ ucunu gösterdi eliyle. "Kay kay kay, ortamızda falan yatmak yok! Bana kalsa barındırmam da dua et sen Gece'me." Dedi ciddi ciddi.
"Boran!" Diye uyardım kısıktan bir sesle. Ters bakış attı bana 'sen sus' dercesine. Çocukla tam olarak çocuk oluyordu resmen.
"Ben de zaten Gecemle yatmak istiyordum seninle değil amca! Ne çok bir şey sandın kendini, Allah Allah!" Diye söylendiğinde, Boran inme inmiş gibi bakıyordu. Kaşlarımı çattım, "Lan!" Diye çıkıştı birden sertçe.
"Gece'm yok! Gece'm falan yok Renas öyle söylemek yasak, bak ciddiyim amcam, Gece diyorsun tamam ama öyle söylemek yok!" Ciddi ciddi uyarmasına karşı hayretle bakmaya devam ettim. Zavallı çocuğum ise melül melül bakıyordu, olaya el atıp içine girecektim ama Boran yatağa girip Renas'ı belinden tutup kollarına çekti, öptü yanaklarını sıkı sıkı. Kulağına bir şeyler söyledi, duymadım. İşin sonunda Renas gülümseyerek halinden menun şekilde indi kucağından yatağın sağ kısmına kayarak örtünün altına girdi iyice.
"Ee, yavrum ne duruyorsun orada gel hadi." Elini yatağın ortasındaki boşluğa vurarak çağırdı beni. Başımı aşağı yukarı salladım yavaşça, önce odanın elektriğini kapattım, Boran yatağa sağ salim gelmem için baş ucundaki gece lambasını açtı, yatağın önünde durduğumda dizimi koyarak çıktım yatağa. Boran'ın bakışlarının kaydığı yere başımı eğdiğimde göğüslerimle karşı karşıya kaldım. Emekler pozisyonda durduğumda yakası açılmış askılı geceliğim göğüslerimi fazlasıyla ortaya dökmüştü, yer çekimine maruz kalmış halde salınıyorlardı Boran'ın güzelleri.
Bakışlarımı tekrar ona kaldırdığımda dilini dudaklarında hevesle gezdirdi. Pislik herif! Arsız herif! Doyumsuz herif!
Hızla yatağa ilerleyerek örtünün altına girdim, Renas'a taraf dönüp ona sırtımı dönerken örtüyü boğazıma kadar çektim. Gece lambasını da kapattığında ortam tamamen karanlıktı artık sadece perdelerin izin verdiği kadar dışarının hafif gece aydınlığı vuruyordu içeri o kadar, tabii birde yanan kızıl alev şöminemiz vardı. Çatırdayan odunun sesi huzur veriyordu rahatlatıyordu ruhumu. Bir demlik çay ve güzel bir kitapla o şöminenin başından kalkınmazdı. En yakın zamanda bunu yapsam iyi olurdu.
Renas ona açtığım kollarıma kuş misali girerek koynuma tünediğinde derin derin kokladım mis gibi tenini. Saçlarını geriye yatırdım, dudaklarındaki tebessümü içimi ısıttı gözleri kapalıydı ancak uykuya dalmamıştı henüz. Boran'ın bana taraf döndüğünü hissettim hemen ardından ensemde sıcak nefesini. Başını hemen saçlarımın dibine sokmuştu, elinide karnımın üzerine koyarak bana yaslandı hafifçe.
Renas başını boynuma doğru iyice gördüğünde elleriyle de sarılmıştı bana sıkıca. Uykuya daldığını ufak ufak çıkan horultusundan anladığımda dudağım kıvrıldı hafifçe. Mırıldandı ancak anlamadım sonra tekrar mırıldandı, "Annem gibi kokuyorsun, sıcak sıcak." Duyduklarımla ağırca yutkundum. Uyuyordu, bilinçli söylememişti belki ama yinede bana demişti. Annesini babasını kaybettiğinde ufacıkken nasıl hatırlayabilirdi ki annesinin kokusunu. Saçmaydı. Ama olabilirdi onu doğuran kadını sadece fotoğraflardan görüp tanıyan bir çocuk aralarındaki bağdan hatırlayabilirdi kesik kesik anları. Annesi nasıl kokar bilmezdi ama hissedebilirdi. Ve ben onun annesi gibi kokmayı isterdim. Onun mutlu olmasını her şeyden çok istiyordum, çünkü onda kendimden bir parça değil bir çok parça görüyordum.
Saçlarına derince bir öpücük bıraktım, koklayarak geri çektim hafifçe başımı. Aynı saniyelerde benimde başıma, saçlarımın arasına derin bir öpücük bırakıldı... Boran derin bir nefesle öptü saçlarımı, sıcacık etti yine içimi, kalbim hızlandı nefesim sıklaştı. Tüm bunlar tek bir öpücüklemi oluyordu, inanamıyordum. Ona bir şans verdiğimden beri her şey içinden çıkılması daha zor ancak daha güzeldi.
"Benim kalbimi çaldın, yetmedi yeğeniminkini de çaldın." Boran'ın kısık sesiyle dudaklarımdaki gülümseme daha da büyüdü. "Senden önce kapalı kutu gibiydi, şimdi ise gerçek bir çocuk gibi. Tabi yine fazla olgun hareketleri var ama en azından çok daha iyi." Bir öpücük daha bıraktı başıma. "Kurban olurum ben sana." Karnımı daha sıkı sardı.
"Ben hiçbir şey yapmadım, sadece sevdim onu. Sadece sevdim ve gösterdim sevgimi." Ailemin aksine, dedim içimden. Neyi görmek istediysem gösterdim ona, çokta bir şey yapmadım aslında elini tuttum saçını okşadım gözlerine sıcacık baktım... Sonra zaten iyileşirdi insan, sevgi her şeyin ilacıydı.
Boran saçlarımı okşadı ben bunları düşünürken, aralarına da öpücükler bırakmaya devam etti. "Sordun ya hani bu kadar mı imkansızmıydım senin için diye." Derin bir nefes aldı göğsü sırtıma değdi. "Seni tanımaya başladığımda sen benden nefret ediyordun doğal olarak, nasıl adım atarsam atayım hep geri tepiyordum. Bir ara düşündüm bu kızın ruhuna ne yaparsam dokunurum diye çünkü zordun Gece, daha önce görmediğim kadar zordun ama senden vazgeçemedim iyi ki de geçmemişim şimdi kendimden geçerim senden geçmem. Bende sadece sevdim seni bunu da her şekilde gösterdim sen ittin beni ben seni daha da severek geldim... Ve işin sonunda sende bana geldin, bıraktın kendini bana. Doğru diyorsun, sevmek çok büyük bir şeydir en önemlisi gösterebilmektir en doğru şekilde. Sevgi en büyük ilaçlardan biridir insanın ruhunu iyileştirir." Aklımdan geçenleri okumuştu resmen. Beni bu kadar iyi tanıyor olması da ayrı bir güzeldi.
"Benimde Ruhuma hayat veren sensin." Sardı o da benim tüm ruhumu. "Seni seviyorum, ebedi bir tutsak gibi." Huzuru buldum, bu sefer kavuştum ona. Yüzümde huzurlu bir gülümseme belirdi.
Sonra uyuduk. Uyumamızın üstünden epey bir zaman geçtiğini hissediyorken, kollarımdan çıkıp yüzüstü yatan Renas'ı uykulu halimle üstünü örterek arkamı dönmüştüm yatakta. Boran bana doğru yan dönmüş uyuyorken bir eli belimdeydi, ona doğru hafifçe kayarak dibine girmiştim. Nasıl oldu anlamadım ama ona yaklaşmamla belimi sıkıca kavrayarak bedenine yapıştırdı, göğüslerim rahatça yayıldı göğüsünde.
"Birazda benim kollarımda uyu yavrum," dedi gözlerini açmadan uyku yüzünden boğuk sesiyle. "Sarıl." Dedi sadece. Sırıttım o halimle, alttaki kolumu göğsüne yaslayarak diğer kolumla beline sarıldım, bacağımı bacaklarının arasına sokup başımıda boynuna gömdüğümde rahat bir nefes alarak kendimi rahat bıraktım. "İşte böyle, aferin karıma." Diye mırıldandı kulağıma doğru. Sesi başımı daha döndürdüğünden olsa gerek küt diye uyumuştum.
🔗🗝️🔗
Sabah kahvaltıya el ele birlikte inmiştik. Salona girdiğimizde herkes masadaydı çünkü masaya biraz geç kalmış olabilirdik, halimizi görünce hepsi memnuniyetle bakıyordu ama. Geç kalmamızda tamamen ikimizinde suçuydu çünkü ben erken kalkmıştım aynı zamanda Renas'ta erkenden kalkıp gitmişti yanımızdan uyandığımda yoktu çünkü. Sonra ise yatakta sabah sabah tuhaf bir şekilde iyi sohbet etmiştik, biraz koklaşarak biraz öpüşerek zamanın nasıl geçtiğini farketmemiştik. Farkettiğimizde de aceleyle giyinmiştim benim aksime Boran rahat rahat giyiniyordu tabiki.
Masaya kurulduğumuzda bize iyi bakmayan ters ters süzen tek kişi Mara'ydı üstelik yine Boranın dibine çaprazına oturmuş benim karşıma geçmişti. Bunu da sadece ben farkediyordum.
Boran çayını yudumladı, bende ekmeğimi yumurtaya bandırıp attım ağzıma bugün fazlasıyla aç hissediyordum kendimi. Öyle bir enerji de harcamamıştım hâlbuki. Saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım, sabah aceleme rağmen beni tutup saçlarımı o taramıştı. Saçlarımı benden bağımsız seviyordu gerçekten. Ekmeğine tereyağ bal sürerek bana uzattığında utansamda kimse bakmıyordur diye düşünerek ağzımı araladım tek lokmalıktı zaten. O an Mara ile göz göze geldiğimde bana bakışları hiç hoş değildi bunu destekledide üstelik. Boran'ın bana uzattığı kolunu kavrayarak çekiştirince elindeki lokma masaya düştü.
"Ay, abi özür dilerim farketmedim." Dedi üzgün bir şekilde ellerini ağzına kapatarak. Fazla inandırıcıydı ama ben yemezdim. Derin bir nefes alarak önüme döndüm, Boran da sert bir solukla aldı lokmayı kendi ağzına attı ve sanki taş çiğniyormuş gibi çiğnemeye başladı. "Bir şey olmaz," dedi ama sesi bile küfreder gibi çıkmıştı. Herkes kahvaltısına devam ederken kimsenin dikkatini çekmedik.
"Ben şey diyecektim abi," gözleri bana değdi Mara'nın ama tersçe bakarak çektim bakışlarımı ondan. "Bir kaç kız arkadaşımı çağıracaktım konağa, tütsü yakacağız konağın her yerinde gezdireceğiz." Dediğinde onlara bakmadan kaşları çattım. "Kötü enerjileri götürsün yok etsin diye."
Mara bu tür medyum olaylarına meraklı biriydi bunu biliyorduk ama tütsü yeni çıkmıştı. Suya tuz koyup evin bazı köşelerine koyardı evrensel enerji için, kimsede bir şey demiyordu zaten bir zararı yoksa sorunda yoktu ama... Neyse.
"E yap Mara napayım, gelip ben mi gezdiriceğim tütsüyü." Dedi ağzına zeytin attığı sıra. Tahin pekmeze ekmeği batırdı yine kendi ağzına atacak zannederken bana döndü çenemi kavrayarak açılan ağzıma tıktı lokmayı, dudağıma bulaşan tahini baş parmağı ile temizleyip emince ağzımdaki lokmayı zorla çiğnedim. Mara hoşnutsuzca bana bakarak, "Yok abi sen anlamadım beni." Dedi.
"Ben Gece için söyledim. Tütsü yoğun kokulu, kokusu bir saate geçiyor ama ev duman altı olur biraz Gece'de o sıra astımı olduğundan zarar görsün istemem. Odasına kapansada koku mutlaka gelir ona. O yüzden söyledim sana." Ben şok! Bu kız beni mi düşünmüştü az önce? Hayatta inanmam. İnanmadımda zaten. Ama inanmış gibi yaptım.
"Doğru," dedi Boran aydınlanmış gibi. Mara'nın yanağından makas aldı, kız kardeşlerini ciddi seviyor kırmamak için elinden geleni yapıyordu ve bu çok güzeldi, umarım Mara da Pare gibi bunu suistimal etmezdi.
Zira bu sefer karşısında beni bulurdu.
Boran göz kırptı bana, elini masanın altından bacağıma koyarak sıktı, "Napıyorsan yap Mara, Gece zaten dışarı çıkacaktı bugün arakadaşlarıyla buluşacaktı o ara yaparsınız ne yapıyorsanız. Suyunu çıkarmayın ama akşam eve gelince ev güzel koksun!" Diye tembihledi. Mara güldü sadece.
Sonra susmadan konuşmaya devam etti, Boran da hem dinledi hem kahvaltısını etti ben ise sessizce kahvaltımı etmeye devam ettim. Bana bakmazken önüme bir çörek koydu, sonra gözleriyle yememi işaret etti. Gülümsedim derince. Kahvaltı bittiğinde herkes teker teker dağıldı, Boran ayaklandığında işe gitmek için, bende onu uğurlamak için kalktım masadan ancak aynı esnada Mara'da kalktı. Kusursuz çizdiği ince eye-liner ve gözleri bütünleştiğinde fettan bir bakış çıkıyordu ortaya ki bu benim evhamım mı emin olamadım.
"Sen otur Gece," dedi gülümseyerek, samimi gibi görünmeye çalışıyordu ama bu bana hiç geçmiyordu. "Bugün ben yolcu edeyim abimi."
Dik dik baktım.
Salonda üçümüzden başkada kimse kalmamıştı şansa bak ki. Boran gergince ensesini kaşıdı. Anlıyordum onu Mara'yı kırmak istemiyordu ve ikimiz arasında kalmaya tahammülü de yoktu bu çehresinin huzursuz biçimde sertleşmesinden belli oluyordu.
"Mara sen otu-" diyordu ki susturdum Boran'ı.
"Neden olmasın, abin o senin yolcu edebilirsin tabiki." Dediğim an Boran'ın keskin bakışları bana döndü anında.
Mara gülümsedi, tabi hoşuna gitmişti. Su dalgası yaptığı saçlarını sırtına doğru bıraktı, Boran bana bakarken o onun koluna girmek için hareketlendi.
"Ama bir dakika dur," diyerek durdurdum onu, tatlı bir tebessümle. "Önce her zaman olması gerektiği gibi kocamı ben uğurlayayım sonra sen." Diyerek göz kırptım ona. Kaşları hafifçe çatıldı anlamayarak.
Boran da karmaşık ifadeyle bana bakarken kehribarlarına gülümseyerek karşılık verdim. Üç adımda dibine girdim, ceketinin yakalarını düzeltiyor gibi yaptım sert göğsüne ceketinde bozukluk var gibi vurdum hafifçe düzelsin diye. Ardından kolundaki siyah kaşe kabanını aldım. Açtım ve kollarından geçirerek omuzlarına bıraktım. Tüm bunlar olurken o bana sessizce uydu Mara ise dibimizde öylece izledi. Geniş omuzlarına vurdum bir kaç kere, yakasının düzeltirken kendime çektim hafifçe, o da eğildi biraz. Aynı esnada elini belime koydu.
"Akşama görüşürüz," dedim kısıktan bir sesle. Bakışlarım dudaklarına kaydı sonra hâlâ karmaşık bakan kehribarlarına daha fazla uzatmadan yapmak istediğimi yaptım. Parmak uçlarımda biraz yükseldim, bir elimi yanağına yaslayarak avuçladım diğer elimide kabanının üzerinden ensesine doğru kaydırarak tutundum sonra ise gözlerimi kapatarak dudaklarımı dudaklarına bastırdım.
Şaşırdı. Bunu burada bu şekilde yapmamı beklemediğinin farkındaydım. Ama istedim ve yaptım işte. Birilerine de iyi gösteri olurdu. Üst dudağını kavradım hafifçe, şaşkın olsada karşılık vermekten çekinmeyen Boran belimi sıkıca tutarak kendine çektiğinde bedenine yasladı. Ben üst dudağını o alt dudağımı kavaradığında oldukça tutkulu biraz sert ama sehvetli bize göre kısa sürecek bir öpücük olmuştu. Onun bırakmaya niyeti olmayıp devam etmek isterken ayrıldım kısık ıslak bir öpücük sesiyle. Fazlasıyla yoğun bakışlarına, en cilvelisinden bir bakış attım. Bunu nasıl yaptığımı bende bilmiyordum. "Kendine dikkat et, hayırlı işler." Diye nefesimi dudaklarına bırakarak geri çekildim.
Mara'nın kıpkırmızı kesilen suratına döndüğümde bende Boran gibi yanağından makas aldım. "Hadi geçir abini. Bende yukarı çıkayım yapacak işlerim var birsürü." Son sözlerim bu olurken hâlâ bana hayran hayran bakan Boran'a göz kırparak ayrıldım yanlarından.
•••••••
Vakit öğlene yakınken hazırlanmıştım. Kızlarlada konuşmuştum az önce.

SUGAR BEYİM: Al al çekinme, bak bol bol hayrına attım.
Boran'a fotoğrafı canım istediğinden ve bu kadar güzel hazırlandığım için atmıştım.
Anında cevap gelmişti.
SUGAR BEYİM: Hayrına birde elletirsen mi?
Şerefsiz...
Dil çıkarıp atmıştım dua etsin nah çekmiyordum.
Kahve tonlarındaki kabanımı giydim, saçlarımı içinden çıkarıp geriye doğru bıraktım, çantamı omzuma takarak arabamın anahtarı aldım makyaj masamdan.
Ah, bu anahtara aşık olmam normal miydi? Canım arabam! Tabi bunları dışımdan söyleyemezdim, mazaallah Boran Ağamızın kulağına falan giderdi sonra gelde uğraş onun kıskançlıklarıyla.
Odadan çıktım, soğuk hava keskin bir bıçak gibi vurdu yüzüme. Ellerimi ceplerime koydum, dikkatle ilerledim. Konakta kimse yoktu Lalezar annemde komşuya gitmişti. Diljen ile Mizgin abla en son arka tarafta odalara girişmişlerdi.
Avluya indiğimde kapıya yöneldim ancak kapıya varmadan avlunun ortasındayken, "Nereye yengeciğim?" Diyen Mara ile durmak zorundan kaldım. Ağırca döndüm ona. Öyle bir yengecim demiştiki sanki midesi bulanıyordu bu sözü kullanırken.
"Nereye gideceğimi biliyorsun Mara." Dedim sükunetle. Botları üstünde ahenkle adımlaya adımlaya karşıma geçti, minyon tipli olduğundan başımı hafifçe eğdim ona aramızda pekte boy farkı yoktu ama o birazda balık etli olmaya yakın fizikte biriydi. Dar hafif yırtmaçlı siyah bir etek üstünede beyaz salaş kazağı giymişti. Boynunda bileklerinde kulağında renkli takılar vardı hatta saçında bile ince uzun boncuklar takmıştı hep yaptığı gibi. Mutlaka üstünde bir parçada olsa bulunurdu bu takılardan. Gerçi son günlerinde takmıyor ruhsuz gibi dolaşıyordu ama. Hepsinin de ayrı olayı ve enerjisi vardı. Demiştim ya hani çok güzel dikkat çekici bir kızdı.
Kollarını göğsünde birleştirdi, durgun bir yüz ifadesi vardı. Süzdü beni gelişi güzel. "Biliyorum arkadaşlarınla buluşacaktın." Derin bir soluk verdi. Hava soğuktu ve tek bir kazakla dışarda durması doğru değildi, ona içeri geçmesini söyleyecektim ama konuşunca susmak zorunda kaldım.
"Mutlu musun?" Diye sordu sakin bir ifadeyle.
"Ne?"
"Mutlu musun diyorum. Beni sevdiğimden ayırdın ya hani... Mutlu musun?" Demek hakkındaki gerçeği bildiğimi anlamıştı, ya da Lalezar anne önceden anlatmıştı ve susmuştu şimdiye kadar.
"Bak Mara, inan bana hiçbir şeyi kötü bir niyetle yapmadım." Dediğime karşı alayla kahkaha attı birden.
"Ciddi misin sen? Söylesene hangi iyi niyetle yaptın bunu peki?"
Sıkıntıyla nefes aldım. "En başta Boran'ın iyiliği için sonra da senin iyiliğin için yaptım bunu." Hayretle havalandı kaşları.
"Şimdiye kadar senden hep uzak durmaya çalıştım seni sevmiyorum ve muhattap olmamaya çalıştım. Peki sen ne yaptın geldin hayatımın içine sıçtın!" Diye yükseldi öfkeyle bana. Sakinliği kaybolmuştu. "Benim iyiliğimmiş ne iyiliğinden bahsediyorsun sen! Dalga mı geçiyorsun benimle! Birde abin için yaptım diyor! Sen benim abimi düşünecek insan mısın be! Ondan nefret ettiğini sevmediğini bilmiyor muyum ben iki öpüştünüz diye yılın aşıkları falan mı ilan edildiniz inanacağımızımı sandın! Sen kim abimi sevipte düşünmek kim! Onu kimin gerçekten sevdiğini ikimizde biliyoruz-"
"Yeter artık sus!" Diye bağırdım hiddetle.
"Ne? Niye susayım? Yalan mı dediklerim duymak istemiyor musun yoksa adını? Hadi ama Gece adını duymak istemediğin kadın abimin üç buçuk yıllık karısıydı karısı!" Tırnaklarımı kabanımın uçlarına geçirdim, sakin kalmaya çalıştım. Öfkeliydi kussun istedim acısı varsa döksün ama o herkes gibi en kötü yerden vurmaya kalkıyordu.
"Karısıydı dediğin gibi, geçmişte kaldı hatta geçmişinde bile yok. İlgilenmiyorum nerede olduğuyla ben şimdiye bakarım Boran'ın yanında olan benim karısı olan benim, o kadın ise nerede napıyor zerre kadar umurumda değil." Oldukça sakin konuşmam ve duruşum onu bozmuş ve sinirlendirmişti.
"Nasıl bir insansın sen?.. Benden ne istedin ya, ne istedin benden! Seviyorduk biz birbirimizi niye girdin aramıza, kimseye zararımız yoktu ne diye yaptın bunu!" Diye bağırdı, bağırırken omzuma vurarak itti beni. Sarsıldım ancak duruşumu korudum, sert bir solukla döndüm ona. Benden bir yaş ufaktı ama ben mi zekiydim karşımdaki mi fazla salaktı.
Ya da yersiz bir olgunluk muydu bu?
"O aile iyi bir aile değil, Emir denen çocukta iyi biri değil, zarar görürdün Mara, zarar. Aşktan gözüne perde inmiş olabilir neyi nasıl görmek istiyorsan öyle görüyorsun ama yapma. Abin öğrense bu durumu nolur düşündün mü hiç? Senide o Emir denen herifide mahveder, o ailedeki ablanın ölüm emrini verdi bir kaç ay sonra ablanı öldürüceğini söyledi... Yapacakta. Peki ya siz ne olacaksınız, ablanın ölümüne neden olan o aileye seni gelin edipte verir mi zannediyorsun? Vermez!" Her cümlem ayrı bir kurşun olarak saplandı ona. Kimseden acımasızca duymamıştı herhalde gerçekleri ama olacak olan buydu. Gözlerinden yaşlar aktı yanağına doğru.
"Bunlar olurken siz bekler miydiniz kavuşmayı? Pek sanmıyorum. İşin sonu sizin kaçmanıza gider gibi, siz kaçacaksınız sonra olan yine Boran'a olacak. Pare gibi sende onun canını yakacaksın. Buna izin vermeyeceğim Mara, kusura bakma."
Gerçekler başına birer birer düştü yıkıldı ama yıkmakta istedi.
"Tüm bunların tek suçlusu sensin! Ablamın ölecek olması da senin suçun! Durmadın sen abimin aklına girdin, Güneş'i boşamaya kalktı tüm bunlar olmasaydı bir şansımız olabilirdi onunla! Nasıl bir belasın sen nasıl çöktün başımıza! Ailen seni attı başından bize bela etti, onlarda anlamış nasıl bir lanetli olduğunu doğar doğmaz ki bize bela etti!" Sertçe yutkundum. Kabanımı daha da sıktım. "Sus, ileri gitme Mara!" Dedim dişlerim arasından. Ama susmadı duydu beni ama susmadı.
Oysa en çok bugün susmalıydı ailemden vurmamalıydı beni.
"Susmak mı? Sen az önce benim canımı yakarken iyiydi de şimdi ben mi susayım! Sevmiyorlar seni ama sen alışmışsındır tabi bu yüzden mi etrafında mutlu insan görmeye tahammülün yok! Annemin gözlerine nasıl baktığını görmüyormuyuz muhtaçsın değil mi bize, seni tek seven benim salak ailem tabi! Ne anan analık etmiş ne baban babalık etmiş, hepsi seni elbirliğiyle buraya gelin etmek için yetiştirmiş günü gelince de bir çöp gibi atıp gittiler kapımıza! Halamı evinden ettin Güneş'i sevdigi adamdan ettin, ablamın ölüm emrini verdirttin hemde kendi abisi tarafından! Benim zaten hayatımı mahvettin! Sen bizim başımıza daha neler getireceksin! Amcan bile gebertmeye kalktı da gebermedin ailesinin sahip çıkmadığı beslemeyi annesinin yüzüne bakmadığını başımıza biz bela ettik-"
Yüzüne öyle bir tokat attım ki şiddetiyle avlunun soğuk zeminine yapıştı. "Sana sus demiştim!" Diye bağırdım acıyla yüzüne.
Ailemden bugün vurmamalıydı beni.
Annem sadece iki saat önce buradan Ankara'ya herkesle vedalaşıp temelli gitmişken beni onlarla konuşmayı reddedip sildiğim o günden beri bir kez bile aramayıp giderken. Bugün bile bir kez aramamışken canımı bu kadar yakmamalıydı. Saatlerdir düşünmemeye çalıştığım içime gömdüğüm kaşımamaya çalıştığım yarama bu denli tuz basmamalıydı.
Başım dönüp midem bulanırken, "Gece?" Duyduğum sesle titreyen bedenimi kapıya doğru çevirdim. Boran ve Lalezar anne şokla bakıyorladı bize. Ne duydular ne gördüler bilmiyordum ama Mara yapıştığı yerden doğrulmadı, bedeni tir tir titriyordu gözleri kapıdakilere kilitlenmişti. Göz bebeklerindeki korku göz yaşlarını bile dondurmuştu.
••••••BÖLÜM SONU••••••