"Evet son bir senem kalmıştı zaten, onu da okuyacağım ama önce kursa gideceğim çünkü geride kaldım ve yetişmem gerek okul başladığında iyi olmak zorundayım, hatta Pazartesi başlıyor dersler."
"Ne okuyordun sen?" Diyen Maria oldu.
"Güzel Sanatlar okuyorum, 4 yıllık lisansımı tamamlamam gerekiyor. Bitirdikten sonra Ressam olmayı hedefliyorum."
"Çok güzel tamda senlik bir bölüm doğrusu böyle resime tasarımlara yetenekli olan insanlara oldum olası bayılırım." Dedi Maria.
"Yalnız bende yetenekliyim, hani doktorum ya." Yasmin'e bakış attım en iyisi sensin diye.
Maria, "E bir doktorumuz, bir ressamımız, birde öğretmenimiz mi var şimdi?" Dedi gülerek.
"Öğretmen miydin sen?"
"Evet, yabancı dil öğretmeni." Diye yanıtladı Yasmin'i.
"Hangi dil peki? Nerede çalışıyordun?" Diye sordum ilgiyle.
"Ben şu an yoğunlukla İngilizce dersi veriyorum yani veriyordum, Rusça, Almanca, İspanyolca, İtalyanca ve Fransızca dillerim var özel bir kolejde çalışıyordum hafta sonları da kurslarda eğitim veriyordum." Dumura uğradım 6 dil biliyordu resmen kendi diliyle birlikte yedi, ben ise ingilizceyi öğrenene kadar canım çıkmıştı. Hatta tam öğrenebilmiş bile değildim.
"Hoay maşallah," dedi dolu dolu Yasmin. "Türkçe'yi de dilden saymıyorsun her hâlde yedi dil nedir be!"
Güldü Maria, gözleri kısılıyordu gülerken ve çok tatlı oluyordu. "Doğrusu Türkçe ana dilim olduğundan saymıyorum direkt diğerlerini sayıyorum ama ben küçüklüğümden beri dillere meraklı olduğumdan on beşime geldiğimde üç dile hakimdim zaten."
Masadan doğrularak uzaklaştı Yasmin, "Bu da harika oldu şimdi, o zaman bebeğime doğar doğmaz dil öğretmeye başlarsın de mi Mari." Diye sordu heyecanla karnını tutarak. "Benim gibi olmasın ben Türkçeyi zor söktüm, bir ingilizce bir Türkçe birde Kürtçe biliyom Kürtçe'yi de sökebilmiş değilim ama Bahoz öğretiyor, sende bebeğime öğretmen ol be nolur kız teyzesi değil misin zaten, Mari nolur." Diye tatlı tatlı yalvardığında ben güldüm Maria da gülerek onayladı onu hatta kalktı sandalyesinden Yasmin'in yanına gidip diz çöktü karnına koydu elini.
"Bak bebiş sen doğ sağlıklı bir şekilde bedavadan ders verecek teyzen sana öyle yıllık da değil ömür boyu ücretsiz kur teklifi yapıyorum sana." Dediğinde yine güldüm dayanamayarak. Yasmin Maria'nın başına sarılarak karnına bastırdı. "Oy canım benim." Diyordu.
Bu daha dün laf yapıyordu bana aramıza niye birilerini sokuyorsun diye şimdi beni bir kenara atmış kızla kardeş olmuşlardı iyi mi. Ah Yasmin ah.
"Bahoz'a nasıl bir sürpriz yapacaksın peki?" Dedim Maria da oturmuştu yerine o sıra.
"Ay bilmiyorum ki acaba gece odada böyle pat diye ben hamileyim Bahoz mu demeliyim-"
"Ne!"
Bir ses duyduk duymamayı tercih ettik. Yasmin dondu kaldı. Biz başımızı yana doğru çevirdiğimizde o yüksek kas oranlarına sahip dev cüsseli bir kişilikle karşılaştık.
"Hamile misin?" Dedi. "Dayımı oluyorum ben şu an! Lan!" Diye şok içersinde bağırdı.
Kim miydi bu, tahmin etmesi hiç zor değildi.
"Sakın Özgür! Sakın tek kelime edeyim deme unut az önce duyduklarını!" Diye cırladı Yasmin hızla Özgür'e.
Vallahi Özgür öyle bir sırıttı ki biz yutkunamadık bile.
Yasmin'e ilerledi koca adımlarla sonra kızın başını tuttu saçlarını öptü, "Helal kız sana! Ben inanıyordum yapabileceğinize, inanmak başarmanın yarısıdır dememiş miydim ben ha!" Diyerek kızın sırtına vurdu helal olsun diyerek pat pat diye.
"Lan yeter beyinsiz," diye çıkışarak oturduğu sandalyeden kalkmadan ittirdi bedenini. Özgür gülerek başka masanın sandalyesini çekerek yanıma koydu ve ters oturdu sandalyeye.
"Naber güzellik görmeyeli bakışların daha da hırçınlaşmış." Diyerek göz kırptı ve yanağımdan makas aldı. Şu görüntüyü Boran görse net o kolu alır çok güzel noktalarda kullanırdı.
Gözleri yabancısı olduğu Maria'ya döndü şöyle bir baktı sonra bize döndü. "Kimin karısı bu afet, ben yine kimi yakalayamadan uçtu yuvadan!" Dediğinde başımı onaylamazca salladım.
Ancak Maria bize bırakmadan kendi cevaplamayı seçti, "Maria Karaman, Karaman Aşiretinin Ağası Alaz Amil Karaman'a kaptırdın sanırım beni." Dedi dudaklarındaki gülümsemeyle.
Yüzünü buruşturdu anında Özgür, "O dağ ayısına mı vardın hakikaten," dedi içi yana yana bir görüntüyle. "O bir ayı sense bir serçe, söylesene yakıştı bu size."
"Kocam ayı falan değil! Çok tatlı minnoş biri aslında." Dedi savunarak Maria.
"Aman! Ne güzel kafiye bile yaptım kelimeler bile anladı uyumsuzluğunuzu sen anlamadın!" Dedi ve bana döndü. Al işte şimdi bana saracaktı.
"Ne olacak benim bu halim be kara borsacı Gececiğim," dediğinde gözlerim irileşti, sarhoş olduğum zamana atıf yapmıştı şerefsiz. "Her gün istisnasız tüm dişi varlıklara kur yapıyorum cilveleşiyorum sonra hepsini postalayıp hiç yüz vermemişim gibi evime tek dönüyorum! Ben ne zaman aşık olacağım, bu nacizane taş gibi vücudumu kurumadan sahibine ne zaman ulaştıracağım."
"Pezevenkliği bıraktığında!" Dedi gür bir ses aynı esnada iki adam masamıza gelip biri Yasmin'in yanına sandalye çekti diğeri Özgür ve Maria'nın arasına çekti sandalyeyi. Bu Bahoz ve Alaz Ağaydı.
"Ayıp ediyon Bahoz ben ne zaman pezevenklik yaptım!" Dedi kınayıcı bir sesle Özgür. Sonra yanındaki oldukça sert bir mizaçla kendine bakan Alaz Ağaya baktı. "Bu arada Ağalar arasında Boranımdan sonraki idolümsünüz. Maşallah yedi düveli taşır bu omuzlar çünkü."
Boran demişken özlemiştim onu, keşke o da gelseydi şimdi, ufacık masanın etrafında yer kalmamıştı ama...
Alaz Ağa Özgür'e ters ters bakarak cevabını vermişti, Özgür yutkunarak döndü önüne, sonra o kara hareleri bana dönünce Alaz Ağa'nın hiç bir tepki vermeden ona baktım bende. Başıyla hafifçe selam verdiğinde bende ona başımla selam verdim. Çekindiğini hatta bir tık korktuğunu hissettim benden. Diyecek pek bir şeyim yoktu sadece Maria'yı gerçekten sevdiğini gözlerinden görebiliyordum. Kolunu sandalyesinin arkasına atıp kendine yaslamıştı kızı ve sıcacık bakıyordu ona hâlbuki az önce oldukça soğuk bir tavra sahipti.
"Ayıp olmazsa bu kadar tatlıyı siz mi yediniz hanımlar?" Dedi Bahoz masadaki çoğu boşalmış tabaklara bakarak. Maria ile bakıştık kısa bir an.
"Ulan Bahoz bunlar kutlama yapmış kutlama! Helal olsun lan sana kazanmışsın oğlum maçı." Özgür'ün konuşması ile üç kadın olarak aynı anda dikleştik.
"O ne demek öyle ne maçı?" Dedi Yasmin'i kendine çekmiş saçını öperken, Yasmin ağlamaklı bir ifadeyle baktı bize.
"Oğlum ba-" önümdeki tabakta bulunan eklerden aldığım gibi iki tane art arda tıktım ağzına. Boğukça sesler çıkarırken, "Bunların tadı baya iyi, ye ye çok güzel." Derken bir tane daha ek alıp ağzına tıkıştırmaya çalıştım.
"Evet ya baya iyiydi o ekler, Özgür de bayılır eminim, bayılır değil mi? Bayılsın bence yoksa başkaları bayılacak." Maria'nın imalı sesiyle dudaklarımı ıslattım. Alaz Ağa'nın dik bakışları ile yerine sindi bi' Maria, "Özgür çok iyi biri Amil tanıştıkta kızlarla baya eğlenceli." Dedi hızla.
"Maria... Ben eğlenceli değil miyim?!" dedi. Bu yetti Maria'ya, sorun şuydu ki Özgür sarışın ve hakikaten çekici bir yakışıklılığı vardı adamın kıskanması normaldi.
"Yani," dedi Maria kocasını süzerek ciddi ciddi, "Çokta zorlamayalım en iyisi."
"Bence de zorlamayın yeryüzünde benden tatlısı, benden mükemmeli yok! Herkes hasta herkesin favori bestiyim. Sende çok eğlencelisin kız." Dedi ağzındaki lokmaları zor bela yutan Özgür.
"Kardeş ben seni kızların favori testisi yapmadan sus istersen!" Diye uyardı üstten bakışlarla Alaz Ağa.
Özgür yutkunarak başını salladı.
"Ulan Özgür, bir gün gideceksin gevşek ağzın yüzünden bok yoluna ama neyse." Dedi Bahoz.
"Gece," diyerek bana çevirdi bakışlarını Bahoz. Dikkatimi ona verdim o sıra Özgür beğenmiş olduğu ekleri yemeye başladı. "Boran nerede?"
"Konaktaydı en son." Dedim kısılan sesimle. Kaşlarını çattı doğal olarak.
"En son senin için çıkmıştı konaktan şirketede gelmedi de merak ettim." Allah bilir ne haltlar dönüyordu konakta ondan gelememiştir şirkete demek isterdim ama sustum. Takıldığım tek kısım benim için neden gelmişti ki eve.
"Oğlum bırak be Boran'ı, bugün senin en güzel günün." Özgür'ün yine konuşmasıyla sinirlerim gerilmeye başladı.
"Bahoz eve gidelim mi yorgunum da dinleneyim biraz." Dedi hızla Yasmin, Bahoz'un çenesini tutup kendine çevirdi.
"Doğru diyorsun yüzün gözün hep şişmiş ağladın mı sen?"
"Lan oğlum sen beni dinlemiyon mu," bakışlarım masaya kaydı ama Özgür'ün ağzına tıkacak bir şey kalmadığında umutsuzca baktım Yasmin'e.
"Sende ne diyorsan düzgün söyle o zaman açmışsın ağzın yayık ayranı gibi!" Diye sertçe çıkıştı Bahoz.
Özgür konuşmak için atılmıştı ki, "Aa nasıl bacak o ya kim ya bu kız ne kadar güzel!" Diye bağırdım kendimi tutamayarak.
"Hani, nerede?!" Dedi anında oltaya gelerek. Ulan şerefsiz. Ayaklandım yavaşça, "Hemen şurada gidiyor bak, kalk hadi kalk manken gibi kız aşkını onda bulursun belki kalk kalk!" Dediğimde, ayaklandı Vallahi camdan dışarı fıldır fıldır bakarak.
Kabanımı giydim hızla çantamı aldığımda, "Hadi görüşürüz kızlar konuşuruz telefonda." Dediğimde anında onayladılar.
"Hadisene Gece kaçıyor kız!" Diye bağırdı Özgür kafenin kapısını tutmuş çıkarken.
İkimizde dışarı çıktığımızda, "Gel gel burada." Diyerek uzaklaştırdım kafeden karşıya geçtik, arabamın önünde durduğumuzda. "Hani nerede kız?" Dediğinde dayanamayarak omzuna vurdum ittirerek. Sarsıldı tabi biraz, "Ne kızı be!" Diye bağırdım, "Ya sen nasıl bir insansın ya hiç mi bakla ıslanmaz senin ağzında!"
"Hop, sakin ol yengecim noluyor?"
"Birde noluyor diyor, kızın hamile olduğunu niye söylüyorsun adama, belki sürpriz yapacak sana mı kaldı!"
"E söyleseydiniz o zaman ben nerden bileyim haberi olmadığını adamın!"
"Bana bak üste çıkmaya çalışma, bin şu arabaya uzaklaştıralım biz seni buradan!" Arabama göz attı inanamazca.
"Yok daha neler bunu ne ara aldı bu adam." Dedi şaşkınlıkla.
"Araba benim tatlım, kocamın hediyesi." Gözleri iyice irileşti.
"Vay şerefsiz Boran'ın karısı olmak vardı bu hayatta."
"Özgür!" Diye bağırdım yine.
"Aman be ne bağırdın al kocan senin olsun! Karı koca manyak olmuşsunuz iyice."
"Sus ve bin şu arabaya artık." Dedim arabaya bindiğimde.
"İyi bari yol parası cebimde kaldı bugünde," dedi sırıtarak kemerini takarken.
"Sen bizim burada olduğumuzu nerden biliyordun?" Diye sordum arabayı sürmeye başladığımda.
"İş yerim buraya yakın tatlı almak için geldim birde gördüm ki ne üç tane taş masa da hemen yaklaştım size daha konuşamadan Yasmin'i duyunca bir şok oldum tabiki."
"Kız demeyene kadar tek kelime etme sakın." Diye uyardım tekrar.
"Kız bak sen iyice kocana benzemeye başladın, tamam dedik ya elli kere sorma da!"
"Benziyorsam benziyorum sanane." Dedim ama bu durum hoşuma gitmişti bir yandan.
Kısa süre sonra tarif ettiği iş yerine yaklaşıyorduk, "Kendimi devlet adamı gibi hissediyorum, bu ne araba konvoyu böyle?" Dikiz aynaları dan arkadaki arabalara göz attım.
"Adam bütün adamlarını seni korusun diye görevlendirmiş onu kim koruyacak acaba?" Sona doğru sesi bir kısıldı baktığımda dilini ısırdığını farkettim.
"Niye öyle dedin bir sorun mu var?" Dedim anında ciddiyetle.
Gülmeye çalıştı, "Öylesine dedim, koskoca aşiret Ağası sonuçta dost var düşman var."
İçime kurt düşürdü şerefsiz, elbette bilindik şeylerdi ama sanki bir şeyler olmuş gibi hissediyordum.
"Özgür bir şey varsa söyle," oldukça sakin bir dille konuştuğumda derin bir nefes aldı, şişme montunun fermuarını açtı. "Boran beni öldürecek," diye mırıldandı.
"Yahu bir şey olduğu yok aslında, bu düşman olan aşiretler var ya onlar rahat durmuyorlar ufak tefek tehditler gönderiyorlar ama tabiki sorun yok ona kimse zarar veremez biz boşuna mı varız." Dedi ciddiyetle.
Özgür'ü bıraktığımda içim yine de rahat değildi, Boran asla bir şey belli etmiyordu derdi varsa anlatmıyordu. Ne yapacaktım bu adamla ben böyle.
Konağa vardığımda arabayı park ettim garaja, yavaş yavaş ilerledim ilerledikçe içimdeki sıkıntı da büyüdü saat beş olmak üzereydi, kabanıma sarıldım. Kapının iki yanında duran adamlar gelişimle dikleşti, sağ taraftaki yüzüme bakmadan kapıya vurdu. Kısa süre sonra Diljen açtı kapıyı.
"Hoş geldin hanımım." Diye buyur etti içeri. "Hoşbulduk Diljen."
O kapıyı kapatırken önüme döndüm avluda ilerlerlemeye başladım ki sedirlerin üstünde oturan Boran ile duraksadı adımlarım. Sadece gömleği ile duruyordu dışarda ve bakışları donuktu.
"Napıyorsun burada?" Diye sordum ona yaklaşarak.
"Seni bekliyordum." Dedi sadece.
Kaşlarımı iyice çattım ona iyice yaklaştığımda cebimden çıkardığım elimin tersini yanağına dokundurdum. Gözlerini kapadı bir kaç saniye. Aşina olduğum sıcak teninin aksine buz gibiydi teni.
"Ne zamandan beri burada oturuyorsun sen?"
"Sen gittiğinden beri."
"Ne?! Üç saattir bu soğukta bu hâlde mi oturdun!"
Derin bir nefes alırken gözlerini kaçırdı, "3 saat 25 dakika." Dediğinde sert bir soluk aldım.
"İyi yaptın Boran aferin sana! Odada niye beklemedin." Avuçladım yüzünü kendime kaldırarak. Donmuştu resmen, elimle ısıtmaya çalıştım yüzünü.
"Niye kimse bir şey dememiş sana niye izin verdiler burada bu hâlde durmana," derken etrafa bakındım kimsede yoktu ki. Nasıl müsade etmişlerdi adam ölse umurlarında olmazdı her hâlde.
Ellerimi kavradı buz gibi elleriyle, "Ben istemedim Gece'm, üşümüyorum üstelik karşımdasın ya yeterli ısınmama." Bu sefer söylediği sözler tesir edemeyecekti yaptığına çok kızmıştım ve nedenini de biliyordum asıl bu delirtiyordu beni.
"Yürü Boran yürü göstereceğim ben sana üşümüyorumu!" Derken elini tuttuğum gibi çekiştirdim bana uyup anında gelmeye başladı arkamdan. İstiyorsa bir de gelmeseydi! "Çocuk musun sen ben anlamıyorum ki! Ceketini bile çıkarmışsın, hasta olmaya ne kadar meraklısın!" Diye söylenmeye devam ettiğimde tek kelime edememiş susmuştu. Ne diyecekti ki zaten.
Odanın önüne geldiğimizde kapıyı açtığım gibi içeri girdik ve kapıyı o kapatırken hâlâ bırakmadığım elini çekiştirerek yatağa çektim. "Otur şuraya!" Dedim sert olmaya çalışarak. Oturdu usluca, yüzüne de tam bakamıyordum baksam yumuşarım diye korkmuyor değildim.
Çantamı koltuğun üstüne attım kabanımı aynı hızda çıkardıktan sonra karşısından geçerek dolaba yöneldim sert adımlarla. "Çıkar gömleğini!" Dedim de seslice. En kalın sweati hangisiyse ona bakıyordum. Askıları tek tek iterken gri içi yoğun pamuklu sweatini askıdan çekerek çıkardım hemen.
Ona döndüğümde gömleğini omuzlarından indiriyordu oturduğu yerden. Karşısına dikildim sweatiyle, gömleği tamamen çıkarırken alttan alttan baktı bana ancak tam olarak karşılık vermiyordum. "Sen iyi misin?" Diye sordu sabah olanlara itafen.
"Bence sana sormalıyız iyi misin diye." Dedim tersçe. Gömleği kollarından sıyırdığında yatağa bıraktı aynı zamanda seslice ofladı.
"Bebeğim ben iyiyim sadece dışarıda oturmak istedim." Ters bakışlarımı kesmedim.
"Bak çok sinirliyim," dedim kafamı sallayarak, "Sus yoksa çok fena patlayacağım." Oldukça ciddiydim dediklerimde bunun o da farkına vardı dudakları bir şey demek için aralandı ama hemen sonra birbirine bastırdı yutkunarak. Bacaklarının arasına girdim başı göğüslerimin hizasına geliyordu otururken, kocaman adamın önünde çocuk gibi kalıyordum ama bu çocuk koca adamı tek bakışı ile susturabiliyordu. Demek ki neymiş önemli olan boy değil icraatmış.
Sweati bakışları altında başından geçirdim, kehribar gözleri tuhaf bir heyecanla parladı bunu benden beklemediğinden olmalıydı şaşırmasının afallamasının nedeni. Doğrusu bende beklemezdim, bazı duygular yapmam dediklerimizi de yaptırabiliyordu. Ben demeden kollarını efendice geçirdi sweatten, bel kısmını tutarak aşağı çekiştirdiğimde yüzüne doğru eğildiğimi ona yaklaşınca farkettim. Dudakları bile solmuştu soğuktan ama üşümedim diyordu, ağırca yutkundum yakınlığımız yüzünden.
Sıcak bir nefes koyverdim dayanamayarak.
Ağırca bacaklarının arasına iyice girerek dizine oturdum yan şekilde. Gözlerimiz aynı anda çarpıştı. Elini sahiplenici bir edayla olması gereken buymuş gibi belime yerleştirdi, sert parmakları bel oyuntumu kavrayarak kucağına doğru çekti beni iyice. Nefesi boynuma ve yüzümün sağ tarafına çarparken bacağımı kavramaya meyilli elini ellerimin arasına alıp kucağıma çekerken ısıtmaya çalıştım.
"Ne sevap işledim diye düşünmeden edemiyorum," mırıldanışı doldu kulağıma, sesli bir nefes bıraktığı sıra alnını koluma yasladı. Yorgun olduğunu hissedebiliyordum, ben yokken evde neler olmuştu bilmem ancak fazlasıyla canının sıkıldığı belliydi nasıl sıkılmayacaktı ki zaten. Öğrenmiş miydi acaba her şeyi? Öğrense böylede durmazdı asla.
Kısa bir süre geçti öylece kıpırdamadık pek, Boran parmaklarıyla bel oyuntumu okşadı ben elini ısıtmaya çalıştım işe de yaradı teni eski sıcaklığına dönmüştü neredeyse. "Boran," diye mırıldandım.
"Söyle sevgilim." Diye karşılık verdi dolu dolu, midemden karnıma doğru ılık bir şey aktı içimden. Yutkundum sertçe, iki kelimeydi sadece oysa beni bu hâle getiren. Başı hâlâ koluma yaslıydı, "Beni seviyor musun?" Diye sordum basitçe.
Belimdeki parmakları durdu, duraksadı sorduğum soruya karşı, başını ağırca kolumdan kaldırdığında tuhafça bakıyordu bana. "O nasıl soru öyle hissettiremiyor muyum sana sevgimi, duymak mı istiyorsun?" Başımı salladım ağırca, gözlerine bir hüzün çöktü bir kaç saniyeliğine ama hemen sildi, hissettiremediğini zannetmişti ama konu hiç öyle değildi.
Gözlerimin içine dikkatle baktı, "Seni seviyorum. Bunu sana her saniye söyleyebilirim bana inanacaksan eğer dilim sadece bu iki kelimeyi döndürür dudaklarımda." Sakallı yanağını hafifçe yanağıma sürterek kulağıma yaklaştığında, "Seni seviyorum Gece'm, huzurum, her şeyim. Ölürüm kızım ben sana." Kalbim yerinde tepiniyordu resmen, titrekçe nefeslendim sakin kalmak için.
Geri çekildi, yüz yüze geldiğimizde dudaklarımı ıslattım, "Madem beni seviyorsun o zaman neden böyle yapıyorsun?" Kaşlarını çattı, anlamadığı gözlerinden belliydi. Derin bir nefes aldım, "Boran dışarda o kadar saat neden soğukta durduğunun farkındayım. Acı çektirmek istiyordun kendine benim yüzümden."
"Gece," diyerek durdurmak istedi ama izin vermedim kaşlarımı kaldırarak.
"Sana bir daha böyle bir şey yapmayacaksın demiştim Boran, ben her, iki göz yaşı döktüğümde kendini cezalandıramazsın bunu yapmanı istemiyorum." Dedesi beni dövdüğünde o içi yanarken yetmemiş gibi kendini bıçakla kesmişti o kesiğin izini gördüğüm zaman uyarmıştım ama dinlememişti şimdide kendini soğukta ince bir gömlekle bırakarak cezalandırmak istemişti anlamam mı zannediyordu.
"Dayanamıyorum ama," dedi iç çekerek. "Koruyamıyorum seni arkamı döndüğüm an saldırıyorlar hem de en yakınlarım böyle acizken öylece duramıyorum." Yüzünü avuçlarımın arasına aldım dayanamayarak baş parmağımla okşadım yanağını gözlerini kapattı anında, dudağının kenarını öptüm yumuşakça.
Tam olarak uzaklaşmadım dudaklarından milimlik mesafe vardı. "Sen mi beni koruyamıyorsun, benim içim bir tek senin yanında rahatsa, kendimi bir senin yanında güvende hissedebiliyorsam, senden iyi kimse de koruyamaz beni demektir bu." Yurkundu zorlukla, yüzündeki elimi kavradı, "Gece'm benim." Dedi dolu dolu.
"Boran ciddiyim bu konuda, seni bir daha da uyarmayacağım kendine bir daha zarar vermeye kalkmayacaksın. Bir daha yaparsan ciddiyim farklı konuşurum seninle." Dediklerimle gözlerini kaçırdı ancak çenesini kavrayarak bana bakmasını sağladım. "Ciddiyim dedim ruh hastası mısın sen!"
Dudakları kıvrıldı, "Sen öyle diyorsan öyleyimdir." Gözlerimi devirdim sinirle.
"Boran!" Dedim uyarıcı bir tonda.
"Tamam," dedi pes ederek sonunda. "Söz mü?" Dediğimde kaşlarını çattı. "Cevap ver Boran söz mü?"
"Söz ulan söz, tamam!" Dediğinde gülümsedim genişçe. "Aferin." Dediğimde, "Gece!" Dedi uyarır şekilde.
"Söyle yavrum." Dediğimde kaşlarını çattı hızla, huysuzlandı. İri elini çeneme attığı gibi kavradı, parmakları yüzünden dudağım öne doğru büzüştü, "Senin o dilini var ya!"
"Ee, naparsın?" Diye sordum sırıtarak. Yüzümü kendine daha da yaklaştırdı parmaklarını sıkarak ama acıtmayarak. Göz bebeklerindeki çember alev almaya başlamıştı, dudaklarıma kayan gözleri alev alevdi. Islattı dudaklarını, "Seni o dilini," derken ıslıkvari bir nefes aldı. "O dilini çok güzel terbiye ederim! Sen bile şaşırırsın."
"Etsene, nasıl ediyorsun görelim." Dediğim an gözleri irileşti. Bunu sormayı ben bile beklemiyordum ki. Olan olmuştu artık.
"Gece!" Dedi tahammülsüzce sert bir dille.
"Efendim?" Diye cevap verdim uslu bir kız gibi.
Gözleri dudaklarım ve gözlerim arasında mekik dokurken ne yapacağını bilemez haldeydi.
"Sus ve tek kelime etme bu konu hakkında." Dediğinde titrek bir nefes aldım yakınlığımız yüzünden.
"Tamam," dedim sıcak bir nefesle. "Çenemi bırak artık." Dediğimde yeni farkediyor gibi çekti parmaklarını hemen. Ters ters bakmayı da ihmal etmiyordu.
Bırakmasıyla saçlarımı düzeltir gibi yaptım. "Normalde bırakmaz dersini verirdim de daha önemli konularımız var diye acıdım sana." Ağzım bir parça açıldı hayretle.
Kendimi gösterdim, "Bana mı acıdın sen." Diye sordum. Başını aşağı yukarı salladı onaylarcasına.
"Sebep ne peki?" Derken kollarını bedenime sarıp kendine çekti, sıkıca sarıldı bu afallattı bir an için. Başını göğüslerime yasladı bir kedi gibi. "Hâlâ üşüyorum bebeğim, ısınmam lazım önce." Dedi burnunu üstümdeki kazağa gömdüğünden boğuk çıkan sesiyle.
Boşta kalan ellerimi boynuna doladım, parmaklarımı saçlarına soktum o derin nefesler alırken saçlarında gezdirdim parmaklarımı. "Hani üşümüyordun sen?" Diye sordum. Kollarını sıkılaştırdı daha da mümkün olsa içine sokacakmış gibi hâli vardı.
"Sana sarılınca anladım üşüyormuşum meğer." Dediğinde dudaklarım kıvrıldı.
Bir süre öyle durduk,
"Eve senin için gelmiştim," diye konuşarak bozdu sessizliği. Bunu Bahoz da söylemişti ama anlamamıştım. Cevapsız kalınca devam etti. "Annenin Ankara'ya gittiğini öğrendim." Parmaklarım da bende bir an duraksadım. Ağırca yutkundum bunu hissetti. Ben düşünmemeye çalıştıkça eşelemeleri sinirlendiriyordu.
"Nereden öğrendin?" Diye sordum sadece. Parmakları bedenimi sardıkça sardı. "Abin söyledi." Demesiyle gözlerimi yumdum sıkıca. Kollarından çıkmak istediğimde izin vermedi ellerim omuzları kaldı, "Boran bırakır mısın?"