56. Bölüm Part:2

3174 Kelimeler
Kalan tek şey ayranken, kova kova yoğurdu kullanarak zor bela iki farklı büyük demir tencerelerde hazırlarken bitmiştim artık. Allah'tan tatlılar dışarıdan verilmiştide birde onu üzerime yıkmamışlardı. Ellerimi belime yerleştirerek yukarı kaldırdığımda başımı yüzleri sirke satıyordu. Seren, Nergiz ve Nazenin onların aksine arada bana güzel laflar atmış güldürmüşlerdi o kadınlara rağmen içlerinin kötü olmaması o kadar mükemmeldi ki anlatamam. Seren bir zılgıt kopardığında konağı inletecek kadar büyük şekilde Lalezar annemde dahil Nazenin ve Nergiz'de beni alkışlarken utandım bir parça. "Helal kız sana helal! Masterchef halt etmiş senin yanında!" Diye bağırdı Nergiz gülerek. "Teşekkürler beni sizler var ettiniz!" Diye bağırdım onlara reverans yaparak. O sıra Binnaz ve Şehnaz Hanım merdivenlere yönelince diğerleride hemen takip ettiler onları. Aşağı indiklerinde onlara doğru ilerledim bende. "O kadar sevinme, biz sen ne yaptın anlamadık bile o yemeklerin güzel olması önemli unutma güzel değilse vay haline o zaman Gece Hanım." Dedi Şehnaz Hanım. İmayla gülümsedim. "Siz sözünüzde durun yeter ben yemeklerimin arkasındayım." Dedim kendimden emin şekilde. "Görecez bakalım." Diyen Binnaz hanım yemeklere ilerlemek istediğinde karşısına geçeren izin vermedim. "Tek biriniz dahi kazanlara yaklaşamazsınız!" Dedim net bir ifadeyle. Kaşlarını çattı anında, "O niyeymiş!" "Sizin sağınız solunuz belli olmaz onca nimete acımadan zehir edersiniz. İçlerine bir şey katmanıza izin verecek değilim o yüzden gerileyin. Hadi hadi." Dişlerini sıktı öfkeyle. Hey yavrum hey siz gelirken ben dönüyordum o aklınızla kurduğunuz hiç bir oyuna gelmezdim ben. "Diljen, Ali ile Haşim abiyi çağır." Diye seslendiğimde Diljen anında gitmişti çağırmak için. Karşımdakiler anlamazca bakarken Lalezar anne sırıtmamak için zor duruyordu. "Buyur Hanımım bizi emretmişsiniz." Dedi Haşim abi elleri önlerinde. "Haşim abi size güvendiğimden çağırdım buraya, lütfen ben size diyene kadar kimseyi bu kazanlara yaklaştırmayın olur mu? Kimseyi diyorum bak sadece Diljen yaklaşsın o kadar." "Tamam Hanımağam nasıl isterseniz." Dediğinde Haşim abi tuhaf karşılasada Ali ile birlikte yemeklerin etrafında beklemeye başladılar. Karşımdakilere bakarken gülümsedim dumura uğramış suratlarına, "Bende gidip bir banyo yapayım yemek koktum hep. Misafirler gelmeye başlar şimdi." Odama çıktığımda hızla giyeceklerimi çıkarıp yatağa attım. Banyoya girdiğimde sıcak duşun altında bir süre bekledim ciddi anlamda yorulmuştum ama tek nedeni uzun zamandır bu işleri tekrarlamadığımdandı, hamlanmıştım. Güzel bir duşun ardından duşakabinden çıktığımda beyaz boy havlusunu kaptım ve bedenime doladım. Hızlı hareket etsem iyiydi aşağıdaki gurup kesinlikle sağlam pabuç değildi. Odaya girdiğim sıra bonyonun kapısını kapatmıştım ki odanın kapısı açıldığında göğsümdeki havluyu tuttum sıkıca panikle. Ancak Boran'la göz göze geldiğimde başımdan aşağı kaynar su döküldü sanki, çığlık atacak sesi kendimde bulamayınca çıktığım banyoya girmek için döndüm hızla ama hayat işte ne rezil bir durum var oraya Gece'yi sokardı. O panikle kapalı kapıya kafa atıp burnumu kıracaktım ki bir el girdi aramıza yüzümü kapıya geçirmemi engelleyecek. "Yavaş ol." Diye uyaran Boran eliyle kapladığı yüzümü geri çekti başım gerisin geri göğsüne yaslandı. Gözlerimi kapadım sıkıca, sıcak ve heybetli bedeni arkamdayken ben bu haldeyken sadece gözlerimi sıkıca kapadım. Sanıyordum ki ben görmeyince kimse görmez ama zordu Boran Ağam her daim görürdü beni. Tıpkı şu an olduğu gibi. "Beni böyle karşılayacağını bilseydim daha erken gelir beklerdim seni." Cidden mi Boran? Nefesi ıslak saçlarıma çarpıyorken kolunu havlunun üstünden karnıma dolayarak göğsüne yapıştırdı beni. İyice ufak kalmıştım kollarında. "Boran," diye sızlandım kısıktan, "Yapma, bırak gideyim." Diye yakındım adeta. "İmkansız," diye fisıldadı kulağıma, titredim baştan aşağa. Islak saçlarımı yavaşça diğer omzuma atarken yere damlıyordu saçımdan akan sular. Boran açtığı omzuma eğilirken göğsümdeki havluya sıkıca tutundum. Omzuma bastırdığında dudaklarını gözlerimi istemsizce kapattım. Burnunu omuzuma sürterek boynuma doğru çıkardığında sertçe yutkundum asla alışamayacaktım sanırım dokunuşlarına. Boynumu da öptüğü sıra sakalları tenime battığında huylanarak başımı o yöne eğdim engellemek ister gibi ancak o daha da bastırdı dudaklarını, ufak ufak öpücükler bıraktı. Bayılmama ramak kalmıştı artık. "Nasıl dayanacağım ben bir kaç gün daha." Dedi boğukça içimi yakarak. "Ben kendimi zorla zaptederken sen böyle yaparsan ben nasıl dayanacağım." Bunu sürekli dile getirmese olmuyor muydu acaba. Tamam dün bunu dediğinde kollarından nasıl kaçtığımı bilmiyordum ama bende insandım. Dünden beri ne imalı bakışları kesiliyordu ne sözleri. Zaten içten içe korkumu yenmeye çalışıyordum. Karnımdan tutmaya devam ederken diğer eli bacağıma indiğinde iç kısmına yasladı parmaklarını. Etime gömülen parmakları nefeslerimi hızlandırırken bileğine yapıştım, "Boran dur." Biraz yukarısı cehennemdi zira. "Dur derken bile beni çağırırken mi." Dedi zor çıkan sesiyle. Burnunu saçlarıma sürttü derin nefeslerle. Parmaklarını bacağımın iç kısmına daha da bastırdığında kendine yasladı iyice. "İstesem bugün bile halledebilirim seni... Ama planlarım var, ilk gecemizde ne derece tepkiler verip sesler çıkaracağını pek bilmiyorum... Ve... Ve kimseninde aramıza girmesini istemiyorum." Yoğun boğuk sesi kalbimi sıkıştırıyordu. Ve evet hafta sonunu beklesek daha iyiydi... "Aşağıda misafirler var inmem gerek lütfen." Derken bu sıcak kolların arasından çıkıpta o kişilerin arasına girmeyi asla istemiyordum. "Benimde inmem lazım ama her zaman her istediğimiz olmuyor." Dediklerini bir kaç saniye sonra anladığımda geç inen köşeli jetonuma tükürdüm. Al yani ben şimdi bu adama ne diyecektim de akıllanacaktı. "Canlı canlı yanan bir ateş gibisin sana dokunanıda yakıyorsun. Teninin yumuşaklığı, bakışlarında ki ve sözlerindeki ilkellik... Beni kendine bu kadar çağırırken sen uzak durmam mümkün mü?" Derin derin soludu boynumdan beni sakallarını bile bile sürttü bu defa. "Asla değil değil mi?" Tahrik ediyordu, ayartmaya çalışıyordu şerefsiz. Salak bendim ki dün akşam o şekilde karşılık vermiştim ona. "Seni var ya acayip pis seveceğim!" Dedi hırlayarak ardından sertçe tekrar öptü yanağımdan. "Öyle tek seferde de bırakmayacağım. Hissede hissede seveceğim sende beni çok güzel hissedeceksin... Hazırsın değil mi bize?" Karnımdaki koluna tutundum bu sefer diğerini de önümdeki kapıya yasladım ayakta kalmak ister gibi. Öyle bir ses tonuyla konuşuyordu ki büyük bir günaha davet eder gibiydi. Odanın sıcaklığı iyiden iyiye artmıştı ve ikimizde çıradan halliceydik. "Bunu o gün konuşsak olmaz mı?" Dedim kısık sesimle. Cık'ladı dilini damağına vurarak. "Konu sensen fazla sabırsızım bilirsin." Bilirdim tabi ne demezsin. Bacağımdaki elini sonunda çektiğinde biraz olsun rahatladım. Sıkıca sarıp sarmaladı bu sefer, havlu zaten kısayken bu hareketiyle iyice toplanmıştı. "Bu arada bordo, fazlasıyla iyi bir seçim." Ne! Yatağa attığım giyeceğim iç çamaşırlarımı nasıl görmüştü. "İlk gecemizdede bu rengi seçsene. Güzel tenini nasıl sarmalayacağını merak etmiyor değilim... Güzel memelerinin arasındaki dövmenin nasıl açıkta kalacağınıda," derken işaret parmağı dövmemin görünen kısmına dokununca irkildim, tırnaklarımı koluna batırdım tuhaf bir dürtüyle. "Sus..." göğüslerim havlunun örtebildiği kadar kapalıyken ki hiçte yardımcı olmuyordu o üstten üstten bakıyordu arkamdan goğüslerime. "Şimdi sustursan da o gün gelince çok daha fazla edepsiz olacağıma emin olabilirsin karıcığım." Kulağımın içine işleyen hırıltılı sesi nefesiyle boynumu yaktı. Boğazımda taş varmışcasına yutkunamadım. "Bu saatte niye evdesin Boran?" Dedim konuyu değiştirmeye çalışarak. "Sen neden bu saatte duş aldın?" Diyerek o da soruyla karşılık verdi bana. Seslice nefes verdim. Başını yanımdan uzatıp yanağımı seslice öptü beni sıkarak. Kıpırdandım. Anında karnımdan sıkıca tutarak engel oldu bana. "Hareket etmeyi kes!" Dedi burnunu başıma bastırarak zorlukla konuşup. "Bir parça havluyla duruyorsun deli ettin beni, rahat dur!" "Bırak o zaman sende beni giyineyim!" "Bırakmaya içim el vermiyorki." Dedi mahzunca birden. Ya kıyamam... Dememi mi bekliyordu cidden. "Sadece bir kaç dakika bırak beni lütfen misafirler var aşağıda hadi." Başımı öne doğru eğerek uzaklaştırmak istesemde o ayrılmamaya niyetli gibi burnunu yaklaştırıyordu bana. "Lütfen," dedim bu sefer ciddi ciddi, kolunu okşadım hafif o ise sert bir solukla, "Hemen giyin elimde kalacaksın yoksa." Der demez ben anlamadan beni bıraktığında banyoya girdiği gibi kapattı kapıyı. Kaldım öylece banyonun kapısının önünde. Saçlarım sıcaktan kurumuştu resmen. Şansa bak ya. Üstümdeki açılmasına ramak kalmış havlumu tuttuğum gibi yatağıma koştum. İçeriden suyun sesinin gelmesi ile havlumu çözüp giyinmeye başladım, bordo iç çamaşırlarımdan sonra dar lacivert bir kot pantolon giydim üzerine hardal sarısı salaş bir kazak giydim. Çoraplarımı giydiğim sıra Boran çıktı içeriden. Bilerek işini uzun tuttuğunu biliyordum kabanını koltuğun üzerine attığı sıra siyah hafif topuklu çizmelerimi giyiyordum. "O kazakla dışarı çıkmayı düşünmüyorsundur herhalde?" derken dolabın karşısına geçip üstünü başını düzeltmeye başladı. Siyah takımı jilet gibi düzgünken yakalarıyla uğraştı, "Sende o bir düğmeni kapatırsın diye düşünüyorum bende." Diye karşılık verdiğimde bakışları aynadan benimkilerle buluştu. Çizmemin fermuarını çektiğimde havluyu saçlarıma atıp kurutmaya başladım onun bakışları altında. Geldi ve bedenini yanıma bıraktı ağırca yatakta, "Kapatayım mı istiyorsun şimdi," sesi oldukça eğlenceli çıkıyordu. "Evet sende benden bir şeyler istiyorsun hep, ne var bunda." Dedim olağan bir tavırla. Havluyu bıraktığım sıra yataktan kalkıp makyaj masama ilerledim. "Haklısın yavrum sen iste yeter." Diye cevap verdi bana. Tarağımı alırken gülümsedim tavrına. "Buraya gel ben yaparım." Dediğinde ikiletmeden yanına gittim ve bacaklarının arasında yere çöktüm. Tarağı aldığında bir çok kez yaptığı gibi önce nemli saçımı üst üste kokladı. O sıra kollarımı dizlerime doladım. Baştan aşağı taramaya başladı güzelce, oldukça uzun saçlarımı tel tel olana kadar taradı nazikçe. O iri ellerin bu kadar naif olması bana karşı harika hissettiriyordu. "Halamda buradaymış." Dedi sıkıntıyla birden. "Annem söyledi görmedim ama burada bulunmasına izin vermişsin Gece. Neden yaptın bunu?" Dudaklarımı ısırdım hafifçe, "Ölen kardeşi ve sevdiği adam için sadece Kuran'da bulunacak. Tek kelime etmeyeceğine hiç yokmuş gibi davranacağına yemin etti. Sadece ölülerinin hatrına izin verdim fazlası yok." "Fazla bağışlayıcı olma Gece." Dediği sıra kolumu tutarak kalkmamı belirtti. Ayağa kalktığında karşı karşıyaydık. "Zaten öyle değilim ki." Yanağımı avuçladı sıcak eliyle. "Ben yinede diyeyim sana düşmanın nereden geleceği belli değil hele de bizim için. Tek istediğim ve önem verdiğim zarar görmemen o kadar, sen iyiysen iyiyim ben unutma." Elinin üzerine elimi koyarak yanağımı daha da yasladım eline. "Merak etme sorun yok, rahat durmazsa kimseyi umursamadan kötü gelin misali onu dışarı atacağımı söyledim. Üstelik cidden tek kelime etmedi şimdiye kadar bakışları hâlâ sert ve soğuk ama artık çok daha dingin bir hali vardı... Her neyse bana dokunmayan yılan bin yaşasın." Saçlarımı kurulayıp iki yanıma ayırarak bırakmıştım, üzerime siyah deri ceketlerimden birini giydiğim sıra omzumada bir şal atmıştım kuran okutulacağı sıra örterim diye. Boran bir yandan telefonla konuşurken diğer yandan parmaklarını parmaklarımdan geçirerek elimi sıkıca tutarak yürüyordu. Aşağı indiğimiz sıra şark odasına misafirler giriyordu yavaş yavaş. "İşe gitmeden önce yemek yesene ben yaptım bak." Dedim koluna yaslanarak merdivenleri inerken. Hâlâ telefonla konuşsa da beni duyduğunu biliyordum. Avluya indiğimiz sıra Haşim abi ve Ali hâlâ dediğim gibi bekliyordu yemeklerin başında, etrafta sürekli birileri vardı tabi. Boran dururken bende onunla birlikte durmuştum, sonunda telefonu kapattığında kabanının iç cebine koydu bana bakarak. "Yemekleri senin yaptığını biliyorum Gece," bakışları sertleşti bir anda. "Ne diye uyuyorsun halamla yengeme sen onca yemeği nasıl yaparsın canının kıymeti yok mu senin ha!" Gözlerimi kaçırdım ama çenemi tutarak, "Kaçırma gözlerini bana bak." Dedi. "Ya Boran benim için zor değildi inan, sorun değil hem." Sertçe nefes aldı dediklerimle. "Cidden sorun yok ben istemesem asla yapmazdım biliyorsun, lütfen sorun çıkarma buralar bende." Dedim göz kırparak. "La havle yarabbi la havle deli edecek yoksa bu beni." Dudaklarım kıvrıldı ister istemez. Elinden çekiştirmeye başladım onu mutfağa, "Hadi gel hadi, yemek ye sonra gidersin." Dediğim sıra mutfağa çekiştirdiğimde bana uyarak geliyordu. "Ulan ben senin yemeklerini yemeden gider miyim hiç ha zaten onun için geldim." Dediğinde mutfağa girmiştik. Binnaz hanımlar komple mutfaktaydı şansımıza. El ele karşılarında kaldık öylece. Mizgin abla bulaşıklarla ilgileniyordu Binnaz Hanım ve Şehnaz hanım kapıya yakın olan masada otururken kızlar hemen yanlarında ayakta duruyordu. "Hoş geldin Boran abi." Dedi iki kızda bir ağızdan. Boran başını eğerek, "Hoşbulduk abim sizde hoş geldiniz." Dedi. "Boran'ım yüzünü gören cennetlik hiç gelmezsin artık bize Gece Hanımla evlendin evleneli. Özlüyoruz bak." Dedi Binnaz halası bana ters ters bakarak. Göz devirdim ona baka baka. Boran elimi daha sıkı tutarak kendine yapıştırdığında belimi sıkıca sardı sonra eğildi ve şakağıma sıkıca bastırdı dudaklarını. Utançla yandı yanaklarım. "Ben karımdan ayrılarak işe zor gidiyorum hala sana mı geleceğim birde." Dediğinde iyice morardım utançtan. Mizgin abla bile sırıtıyordu kızlar gibi gerçi kızlar daha çok hayranlıkla bakıyordu bize ama. Binnaz Hanım öksürdü gıcık yapmış gibi. "Neyse karım yemek yapmış o kadar önce bir karnımızı doyuralım." Derken mutfağın diğer ucundaki geniş uzun masaya ilerledi ve oturdu. "Mizgin abla-" Servis tabaklarını çıkar diyecektim ama mutfağa birden Bahoz'la Yasmin girdi el ele. "Selamünaleyküm!" Dedi yüksek sesle Bahoz. Kesinlikle beklemiyordum, Yasmin zaten çalışıyordu izin alamam demişti üstelik ve buradaydı şimdi. "Naber canım benim." Dedi bana sıkıca sarılırken. "Aleykümselam, gelin gelin oturun şöyle." Dedi Boran hiç şaşırmamış aksine bekliyor gibi. Yasmin üstündeki kabanı çıkararak duvara asılı askıya taktı çantasıyla. "Hiç öyle bakma kuzum öğlen arası yemeğine kocan buraya çağırdı özellikle napalım." Dediğinde kocasının yanına geçecekti ki Binnaz Ve Sehnaz Hanımı farkedince ayıp olmasın diye gidip selamlaştı hemen ardından kocasının yanına gidip oturdu masada. Boran'ın yanına ilerleyip sandalyesine koydum ellerimi arkasında durarak. "Sorun değil de beklemiyordum ondan öyle şaşırdım." Dedim gülümseyerek. "Hoş geldiniz." O sıra kızlar yukarı çıkmak için gittiler mutfaktan. Diljen içeri girdiği sıra iki hizmetli daha gelmişti yardım için. Çayları aldılar misafirler için hala daha geliyorlardı tabiki. "Size önce çay mı vereyim yoksa yemek mi yiyeceksiniz?" Diye sordum. "Gece bacım vallahi kurt gibi açım ya." Dedi Bahoz elini karnına vurarak. Yasmin'i omzundan tutarak çekti hemen ardından, "Karımda aç, o hiç aç kalmasın zaten." Derken gözleri parlıyordu. Yasmin'e kaş göz yaptığımda Bahoz'a hamile olduğunu söylediğini anladım ama bize söylemeyene kadar sesimizi çıkarmayacaktık elbette. Benle Diljen dışarıdaki yemekleri yavaş yavaş tabaklara almaya başladığımız sıra salataları içeri taşıdım ben, masaya bıraktığımda geri çekilecekken Boran elimi tuttu, "Sen otursana halleder kızlar yorma kendini artık." Dedi kısıktan. "Sorun yok iki tabaktan bir şey olmaz." Dedim. "Yemek var dediler geldik!" Diye pat diye dalınca içeri Özgür irkildik hepimiz elimizde olmadan. Boran sabır çekerken Özgür kadınları farkederek efendi gibi özür dileyip masaya geçti ve Bahoz'un karşısına oturdu. "Bunu da mı çağırdın Boran." Dedi huysuzca Bahoz. "Aşk olsun bebeğim niye öyle diyorsun, ne demişler dayak gördün mü kaç yemek buldun mu ye." Güldüm ister istemez. "Hanımım Alaz Ağa ile karısı da geldi." Diyen Diljen elindeki tabakları bıraktım şaşkınlıkla. Noluyordu yahu. Dışarı yöneldim hemen. "Hoş geldiniz," dedim hemen karşılayarak. Alaz Ağa başıyla selam verirken, "Hoş bulduk." Dedi. Maria'ya sarıldım hemen. "Hoş geldin sende." Sıcacık bir gülümseme ile karşılık verdi bana. "Hadi üşümeyin mutfağa geçelim şimdilik." İçeri gectiğimizde onlarda montlarını askılığa astı. Allahtan mutfak ferahtı diye sevindim bir an. Alaz Ağalarda selamlaşırken Özgür'ün tarafa oturdu onlarda. Binnaz Hanım ve Şehnaz Hanım fısır fısır konuşuyorlardı bize bakarak, elbette iyi olmadıkları kesindi. O sıra mahalledeki kadınlarda geliyorlardı ama onları kızlar yönlendiriyordu yukarı. Mara'yı çıkarmalarını beklemiştim bu sürede ama Lalezar anne Mara kendisi çıkmak istemiyor demişti, bu kızın sonu ne olacaktı cidden merak ediyordum. O sırada kapıyı açık mı buldular bilmem yol geçen hanı gibi bu sefer Merih ile yanında bir de kız geldi. Mutfağa girdiklerinde bu kadar kalabalık beklemedikleri kesindi. "Yengem yine döktürmüşsün diye duydum." Dedi gözleri parlayarak masaya bakarken. "Geçin sizde oturun o zaman." Diye yönlendirdiğim sıra kızı bizle tanıştırdı. "Abimler tanıyor zaten benim Üniversiteden arkadaşım Ela o da staj için bizim şirkette işe başladı dün. Bugünde öğlen yemeğini burada yiyelim dedik. Kaçıramazdım asla." Kız oldukça tatlı bir kızdı hele de bana bakıp çekingen bir şekilde gülümserken. "Tanıştığıma memnun oldum Ela, hadi geçin oturun." Masaya geçtiklerinde Maria'nın yanına Ela onun yanına Merih oturdu. "Ee, Merih senide bir evlendirelim artık değil mi oğlum yok mu şöyle güzel bir kız yanına." Dedi arkamdan masada oturan Binnaz halası. Ela'nın kaçamak bir bakışla Merih'e bakarken gülümsemesini yakaladım, o an içime bir şey oturdu sanki. Evet Hevdem ile ayrıydılar ve ikisi farklı insanlarla konuşabilirlerdi ama bana niyeyse tekrar birlikte olurlarmış gibi gelirken sanırım Merih'in yanında birini görmek pek iyi hissettirmedi. Sanki kardeşim ihanete uğruyormuş gibi. Hâlbuki oldukça yanlıştı düşündüğüm, ortada öyle bir şey yoktu. "Benim kızlarda var bak en iyisi tanıdık almaktır oğlum Vallahi." Şehnaz hanımda kendine yol yapıyordu o sıra. Elimde bir sıcaklık hissettiğimde Borandı bu. "Otursana yavrum." Dedi sandalyeyi göstererek. Başımı olumsuzca salladım. "Geceee," diye neşeyle bağırarak Renas girdi birden mutfağa. Girdiği gibide gelip sarılmıştı karnıma. "Ya ben sana kurban olurum ya." Diyerek sıktım yanaklarını, eğildim öptüm saçlarından. "Sen hangi ara geldin üzerinide değiştirmişsin aferim benim bebeğime." Ben onu severken Boran tuttu bacaklarının arasına çekti onu, hırpalayarak sevmeye başladı. "Yenge ben sevmediğimi almam senin kızların benim kardeşlerim gibidir olmaz öyle." Diyen Merih'le yüzü düştü Şehnaz Hanımcığımın. "Ben çok acıktım Gece," diyip dudaklarını büzen Renas yüzünden bende dudaklarımı büzdüm. "Oy yerim ben seni, geç otur Maria ablanın yanına tabağını getiriyorum sana ben." Onunda tabağını getirdiğimde kızlar ayranları dolduruyordu. "Selamünaleyküm gençlik!" Diye bu sefer Zara girdi içeri pat diye. Bizi beklemiyor olmalı ki gözleri faltaşı gibi açıldı. "Ay özür dilerim Vallahi beklemiyordum burada olacağınızı." Dedi dilini ısırırken. Boran sabır dileyerek döndü önüne. Bugün niye herkes bağırarak giriyordu bu mutfağa anlamamıştım. "Densizlik diz boyu." Binnaz Hanımın söylenmeye başlayacağını anlayacağı an elini öptü yatıştırmak ister gibi. "Daha fazla dayanamayacağım," diye gelen ses Hevdem'e aitken mutfağa girmeden girişe çuval gibi bıraktı kendini acıyla inleyerek. "Hevdem n'oldu," dedim endişeyle ona adımlarken. Girişin basamağı yüksek olduğundan inerek karşısına geçmiştim ki bunu beklemediğinden kalkmaya çalıştı yerden. "İyiyim abla iyiyim." Dedi ama yüzü kireç gibiydi. Elimi tutarak ayağa kalktığı sıra onu mutfağa soktuğum da Boran da ayağa kalkmıştı. Hevdem gördüğü kalabalıkla en çokta Merih ve yanındaki kıza bakarken şok geçirmişti kısa süreli. "Yenge hiç sorma aylardır karnım ağrıyor karnım ağrıyor diye diye mahvoldu." Dedi Zara sinirle. Daha kötü oldum, Hevdem Zara'ya uyarırcasına bakarken, "Saçmalama!" Dedi dişlerinin arasından. "İyiyim gerçekten soğuk sıcak hava değişiminden sancı yapıyor ondan." Diye açıklama yapsada yetmedi bana. Boran yerine geri çökerken, "Geç otur sıcak çorba iç o zaman kendine gelirsin." Dedi sıcak bir ifadeyle. Hevdem masaya göz attı bizi zorlukla onaylarken Bahoz'ların tarafa geçip yan yana oturdular Zara ile ama Hevdem benim tarafta oturuyordu. Bahoz başa geçip oturdu yer açıp rahat olmak için, yukarı kaydı oturma şekli. Bir ucunda Bahoz otururken bu ucunda Boran oturuyordu. "Tamam herkes geldi hazırda sayılırız başlayalım mı yemeğe." Dedi Bahoz sabırsızca. "Başlayın tabi başlayın Ferman da gelir birazdan." Demesi ile şokla baktım Boran'a, noluyordu ya. "Aş evine döndük iyice iyi mi." Dedi Özgür kısıktan masanın başında Bahoz diğer yanında da Alaz Ağa otururken Özgur özgürce hareket edemiyordu. "Ev benim evim Özgür!" Dedi Boran ağzını bozmak istemeyerek. "Siz şimdi yemeyeceğinize emin misiniz?" Diye sordum Binnaz Hanımlara ancak burun kıvırdılar. O sıra Lalezar anne girdi içeri telaşla. "Hepiniz hoş geldiniz afiyet olsun." Dedi sevecen haliyle. "Aferin oğluma aferin ben dedim çağır gelsinler diye." Dediğinde anlamıştım olayı. Hep bir ağızdan sağ ol nidaları dökülmüştü. "Sende otur yemeğini ye kalkıp iş yapma artık Kur'an başlatılınca çağırırım ben seni." Diyip sırtımı sıvazlamıştı. Ardından arkada kalan ikiliye döndü, "Sizde kalkında yukarı çıkın ayıptır hayde sanki iş gördüğünüz var burada." Diye diye ikiliyi alıp götürdüğünde inanılmaz rahatlamıştım. "De hayde başlayın o zaman afiyet olsun." Dediğinde Boran, herkes yemeğine başlamıştı. "Sen var ya sen yapıyorsun bu işi helal olsun sana." Dedi bana Özgür, etleri pilava daldırıp yerken. "Afiyet olsun Özgür," dedim gülerek. "Bu hep böyle Alaz alış yani kardeşim boşa bakma." Diyince Bahoz Alaz Ağa bakışlarını çekti Özgür'den. "İyi birine benziyor aslında," dediğinde Alaz Ağa Özgür'ün göğsü kabardı birden. "Konuşmadığı sürece sıkıntı yok." Dediğinde ise söndü Özgür. "Bak Alaz Ağam sen beni daha tanımıyorsun bir tanırsan seversin aslında öyle deme." Dedi Özgür ancak Alaz Ağa pilavını yerken dönüp bakmadı bile yinede bıyık altından gülüşünü herkes yakalamıştı. "Yemeğini yesene bebeğim." Boran'ın kısık sesiyle ona döndüm gülümseyerek. "Çok aç değilim yiyorum zaten." O sırada Özgür Alaz Ağa'ya ne dediyse Ela kahkaha attı birden Maria ve Yasmin'de gülüyordu kaçırmıştım olayı. "Ya bence çok tatlı değil mi Merih." Dedi omzunu Merih'in omzuna vurarak Ela. Hevdem'in onlara bakarken yutkunarak önüne döndüğünü farkettim, ikili diken üstünde gibiydi. "Ela sen İstanbul'a gitmiyor muydun ya niye kaldın burada şimdi." Zara'nın oldukça net ve soğuk bir tavırla sorduğu soruyla Ela kaldı bir an için. Dikkatli bakarsak Zara'nın kankalık görevlerini yerine getirdiğini görebilirdik. "Niyeyse niye ne yapacan!" Dedi birden sertçe çıkışarak Merih. Zara yerine sindi kaşlarını çatarak. Ela elini Merih'in koluna koyup okşadığında Hevdem'in başı eğik halde nasıl da yutkunamadığını gördüm. Canı yanıyorsa niye bu haldelerdi o zaman.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE