55. Bölüm Part:1

3936 Kelimeler
"Her Şeyin Üstünde" Yanağıma süzülen sıcak göz yaşımı hızla sildim elimin tersiyle. Gözlerimi kırpsam yenilerinin düşeceğini bilirken sık nefesler aldım. Dik durdum. Boran'ın dehşete düşmüş kehribarları önce bana ardından yerdeki kardeşine düştü, çenesi kasıldı. Ne düşünüyordu bilmiyordum, ben kardeşine vurmuştum ve onlar sadece bunu görmüşlerse kendimi aklamak için uğraşamazdım. Zerre kadar tahammüllüm yoktu burada durmaya. Çıkıp biraz yalnız kalıp sakinleşmek istiyordum, belkide çığlık çığlığa ağlamak. Ama sadece şu an gitmek istiyordum. İçim feci şekilde daralmaya başlamıştı. "Abi," diye bir ses yükseldi Mara'dan acıklı bir hâlde titrek. Kendini mi acındıracaktı beni mi suçlu çıkaracaktı? Yapsındı, umrumda bile değildi kimin bana inanıp inanmayacağı. Lalezar anne sonunda ayaklarının dermanı geri gelmiş gibi Mara'ya yüzündeki eşsiz öfkesiyle ilerledi. "Sen ne yaptın!" Dedi dişleri arasından. Boran'a bakmamaya çalışarak dış kapıya yöneldim. Bir kaç adım attım ama yanından geçecekken kolumu kavradı anında. "Nereye? Bir dur! Yüzüme bak!" Dediğinde inatla bakmadım aksine hırçınca kolumu elinden kurtarmaya çalıştım. "Kızlarla buluşmaya gideceğim, bekliyorlardır." Dedim, burnumu çektim yutkunarak. "Yok öyle, gel bir konuşalım." Dedi çekiştirdiğim kolumu bırakmayıp kendine daha da çekerek. Ben bırakmasını belirttikçe bırakmaması delirtiyordu. "Gelmeyeceğim! Git kardeşinle konuş, anlatır o sana olanları seve seve! Bana bülbül gibi ötüyordu zaten!" Gözleri korkuyla titriyordu ancak umrumda değildi hâli. "Bırak şu kolumu da!" Diyerek çıkıştım. Ancak bırakmadı bende susmadım içimdeki yangınla ağlamakta istemiyordum ama dökülen yaşlarımıda tutamıyordum. "Güneşten kurtuldum derken üstüne birde yancısı kardeşin çıktı!" Diye bağırdım avaz avaz yüzüne, "Mecbur muyum ben bunları çekmeye ya Mecbur muyum! O kadın bana yapmadığını bırakmadı ben her defasında onu görmezden geldim acısı var yaşananlar hepimizi etkiliyor dedim insan yerine koydum onu ama o ne yaptı! Benim kadar uğraşmayan iki lafa sinip duran o zavallı gerizekalı kılını bile kıpırdatmadı bu evlilik olmasın diye ben ölümü bile göze almışken o saplantılı takıntıları yüzünden yüzsüzce gurursuzca hareket edip durdu! Kimse benim kadar bu evlilik için mücadele etmemişken orospu ilan edilende benim yuva yıkan da benim pislik olanda benim! Tüm kötü ben ilan ediliyorum!" Kimseden tek çıt çıkmazken tek odakları bendim. Boran'ın elinden kolumu çekiştirmeye çalıştım yine ama izin vermiyordu uzaklaşmama asla. "Yemin ederim kim diye bakmam sonra ne olur diye hiç düşünmem öldürürüm kardeşini duydun mu! Bırak beni gidiceğim elimden kaza çıkacak yoksa." Çıkardıda onunla göz göze geldikçe deliriyordum çünkü. "Çıksın! Ne kazası çıkacaksa çıksın ama gitme bu hâlde bir yere, gel çıkalım yukarı sakinleş biraz, söz veriyorum ne istersen o olur." Tedirgin ve endişeliydi belliydi yanı sıra gözlerinden bedenine taşan yoğun öfkeside belli oluyordu. "Ne sakinleşmesi ya ne sakinleşmesi!" "Gece!" Diye bağırdığında ve bu sefer bedenimi sarmaya kalkınca daha da delirdim. "Ya bırak bi' beni Allah rızası için! Rahat bırak biraz, yalnız bırak!" Diye bağırdığımda göğsünden ittirdim. Afalladı. "Tamam." Dedi hızla, bıraktı kolumu. "Sakin ol tamam, bıraktım." Sesi endişeli gelince gözlerimi sıkıca yumdum. Geriledim, arkamı döndüğüm gibi çıktım konaktan. Yolu ilerledim arabaların genelde Park edildiği ufak arsaya ilerledim, arabama bindim. Geri geri dikkatle çıktım içimdeki kasırganın aksine. Dikiz aynasından arkama baktığımda yolun ortasında öylece bana bakıyordu Boran. Bu omuzlarımı düşürdü. Amacım onu kırmak değildi asla, sadece uzaklaşmak yalnız kalmak istiyordum. 🗝️🔗🗝️ "Ne yaptın sen!" Diye bir avaz bağırarak girdi konaktan içeri Boran. "Ne yaptın lan ne! Elimde kalacaksın Mara elimde! Konuş! Anasına babasına nasıl laf edersin sen gerizekalı delirtme beni!" Sesi tüm konağı inim inim inletti. Mara annesinin arkasına saklanmak istedi ama yetersizdi abisinin öfkesinin hedefi olmak onu asla kurtaramazdı. "Abi bildiğin gibi değil. Yemin ederim değil görmedin mi nasıl vurduğunu, baksana." Dedi titreyen sesiyle. Burnunu çekti üst üste, yanağı hâlâ sızım sızım sızlıyordu emindi kızardığına. Nevri dönmüştü resmen bir tokatla. "Ulan delirtecen mi sen beni!" Diye bağırdı üstüne yürüdü ama annesi araya girip engelledi Boran'ı. "Oğlum sakin ol." "Ne sakini anne ne sakini!" Saçlarını çekiştirdi dayanamayarak, arkasını döndü volta attı avluda. Mara abisinin kendisine olan sevgisini kullanmak istiyordu kaç gündür ne kadar onların arasına bilerek girdiyse abisi geri çevirmemiş ilgisini üzerine sermişti. İstemiyordu çünkü Gece'yle aralarının iyi olmasını. Nasıl kendi ilişkisi mahvolduysa onunkisi de iyi olamazdı. Kini büyüktü. "Çok zor değil! Allah kahretsin ki çok zor değil!" Gözlerini Mara'nın gözlerine dikti. "Uzak durman ona karışmaman zor değil! Sizin derdiniz ne lan, ha! Derdiniz ne sizin siz ne istiyorsunuz ya bu kızdan! Ne?!" Mara ağlamaya başlamıştı bile. "Abi yemin ederim suçum yok, Vallahi yok." "Kes sesini kes!" Diye kükredi onun üzerine doğru. Lalezar hanım ise yüreği ağzında sürekli sakin ol diyerek durultmaya çalışıyordu ama nafileydi. Mara'nın yaptığı affedilir değildi, Gece'ye acımadan saydırırken gelmişlerdi konağa ikiside. Boran Gece'nin annesinin sabah Ankara'ya gittiğini öğrenmişti Gece'nin de öğrendiğini bildiğinden eve gelmişti yanında olmak istemişti ama gelir gelmez kardeşinin sokağa taşan sesiyle neye uğradığını şaşırmıştı. Annesiyle de aynı anda girmişlerdi konağa. "Anlat! Anlat ne oldu her şeyi anlat Mara! Ben öğrenirsem daha kötü olur!" Abisinin karşısında küçüldükçe küçüldü. Ne diyecekti peki, karın sevgilimle arama girdi mi? Sevgilimde Emir bu arada. Hani şu boşadığın karının kardeşi olan Emir. Boka batmıştı hemde felfena. Ağzını açıpta tek kelime edemedi annesiyle göz göze geldiğinde annesinin öfkeli bakışları da yardımcı olmadı. Boran Mara sustukça daha da öfkelendi şüphesiz öfkesi çığ olsa alırdı tüm konağı içindekilerle altına. Dayanamadı atıldı kızın üzerine annesini es geçti kolunu kavradığı gibi çekti sertçe kendine. "Konuş dedim sana Mara!" Dedi dişleri arasında. "Az önce nasıl bülbül gibi Gece'ye öttüysen bana da öt!" Lalezar elini ağzına atıp yüreği ağzında onlara bakarken ne yapacağını kestiremedi. Boran Mara'nın olayını bilse kan dökerdi öldürürdü o Emir denen iti, buna da izin veremezdi hangi anne evladının elini kana bulamasını isterdi ki. Mara iç çekerek ağlarken bitmiş olduğunun farkındaydı. "Bak son defa soruyorum!" Bağırdı yine, sesi yankılandı konağın soğuk duvarlarına çarpa çarpa. Mara yutkunamadı dondu. "Gece'nin biraz üzerine gidersem anlatır bana olanları ama o söylemeden siz söyleyin! Ne bok dönüyor burada. Bağırttırma lan beni! Şimdiye kadar bir kere fiske vurmadım sana ama bacaklarını kırmama az kaldı! Yoksa o salak kadınla görüşüyor musun hâlâ! O mu doldurdu saldı seni Gece'min üstüne! Duymadığım daha neler söyledin, de bana lan!" "Abi," dedi titreyerek, "Nolur bırak yeminle bir daha tek kelime etmem." Kızın kolunu daha da sıkarak çekti kendine. "Salağın biride böyle derdi sonra noldu biliyon mu! Siktir olup gitti! Seni de mi atayım istiyorsun bu evden, ha! Halanın, o kadının hesabını sen nasıl karıma sorarsın Mara! Durman gerektiği yeri hiç mi bilemedin şimdiye kadar!" "Oğlum Allah rızası için dur bak sokak ayağa kalktı." Dedi can havliyle Lalezar. "Başlatma sokağına milletine ana!" Diye kükredi adeta birden. "Bağırttırma beni uzak dur sen!" Dedi ama nasıl uzak durabilirdi ki. Koluna yapıştı oğlunun, Boran sert bir soluk verdi. "Uzak dur diyorum ana!" Dedi uyarırcasına, gözlerini Mara'dan asla çekmiyordu. "Bırak kızı ben veririm cezasını, hadi oğlum yapma bir salaklık etti affet bu seferlik Vallahi mum gibi edeceğim. Hadi bırak oğlum." Boran'ın elini kızın kolundan ayırmaya çalışıyordu ama nafileydi. "Ne cezası ana ne cezası! Kime müsamaha gösterdiysem tepeme bindi! Konuş lan sende, bir tane de ben çarpacağım!" Diyerek diğer elini kaldırdı öfkeyle ancak indirmedi. Mara sadece ağladı. Boran ise dayanamıyordu artık. Lalezar yine tuttu Boran'ın kolunu. "Allah'ın için biraz hatrım varsa sende bırak bu seferlik, yemin olsun halledeceğim oğlum. Kızın peşinden git sen hadi." Mara'yı öfkeyle iterek bıraktı. "Ne kızı ana ne kızı! Görmedin mi hâlini, ben alıp götürüyorum biraz kendine gelsin iyi olsun diye, oluyor da buraya mutlu giriyor ertesi günü bütün mutluluğunun ağzına sıçıyorsunuz! Şunu bir anlamadınız gitti zaten ben o kadından kurtulduğum için kurban kestim kurban karşıma bir ordu insanı almışım düşman diye, Gece benim karım anlıyor musunuz karım benim, tam şu an da istese canımı bile veririm! Yer yüzünde ondan daha üstün hiç kimse yok benim için!" Boğazı yırtılırcasına bağırdıkça bağırdı, duyan herkes bunu anlasın istedi. "Ne istiyorsunuz siz! Gideyim mi istiyorsunuz?" "Ne diyorsun oğlum tövbe de!" "Ya ne yapayım o zaman bırakayım da her gün birimi bulaşsın bitirmek mi istiyorsunuz siz kızı! Gideyim ben dedem gelsin başınıza! Mara'yı ertesi günü evlendirmezse neyim ben! Zara'ya acımaz bile, bunu mu istiyorsunuz siz!" "Hayır abi hayır!" Dedi anında korkuyla Mara. Boran sinirle güldü, "Hayır mı? Seni bu evden atmam ben zaten Mara, veririm eli yüzü düzgün herife evlendirir öyle postalarım! Rahat durmazsan canımı yakarsan canını sökerim Mara! Hiç kimseyi tanımam evladım bile olsa! Bunu herkes böyle bilsin, kendi kanımdan olan birini zaten geberteceğim diğerine de aynı kaderi yaşatma bana! Uslu dur sevmiyorsan benim olanı o hâlde bakmayacaksın, görmeyeceksin, duymayacaksın, dokunmayacaksında!" Dolu dolu olan gözleriyle başını aşağı yukarı salladı Mara, "Güzel... Şimdi siktir git odana ben diyene kadar da adımını atma dışarı!" Hızla onayladı tekrar. Lalezar kızın kolunu tuttuğu gibi merdivenlere çekiştirdi. "Ha unutmadan şunu da söyleyeyim." Diye bağırarak durdurdu ikiliyi. "Ben bu olayın peşini bırakmam elbet öğrenirim, o zaman yatacak yer bul kendine Mara!" Sonra ise hızla çıkardı Lalezar Mara'yı. "Senin saçlarını yolacağım ben," dedi sinirle Mara'nın kulağına çıkarlarken, "O odanın etrafında tur döndüreceğim sana, özlemişsin sen benim dayağımı belli! Ben dedim ama sana kız gidip Boran'a dememiş dua et dedim, sen ne yaptın, durmadın. Kaşıntın tuttu tabi! Ama dur sen ben yapacağımı bilirim, iyilik nedir anlamıyorsunuz siz. O Güneş'e mi özendin sen, ondan mı aldın bu feyzleri!" Odasına girdiklerinde kapıyı kapattı kızı odanın ortasına iterek bıraktı. Mara yüzünü bile kaldıramadı ağlamaktan. "Ben böyle olacağını nereden bileyim! Hiç biriniz anlamıyorsunuz beni!" "Bak hâlâ bağırıyor sesi çıkıyor birde!" Diye çıldırdı Lalezar başındaki şalı çekerek attı bir köşeye. "Anlatta bilelim o zaman tutturmuşsun aşığım da aşığım diye! Söyle o salağa gelsin istesin seni diyorum yüreği varsa, yok diyorsun. Ayrılacaksın konuşmayacaksın diyorum, yok diyorsun!" Saçına uzandığı gibi tutarak kendine eğdi kızı. "Ne yaptın kız sen verdin mi kendini yoksa ondan mı korkun!" Diye konuştu dehşetle Lalezar. Mara annesinin eline yapıştı, "Yemin ederim öyle bir şey yok ana." "O zaman ne bu haller sanırsın Brad Pitt'tir." Diyerek hırpalamaya sonrada evire çevire dövmeye başladı. Eli ağırdı bir tane geçirse yeterdi ama durmadı Lalezar, zor dayanıyordu iyice zıvanadan çıkmıştı boşuna demiyorlardı kızını dövmeyen dizini döver diye. Ama... Bazıları ne dayaktan ne de iyi sözden anlamazlardı. 🗝️🔗🗝️ Arabayı kafeye yakın bir yere park ettim dikkatle ama hemen inmedim dikiz aynasını kendime çevirdim göz altlarımı yokladım ağladığım belli oluyor mu diye. Kendimi tutmuştum ama akmıştı yine bir kaç damla, sinir oluyordum ağlar ağlamaz kızaran gözlerim ve burnuma. Saçıma başıma çeki düzen verdim en sonunda çantamı koluma takarak indim arabadan, henüz kimsenin haberi yoktu arabam olduğundan çünkü daha bu sabah herkes evden çıktıktan sonra gelmişti İstanbul'dan eve gidince göreceklerdi ama. Yani bir çok şey yaşadım az önce ama şimdi bu arabaya sarılıp her tarafını öpebilirdim, bu araba sevdam da nereden çıkmıştı bilmiyordum tek bildiğim ben çocukkende arabalarla oynamaya bayılırdım, abimin oyuncak arabalarını tabii. Caddede karşıya geçtim dikkatle, hava cidden buz gibiydi kar yağar mıydı sanmam ama bu soğukluk yeterde artardı bize kışı yaşamak için. Kabanıma sarıldım ve iki katlı oldukça tatlı ama modern cafeye girdim. Sadece iki saniye etrafa bakayım derken, "Gece!" Diye bir ses duydum. Cam kenarına oturmuş elini havaya kaldırıp sallayan Yasmin'di çağıran, gülümsedim. Ona ilerledim, etrafta oturan insanların bakışları dönsede umursamadım. Çantamı boş sandalyeyi çekip üzerine bırakırken kabanımı çıkarmaya başladım, Yasmin ayağa kalktı o sıra kabanımı bırakınca sarıldım ona o da aynı şekilde sıkıca karşılık verdi. "Hoş geldin." Dedi cıvıl cıvıl sesiyle geri çekildiği esnada. "Hoş buldum." Onun gibi gülümsemeye çalışarak. "Hadi geç, otur." Diye sandalyemi gösterdiğinde birlikte oturduk. "Napıyorsun nasılsın iyi misin?" Diye sordu. Derin bir nefes aldım, "İyiyim tabi ki." Dedim hemen ancak bir gözleri kısıldı yüzüme bakarken bir şey sormaması anlamaması için, "Maria nerede, daha gelmedi mi?" Diye sordum hızla. Kaşlarını çattı tabi, çantama uzanıp telefonumu çıkardım bakışları altında, Boran'dan her hangi bir arama ya da mesaj yoktu şu an o konakta neler oluyordu bilmiyordum ama iyi şeyler olmadığı kesindi. "Yok, gelmedi arkadaşın." Dedi ters ters. Başımı onaylamazca salladım, Maria'yı aramadan önce Boran'a mesaj attım iyi ve kafede olduğuma dair, her ne kadar adamlarından bunu teğit edebilsede yine de ben yazmak istedim benim için endişelensin istemiyordum. Ardından Maria'yı arayacaktım ki kafeden girdiğini görünce telefonu masaya bıraktım. Sarı uzun saçları dümdüz bir hâlde omuzlarından aşağı dökülüyordu, yaklaştıkça açığa çıktı yüzü, hafif çekik badem gözlü olmaya yakındı burnu yüzüne oranla dik ve güzeldi yanakları içe göçük ve bize gülümsediğinde çıkan gamzeleriyle otuzuna yakın olan bu kadın harikanın ötesi güzellikteydi. Kabanın açık önünden göründüğü kadar kabanıyla aynı tonlarda krem rengi diz üstü triko elbise giymişti, yüksek topuklu çizmeleri dizlerine kadar uzanıyordu. Şık, alımlı ve dikkat çekiciydi, vücudu kum saati gibiydi... "Hoay maşallah..." Yasmin'in sesiyle gözlerimi kırpıştırdım. O sırada Maria masaya ulaştı, "Merhaba!" Dedi, heyecanı sesinden okunuyordu. O da çantasını ve kabanını bıraksın diye kendi eşyalarımı koyduğum sandalyeyi çektim, oldukça nezaketli bir halde teşekkür ederek eşyalarını bıraktı fazla çekingen ve heyecanlı olduğu her halinden belliydi. Sarıldım yavaşça ona, sırtını sıvazladım hafif, hoşgeldin beş gittin derken Yasmin'e yöneldi elini uzattı ona doğrusu Yasmin'in tutunacağı tavırdan korkmadım değil. Yasmin bir Maria'nın yüzüne bir eline baktı sonra elini yavaşça kavradı. "Yasmin'di değil mi?" "Evet, sende Maria. Tanıştığıma memnun oldum hoş geldin Mardin'e." Sandığımın aksine gülümseyerek cevap verdi. "Tanıştığıma memnun oldum." Kısa süre sonra yerlerimizi aldık masada, üçümüzde kare bir masanın etrafına oturduk. Garson geldi, hepimiz birer tatlı ve kahve sipariş ettik, kısa, klasik tanışma sohbeti sırasında siparişlerimizde geldi. Hâlâ içim sıkılıyordu olanlardan dolayı ancak anı yaşamak böyle bir ortamda içimi karartarak düşünerek bozmak istemiyordum. Hak etmeyen insanlar için güzel zamanlarımı bozamazdım. Bir süre klasik bir şekilde ilerledi sohbet, hatta Maria ve Yasmin bolca konuşmuşlardı. Yasmin meraklıca sorular soruyordu yurt dışı ile ilgili Maria'ya, Mari da sevecen bir tavırla yanıtlıyordu Maria'nın gözleri dışarı kaydı, caddenin öteki tarafında duran iki adamımız ve kafenin önünde duran adamlarımıza bakış attı. "Bunlar biraz fazla değil mi, yanlış anlama lütfen sadece merakımdan soruyorum. Rahatsız edici değil mi böyle bir orduyla falan gezmek? Ben bunun için sürekli kavga ediyorum Alaz'la hatta bugün bile çıkmadan etmiştik." Gülümseden edemedim, ama cevabı da benim yerime Yasmin verdi. "Canım bu Boran'dır. Sevdikleri söz konusu olunca ondan fedakarını tanımam asla. Bu karşında gördüğün kadında onun değerlisi, elbette güvende olması için de her şeyi yapar konu tartışmaya kapalıdır." Dedi kesinkes bir tavırla Yasmin. Maria'nın kaşları havalandı tabi şaşırmışlıkla. Derin bir nefesle olaya ben el attım, "Aslında benim günlerim öyle sessiz sedasız geçmez hiç, nefret edenim sevmeyenim de çok vardır başımada türlü olaylar gelince Boran tabiki korkmaya başladı benim için, şu an bir sorunumuz yok ama bunun ihtimali bile Boran için yetiyor. Sen dışardaki dört adamı görüyorsun, hâlbuki arabanın içinde oturan beş adam artı olarak bir takım güvenlik önlemleride var bunun içinde tabi. Rahatsız olma konusuna gelirsek elbette sürekli izlenmek rahatsız hissettiriyor ama bununla başa çıkmayı öğrendim neticede bu onların işi ve bende onları umursamayıp düşünmeyince aslında bir anda yok oluyorlar benim için. Boran'a da asla bu konuda karşı çıkmam korumak istiyorsa korur ki zaten bunu öyle bir yapıyor ki ben peşimdeki adamları istemediğim sürece görmüyorum bile." Bir an için daima peşimde olan üç güvenlik kadından bahsedecektim ki sustum. Bu konu sırdı. "Tamam, anladım! Kocan sana fazlasıyla aşık ve anlaşılan asla kıyamıyor." Dudakları kıvrıldı. "Zaten sizi ilk gördüğümde de anlamıştım aranızdaki o muhteşem çekimi. Boran Ağa ve sen mükemmel bir çiftsiniz." "Öyledirler." Diye destekledi hemen Yasmin. "Ne gördünüzde bunu söylebiliyorsunuz hemen!" Dedim huysuzlanarak. Güldüler halime birlikte. Kahvesinden yudumladı Maria. "Baksana bir gün üçümüzde çift olarak bir yemeğe katılsak mı, güzel bir akşam yemeği harika olmaz mı?" "Harika olur!" Diye destekledi anında Yasmin parlayan yüzüyle bugün ayrı bir mutluydu zaten, üstelik Maria ile araları sandığımdan iyi oluşuyordu. "Bak buna bende katılıyorum, biraz sosyalleştirelim bizim yabanileri en iyisi." Dediğimde güldüler tekrar. "Ama sen önce bir o ağzındaki baklayı çıkar." Diyerek ciddileştim birden Yasmin'e bakarak. Sırıttı, heyecanlı heyecanlı nefeslendi. Gözleri Maria ve ben arasında gidip geldi. "Sanırım bayılacağım stresten! Sabahtan beri kendimi tuta tuta bir hâl oldum!" Masanın üzerindeki ellerimizi kavradı sıkıca. "Kötü bir şey yok değil mi?" Diyen Maria oldu. "Ay yok yok baya iyi bir şey bu." Otuz iki diş sırıttı. "Belli oluyor zaten ağzın birbirine kavuşamadı bir sabahtan beri." Diye laf çarptığımda koluma cimdik attı hızla. "Gece!" Kolumu sıvazlayarak geri çekildim, pislik acıtıyordu. "Aslında söylemem gereken ilk kişi elbette canım kocam Bahoz'du ama dayanamıyorum zaten akıl almam gerek sizden." Vallahi aklıma geliyordu bir şey şu an ama sustum yersiz bir tahmin yürütmemeliydim. Ellerimizi sıkmaya devam ederken heyecanı titremesinden belli oluyordu. "Ben hamileyim!" Dedi pat diye suratımıza birden. "Oh! Rahatladım Vallahi, tut tut şiştim ayol." Tatlı tabağını eline alarak art arda lokmalar tıktı ağzına. Maria saşırmış ancak çabuk toplayarak, "Tebrik ederim." Dedi dolu dolu gülümseyerek. "Nesin sen nesin yanlış mı duydum ben, hamilesin öyle mi?" Kafasını salladı heyecanla ağzı tatlı doluyken. "İçinde bir bebek mi var yani?" Asla atamıyordum şaşkınlığımı. "Nerede ve ne zaman oldu şunu güzelce anlatır mısın!" O sıra Maria ile sarılıyorlardı tebrik için. "Ay Gece, nerede ne zaman ne kızım. İstersen hangi pozisyonda yaptığımızdan da bahsedelim." Yüzümü ekşittim anında. "Of saçmalama! Sence bu halim normal değil mi? Kaç kere hamile haberini aldım acaba senin!" "Tamam haklısın. Henüz tam altı haftalık teyzeleri, altı. Ufacık minicik bir şey." Ellerini olmayan karnına koyarak okşadı büyük bir sevgiyle. "Mucize gibi. O kadar istedim ki, o kadar bekledim ki sonunda bu anı yaşamak onu içimde hissedebilmek paha biçilemez." Gözleri doldu çenesi titredi. "Of, ağlamak istemiyorum sonra şiş şiş oluyor yüzüm!" Diyerek göz yaşlarını itmeye çalıştı, güldüm bu haline. Uzanıp kavradım elini, öptüm, "Sen harika bir anne olacaksın, Bahoz da mükemmel bir baba. Allah sağlıkla doğmasını nasip etsin inşallah." "Ya Gece ben ağlamayayım diyorum senin yaptığına bak!" Diye sitem ederken oturduğu sandalyeden uzanarak sarıldı sıkıca bana. Bende ona. "Ama yeter ya ben temas sevmem sen bugün öpe öpe sarıla sarıla mahvettin beni." Diye isyan ederek geri çekildim. "Boran'a bile izin vermiyorum senin yaptığına bak!" "Sus kız! Yeğeninin annesine nasıl davranıyorsun böyle. Ayrıca kimseden bu konu hakkında tek kelime çıkmıyor kimseye. Ben daha kocama bile söyleyemedim güzel bir sürprizle anlatacağım ona bunu. Sakın ha söylemeyin bak." Bir hıçkırık duyduğumuzda aynı anda Maria'ya döndük. Akan yaşlarını sildi hızla, gülümsemeye çalıştı ama burukluk gözlerinden asla silinmiyordu. "Noldu," dedim sesimi kısarak. "Hiç, mutlu oldum dayanamadım şey ben biraz fazla duygusalım da. Bakmayın bana siz." "Ya kıyamam, yakında Allah sana da nasip eder inşallah şöyle bal gibi bir evlat." Dedi Yasmin sıcacık bakışlarla ona. Gülümsemesi gözlerindeki yaşlarla büyüdü, "O benim için imkansız malesef." Dediğinde içime bir şey oturdu sanki. "Tövbe de!" Dedi anında Yasmin. "Öyle ama, ben... Kısırım çocuğum olmuyor benim." Dedi ama acısına olan alışmışlığı daha çok yaktı içimi. "O ne demek öyle Maria, ne demek kısırım. Anlatsana sen biraz şunu." "Yumurtalıklarım da sıkıntı var hiç tutunamıyor bile, tedavi görüyordum ama dün üçüncü kere olumsuz yanıtlandı tedavi. Zaten evlendiğimizden beri beş yıldır hiç korunmadık ve hiçte hamile kalmadım. Yani bir bebek sahibi olmam imkansız." "Ve sen sabahtan beri bunu hiç belli etmedin bize! Daha dün bunun haberini almışsın üstelik." Dedim sitemle. "Doğru diyor, o kadar iyi görünüyordun ki hiç anlamadık bile." Dedi Yasmin elini de karnından çekmişti, farketmiştim bunu. Gülümsedi, "Şey derler ya hani en çok gülen aslında en çok ağlayandır diye, siz birde içimi bilseniz." Derken bile sırıtıyordu. Acının en bilindik yansımasıydı bu. Saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım yaklaştım biraz ona sandalyemde. "Maria biz artık arkadaşız canımız yanınca paylaşmamız gerek saklamamız değil, yapma bunu, bugün ben sana destek olurum yarında sen bana. Değil mi Yasmin." Yasmin burnunu çekti sertçe, "Doğru diyor Vallahi." Uyarırcasına bakış attım ona, bıraksam hüngür hüngür ağlayacaktı resmen. "Gece ben zaten çok teşekkür ederim, inan çağırdın ya beni buraya nasıl iyi geldi anlatamam. Havam değişti sizi daha çok tanıdım sevdim bu bile harika şeyler benim için." Kolunu sıvazladım, "Alaz ne diyor peki bu konuda. Özel değilse anlatma demeyeceğim çünkü bazı şeyleri tahmin edebiliyorum yanlışlar yapmanızı istemem. Bana biraz konağı anlatsana Maria." Gerildi anında, yutkundu gözlerini kaçırdı. "Konak..." duraksadı beti benzi attı ve bu korkutmaya yetti beni. "Noldu kız, yoksa senin kaynana da benim gibi başa bela, napıyor oğlunu kıskanıyor mu deli gibi." Dedi hızla Yasmin. Maria anlatmaya karar vermiş gibi sesli bir iç çekti, gözlerime baktı açık kahverengi gözleri mavilerime dokunduğunda orada güven gördüm. Güveniyordu bana. Bu içimi ısıttı. "Annesi beni zerre kadar sevmiyor, babası çok sert bir insan o bana karışmıyor ama bir şey demek isterse karısına söylüyor. Kaynanam beni gelin olarak asla kabul etmiyor, tutturmuş kardeşimin kızını alacaktım ben diye. Çocuk için çok fazla baskı kuruyorlar, dayanamıyorum artık Gece! Bir duysalar halimi kısır olduğumu mahvederler beni. Amil'de asla kabul etmiyor tabi olanları yani çocuğumun olup olmaması umrunda değil o sadece beni istediğini söyleyip duruyor ama bir bebeği olmalı onun, hak ediyor bunu. Soyu devam etmeli, buralar kabul etmez yoksa, ne kadar diretirse diretsin aşiretler durmaz... Ne yapacağımı bilmiyorum. Bir bebeğim olsaydı her şey biterdi ama bu hayattaki sınavlarım asla bitmiyor. Yetimhanede büyüdüm aile tarafından yüzüm gülmedi sonra onu buldum tam mutlu oldum derken bu seferde hayatın bana biçtiği kadere bak! Ölmek istiyorum!" Kimse duymasın diye kısıktan kısıktan sesiyle öyle bir yaktı ki canımızı kendimi ona göz yaşı dökerken buldum. "Kendine gel!" Dedim sertçe ancak sesim boğuk çıkmıştı. Toparlamaya çalıştım kendimi, Yasmin peçeteyi burnuna dayayıp yaşlı gözlerle öyle bir hönkürdü ki tersçe baktım ona. "Allah belalarını verir İnşallah, ne istiyorlar aşık insanlardan. Kavuşmaları niye bu kadar batar bunlara anlamıyorum çok istiyorsan kendi kocana al teyze kızını!" Dedi dayanamayarak. "Yasmin, bağırma!" Dedim uyararak. Maria güldü yaşlı gözlerle dayanamayarak. "Sende kes ağlamayı sil yüzünü!" Dediğimde öksürerek dediğimi yaptı. O sıra garsona işaret ettim gelmesi için. "Pastanedeki en güzel çikolatalı tatlılarınızın hepsini getirin buraya, sadece ayrı olarak meyveli pastaları da bana getirin." Garson önce bir alık alık baktı bana. "Hadisene abicim!" Dediğimde kendine gelip gitti hemen. "Bebeğimin bir numaralı tek öz be öz has teyzesi sensin bundan sonra Mariii..." diye böğürerek ağladığında Yasmin şokla bakakaldım ona. Peçeteliği tuttuğum gibi kucağına bıraktım. Maria bile susmuş kendini toplamıştı ama bu manyak salya sümük akıtıyordu burada. "Yasmin sen bizi rezil ettin Yasmin! Allah rızası için sus! Bak bir sürü pasta sipariş ettim sana!" Gözleri açılarak döndü bana. "Sen mi ısmarlayacan hepsini?" Dedi boğuk sesiyle. Onu onayladım başımla, "Tamam o zaman ben magnolyalardanda istiyorum, sipariş edebilir miyim? Bakar mısınız?!" Ağzım bir parça açıldı hayretle Maria ile. Bir saat sonra... En son ağzımız açık kalmıştı şimdi kavuşmuyordu. "Ne bakıyorsonoz oyle?" Dedi ağzı dolu dolu olan etrafı çikolata olan Yasmin. Onun yerine biz yutkunduk sindirmek için. "Al iç biraz Yasmin." Diyerek meyve suyu itekledi önüne Maria. Yutkundu zor bela, elindeki ağlayan pastayı masaya bıraktı meyve suyunu alarak yarısını içti tek yudumda. "Biraz sakin mi olsan Yasmin? Karnın ağrıyabilir bu kadar tatlıdan sonra." Peçete uzattım aldı ve birden titrek titrek bakarak silmeye başladı ağzını. "Anladım ben sizi, lokmamı sayıyorsunuz siz benim-" "Ben dört kere sayarken saymayı unuttum aslında." Dediğinde Maria gözlerimi belerterek uyardım onu. Yasmin'in gözler yine dolduğunda Maria dediği şeyi farkederek dilini ısırdı. "Aşk olsun ama ya iki tabak pasta yedim diye şu yaptıklarınıza bakın. Hamileyim ben hamile, normal bunlar siz böyle yaparsanız ben gideyim o zaman." Maria ile aynı anda masaya kaydı bakışlarımız, otuza yakın tatlı gelmişti masaya ve hepsi boştu neredeyse tatlı tabaklarının. Amacım ruh halimize biraz iyi gelir diyeydi ama Yasmin hamilelik olaylarına psikolojik olarak anında kapıldığından olsa gerek pek bir oburdu. Ayrıca deminden beri Alaz Amil'in ailesine sövüp duruyordu haklı olarak. "Neyse," dedim Yasmin'i geçerek, Maria döndüm. "Anladın sen değil mi dediklerimi." Dediğimde tebessüm ederek onayladı beni. Ona, "Bak Maria, önce hiç umudunu kesme bir kere benim en yakın tanıdıklarımda on sene sonra kendiliğinden hamile kalan akrabalarım var bu konuda sakın üzülme hem Allah vermiyorsa bir bildiği vardır hayırlısı de geç içini karartma. O konaktakilere gelecek olursakta Alaz'dan bir şey saklama sana biri bir laf söylese bile gidip anlat ona sakın saklama tek başına yüklenme bunları ona sığın, kaçma. Baktın olmuyor işler sarpa sarıyor o zaman da beni ara ne olursa olsun ben gelirim elimden geleninde fazlasını yaparım iyi olman için tamam mı?" Dediğimde Yasmin'de, "Bende varım ama, Maria benim kız kardeşim artık bende onun, hatta üçümüz birlikteyiz artık." Demişti. Maria'nın gözlerinin nasıl parladığına şahit olmuştum. Sonra bir ara Yasmin'in konuşurken olay ne kadar hamiliğine değecek olsa susup konuyu değiştirmesinden Maria olayı anlamış ve, "Lütfen rahat ol yanımda hamile olman canımı yakmaz ki aksine çok mutlu oluyorum hem teyzesi olacaksın demedin mi saklama o hâlde benden, çekinme." Demişti işin özü. Şimdi ise, "E hepimiz birbirimizden seni unuttuk Gece, okulunu bitiriyormuşsun Bahoz'dan öğrendim." Dediğinde dudaklarım kıvrıldı hayatımdaki güzel olan nadir şeylerden biriydi bu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE